Reklam
Reklam

Emre Kınay “ Çok mütevazı olduğum söylenemez. Mütevazı değilim lanetim hatta “

Emre Kınay “ Çok mütevazı olduğum söylenemez. Mütevazı değilim lanetim hatta “
Bu içerik 2044 kez okundu.
Reklam

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

Emre Kınay’ın yaşam penceresinden neler görünüyor?

O kadar uzun bir cevap ki bu. Çok şey görünüyor.  Tiyatroyla ilgili mi ne görülüyor?

 

Yaşamla ilgili.

Yaşamla ilgili çok şey görünüyor. Bir sürü proje görünüyor. Kızı var çok önemli o görünüyor. Çalışmak ve aile yaşantısı var. Onun dışında başka bir şey görünmüyor.

Oyunculuk kararını ne zaman aldınız? Yoksa zaman mı sizi buraya getirdi?

Biraz tesadüfün böylesi durumu oldu. Ben hukuk okumak istiyordum. Avukat ya da savcılık hayalim vardı. Tiyatrocu bir anne ve babanın beşinci çocuğu olarak, öncesinde ağabeyim ve ablamda böyle bir durum yok. Ben hep ilgiliydim tiyatro ve sinemayla. Sinema yönetmenliği istiyordum başlangıçta edebiyat ve felsefe öğretmenimin etkisiyle tiyatro daha ağırlıklı olmaya başladı lise zamanında. Sonrasında konservatuara girdim kazanamadım, girdim kazanamadım artık askere gidecekken bir daha gireyim sonra askere gideyim dediğim zaman girdim kazandım ondan sonra da hayat böyle devam etti.

Eğitim oyunculuğun olmazlarından mı? Yoksa yetenek zamanla eğitimin açığını kapatır diyebilir miyiz?

Eğitim oyunculuğun olmazlarından çünkü yetenek performansınızın üzerinde etkili bir durum değil. Çok yetenekli olabilirsiniz ama sahne üzerindeki bir performansa iki buçuk saat boyunca o yeteneğiniz yetmez. Ne gerekir diksiyon gerekir, artikülasyon gerekir, fonetik gerekir, diyafram gerekir, el kol kullanımı gerekir, ifade kullanımı gerekir. Sahne kullanımı gerektirir, ışık kullanımı gerektirir dolayısıyla bunların her biri teknik olmazsa olmazdır sahne üzerinde. Sadece yetenek yetmez. Yüzde on yetenek kafidir gerisi çok çalışmak. Çok çalışmak, çok çalışmak başka bir şey değil. Çalışmaktan kastım işinizle ilgili çok çalışmak. Televizyon gibi değil tiyatro, sinema gibi değil tiyatro akan süre giden bir şey dolayısıyla eğitimi bir okul diploması gibi düşünmezsek, bir okuldan alınacak diploma gibi düşünmezsek eğer, eğitim mutlak ve mutlak zorunlu. Sanat zaten kendi başına  bir disiplin. O disipline uymanın da mutlak olmazsa olmaz kuralları var. O yüzden zorunlu.

Sinema filmi projeniz var mı?

Sinema filmini çekme projem var. Başka birinin filminde oynama durumum yok şu anda ama kendi filmimi çekme gibi  bir projem var.

Hep olmak istediğiniz projelerde mi yer aldınız? Bu projede benim ne işim var dediğiniz oldu mu?

Oldu tabi. Ama ne işim var dediğim öfke anında oldu. Kızdığım zamanlarda genelde belirli  sebeplerle kabul ettim projeleri hep. Kimini para kazanmak için kabul ettim. Kimini  çok sevdiğim için kabul ettim. O yüzden pişmanlığım olmadı. Ama ne işim var dediğim çok severek kabul ettiğim işlerde bile oldu televizyondan konuşursak. Tiyatroda ise pişman olduğum bir iki kere oyun oldu oynamaktan pişman olduğum ama on yedi yıl içerisinde bir bilemedin ikiyi geçmez.

Sık sık tereddütlerde kalıyor musunuz? Yoksa ani kararlar verebiliyor musunuz?

Ani kararlar verir hep uygularım sonucu hep beraber görürüz ne oluyorsa.

Başarılı bir dizide oynuyorsunuz. Bu başarıyı neye bağlıyorsunuz?

Seyircinin tesadüfen orayı zaplamasına  bağlıyorum. Çünkü öncesinde de bir sürü başarılı dizi yaptım onlar tutmadı. Bu başarılı dizinin tutması seyircinin ne bileyim o sırada zapa denk gelip, kalıp, izleyip alışkanlık haline gelip devam etmesi. Önceki yaptığım işlerde çok iyiydi. Tesadüf doğru zaman, yayın saati doğru, prodüksiyon doğru, yönetmen doğru, ışık doğru, ses doğru bunların hepsi etkili. Ona bağlıyorum. Bundan önce kalkan İstanbul şahidimdir çok iyiydi. Baba çok iyiydi. Üçüzler olmasa olabilirdi. Bir tek ona üçüzlere katılabilirim. Sitcom. Sitcom çalışmak zordur. Bir tiyatro gibi girersin  çeker çıkarsın. Tiyatro gibi canlı canlı yapılır. Arka arkaya kesmeden. Bu başarı bundandır diye bir kanım yok.

Sizin için sahne mi ekran mı? Hangisinde kendinizi daha iyi ifade edebildiğinizi düşünüyorsunuz?

Kendimi hangisinde daha iyi ifade edebileceğim projeler gelirse onda. Yani televizyonda iyi hissedeceğim şeyleri yapmaya çalışıyorum tiyatroda da. Tiyatroda daha zorunu seçiyorum. Daha zorlayacak şeyler seçiyorum. Televizyonda üretim ilişkisi arasında kar amaçlı, kar merkezli bir şey olduğu için orda seçiciliğimi üst düzeyde tutmuyorum. Tiyatroda para kazanamadığım için çok net bunda sakınca yok söylememde o tamamen bari istediğimiz hikâyeleri televizyonda kimi sebeplerle anlatamayacağımız hikâyeleri burada anlatmayı seçiyoruz.

Her projenin tutması sonucu elde edilen popülarite kalıcı mıdır? Sizce şöhret emanet midir?

Projeden kastınız yine televizyon mu?

Evet.

Televizyondan gelen şöhretin tamamı yalancıdır. Başkada bir şey söyleyemem. Kalıcı olmaz. Bir Picasso olmazsınız televizyondan gelen şöhretle. Rembrand olmazsınız. O hafta reytingi vardır dizi yayından kalktıktan üç ay sonra kimse sizi hatırlamaz. Sanat gibi bir şey değil. O yüzden sanat değil zaten. Zamana dayanıklılık parametresi yoktur televizyonun sinema gibi değildir. Tiyatro gibi değildir. Film çekersiniz kalır, tiyatro eseri yazarsınız bin yıllara kalır. Ama televizyonda o hafta pazartesi Salı için yaparsınız o hafta pazartesi başka bölüm yayınlandığı için o bölümde yaptığınız bütün aksiyonlar, bütün devinimler tamamen geçen haftada kalır. Total de sadece rol adınızı bilirler. Bir dönem geçince rol adınızı da unuturlar. Bir süre sonra sizin adınızı da unuturlar. seyirci unutmasa da olmaz. Seyrettiğini unutacak ki yenisine yer açsın.

Sanatçılar sevgi açlığı yaşıyor mu?

İnsanlar sevgi açlığı yaşıyor sanatçılar değil. Ben böyle şeylere inanmam. İnsanlar mutsuz. Ekonomik şartlardan mutsuzlar. Şehir kalabalığından mutsuzlar. Trafikten mutlu olan bir sanatçı bilmiyorum ben. Ama mutlu olan bir inşaat işçisi de bilmiyorum trafik yüzünden. O yüzden mutluluk mutsuzluk, aşk sevgi tutku tutkusuzluk bunların hepsi insana dair kavramlardır. Bir meslek çatısı altında birikmezler. Bir televizyon programında buna benzer bir şey sormuşlardı bana. O zamanda söylemiştim evliliklerde boşanmalarla ilgili bu güne kadar yapılan istatistiklerde o tiyatrocu evliliğinin bir tanesinde boşanma var. Ülke genelinde on evliliğin altısı boşanmayla bitiyor. Bu sanatçı evliliğinin toplumun evliliğine göre daha başarılı olduğunu gösteriyor. Mesela bu net bir görece kavram olmadığı gibi bunun diğerleri de net görece kavram değil. İnsanların olduğu yerde çelişki vardır. O yüzden meslek grubu içine sıkışmazlar.

Birazda oyununuzdan bahsedelim. Neler söylemek istersiniz?

Oyunumuz Belçikalı yazar Amelina tomb’un bir romanı aslında biz tiyatroyu kurmaya karar verdiğimizde Arif Akkaya ben Arzu Bigat Baril  bir iki arkadaşımız ne oynayalım diye çok uzun süre düşündük. Günlerce masanın üzerinde duran kara sohbete baktım oyun yazarı olmaması gerçeğiyle yüz yüze kaldım. Ve buna karar verdik. Benim için çok önemli. Romanı teatral biçimde yazmış dolayısıyla oyunlaştırmada zorlanmadık. Bir kadın olarak iki erkek hikâyesini son derece özgün tasarlamış ve tanımlamış bir kadın olarak. Sonrası hakikaten büyük başarı. Ama yaptığı insanla ilgili bir durum. O yüzden biz çok keyifli çalıştık oynarken de büyük keyif alıyoruz. Biz duru tiyatro olarak hep yapılmamışı oynanmamışı oynama gibi bir derdimiz var. Bu yüzdende amelina tomb bir ilkti. Bundan sonra buna benzerleri devam edecek. Türkiye de bu ilk defa oynandı bundan sonra oynanırsa bilemem. Yeni proje olarak tiyatroda Hamlet’i oynuyoruz. Ama Can Yücel’in çevirisiyle. Böyle bir hamlet sunacağız seyirciye. Çok keyif alacaklar. çok ritimli çok tempolu çok doğru düzgün söylenen bir Türkçeyle, çok iyi bir kadro var. Sinan Tuzcu var, vahide Gördüm var, Hakan Vanlı, Özge Özberk var, benim öğrencilerim var. Hamlet çok yapıldı. Ama Can Yücel’in çevirisiyle hamlet, bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin, to be or not to be yi yorumlayıp çeviri yapmaya çok cesaret edemedi kimse. Biz ona soyunduk. Şimdi onun provalarındayız. Sonra başka bir oyunumuz var. Arif sahneye koyacak bunu ben koyuyorum. Oynamıyorum. Bunda da ikimiz oynuyoruz. Böyle devam edeceğiz.

Güzel bir aile yaşamınız var. Aile hayatınız sanat yaşamınızı nasıl etkiliyor?

İyi yönde etkiliyor. Verimliliğimi artırıyor. Daha düzgün yaşadığım için daha çok çalışıyorum. daha düzenli çalışabiliyorum. Üretkenliğimi artırıyor.ben aynı anda bir sezonda üç tane farklı oyun oynuyorum. Üç tane oyun yönetiyorum. Bir televizyon dizisi çekiyorum. Ritim duygusu olmayan ilişkilerde bunların bir araya gelmesi çok zor bunun için son derece olumlu etkiliyor.

Mütevazılığınız takdire şayan, Emre Kınay özel yaşamında da göründüğü gibi midir?

Çok mütevazı olduğum söylenemez. Mütevazı değilim lanetim hatta. Olmazsa olmazlarım var kendimle ilgili konularda. Üzerimde şöhret etiketi taşımadığım için taşmayacağım için belki odur size böyle hissettiren. Herkes gibi işimi yapıyorum. Siz röportaj yapıyorsunuz, ben de hikâyeler anlatıyorum. Televizyonda geçici hikâyeler anlatıyorum, tiyatroda daha sağlam hikâyeler anlatıyorum. Başka hikâyeleri sinemada anlatıyorum. Nasıl size ek bir şey sağlamazsa yazar olmak röportaj yapmak bana da bunları yapıyor olmak fazla bir şey sağlamıyor. Her insan gibiyim. Bütün temel duygularım bütün insanların temel duygularıyla aynı. Bu duygular benim işim. Onların işleriyse reel işler yapmak. O yüzden çok ayırmıyorum mütevazılık değil bu ukalalık da değil öylede algılansın istemem. Kendi halinde sadece bu işi yapmaktan bun benzer yan kolları olan işleri yapmaktan çok mutlu oluyorum. İnsanlar gelip salonu dolduruyorsa o zaman mutlu oluyorum. Doğru yoldayız diye.,

Benimle bu dakikaları paylaştığınız için teşekkür ediyorum.

Ben teşekkür ederim sağ olun.

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik