Reklam
Reklam

Üstün Dökmen “Her şey küçük şeylerden oluşur. Her şey atomlardan oluşur. “

“Her şey küçük şeylerden oluşur. Her şey atomlardan oluşur. Atomlar ve moleküllerle uzlaşırsanız her şeyle uzlaşırsınız demektir. Büyük şeylerde küçük şeylerden oluşur. Yaşam küçük anlardan oluşur, küçük anlarda, yaşadığı dakikada, saniyede mutlu olmayan birisi, yaşamında da olamaz her halde. Dijital bir fotoğraf pek çok minik noktalardan oluşuyor. Bir santimetre kare de şu kadar noktadan oluşuyor. Noktalar çok küçüktür ama o noktaların iyi olması gerekiyor. Net olması gerekiyor. Noktalar iyi olunca tablodaki resimde net oluyor.”

Üstün Dökmen “Her şey küçük şeylerden oluşur. Her şey atomlardan oluşur. “
Bu içerik 1589 kez okundu.
Reklam

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

Hayat hikayenize baktığımızda kısaca neler görürüz?

Ne görmek istiyorsanız onu görürsünüz. İnsanlar karşıdakini değil görmek istediklerini görürler. İstanbul’ da dünyaya geldim. Yirmi günlükken Erzurum’ a gitmiş annemle babam. On dört yaşıma kadar Erzurum’ daydım. İlkokulu ve ortaokulu Erzurum’ da okudum.  Liseyi okumaya Ankara’ ya geldik. Ailece taşındık. Ankara Cumhuriyet Lisesini bitirdim. Puanlarım iyiydi. Bütün derslerim iyiydi aslında. İyi bir puan almıştım. Ben sosyal bilimlere gitmek istiyordum. Sosyoloji, psikoloji, arkeoloji, edebiyat gibi. Ama çevredekiler bu puan ziyan olmasın dediler. Puan ziyan olmasın diye bende Hacettepe Fizik’ e gittim. Fakat üçüncü sınıfa gelince anladım. Puan ziyan olmadı. Fakat fizikçi olursam ben ziyan olacaktım. Düşündüm, karar verdim. Üniversite sınavına girdim psikolojiye girdim. Hacettepe psikolojiyi bitirdim. Yüksek lisans yaptım. Psikolojik danışmanlık ve rehberlik alanlı, doktor doçent ve profesör oldum. Bir akademik unvanlı doktor oldum. Fakat ilkokul yıllarında yazar olmak istiyordum. Şimdi onunla uğraşıyorum. Çocukluğumdan beri tiyatroyla ilgiliyim. Tiyatro izledim, okudum, tiyatro yazıyorum. “Komşu Köyün Delisi” benim yazdığım oyun. Devlet tiyatrolarında oynadı, okullarda oynandı. Şiir kitabım var. Şair miyim, emin değilim. Galiba tiyatro yazarıyım. Son olarak roman yazmak istiyorum.

Gerçekten mutlu olmak için küçük şeyler yeterli mi?

Her şey küçük şeylerden oluşur. Her şey atomlardan oluşur. Atomlar ve moleküllerle uzlaşırsanız her şeyle uzlaşırsınız demektir. Büyük şeylerde küçük şeylerden oluşur. Yaşam küçük anlardan oluşur, küçük anlarda, yaşadığı dakikada, saniyede mutlu olmayan birisi, yaşamında da olamaz her halde. Dijital bir fotoğraf pek çok minik noktalardan oluşuyor. Bir santimetre kare de şu kadar noktadan oluşuyor. Noktalar çok küçüktür ama o noktaların iyi olması gerekiyor. Net olması gerekiyor. Noktalar iyi olunca tablodaki resimde net oluyor. Yağlı boya tablo küçük fırça darbelerinden oluşuyor. Küçük şeyler gerekli. Neyin küçük neyin büyük olduğu, göreceli, izafi. Onun için küçük şey aslında her şeydir. Bütün evrene bakarsınız bizim güneşimizde çok küçük bir şeydir. Yaklaşık iki yüz milyon galaksi var. On üzeri yirmi bir tane güneş var. On üzeri yirmi bir güneşten bir tanesi çok küçük bir şeydir. Tüm evrene bakınca bizim güneşimiz küçük bir şey değildir. Bir çocuğun, bir büyüğün elinden yarım dakika tutması dünya tarihi için çok küçük bir şeydir. Ama çocuk için büyük bir şey olabilir.

Küçük şeyler bazen hayatımıza olumlu etkileri olurken, bazen de olumsuz etkileri oluyor. Neden o zaman küçücük şeyleri bahane edip ayrılıyoruz?

Küçük bir şey öbürü için büyük bir şeydir. Halk arasında pire için yorgan yakmak denir. Pire için yorgan yakabilir birisi. Kız arkadaş ya da erkek arkadaş bazen küçük bir şey için ötekini bırakabiliyor. Önemsiz bir şeydi, neden bozuldu diyor. Biri için önemsiz bir ayrıntıyken öbürü için büyük bir şeydir.

Neden tahammülsüz olduk sizce?

Güzel dediniz. Tahammülsüz olduk derken, eskiden tahammüllü olduğumuz gibi bir anlam çıkıyor. Ben emin değilim. Belki hep tahammülsüzdük, belki hep tahammülsüzüz. Bence herkes tahammülsüz. Bütün dünya için geçerli. Bu yalnızca ülkemize özgü değil. Belki sakin değiliz, çabuk kavga ediyoruz. Akdeniz insanlarının kanı fazla akıyor. Bu da kavgacı yapıyor.

İsmi duyulmuş yazarlar her zaman iyi ürünler verebilir mi? Sizce ismi duyulmamış yazarların bilinmeyip, raflarda kalmış ürünleri yok mudur?

Bu dünyada her şey mümkün. Adı hiç duyulmamış yazar olma potansiyeline sahip evinde kalmış kişiler olabilir. Bir şeyler yazıyor, evinde bırakıyor, çok yetenekli  insanlar olabilir. Böyle şairler var. Kitabı hiç basılmamış ama çok yetenekli. Bunlar kaybolup gidiyor. Bunlar birinci grup. İkinci grup çok yetenekli güzel şeyler yazmış, piyasaya çıkmış ama gereken ilgiyi görmemiş yazarlar vardır. Bazı büyük yazarlar, yüzyıl sonra keşfediliyor. Çok iyi bir yazar kenarda kalmış olabilir. Hiç hak etmeyen bir yazar şişirmeyle iyiymiş gibi sunulabilir, yaşarken duyulurlar ama kalıcı olmazlar. Her şey mümkün. Sırf edebiyatta değil, sanatın bütün dallarında mümkün. Resimde de,edebiyatta da var. Müzikte bu pek mümkün değil. Bir tenor çok iyi değilse, bir soprano iyi değilse reklamla dünya da iyiymiş gibi gösterilemiyor. Çünkü insanlar gidecek ve iki saat izleyecekler. Ama edebiyat açısından, çok iyi olmayan birisi şişirilecek iyi gözükebilir. Batı bunu asla yutmaz. Ama diğer bazı dallarda olabilir belki. Başarılı olduğu halde adı duyulmamış, iyi olmadığı halde tanınan bazı yazarlar olabilir dünyada. Geçmişte de vardı. Bugün de var. Bunu da yazın, bunu da ekleyin. Geçmişte vardı, bugün de var, gelecekte de olacaktır.

Toplumda bir mutluluk arayışı var. Bununla ilgili rastladığı tüm kaynaklardan yararlanmaya çalışıyor. Neden mutluluğu öğrenmeye çalışıyoruz?

Her halde medeniyet geliştikçe insanlar daha üst düzeyde ihtiyaçları olduğunu fark ediyorlar. Bundan birkaç yüzyıl önce insanlar her şeyini kendi yapıyor. Evini kendi yapıyor, masasını kendi yapıyor, elbisesini kendi dikiyor. Giderek bu yetmemeye başladı. Belki yüzyıl önce elli, yıl önce insanlar moralleri bozulunca komşuya gidiyorlardı. Dertlerini anlatıyorlardı. Onlarda takma kafanı diyorlardı. Hadi üzülme diyordu. Biri sırtını sıvazlıyordu iyi geliyordu. Elbise konusunda uzman arar gibi insanlar canları sıkıldığında da uzman aradılar. Doktor aramazdı insanlar. Ülkemizde bir süre doktora gidilmezdi. Anneanneniz hasta olunca ne içireceğini bilir, yaraya ne sürüleceğini bilir doktora gidilmeden bu iş halledilirdi. İnsanlar şimdi hekime gitmek istiyor. Bazen de kimisi hekime gitmek istemez eczacıya sorar. Şuram ağrıyor ne alayım diye. Kötü bir yol ama yapılır. Anneanneye sormaktan eczacıya sormak bir üst basamak. O da yetmemeli bir hekime  sormalısınız. Bir bilene bir büyüğe danışılırdı eskiden. Şimdi bir uzamana bir psikologa soruluyor. Gidenleri duyuyorlar, televizyonda görüyorlar. Elbette uzmana gitmek istemeyenlerde oluyor. Çocuğun nasıl yetiştirildiği yüz sene önce çok iyi bilinmiyordu ülkemizde, dünyada öyleydi. Saygılı olsun, efendi olsun, olmadı iki tokat patlatıp bu iş olurdu. Sonra bir öğretmene sorayım istendi, sonra bir eğitimciye danışayım istendi, sonra  çocuk gelişim uzmanları, psikologlar var bir de onlara sorayım dediler. Çocuğumu daha iyi nasıl yetiştiririm konusunda okuma ihtiyacı hissetmeye başladılar. Nasıl mutlu olurum konusunda da okuma ihtiyacı hissettiler. Bu genel gelişmenin bir parçası. Her alanda, her konuda kendini yetiştirmek isteyen insanlar temel ihtiyaçları karşılanınca bir üst düzeyde isteğe yöneliyorlar.

Öfkeniz sizi kontrol altına aldığında bununla nasıl baş ediyorsunuz?

Oluyor, bende insanım. Bende öfkelenebilirim. Televizyonda melek gibi görünebilirim ama o ben değilim. Anlattığım konu o. Ne bileyim bir şair şiir muhteşem okur, yemek yemesini bir görsen, bu şiirleri nasıl yazıyor dersin. Bir diğeri de çok zarif yemek yer ama şiir okumaktan anlamaz. Mozart vardır yaşamında o kadar zarif değildir. ben nasılım, genelde öğrendiklerimi çocuklarıma  uyguluyorum, öğrencilerime uyguluyorum. Ben de insanım öfkelenebilirim. Belki  uzun süre küsmem. Kısa olur bu. Evde bir dakika sürer. Çocuğuma iki gün küsmem. Dışarıda birine öfkelenmişsem gönlünü almaya çalışırım. Farkım bu aslında. Kızabilirim, kızdıktan sonra gönlünü almaya çalışırım.

Maziye dönüp bakmalı mıyız, yoksa o anı yaşayıp tadını mı çıkarmalıyız?

Güzel bir soru. Geçmiş var, gelecek var, bugün var. Anı yaşayın diyoruz ama sırf anı  yaşamayı istemiyoruz. Sırf anı  yaşayan kişi, anlık hazlarla ömrünü geçiriyorsa, bu istemediğimiz bir şey. Geçmişe dönüp ders almalıyız. Gelecek için bir iki hedefimiz bulunmalı. İçinde bulunduğumuz her günün tadını çıkarmalıyız. Geçmişten kopuk, gelecek beklentisi olmayan kişi o anı yaşıyorsa bu iyi değil.

 

Bunca birikim, bunca tecrübe, biz daha ne kadarından yararlanacağız.

İnşallah diyelim. Hepsinden yararlanacaksınız.

Bazen hiç bir şey yapmamış gibi hissediyor  musunuz kendinizi?

Henüz tam olmadı ama, ben sanat eseri yazmak istiyorum. Bilimsel çalışmalar değil, bundan sonra popüler psikolojiye çok az devam edebilirim. Asıl sanat eseri yazmak istiyorum.

 

İnsanın dili varken, dilsiz olması, bazen cesaretsizliğinin arkasına gizlenip hayata küsen bir çok insan var. Onlar için neler söylersiniz?

Kişisel gelişim kitaplarını okumalarını tavsiye ediyorum. Kendine güven, şunu yap demekte doğru değil beklide. Kişinin kendi tercihi. Psikologa gönüllü gelmeyenle, psikolog konuşmaz. Psikolojik danışman okulda, kendi gelmemişse konuşmaz. Gönüllü olamayanlara  psikolojik destek olmaz. Tavsiyede bulunsa da, okumayacak, okumayınca da işe yaramayacak. Evinde su kaçağı var ama adam rahatsız olmuyor. Rahatsız olmayan adama ne tavsiye edersiniz. Adam rahatsız olmuyor. Ne tavsiye edebilirsiniz ki. Ya da su kaçağı varda adamın haberi yok. ona ne tavsiye edersin. Ona da bir şey tavsiye edilmez. Adam sucuyu  gidip buluyor gerçekten. Aramayan kişiyi sucu gelip bulmaz.

Neden artık uğruna ölünesi aşklar yok? Neler değerlerden biri olan, sevginin yüceliğini  tüketti sizce?

Şimdi ölünesi aşklar yok. bir dönem vardı. Belki her şeyin bir dönemi var. Aşkın yüceltildiği bir dönem vardı. Sosyal sınıfların yücelttiği bir dönem oldu. şimdi demek ki, o kadar yok. ama uğruna ölünesi aşklar yine vardır ama şimdi yazmanın modası değil. Şimdi çevre sorunu var onunla ilgili yazılıyor. Aşk her zaman vardır. Mesela taç mahal bir aşkın ürünü. Karısına olan aşkını anlatıyor. Bence aşk ölmedi. Ve yitmeyecek tek konu bu.

 

Beklentilerin çokluğumu bizi hayal kırıklığına  uğratıyor sizce?

Olabilir. Beklentilerimiz çok. İnsanın karnı doyunca üst düzeyde beklentisi oluyor. Belki bir kölenin beklentisi bir parça uyumak, karnını doyurmak. İnsanlar maddi ihtiyaçlarını gideremediklerinde bu ihtiyaçlar yetiyor onlara. Bunları temin ettiklerinde daha üst düzeyde ihtiyaç belirliyorlar. Nüfusun bir bölümü, hepsi değil, daha fazla beklenti içine giriyorlar. Daha iyi sanat istiyorlar. Daha iyi ilişkiler içinde olmak, kendilerini her  yönden iyi yetiştirmek, insana insanca davranıldığını, insan onuruna saygı duyulduğunu görmek istiyorlar. Bunlar olmayınca da doğal olarak hayal kırıklığına  uğruyorlar.

Çok teşekkür ederim.

Sağ olun, ben teşekkür ederim.

 

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik