Reklam
Reklam

Tuan Tunalı“Bazen kalabalığın arasına girip bir konuşma yapacak kadar cesaretim oluyor, bazen de bir ürünü değiştirmeye çekiniyorum..”

Yakışıklı oyuncu Tuan Tunalı'yla yaptığımız keyifli söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Tuan Tunalı“Bazen kalabalığın arasına girip bir konuşma yapacak kadar cesaretim oluyor, bazen de bir ürünü değiştirmeye çekiniyorum..”
Bu içerik 2501 kez okundu.
Reklam

Söyleşi: Onur Sancak

 

Bize Tuan Tunalı’yı kendi cümlelerinizle biraz tanıtır mısınız?

En başta yardımsever bir kişiliğim var. Hiçbir karşılık beklemeden düşmanım bile olsa yardımına koşarım. Çok kolay sinirlenmem ve hep mizahi olarak ele alırım hayatı ama sorumluluklarımdan da hiçbir zaman kaçmam. Hırslıyım, azimliyim ve hayatımda yapamam diye bir kelimeye de yer vermem.. Herkes istedikten sonra her işi yapabilir. Sadece kendine inanmakla ilgilidir idealler, başkalarının bize dayattıklarıyla değil.. .Hayvanları ve onların dünyasını çok severim. Toplumsal sorunlara karşi her zaman duyarlı olmuşumdur.. Maceracıyımdır ama bir o kadarda planlı. Hayatımı garanti etmeden bir işe kalkışmam genellikle. Çok uçuk hayallerin peşinden de koşmam yani. Her zaman imkanlarım doğrultusunda girişkenimdir.. İnsanlarla konuşmayı severim ,mesafemi de karşımdaki insana göre ayarlarım.. (utangaç bir yapımda var tabii her şeye cesaret edemem. Hatta biri benimle ilgili bir övgüde bulunsa ne diyeceğimi bilemem, saçmalarım)

Rolünüzle ilgili gözlem yapar mısınız?

Ekran önünde doğal oyunculuktan yanayım. Yani tiyatroda olanın tam tersi. Oyunculukta kullanılan birkaç metot arasından, oynarken kendimi daha rahat ifade edebildiğim Stanislavski’nin öncü olduğu metot oyunculuğunu en iyi teknik olarak görüyorum ve uygulamaya çalışıyorum. Doğal olabilmek ve doğal mimikler kullanabilmek için o sahneyi en yalın haliyle hayal ediyorum ve hayatımdan o duyguya yakın anları aklıma getiriyorum. Daha önce yaşadığım o anki duygularımı tekrar hissederek oyunuma yansıtıyorum. Marlon Brando, Robert De Niro ve Jack Nicholson gibi aktörlerin de metot oyunculuğundan yetiştiğini hatırlatalım. Hollywood da gerçekten kötü oyuncu yok denebilecek kadar az ve herkesin kendi teknikleri var.  Bu yüzden daha çok yabancı dizi/film izlemeyi tercih ediyorum. Hatta öyle izliyorum ki oyunculuklara bakmaktan olayları kaçırdığım bile oluyor.

Zaman zaman dizide geri planda kaldığınızı düşünüyor musunuz? Bu duygu size neler hissettirir o zaman?

Bir otobüse bindiğinizi düşünün. Önde de yolcular var arkada da. Sonuçta otobüs varmak istediğiniz yere er ya da geç gidecektir. Günlük dizideki mantığı da bu şekilde düşünebiliriz. 3 dakika az 5 dakika fazla çıkmışım hesabı tabi ki yapmıyorum. Ona bakarsanız haftalık dizilere göre de daha fazla ekrandayım. Başrol de olsanız yan karakterde olsanız her zaman her şeyin bir zamanı vardır. Özgür’ün arabulucu bir karakter olduğu doğru ancak zaman zamanda kritik anlara müdahaleci bir tavrı var. Yeri geliyor hayat kurtarıyor yeri geliyor seyirciye hayat dersi veriyor. Zaten konular çok çabuk değişiyor.  Her ay bir karakter üzerine yoğunlaşıyor. Dizinin başlarında bütün cepheler Özgür üzerinden tanımlanmıştı. Yeri ve zamanı gelince yine dönecektir konular özgüre.

Ben aslında biraz diziyle ilgili etrafımdaki tepkileri de yoklamak istedim. Şöyle de bir kanı var. Oradaki öğrenciler tıpta okuyor ama neredeyse zamanın çok küçük bir bölümünü ders çalışmaya ayırıyorlar diye. Bilindiği üzere tıp oldukça zor bir bölüm. Bu eleştiriler size de mutlaka ulaşmıştır bir şekilde. Bu konuda neler söylemek istersiniz.

 Bildiğiniz gibi dizimiz bir aşk hikâyesi üzerine şekilleniyor. Tüm söylenen eleştiriler doğru ancak günümüzdeki dizi senaryolarının birçoğu da en çok ilgi çeken tarafa yöneliyor. Seyirci aşk, dram, entrika istiyor gerçek hayatta belki de kendilerine çok uzak olan duyguları tatmak istiyor. O yüzden işin okul kısmı biraz geri planda kalıyor haklı olarak… Tıp Fakültesini kazanmak gerçekten zor hatta okumak daha da zor… 6 yıl süren temel eğitim ve ardından uzmanlık sınavı hatta daha fazlası. Yani tıpta okumayı kafaya koyan bir insan boş zamanın değerini gerçekten en iyi bilen insandır. Senaristlerimiz bu zorluğu ara ara bize hissettiriyor... Tabii direk tıbbi terimleri kullanarak seyirciyi sıkmak istemiyor senaristlerimiz bunu halkın anlayabileceği en yalın şekilde aktarmaya çalışıyor. Bunu benim kalple yapmış olduğum aşk itirafı ile örneklendirebiliriz. Hem eğitici hem duygusal hem de sanatsal bir açıdan. Tabi ki seyirciyi de sıkmadan anlatmış oluyoruz. Dizi de en çok tıpla ilgili olan karakterlerden biri olarak, kalp masajı yapıyorum, acil serviste bulunuyorum yani tıp öğrencisi etiketini dizi de ben taşimış oluyorum. Eleştiriler bu konu da benden çıkmış oluyor.

Tuan yakışıklı bir oyuncu. Dizide gözlüklü ve birazda asosyal bir tipi canlandırıyor. Bu yakışıklılık gözlüklerin ardından çıkıp ekrana ne zaman yansıyacak.

 Öncelikle teşekkür ederim. Gözlükler beni de rahatsız ediyor ama ne yapalım Profesör Dr. Bahri Atabay hala oğlunun bu sorununu görmezden geliyor. Şaka bir yana bazı açılımlar zaman istiyor. Bu süreci bende bilemiyorum. Seyirci beni bu halimle de benimsediyse özgürün gelişim sürecini de olumlu karşılayacaktır. Günümüzde de böyle değil midir?  Her insan yeni bir bakış açısı, yeni bir fikirle kendini tazeler ve değiştirir. Tabii ki bu halimle bile kendimi sevdirmiş olmam güzel artık asosyallik izlerinden pek bir eser kalmadı. Ne zaman ne olur bende bilemiyorum. Dizide Mert ve Deniz aşkı çok entrikalı olduğundan bize pek fırsat kalmıyor.

Canlandırdığınız karakterle ne kadar yakınsınız bir birinize? Çekingen misiniz mesela gerçek hayatta da?

Çok ilginç bazen kalabalığın arasına girip bir konuşma yapacak kadar cesaretim oluyor bazen de bir ürünü değiştirmeye çekiniyorum. Zaman zaman değişiyor ruh halim ama pek çekingen olduğum söylenemez her şeyi konuşa konuşa çözerim biraz tatlı dilliyimdir.. Canlandırdığım karakterle efendilik konusunda yakın oluğum söyleniyor ama tabiri caizse ne o kadar inek oldum ne de asosyal. Öğrenciyken hep iyi bir öğrenciydim ama hem ezberim kuvvetliydi hem de pratik zekâm o yüzden ikisini birleştirmek başarıya götürdü beni. Birinin bir açığını yakaladıysam utanması gereken o kişiyse ben onun yerine utanıyorum bu da benim garipliğim. Belki de çok değer veriyorum insanlara…

Kameranın önünde olmak mı yoksa işin mutfağında olmak mı sizi daha çok heyecanlandırıyor? Tuan Tunalı neden kamera önünü seçti? Daha geniş kitlelerin sizi tanıması mı size cazip gelen?

 Bugüne kadar almış olduğum kararlarımdan hiç pişmanlık duymadım. Konservatuar yerine iyi ki radyo TV okumuşumda diyorum çünkü ben tezatlıkları seviyorum bunu da yapabilmişim demek ki demek hoşuma gidiyor. Tabi ki yaptığınız işin tekniğini bilmenizin size artıları oluyor. Bu hem pilot hem de mühendis olmak gibi sizi kalifiyeli bir aday haline getiriyor.. Ben setteyken neyin nasıl montajlanacağını bile düşünürüm bu da iki yerde de olduğumu gösterir. Beni bir kişide tanısa bin kişide tanısa benim için hiç önemi yok. Bunu en yakın dostlarım çok iyi bilir çünkü ben ekran yüzünden değişen oyuncuları hiç anlamamışımdır. Bu yüzden hiç onlar gibi olamadım istesem de olamam ve belki inanmazsınız hala neden bana bakıyorlar dediğim oluyor unutuyorum bazen tanındığımı bile.. Ekran çok geçici bu unutamaması gereken en önemli şeylerden birisidir..

 Anneniz televizyoncu. Annenizden dolayı bir şekilde yine kameralara yakınlığınız var. Beyazcamla yakınlığınıza annenizin katkısı oldu mu?

Olmaz olur mu katkısı çok büyük annemin, boşuna oğlan anaya kız babaya çeker dememişler=) ablam, babamın yolunu seçti bende annemin yolundan gittim belki onun gibi başarılı bir haberci olmadım ama bu sihirli kutunun nimetlerinden yararlanma ideallerim hep oldu ve beni daha çok sinema alanına itti. Biz hep medyatik bir aile olduk. Bir hafta annem, bir hafta babam, bir hafta ablam derken şimdide ben çıktım ekrana yani çokta yabancı değiliz aslında beyazcama. Annem hep güçlü ve araştırmacı bir gazeteci olmuştur. Açık sözlülüğüyle konuklarını her zaman istediği doğrultuda konuşturmayı başarmıştır. Bu yakın çevremizde de hep hayranlıkla kabul görmüştür bende onun gibi bir iletişimci olmayı çok istedim ve bana ödevlerimde olsun, sosyal hayatımda olsun çok eğitici bir tarafı oldu.. Bugün bir övgü alıyorsam bunu annem ve babama borçluyum. Gerçekten dünyanın en iyi ailesine sahibim..

Belçika doğumlusunuz. Ben Belçika ve Türkiye arasında yolculuk yapmak isterim. Biraz bu süreçten bahseder misiniz? Nasıl oldu Türkiye ye dönmeniz?

Babamın diplomatik görevi nedeniyle  ilk tayini Belçika’ya çıkmış ve ben orada doğmuşum.. Seneler sonra babam İsviçre’de dış ticaret müşaviri olduğunda annemde star TV nin Brüksel temsilcisi oldu.  Hem dil için hem de babama yakın olabilmek için bizde annemle Belçika’ya yerleştik ve her hafta sonu babamı görmeye gidiyorduk. Biz bir arada yaşamaktan büyük mutluluk duyan bir aileyiz bu yüzdende böyle görev yüzünden ayrılıklar bizi çok üzüyordu ama bu gidişat 4 sene sürdü ve ben orta sonda Türkiye’ye dönüş yaptım tabii bizimkilerde. Yeditepe Üniversitesinde radyo TV lisansımı aldım. Sonra babamın görevi ilk Cezayir’e sonrada Paris’e çıktı bu da benim için büyük bir fırsat oldu ve sinema üzerine işletme mastırı yapma fırsatı buldum...

Avrupa sonrası Türkiye de bocalama dönemi yaşadınız mı?

Orta son yıllarım çok eğlenceli geçti diyebilirim.  O kadar çok jargon değişmiş ki. Ben yokken resmen hiçbir espriyi anlamıyordum ya da benim söylediklerime espri olarak gülüyorlardı. Yani orta sonda hem hocalar hem de arkadaşlarım beni unutamazlar.  Hatta yıllık yazıma “çıkıntı” yazmışlardı bu yüzden. Her konuştuğumda kahkaha atıyorlardı sebebini hala çözebilmiş değilim ama sanırım Fransızcadaki gibi tersten cümle yapılarını Türkçe ’ye adapte etmem olabilir diye düşünüyorum. Tabi ki zorluklar oldu ama sonuçta Türk’üz ve sıcakkanlıyız. Fildişi sahillerine bile gitsek çözeriz biz.

Set kamera önü gibi değildir mutlaka. Samimiyet rekabetle çakışır zaman zaman. Kamera arkasından konuşalım mı? İlişkiler nasıldır?

 Sette çekimler dışında pek bulunmuyorum aslında. Ama tabi ki güzel bir ortamı var.  Orada aile gibi olduk artık. Ben eskiden de orada çalışıyordum. Rekabet her yerde var sadece bizde değil tabii… Ama ben işimi yapıyorum ve gerçekten bu kararı zaten seyirci verir bizim konuşmamızla çözülmez o yüzden pek bu tip ortamları da sevmem konuşulan yerden de kaçarım. Samimiyet deneme yanılmayla belli olur. Birine bir sırrınızı verirsiniz başkasından duymadığınız sürece o insan samimidir ama ne yazık ki rekabet kötü bir şey bu yüzdende herkesin kendi aurası vardır kimse kimseden üstün olmamalı. Bu 30 yıllık oyuncu bile olsa. Tavsiyeler ve tatlı dil benim her zaman açık olduğum konudur ve tevazuu gösteririm ama kibire ve üstünlük kurma çabasına tahammül edemem ve kırıcı olabilirim..

Dizi her televizyonda yayınlandıkça Tuan kendini nasıl seyreder? Eleştirel bakar mı oyunculuğuna? Yoksa her seferinde bravo bana yine süper oynamışım mı der?

Kesinlikle eleştirel! Hiçbir zaman kendimi çok beğenmem hep şöyle olsa böyle olsa diye izlerim eksiklerimi görmeye çalışırım ve hatalarımı bir daha yapmamaya çalışır ders çıkarırım. Set zor bir ortamdır o sahne çekilirken gerçekten sizi oradaki bir ışık bir ses ya da karşınızdakinin size vereceği oyun bile kötü etkileyebilir. Ama siz profesyonel olup buna perde çekmelisiniz ve tamamen konsantre olup en iyisini yapmaya çalışmalısınız.

Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi - Radyo TV Sinema bölümü mezunusunuz. Kamera önü mü olacak bundan sonra yoksa ben kamera arkasında olmalıyım mı diyeceksiniz yeniden?

O zaman kendim çalıp kendim oynayayım diyebilirim. Neden olmasın? Ben kendi filmimi çekeceğim. bir gün kısada olsa kendi filmlerimde oynamayı istiyorum.. Ama şimdilik oyunculukla ilgiliyim..

Ben birazda hedeflerinizden konuşmak istiyorum.

Sinema filminde oynamayı çok istiyorum. Özellikle ortak yapım bir sinema filminde. Değişik ülkeler, mekanlar ve aksiyon türünde olabilir.. Kısa film senaryolarım var bunları da yakında çekeceğim zaten. Şu an görev aldığım birçok sosyal sorumluluk projesi var bunun sayısını arttırmak istiyorum. Tiyatroyu çok seviyorum ve elbet ufakta olsa bu alanda da giriş yapmak istiyorum. Modellikte yapıyorum ama asıl idealim ve göz bebeğim Türk sinemasında çok iyi bir yönetmen olabilmek..

Oyuncuyum artık diyebiliyor musunuz ?

80 yaşıma kadar ödül dolu bir kariyerimde olsa yine de diyemem herhalde. Evet oyunculuk yapıyorum ama oyuncu olabilmek için her karaktere girmeniz gerekiyor ve önümde çok uzun bir yol ve çok uzun bir emek var..

Bu kadar çok dizinin çekilmesine nasıl bakıyorsunuz? Hakikaten seyirci istediği için mi bu kadar çok dizi çekiliyor?

Seyirci istediği için değil aslında, seyirciye siz aşinalık kazandırırsınız seyirci medyum olmadığı için sadece izlediğinden zevk alıp almamaya bakar. Eğer siz ona güzel ve içsel bir dünya çizebildiyseniz seyircide bağımlı hale gelir. Bu kadar çok dizi var, ekonomik yönden birçok insana istihdam sağlıyor ama diğer yandan da büyük bir vakit kaybı tabii ama bunu her dizi için diyemem. Benim izlediğim diziler mentalist, kyle xy, lost ve spartacus bu tip yabancı diziler gerçekten size farklı düşünmeyi öğretiyor.. Yabancı dizilerin detaycılıkları çok hoşuma gidiyor. Onun dışında çok dizi izlemem ama alternatif olarak Fransız kanalarını izliyorum pek Türk kanalı da izlemem.

Şöhret bu işe yeni başlamış ve biraz tanınmaya başlamış genç arkadaşların kimliklerini daha çabuk değiştirebiliyor. Sizce bunun nedeni nedir?

Tamamen karakter ve aile yapısı. Ne kadar temeller kaygansa o kadar çabuk egoda kendini gösteriyor. Şöhretle kimliği değişen insanlar çok tehlikeli insanlar çünkü şöhret yok olduğunda onlarda yok olmaya mahkumlar.. Tek tavsiyem ölümlü dünya..

Birazda aşktan konuşalım? aşk Tuan Tunalı’ya ne kadar yakın?

Bu konularda kem küm etmem çünkü aşk güzel bir şey eğer doğru aşksa çok yapıcı bir şey hatta.. Ama hataysa büyük bir çıkmaz ve üzüntü ve sadece bir tecrübe sanıyorum benimkisi doğru olan aşk;)

Örnek aldığınız oyuncular var mı ?

Johhy Depp, Alpachino ,Marlon Brando,Russel Crowe ..Ama bunları örnek almıyorum. Çünkü örnekleri yok tabi ki çok beğeniyorum.. Ben kimseyi örnek almam aslında ama hepsinden bir ders çıkarırım çünkü taklit olmak bir insanın kişiliğini yok eder. Türkiye’de beğendiğim tek oyuncu Haluk Bilginer’dir.

Çok teşekkür ediyorum.

Ben teşekkür ederim.

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik