Reklam
Reklam

Sinan Yağmur "Binlerce aşk tarifi var, herkes arif olduğunca bilir, arifse de zaten susar."

Aşkın Gözyaşları kitabının yazarı Sinan Yağmur'la sıcak, samimi, insana huzur veren bir röportaj yaptık. mutlaka okuyun. siz de benim gibi aynı şeyleri hissedeceksiniz.

Sinan Yağmur
Bu içerik 3135 kez okundu.
Reklam

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

Biraz sizden Sinan Yağmur’un hayat hikâyesini dinleyebilir miyiz?

1965 Kırşehir doğumluyum. Çiftçi bir ailenin 12 çocuğundan birisi olarak büyüdüm.  Lise son sınıfta öğrenci iken gördüğüm bir rüya ile aşka yolculuğum da başladı. Konya’da yükseköğrenim yapmaya karar verdim. İşte o karardan sonra Mevlana’nın kabrinin bulunduğu şehirde Mevlana’yı merak etmeye ve öğrenmeye başladım. 20 yıl süren okuma- dinleme-araştırma süreci sonunda daha önce aklımdan bile geçmeyen yazarlık hayatımda başlamış oldu. 2004 yılında basında geçen iddialara bir cevap niteliği başlayan ilk kitabım Tennure ve Ateş Hz. Mevlana kitabım yayınlandı. Sonrasında diğerleri geldi. 2010 Yılına kadar yaşadığım şehirde hatta öğretmenlik yaptığım okulda bile yazar kimliğim ile bilinmiyor tanınmıyordum. Taa ki Aşkın Gözyaşları Tebrizli Şems kitabına değin.

En çok okunan kitaplar arasında, Aşkın Gözyaşları, Şems Tebriz-i, Mevlana, Kimya Hatun var. Sizce bu kitapları bu kadar çok okutan nedir?

Aşkın Gözyaşları serisindeki kitapları reklamsız tanıtımsız milyonlarca insanın okuması hak ve hakikate susamışlık olabilir. Yazılanların kalplerde tesir bulması, kulaktan kulağa yayılması.

Okuyanın kendini mutlu ve huzurlu hissetmeye başlaması eşine, dostuna bu kitapları hararetli bir şekilde tavsiye etmesi. Arda Turan başta olmak üzere tanınan birçok ünlünün bu kitapları okuyunca ne derece mutlu olduğunu kamuoyu ile paylaşması ve gizemli kalan Şems’in tasavvufi sesi ile yüreklerde yankı bulması.

Takılarınızda Çift vav var. Bunun özel bir nedeni var mı?

Mor Yelek ve Vav kolye ön plana çıktı ve halk benim ismimi Mor Yelekli Adam diye nitelendirdi. Vav takıları yüzüğümde kolyemde ve yeleğimde kullandıktan sonra bir Vav takı furyası da başlamış oldu. Ben Vav’ın hikmetini ortaya çıkarmadım. Zaten Vav biliniyordu ben sadece hatırlatmış oldum. Vav; kulluk bilinci, haddini bilme ve içsel ayar demektir. Vav kimseye tepeden bakma, kendini bil, kimseyi küçük görme vav gibi eğilip bükülensin, acılarda kıvranansın ve fanisin bunu unutma demektir. Anne karnında başlayan vav misali yolculuğun mezarda yine vava dönüşerek son bulur hatırla ama unutma.

Öğretmensiniz. Biraz da eğitimci kimliğinizden konuşalım mı?

ÖNCE VEFA SONRA SEFA.

Soruyorlar:” Başarınızı neye borçlusunuz?”

Hayat boyu ulaştığım tüm başarılar önce Allah’ın nusreti sonra öğretmenlerimin katkısı ile olmuştur. Ömrümde üç kahramanım vardır; üçü de öğretmenlerimdir. İlkokul öğrenciliği yıllarımda hayatımda ilk aldığım hediye bir kitaptı. İşin tuhaf tarafı elime de ilk kez bir kitap alıyordum. Teneffüsse çıktığımızda öğretmenim Hanefi Karakoç bahçede bir ağacın altında kitap okuyordu. Şaşırmıştım’ Öğretmen olmuş bir meslek kazanmış ya hala ne diye kitap okur ki?’ diye kendi kendime hayretle sormuştum. Çünkü bizim için kitap okumak bir mesleğe kavuşana kadardı yahut sınavlara göre kitap okumalıydık…

Bir ara başını kitaptan kaldırıp bana baktı. Göz göze gelmiştik. Beni yanına çağırdı. Neden kendisine tuhaf tuhaf baktığımı sordu. Söyledim. Tebessüm etti ve “Kitap okumak meslek, imtihan için değil insan kalabilmek, aydınlanmak ve aydınlatmak için okunur. Kitap okumanın ne bir meslekle alakası vardır ne de insanın yaşı ile. Okumak alışkanlık değil, aşktır. ”diye devam etti. Sonrasında sordu: ”Sen hiç kitap okumuyor musun?

 “Neden sustun?”

“Okumuyorum çünkü hiç okuyacak kitabım olmadı.” Elleri ile saçlarımı okşadı. İçimi ısıtacak

Bakışlarla devam etti.

“Madem öyle ilk kitabın benden olsun. Bu kitap bitmek üzere, onu sana hediye edeyim.”

O gün okul çıkışı koridorda beni bekliyordu. Uzattı kitabı. Hayatımın ilk kitabını koynuma alıp eve gelmiştim. Yaşar Kemal İnce Memed.

O akşamdan sonra kitap okumadığım hiçbir günüm gecem olmadı. Ve okuduğum yazdığım her kitapta Hanefi Karakoç öğretmenimin o ılık bakışı tatlı tebessümü vardır.

Soruyorlar:” Sinan Yağmur yazarlığa hayatına ne zaman başladı?”

Değil midir ki, yazarlık kalbini kalemin ucundan kâğıda akıtmaktır. Yazarlığa lise 2. Sınıf öğrencisi olduğum dönemde başladım. Ve yazmak kapısını bana aralayan kahramanım yine bir öğretmenimdi. Lise yıllarımda edebiyat öğretmenim rahmetli Bekir Sami Özbalcı petek petek doldururken yürek kovanımızı yazdığım kompozisyona verdiği hediye ve takdir edici sözleri ile artık yazmam gerektiğini ve gelecekte kitapları çok okunacak bir yazar olacağıma inandığını belirterek kaderimin cümlesini söylemişti tahta önünde tüm sınıf arkadaşlarımın içinde:

“Eğer bu okuma ve yazma sevgini köreltmez devam ettirirsen ben inanıyorum ki yazdıkların

Herkesçe okunacak ve dualar alacak bir yazar olacaksın! Yazı yolu dikenle çalıyla doludur, seni aşağılayacaklar, yakınların alay edecek, arkadaşların inanmayacak ’Haydi sen git işine!’ diyecekler. Sakın pes etme! Kalbine güven, kalemine sığın ve kâğıtlarla dertleş!” Merhum

Bekir Sami hocam haklı çıkacaktı.

Yazdıkça rahatlayan ben seneler sonra yine üçüncü kahramanım öğretmen arkadaşım Ahmet

Güzel’in sitem dolu sözleri kinayeli bakışları ile içim sarsılacak ve 25 yıllık birikimi kitaplaştırmaya karar verecektim.” Sinan hocam bunca birikimi ne diye insanlarla paylaşmazsın. Hani Yunus Emre diyor ya ’Biriktirdiğin, sakladığın senin değildir, paylaştığın senindir!’ İyi ki beni bana getirdin Güzel Ahmet öğretmenim.

Soruyorlar: “Sinan Yağmur kimdir?”

Ben bir öğretmenim. Ve Rabbim lütfetse dünyaya bin kez de gelsem yine öğretmenlik derim, yine öğretmenlik…

2004 yılında ilk kitabınız yayınlandı fakat sizi geniş kitlelere Aşkın Gözyaşları tanıttı. Tanınmak sizde neleri değiştirdi?

Tanınmak hayatımda olumlu değişiklikler getirdiği gibi olumsuzlukları yaşamayı da öğretti.

Maddi anlamda hayatımda yenilikler oldu fakat çok yorulmamı da yanında getirdi. Yalnızlığı, sade bir hayatı özlüyorum. İnsanlar beni olduğumdan farklı görmeye ve konuşmaya başladılar. Beklentileri arttı. Ve bu da beni ruhen çok yıprattı. Gündemde göz önünde olunca nazar ve sözler de size ağırlık veriyor. Dönüp geriye baktığınızda bazen eski günlerimi özlediğim olmuyor değil. Türkiye gel gitler ülkesi arada boğulmalar da yaşıyorsunuz.

Kitaplarınızda Mevlana ve Şems Tebriz-i ya da Kimya Hatun hakkında yazmadığınız şeyler oldu mu? Olduysa neden yazmadınız?

Bildiğimi yaşadığımı içeme akanı kalemin ucundan kâğıda dökerken şurayı yazmayayım dediğim olmadı olamaz da kalbimin hacmi kalemin nasibi ne kadarsa yazmaya çalıştım. Çelişkiler yok ancak netice de beşeriz eksik kalanlar olabilir. Bu eksiklikler de kastımın dışındadır.

Bu kitaplar ne kadar sürelik bir çalışmanın ürünü?

Seneleri içine alır. Beynimin uyuştuğu elimin titrediği yazılarda takvim hesabı değil takdir endişesi taşırım.

Aşkı siz nasıl tanımlıyorsunuz?

Aşk tanıma sığmaz. Yaşanır yaşayan da tarif derdi taşımaz. Binlerce aşk tarifi var, herkes arif olduğunca bilir, arifse de zaten susar. Hal dilinin kelimelerle oyunu olmaz.

Biraz da projelerinizden konuşalım.

İnsanı insana hatırlatmak adına şehir şehir ilçe- köy dolaşarak okuma sevgisini, aydınlanma yolunun kitaptan geçtiğini anlatmak için gençlerle buluşmaya okullarda okuryazar kucaklaşmasına çalışıyorum. Yunus Emre misali sevgi asması dikmeye gayret ediyorum. 81 ilimize de gittim, 957 ilçenin yarısını tamamladım. Binlerce okula söyleşiye giderek bir iz bırakmak geleceğin edebiyatçılarına bir parmak kültür balı sürmek için yollardayım. Yeri geliyor günde 5 okulda oluyorum. Yazarlık atölyeleri kurmaya gayret ediyorum. İnsanlık projesinde bir nebzecik katkım olur ve gök kubbe altında hoş bir sada bırakabilirsem ne mutlu.

Çok teşekkür ediyorum.

Ben teşekkür ederim. 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik