Reklam
Reklam

On Sekiz Yaşımla Gelen İlk Özgürlüğüm

O an, gençlik yıllarıma döndüm ve gençliğin verdiği heyecanla çok da farkına varamadığım, ilginç bir dönem yaşadığımı fark ettim. Zaman tünelinden geçer gibiydim.

On Sekiz Yaşımla Gelen İlk Özgürlüğüm
Bu içerik 1756 kez okundu.
Reklam

 

 Yazan: Aynur TAŞCI

 

 

Kurban bayramında, Konya’ya ailemi ziyarete gittiğim zaman kardeşimin 15 yaşındaki kızı “Halacığım, sen Konya’daki ilk kadın şoför müşsün doğru mu?” diye sordu. O an, gençlik yıllarıma döndüm ve gençliğin verdiği heyecanla çok da farkına varamadığım, ilginç bir dönem yaşadığımı fark ettim. Zaman tünelinden geçer gibiydim. 2010 yılına geldiğinde kardeşimin doğum günümde yazdığı mesaj gözümün önünde canlandı.

“Aramızda 10 yaş fark olunca, kardeş olarak oyun paylaşımımız fazla olmadı. Babam sürekli Konya dışında olduğu için o yıllarda, benim seni bir süre babam sandığım durumlar da olmuştu. Belki de bu durum senin o yıllarda Konya’nın ilk kadın şoförlerinden birisi olmandan kaynaklanmıştır. 3 yıl nasıl geçti bilmiyorum” diye devam eden mesajı beni çok etkilemişti. O yılları düşündüğüm zaman 2000’li yılların jenerasyonundan çok farklı bir 18 yıl geçirdiğimi anladım.

Konya’da yaşadım 18’imi. Benzin, yağ ve et kuyruklarının çok, sokaklarda arabaların az olduğu, park sorununun ve AVM’lerin olmadığı bir zamandı. Annem, Türkan Şoray ve Ayşecik filmlerini izlemek için sinemaya ve arada bir gelen, kadınlar matinesindeki konserlere beni de götürürdü. İlkokula henüz gitmezdim, sinema ve sanat dünyasına dört yaşımdan itibaren izlediğim filmlerle başladığımı hatırladım.  Annem acıklı sahnelerde ağladığı zaman nefret ederdim Ayşecik filmlerinden. O yaşlarımda, “Şoför Nebahat” filminde ilk defa kadınların da araba kullanabileceğini görmüştüm.

Biraz daha geçmişe dönecek olursak; ağabeyim İstanbul’da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde okuyor ve babamda işi gereği şehir dışında çalışıyordu. 1972 senesinde merkezi Ankara’da bulunan özel bir inşaat şirketinden teklif gelince o zamana kadar çalışmakta olduğu Karayolları kurumundan istifa etti, “Etüt Plan Proje ve Şantiye Şefi” olarak genellikle havaalanı ihalesi alan bu yeni şirkette işe başladı. Bu süreç, şantiyeci bir babanın kızı olmanın zorluklarını, sabır, sorumluluk ve hasret kavramlarını öğretti bana. Bayram tatilinde Konya’ya geldiği gün babamın “senin de araba kullanma zamanın geldi” dediğini duyduğum anda, birden çok heyecanlandım,  çok mutlu oldum. Önce şaka yaptığını sanıyordum. Annem için söyleyemem ama babam kız çocuk – erkek çocuk ayrımı yapmazdı. Annem de gittiği kadın günlerinin ve kalıplaşmış çevrenin etkisiyle kızların yapması gereken hizmetleri sürekli hatırlatma durumundaydı.

1981yılının, 1 Eylül’ünde gece 01: 00’de 18 yaşıma girdiğimde fiziken ve ruhen üzerimde hiçbir değişikliğin olmadığını anladım. Aynı ev, aynı eşyalar, her şey aynı, sadece reşit olmuştum. Reşit olmak, benim için ehliyet başvurusu yapabilmek anlamına geliyordu.  Bu durum yalnız benim için değil, yaşadığım sosyal çevre içinde “ilk” olmamdan o zamanlar habersizdim. Günü geldiğinde emniyetten bir dosya çıkarmaya gittik. Önce tuhaf karşılandım. Söylediklerine göre Konya’da ehliyet almak için müracaat eden ilk kadın şoför adayı olmuştum. Neredeyse çocuktum, ufak tefek ve sıskaydım. Sağlık raporu için ciddi anlamda heyetten geçiriyorlardı. Hadi sağlık raporunu aldınız diyelim, başvuru o kadar çok, bürokrasi öylesine yavaştı ki sınav tarihini almak bile kolay değildi.

O yıllarda şimdi olduğu gibi sürücü kursları yoktu. Emniyet Müdürlüğü’ne müracaat edip, dosya açıyorlar ve gün veriyorlardı. Şimdi nerede çalışmalar yapılıyor bilmiyorum ama o zaman Konya’da rampalar, tren yolları ve keskin virajlar yapılmıştı, trafik sınav ve çalışma pistine. Aynı yerde de sabah saatlerinde ehliyet sınavı yapılırdı. Herkes kendi arabasıyla sınava girerdi. Sanki araç muayenesi yapılır gibi, sınav heyeti araca binmeden sinyalleri, çamurlukları kontrol ederdi. Hatta çamurluğu düşmüş bir araç sınava alınmamıştı.

Eskiden arabaların el freni çok sert oluyordu nedense. Ben de Murat 124 ve Renault markalı arabalarımızla çalışıyordum sınav için. Sınav öncesi çalışmada avuçlarımın, el freni indirip kaldırmaktan su topladığını hiç unutamıyorum. Sınav günü trafik pistine babamla gittiğimizde hemen her çeşit aracın yer aldığı uzun bir kuyruk vardı. Dosya sıram öğleye doğru gelmişti. Babam, “aynalar, sonra sinyaller” diye hatırlatmalar yaptı. Sınav sırasında, biri sağ koltuğa, ikisi arkaya olmak üzere üç polis memuru arabama bindi. Ben gayet sakin babamın öğretileriyle sürüşe başladım. Bir taraftan beni soru yağmuruna tuttular. Nerede okuyorsun, baban ne iş yapıyor gibi. Ufak tefek olduğum ve en yakın ilkokul da evimize uzak olduğu için yaşıtlarımdan daha geç okula başladığımı, bu nedenle üniversite sınavına ancak şimdi hazırlandığımı anlattım sınav heyetine. Bu arada beni birinci U dönüşünden geri döndürdüler. Genelde oradan dönenler sınavı geçemiyordu. Bana da “yeniden gün al” dediler, oysa oraya kadar hiç hata yapmamıştım. Hemen:  “affedersiniz, nerede hata yaptığımı bilmek isterim; abim, babam beni sabırla çalıştırdılar” dedim. “Hatamı söyleyin ki bir daha ki sefere oralara da çalıştırsınlar” dediğimi de hatırlıyorum. “Hatan yoktu, bu işler böyle, burada hakları dolup yeniden dosya açtıran yüzlerce kişi var, sen biraz gider gelirsin” dedi içlerinden biri. Ben de kendilerine avucumun içini gösterdim,  “rampalarda çalışmak için böyle oldu, beni rampada ve en zor yerlerde sınava tabi tutun” dedim. Daha önce sınav sıramı beklerken duymuştum  “ya torpilin olacak ya da rüşvet yedireceksin”, başka türlü ehliyet almak zor diyorlardı. Torpil ve rüşvet o dönemde açılamayacak pek çok kapıyı açıyordu. Onlara “ben rüşvetle ve torpille ehliyet almak istemiyorum, hakkımla almak istiyorum” dedim, çok şaşırdılar. Çünkü 18 yaşında bir genç kız, böyle boyundan büyük laflar ediyordu.

İki ay sonra, sınav günü birinci U’dan yeniden döndüm. Ama bu sefer ehliyet almayı hak etmiştim. Bütün işlemler bittiğinde ehliyetimi aldım. Babam işi gereği şehir dışına çıkmadan önce trafikte annem yanımdayken, araba kullanabileceğimi söyledi ve Murat 124’ün anahtarını elime verdi. Ertesi gün annemi arkadaşlarıyla toplandıkları kadın günlerinden birisine götürmek için ilk kez trafiğe çıkacaktım. Ve o günde çok başarılı araba kullandığımı söyledi annem.

Konya’da bir “ilke imza atıyordum. Daha sonra tayini Konya’ya çıkmış yaşça benden büyük bir kadın doktor şehre geldi, uzunca bir zaman önce iki sonra üç kadın sürücü olarak Konya trafiğinde olduk.  Beni trafikte gören insanlar çok şaşırıyorlardı ve beğenilerini dile getiriyorlardı.

Ehliyet almak, ailemin bana verdiği en güzel hediye, 18 yaşında verilmiş en büyük ödül ve sorumluluktu. 80’li yıllarda diğer illere nazaran daha muhafazakâr olduğu bilinen Konya’da kız evladını erkek evladından ayırt etmeyen, çağdaş düşünceli bir babanın kızı olmak da bir o kadar gurur verici.

Her günkü gibi o gün de arabamı sürmek üzere annemle evden çıkarken her zaman olduğumdan daha farklıydım, sanki daha olgun ve daha özgüvenliydim. Babamın arabayı, her şeyden önce annemi ve kardeşimin canını bana teslim etmesi inanılmaz bir güveni gösteriyordu.

O zamanlardan bugüne kadar geçen 34 yılda binlerce kilometre yol kat ettim. Şehir içi ve şehirlerarası, gece, gündüz demeden daha çok gece yolculuğu yaparak geçen seyahatlerim oldu. Her zaman bana duyulan güvenin hayatımın her anında işe yaradığını onaylayarak büyüdüm ve şimdi 52 yaşıma geldim. 18 yaşımdan hafızamda kalan görüntülerden üçü şunlardı; üniversite sınavına hazırlanmam, annemin önemli bir hastalığı nedeniyle onunla ilgilenmem ve ehliyet alma telaşı.

Annemin, bildiği bütün duaları okuyarak yanıma bindiği anı dün gibi hatırlıyorum. O zaman 7 - 8 yaşlarında, şimdi 43 yaşında bir diş hekimi olan erkek kardeşim de muhtemelen o sıralarda beni babası sanıyordu.

1981’de 18 yaşımdayken ehliyetli olarak trafiğe çıkmayı hak ettiğimde ve kontağı çevirip arabayı çalıştırdığım zaman ÖZGÜRLÜĞÜME kavuşmuştum sanki. Ve hala bu ÖZGÜRLÜK YOLCULUĞUM devam ediyor...

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik