Reklam
Reklam

Atilla Yelken “Şöhret ateşten bir gömlek.”

Usta sanatçı Atilla Yelken ile yaptığımız güzel ve keyifli söyleşiyi haberimizin devamında bulabilirsiniz.

Atilla Yelken “Şöhret ateşten bir gömlek.”
Bu içerik 1780 kez okundu.
Reklam

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

Ben Atilla Yelken’i yeniden hatırlamak amacıyla biraz konuşmak isterim. Biraz Atilla Yelken’i anlatır mısınız?

Atilla Yelken on tane albüm yaptı. 1975 yılında ilk 45 ligini yaptı.  Bunun bir yüzü Telli Duvak diğer yüzü Aysel Gürel’in sözlerinden birini bestelemiştim, Üzülmeye Değmez. Rahmetli Aysel Gürel’in ilk şiirlerinden biriydi Benim bestelediğim.  Ondan sonra üç tane kırk beşlik plak yaptım. Üç tane uzunçalar şimdiki adıyla albüm, long play yaptım. 1981 e kadar Ankara’da oturdum. 1981 den sonra İstanbul’a yerleştim. İstanbul’da çok güzel yerlerde çalıştım. Bir on sene Tarabya Oteli ve paletlerler çalışarak geçti. Daha sonra 92 ve 93 li  yıllarda daha çok piyanist şarkıcıların yozlaşması üzerine Bodrum’a geçtim. Orada kendi adıma bir  restoran yaptım. Çalışmalarımı orada sürdürdüm. Amacım restorancılık değildi. daha çok kendi adıma butik bir yer işletmekti. Kendime özgü müziklerle misafir ağırlamaktı. Başarılı da oldum. Daha sonra müzik ağır bastı yine ilk çıkış yaptığım Türkiye’nin başkentine döndüm. Şimdi Türkiye’nin dört bir yanına yurt dışı dahil olmak üzere daha önceki çalışmalarımı bir kez daha tekrarlamak üzere kolları sıvadım. Yeni albüm yeni çalışma yeni vizyon  yeni repertuar ile yola çıktım.

Piyanist şarkıcı akımını başlattınız daha sonra yozlaştığını düşündüğünüz için bıraktığınızı söylediniz. Biraz konuşalım mı? Neler yozlaştı size göre?

Bu işin alt yapısında iyi bir sahne müzisyeni, iyi bir yorumcu olmak yatıyor. Ben de bunu o yıllarda klavyemi iyi kullanarak, sesimi iyi kullanarak yaptığımı sanıyorum. Alkışlarım ve bulunduğum ortam, hayran kitlesi onurlandırdılar beni. Çalıştığım yerler her akşam dolu dolu oldu. O zamanlarda yaptığım işe saygı duymaktan fazlasıyla özveri vermekten dolayı mutlu geçirdim. Alkışımı da aldım, paramı da kazandım…

İlk plağınızı 1975 te yaptınız. Telli Duvak ve Üzülmeye Değmez. Aradan çok zaman geçti. İlk 45 likten bu  güne müzik adına neler yaptınız?

Bir sürü beste yaptım. Bir sürü şarkı yorumladım. Yaptığım şarkılardan uzun yıllar liste başı kalanlar oldu. 1982 de sözleri A. Selçuk İlkan’a müziği Selami Şahin’e ait olan Gözler Kalbin Aynasıdır adlı şarkım 56 hafta listede kaldı. Uzun zaman plakçıların listelerini süsledi. Bunun gibi bir sürü albümüm hep liste başı oldu.

 

Atilla Yelken bunca yıl içinde yapmak istediği her şeyi yapabildi mi? Ah!  dediğiniz şeyler var mı?

Yok. Müzikte ve diğer şeylerde keşke dediğim hiçbir şey yok. Adımlarımı doğru, emin atarım. Pişmanlıklarım yok. Bu işi kendi tarzımda Türkiye’nin en iyi lokallerinde yaptım. Yurt dışında çalışmalarım oldu. İsveç’te, İsviçre de, Almanya’da, Fransa’da ki Türklere müzik yaptım. İstanbul’da çalıştığım otellerde ya da mekanlarda dünyanın dört tarafında ki insanlara hem yerli hem yabancı repertuarla şarkılar söyledim. Bir yanımda denizcilik, diğer yanımda Turizmcilik, restorancılık bir yanımda da müzik bunların hepsini dolu dolu yaşadım. Bu arada 1992 yılından beri albüm yapmıyorum. Genç yaştaki kitleye pek ulaştım sayılmaz.  Bu yeni yapacağım albümle bu kitleyi de avucumun içine alacağımı biliyorum kendi tarzımda.

Olmak istediğiniz nokta bu muydu?

En azından müzikte istediğim nokta buydu.  Huzurlu bir yaşam istedim hep. Çocuklarımı büyüttüm. İkisi de sanatçı oldu. Kızım tiyatrocu oğlumun da bir müzik stüdyosu var. Hayatta pişman olduğum tüh dediğim fazla bir şey yok.

 

Birazda Bodrum günlerinizden konuşalım. Bodrum ve Siz?

Bodrum benim için çok önemli bir yerdi. 1970 li yıllarda Ankara da oturduğum yıllardan beri yaz tatiline gidiyordum. Ben İstanbul’da Pendik’te büyüdüm. Pendik’te Bodrum’un otuz yıl evvelki hali gibi butik bir banliyöydü. Türkiye’nin bir takım yerlerinden İstanbul’a yazlığa gelirdi insanlar. Bodrum Marmaris düşünülmezdi bile. Sonra iyice kalabalıklaşınca bende teknemle beraber Bodruma gittim. Oraya yerleştim. Bu gürültü ve müzikalite kirliliğini bir yere bırakayım, kendi misafirlerimi ağırlayayım düşüncemle yol aldım. Bunda da başarılı oldum. Klüp Yelken adı altında güzel bir restoran açtım. Buradaki restoran çalışması on iki yıl sürdü. Kışları dağ otelleri, büyük şehirlerdeki otellerde çalıştım. Tabi bu son seneler Bodrumun ticari piyasası müzik dinleyicileri tamamen farklı oldu. Daha arabeskleşti. Eline para geçen herkes bodruma akın edince bodrumun eski güzelliği kalmadı. Onun için Bodrum da kendi iş yerimi kapatarak Ankara’ya döndüm. çeşitli mekanlarda müzik yapıyorum. Albüm çalışmamı hızlandırdım. Ankara benim için yetmişli  yıllarda çıkış noktasıydı, şimdi 2000 li yıllarda da bir çıkış noktası olacağına inanıyorum. Türkiye’nin  her tarafına merkezden ulaşabileceğime inanıyorum.

Biraz da yeni projelerden bahsedelim.

Ankara da kendime bir tarz oluşturdum. Çok eski yılların restoran müzisyeniyim. Bizim çalıştığımız restoranlar taverna diye adlandırıldı. Ama hiç birinin kapısında taverna yazmadı. Taverna tamamen farklı Rum yemeklerinin, ege yemeklerinin daha çok ağırlıklı olduğu Rumca müziklerin çalındığı yerler. Bu tarz yemek satmayan, müzik yapmayan yerlere taverna dediler. Ben tamamen nostaljiye dönüş yaptım. Hem eski dostlarımı topluyorum aynı çatı altında hem de piyanoyla Türk müziği yapıyorum. Benim tarzım dinleti ve eğlence müziği yapmak.

“Gözler kalbin aynasıdır” şarkısı bir döneme damgasını vurmuştu. Şimdiki şarkılara nasıl bakıyorsunuz?

Gözler Kalbin Aynasıdır adlı şarkıyı 1981 yıllarında Selami Şahin, Ahmet Selçuk İlkan ve Atilla Yelken üçlüsü olarak ortaya koyduk. Selami Şahin ve Ahmet Selçuk İlkan bu şarkının annesi babası ama ben de sütanneleriyim. Bunca yıldır bu şarkıyı sahnede söylüyorum. Bir sürü genç gruplar orkestralar, yorumcular barlarındaki, restoranlarında ki repertuarlarına aldılar bu parçayı. Klasikleşti. Herkes bu parçayı duyunca beni hatırlıyor ama ben bu şarkının sadece yorumcusuyum. Berkant’ın Samanyolu adlı şarkısı gibi bu şarkı benim bestem değil ama benim öz çocuğum  gibi oldu. Bu şarkıdan çok keyif aldım. Yirmi sene önce albüm piyasaya çıktı, uzun yıllar plak listelerini ve plakçıların vitrinlerini süsledi. Bu parçanın yeni versiyonunu aynı lezzette, aynı romantizmle söyledim. Fakat yeni enstrümanlarla daha çağdaş bir saundla. Belki yeni çıkacak albüme isim babalığı yapmayabilir ama gençler tarafından çok sevileceğine inanıyorum. Piyasaya her sene yüzlerce şarkı çıkıyor ve bu şarkıların yüzde doksan dokuzu kalıcı değil. İnsanlar bu şarkıları birer ikişer kere dinliyorlar hatta bazı cdler bir şarkı iki şarkı için alınıyor. Öbür şarkılar dinlenmiyor bile. Şarkıların gerçek duygularla yazıldığına inanmıyorum. İmitasyon gibi geliyor bana. Bir şarkı yapmak için şarkılar yapılıyor bence. Yirmi otuz sene kırk sene önceki bestelerin hiç biri yapılamıyor. Kâğıt kalemi eline alan belki bir saatte beste yapıyor. Bu arada şarkıların yüzde doksanı böyle oluyor. Bunların içinde güzel şarkılar yok mu? Sezen Aksu’nun kiler gibi onlarca şarkı var. Bir bakıyorsun şarkılar şarkıcıları yaratıyor şimdi. Şarkı dilinize dolanıyor sonra onu kimin söylediğini anımsıyorsunuz. Önce şarkıyı bir yerden duyuyorsunuz. Ne kadar güzel şarkı diyorsunuz, şu söylüyor, bu söylüyor diye ismini daha sonradan hatırlıyorsunuz. Eskiden yorumcular şarkıcıları tanıtırdı şimdi tam tersi şarkılar yorumcuları tanıtıyor. Tamamen değişti. Bu da şarkı iyiyse tabi.

Ya şarkıcılar?

Şarkıcılarda aynı. Her gün bir pop starın yaratıldığı Türkiye’de bence 1974 yılında Esmeray’ın unutamadım isimli birinci olduğu şarkısının olduğu yarışmaya ben de Ankara’dan katıldım. Yarışmalar adaylara heyecan verir. Ama günümüzde her gün bir yıldızın çıktığı ülkemizde iki ay sonra o kişinin sesini duyamıyorsunuz. Gönlüm ister ki günümüzün pop şarkıcıları dokuz yıl sonra da bu işi yapabilsinler. Ama zannetmiyorum.

 

Gece çalışması, insanları eğlendirmek  zor mu?

İnsanları eğlendirmek için çok farklı tarzlar çıktı. Eskiden birkaç tarz vardı. Onlar çalınırdı. Bu gün eğlence yerlerinde Türkiye’nin dört bir yanından repertuar istiyorlar. Karadeniz, doğu oradan buradan. Lehçeniz uyuyor veya uymuyor. Saundunuz, enstrümanlarınız uyuyor veya uymuyor. İnsanların istekleri çok fazlalaştı.  Ahmet Özhan’dan Karadeniz türküsü dinleyemezsiniz. Halay söylesin isteyemezsiniz. Bülent Ersoy’dan İngilizce şarkı söylemesini isteyemezsiniz. Bizim gibi eğlendirici  insanlardan çok şey istiyorlar. Bunu da karşılamakta zorlanıyoruz tabi. Hem enstrüman olarak, hem saund olarak hem de lezzet olarak.

Şöhretin güncelliğini korumadığını düşünüyorum. Bugün hep şöhretli kalacağım düşüncesinde olanlara neler söylersiniz? Bu bir bayrak yarışı mı?

Ben şöhretin çok kalıcı olabileceğine inanmıyorum. Şöhret ateşten bir gömlek. Bugün giyersiniz yarın vücudunuzu yakarsınız. Bir kere şöhret olursunuz o şöhret devam eder gündemde olursunuz veya olamazsınız. Şöhreti bir kartvizit olarak bastıramazsınız. Sanatın hangi dalını yapıyorsanız ister ressam olun, ister heykeltıraş olun isterseniz müzisyen olun, bir kere usta olduğunuzda bu ustalık ünvanı geri alınmıyor. Ama maalesef bizim ülkemizde iyi sanatçıyı bir yere çıkarıyorlar sonra arkalarını dönüp gidiyorlar. Bugün Picasso hayatta değil, Vangoh hayatta değil ama sanatları hala ayakta.

Aşkla bunca yıl barışık mı yaşadınız? Biraz aşktan konuşalım mı?

Eyvah! Ben aşk adamıyım duygu adamıyım her güzel şeye aşık olabilirim. Bu yalnız kadın aşkı değil, bunun içinde Allah aşkı da var. Anne baba aşkı da var. Çocuk aşkı dost aşkı da var. Ben onların her birine kadın erkek aşığımdır. Bu benim hayatımda bir dengedir. Sevgi benim için bir lezzettir. Sevgi adına hak etmeyenlerden geri alırım.

 

Çapkın mısınız?

Dün akşama kadar değildim.

 

Neden her şeyi çabuk tüketiyoruz?

Her şey yaşamda müzikte yemekte yapılan işlerin hepsi fast food oldu. Her şey günlük anlık yaşanıyor. Aşkta da böyle sanatta da. Eskiden çok iyi bir ayakkabı ustası ayakkabı yapar senelerce giyilirdi. Şimdi fabrikasyon bir ayakkabı alıyorsunuz hemen bir yerinden atıyor. Onun gibi kolay hafif oldu her şey. O lezzet kalmadı.

Başarısızlık sizi nasıl etkiler?

Hem çevremdeki meslek gruplarını hem başarılarını hem de başarısızlıklarını izlerim. Onları irdelerim. Başarısız olanların neden başarısız olduklarına bakarım. Aynı hatalara düşmek istemem. Başarılı insanların da başarılarından pay çıkarırım. Bende böyle olmalıyım diye. O yolda da yürürüm.

 

Uzun yaşam içinde keşkeleriniz mi yoksa iyi kileriniz mi fazla?

Keşkelerim fazla değil iyi kilerim fazladır. Keşkelerin altında yapamamışlık vardır. Ben yapmak istediğim her şeyi yaptım. Para olsun, huzur olsun aşk olsun her şeyi yaşadım.

Bana gönlünüzü açıp vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Ne demek şeref duydum sevgili Onur seni tanımaktan. Bundan sonra da görüşeceğiz. Yazar sanatçı ilişkisinin dışında dostluğumuzun pekişip devam etmesini arzu ederim. Asıl ben sana teşekkür ederim buralara kadar geldiğin için.

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik