Reklam
Reklam

İlk zafer

Güzel bir yazı İlk zafer. Hayatında herkesin ilk zaferi vardır. Bu güzel yazıyı haberimizin devamında bulabilirsiniz.

      İlk zafer
Bu içerik 494 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

Yazan: Yasin Döğmeci

 

 

 

 

 

Tribünde takımca yerimizi aldığımızda, neler yapacağımız üzerine konuşuyorduk. Kısa bir süre sonra ismimizin anons edileceğini bildiğimizden midir nedir? cümlelerimiz arka arkaya bombalanıyor, konuşmalarımıza, cümlelerimizden daha hızlı hareket eden ellerimiz ve göz hareketlerimizde eşlik ediyorlardı. Takımımızın ismi anons edildi. Maç alanına geçmek için yerimden kalktığımda, bacaklarımın dermanının tükendiğini ve dudaklarımın kuruduğunu fark ettim. Bir iki adım attığımda, avucumun içinde oluşan küçük damlacıklar, elimi sıkar gibi kapattığımda, parmaklarımın avuç içine bakan kısmına geçiş yapmaya can atıyor gibiydiler.

Yavaş yavaş maçın yapılacağı masaya geçtik. Bu benim ilk maçım, yaklaşık 15 kişi tribünde, ellerini dua edercesine birleştirmiş kimisi, kimisi avuçlarını birleştirip, parmaklarının uçlarını dudaklarıyla buluşturmuş bir şekilde bekliyorlardı. Hocamın ilk maça benim çıkacağımı söylemesiyle, raketimi elime almam, hemen hemen aynı anda oldu. Ellerimde beliren damlacıklar, artık raketin tuttuğum kısmına hücum etmeye başlamışlardı.

 

Seremoni başladı ve rakip takımın oyuncusuyla yerimizi aldık. Hakemlerde yerlerini aldılar. Ara sıra arkama, hocamın bulunduğu yöne bakıyorum, yan gözle tribüne… Bacaklarımın titrediği çok belli oluyor mudur acaba?  sorusu beyin hücrelerimde gezerken, rakibimi inceliyordum. Elindeki raket, benim raketimin 4-5 katı kalitede, ayakkabıları kaymayan sporlardan, hocası sanki profesyonel bir kulübün hocası gibi… Maç öncesi ısınırken, sol tarafımdan yaptığım vuruşların zayıf olduğunu biliyordum, gece gibi örtmeye çalışıyorum bu eksiğimi, fark etmesin diye her topa sağ tarafımdan vurmaya çalışıyordum

 

Hakem masaya yaklaştı. Raketleri inceledi. Kuralları açıkladı ve maç başladı... Maçın ilk setini aldığımda, hızlandırılmış zaman makinesinden çıkmış gibiydim. Başlamadan önce üzerimde dönüp duran kara bulutlar dağıldı. Kenara, ağır ve bir o kadar da kendinden emin adımlarla ilerlerken, sanki büyük bir savaşı tek başına kazanan biri gibi yürüdüm. Oysa ki sadece birinci set bitti ve bu maçı kazanmam için 2 set daha almaya ihtiyacım var.

 

Hocamın, ‘’Böyle devam et.’’ Cümlesinden başka bir şey söylediğini hatırlamıyorum. Döndüm ve ikinci seti de aldım. 2-0.

 

Rakibim son kazandığım sayıdan sonra, yavaşça başını eğdi ve savaşı kaybetmiş bir şehir edasıyla hocasına baktı, hocası ‘’gel’’ der gibi bir işaret yaptı. O hareketi görünce, burnuma buram buram tecrübe kokusu geldi.

Ve üçüncü set başladı. ‘’Aklıma gelen başıma gelir.’’ Cümlesini daha önce duymuş gibiydim. Rakibimin gözlerinde, yeni öğrenmiş bir bilgiyi hemen hayata geçirme aşkı var gibiydi. Sanki bir set önceki rakibim gitmişte başka biri gelmiş…En zayıf noktamı (solumu) keşfetti, tüm topları oraya atıyor, henüz tam iyileştiremediğim yaranın üzerine defalarca darbeler vurarak, kanatıyor ve derinleştiriyordu. Nitekim setler 2-2’ye geldiğinde, o ilk kazandığım setten sonra ki kenara yürüyüşümden eser kalmamıştı.

 

Hocam ‘’ Sakın ola dualarını bırakma, kaybetsen de yanındayız’’ dediğinde farkında olmadan, eliyle ruhuma dokunmuş ve oraya kendi iç dünyasının bir kısmını aktarmıştı.

 

Döndüm ve son sete başladık. Set 11 sayı, yani 11 sayıyı alan, maça kazanır. 1-0, 2-0, 5-1, 6-2 derken, tabelaya gözümü çevirdiğimde, çocuk 10-6 öndeydi. O anda kalbimin bütün damarlarla bağlantısını kesmiş, kan pompalama görevinden istifa etmek üzere olduğunu, sadece bir damarla bağlı kaldığını öğrenmiş gibiydim. Raketimi masanın üzerine bıraktım ve yavaşça aşağıya eğildim. Ayakkabılarımı bağlarken, bildiğim bütün duaları arka arkaya okudum.  Neredeyse söylediklerimin hızı düşündüklerimin hızının geçecek gibi, tribüne baktım, beni izleyenlerin gözyaşları, yanaklarına düşmek üzere, eller hiç ayrılmamış, dudaklar hafif büzülmüş…

 

Kalktım… Tekrar başladık. 10-7, 10-8 ve 10’a 9 oldu. Şimdi ikimizin de tuttuğu bir ip var ve uçurumun kenarındayız, düşmek üzereyim, eğer bu sayıyı alırsam dengedeyiz yok alamazsam, aşağı bırakacağım kendimi… Yani ya o ya ben… Rakibimin elleri benden daha fazla titriyordu. Yine hocasına baktı, sanki eğer beni yenemezse cezasına razıymış gibi…

 

Ve 10-10 berabere 12’ye uzadı maç. Tam bu esnada tribün ayağa kalktı, eller tekrar tekrar ayrılıp birleşiyor, büzüşmüş dudakların arasından 32 diş görünüyor, çığlıklara sandalyeler eşlik ediyordu.

 

 11-10 öne geçtim. Son sayı… Servis kullandı. Topa vurdum ve topun havaya kalktığını gördüm, sert bir vuruş geleceği belliydi, bir refleksle elimi kapattım, sol tarafıma vuracağını bilmişçesine. Ki öyle de oldu… Ancak top rakete çarpıp rakibimin masasının kenarına dokunup, kendini aşağı salıverdi ( ağır çekimdeymiş gibi hafızamda). Arkamı döndüm, hocamın da benim de yanaklarımıza düşmemek için direnen inci taneleri, sanki boşanırcasına yağmak istiyor gibiydi, biz de onları serbest bıraktık, sarıldık…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik