Reklam
Reklam

Macaristan- Budapeşte

Macaristan’ın başkenti Budapeşte’yi, televizyonda bir gezi programında seyretmiştim. Büyülenmiştim adeta. O gün karar vermiştim, mutlaka gidip görecektim. Önce gezi için bir tur bulmam gerekiyordu. Öyle bir tur bulmalıydım ki, başka bir ülkede de, kendi ülkemdeymiş gibi rahat etmeliydim. Hiç kimse yoğurdum ekşi demez elbette. O yüzden biraz araştırma yapmak istedim. Ve bir tur gözüme ilişti.

Macaristan- Budapeşte
Bu içerik 922 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

Gezgin: Onur Sancak

 

 

 

 

Macaristan’ın başkenti Budapeşte’yi, televizyonda bir gezi programında seyretmiştim. Büyülenmiştim adeta. O gün karar vermiştim, mutlaka gidip görecektim. Önce gezi için bir tur bulmam gerekiyordu. Öyle bir tur bulmalıydım ki, başka bir ülkede de, kendi ülkemdeymiş gibi rahat etmeliydim. Hiç kimse yoğurdum ekşi demez elbette.

O yüzden biraz araştırma yapmak istedim. Ve bir tur gözüme ilişti. Gidip görüşmekte fayda var diye düşündüm. Çünkü tur programında yazılanların tamamını orada görmek ve yaşamak istiyordum. Çünkü yurt dışına gitmiş insanlardan hayal kırıklığıyla ilgili o kadar çok hikâye duymuştum ki, gerçekten tedirgin olmuştum. Ankara çıkışlı bir tur olması tercihimin en başına yerleşmesine neden oldu.

Çünkü seyahate giderken rahatlık benim için çok önemli. Bu turun bana bu rahatlığı sağlayacağını hissettim. Ankara çıkışlı olması benim için çok büyük bir avantajdı. Ankara’da yaşayan birisi için İstanbul’a gidip oradan bu geziye katılmak hem daha masraflı hem de vakit açısından oldukça zordu.

Tura katılmak için görüşmeye gittiğimde, sıcakkanlı karşılanmada benim kararımı kolaylaştırdı. Oradaki arkadaşın güven veren konuşması rahatlamamı sağladı. Sonuçta başka bir ülkeye gidecektim. Vazgeçtim haydi yarın döneyim deme şansımda yoktu. Ülke içinde bir yer olsa belki bunu yaparsın, tüm gemileri yakar çeker gelirsin de başka bir ülkede bunu yapmak çok zordu.

Turun hoşuma giden uygulamalarından birisi de, geziye gitmeden iki üç gün önce katılımcıları topluyor ve onlarla bir toplantı yapıyordu. Orada yapılacaklar, ne tür giysiler alınacak, oradaki hava durumu hakkında bilgiler veriliyordu. Yaz olmasına rağmen Avrupa’da ki yağışlı hava göz önüne alınarak yağmurluğunuzu mutlaka alın denildi.

Bu benim için iyi bir hatırlatma oldu. Avrupa’nın yazın bile yağmurlu olduğunu biliyordum. Ama bu detayı atlayabilirdim belki. Bu hatırlatma tedbirli olmam gerektiğini gösterdi. Hoşuma giden şeylerden birisi de buydu. Bu da beni mest etti doğrusu. İçimdeki kaygıları çok aza indirdi.

Tuna nehrinin geçtiği en güzel şehir Budapeşte. Tuna'nın incisi de diyorlar. Buda ve peşte olmak üzere iki ayrı yakadan oluşuyor. 150 yıl Osmanlının hüküm sürdüğü bu topraklarda bizden bir çok eser ve dillerinde yüzlerce kelime var. Başta Estergon Kalesi olmak üzere birçok yerde yaşanmışlıklar mevcut. Osmanlıdan kalma hamamların yanları bugün termal otel olmuş durumda. Genelde ressamların yaşadığı nev-i şahsına münhasır Szentendrei kasabasıyla , Aslanlı köprüsüyle, parlemento binasıyla, kraliyet sarayı ve daha bir çok eseriyle özellikle gece seyir zevki veren bir şehir konumunda.

                Tereddütsüz tura katılma kararıyla kaydımı yaptırdım. Elbette sabırsızlıkla gideceğim günü bekliyordum. Vakit geçmek bilmez ya, hakikaten geçmek bilmiyordu. Turun ofisinin önünde buluşacaktık. Oturduğum yer itibariyle bu da benim için çok kolay oldu. 20 Temmuz 2008 tarihinde sabah turun ofisinin önünde bizi bekleyen otobüse gittim. Oradan hava alanına transfer olacaktık. Heyecan içindeydim. Aynı grup otobüsün içindeydik ama kimse kimseyi tanımıyordu elbette. Küçük gülümsemelerle birbirimizi selamlamıştık sadece. İlerleyen saatlerde kalıcı dostlukların olacağını kim bilebilirdi ki? Gerçekten çok ama çok güzel dostluklarla ayrıldım oradan.

 

Rehberimiz de güler yüzlü, sıcak yaklaşımıyla karşıladı bizi. Onu görünce içim rahatladı. Neredeyse bütün tereddütlerim bitti diyebilirim. Uçakla İstanbul’a gittik. Heyecanım daha da arttı. Bambaşka bir ülkeye, bambaşka bir kültüre, bambaşka insanlara merhaba diyecektim. Kendi dilim dışında başka bir dil konuşulan bir ülkede, insanların mutluluklarını, sevinçlerini, heyecanlarını, belki de aşklarını kendi dillerinde söylemelerine tanık olacaktım. Söyler misiniz nasıl heyecanlanmayacaktım? Bu mümkün değildi. Duygularımı anlatmak o kadar zordu ki, ancak bunu yaşamak gerekir diye düşünüyorum.

İstanbul’dan uçakla Budapeşte hava limanına indiğimizde başka bir dünyanın kapısını aralamış gibi hissettim. Başka düşler görecek gibiydim sanki bu ülkede. Ve güzel bir şehir turu yaptık. Yaz mevsimi olmasına rağmen ilk gün biraz yağmur yağdı. Bu Avrupa’da sık görülen doğal bir durumdu. Tur tarafından hatırlatılan yağmurluğum gezimi rahat bir şekilde tamamlamamı sağlamıştı. Beni en çok etkileyen şey orada Gül Baba türbesinin olmasıydı. Çok etkilenmiştim. Başka bir ülkede, böyle bir türbeyle karşılaşmak şaşırtıcıydı. Bir o kadar da güzel. Kemal Atatürk Caddesi beni daha da şaşırtmıştı. Başka bir ülkede Ulu Önderimizin adını bir caddeye vermişlerdi. Şaşırmam çok doğaldı doğrusu. Çok da duygulanmıştım.

Elimdeki tur kâğıdında yazılan her yere götürecekler mi diye tek tek işaret koyuyordum. Tek bir yeri atlamadan devam ediyorduk. Çok mutluydum çok.

Ben gittiğim her yeri fotoğraflamayı çok seven birisiyim. Ve orada bol bol fotoğraf çektim. Daha sonra bu gördüğüm yerleri anımsamak ve hafızamı tazelemek istiyordum. Bunu iyi ki yapmışım şimdi çektiğim bu fotoğraflara tek tek bakıyor ve yeniden orada olmayı çok istiyorum. Tadı damağımda kaldı denir ya, gerçekten bu gezinin tadı damağımda kaldı.

Köprüler beni çok etkilemişti. Arka arkaya birçok köprü. Buda ve peşte kısmını birbirine bağlıyordu. Buda eski taraf, Peşte’yse yeni kısımdı. Elizabeth Köprüsü, Zincirli Köprü beni büyülemişti. Sen Nehri’nde yapılan tekne turu gerçekten anlatılmaz ve yaşanır. Geçerken Parlamento Binası’nın ihtişamlı görüntüsü beni benden aldı. Budapeşte’de mimariye hayran kaldım. Keşke daha çok zamanım olsa her yapının önünde saatlerce vakit geçirebilsem diye düşündüm. Ama bu eşsiz güzelliği görebildiğim için kendimi çok şanslı hissediyordum.

Kahramanlar meydanından hiç ayrılmak istemedim doğrusu. Ne kadar etkilendim anlatamam. Çok güzel ve görülmesi gereken yerlerden bir tanesi de orasıydı. Gellert Tepesi’nden Budapeşte’yi seyretmek çok güzeldi. Saatlerce bakabilirdim gözümü kırpmadan.

Vaci Caddesinde alışveriş yaptım. Saatlerce dolaştım. Ve bir kafede turumuzdaki grupla, oturup kahve içtik. O kadar gezmiştik ama hiç kendimi yorgun hissetmiyordum. İnsan mutlu olduğu zamanlarda galiba kendini çok dinç hissediyordu. Olumsuz duygular siz mutsuz olduğunuzda size yapışıp kalıyordu. Orada olumsuz hiçbir duygu hissetmediğim için hep mutluydum.

Dünyanın başka bir yerinde buluşmak üzere sevgiyle kalın.

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik