Reklam
Reklam
istanbul escort

Hülya Gülşen ırmak ‘Ben oynadığım karakterleri seviyorum. Onlara can vermek onlara hayat vermek, onları halka kabul ettirmek için, gerçekten halk ne isterse, neyi seviyorsa onu yapmaya çalışıyorum. "

"Tabi bu o kadar komplike bir iş ki,yazarıyla, yönetmeniyle, oyuncusuyla, çok iç içe giden bir iş. Şunu özellikle söylemek istiyorum. Biz gerçekten çok zor bir işi başarıyoruz. Bu yüzden çok kıvanç duyuyorum. Çok kısa zamanda, çok hızlı üretimde bulunmak zorundayız " diyen Hülya Gülşen Irmak ile yaptığımız keyifli söyleşiyi Anneler gününde haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Hülya Gülşen ırmak ‘Ben oynadığım karakterleri seviyorum. Onlara can vermek onlara hayat vermek, onları halka kabul ettirmek için,  gerçekten halk ne isterse, neyi seviyorsa onu yapmaya çalışıyorum.
Bu içerik 2146 kez okundu.
Reklam

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Koyu bir Ankara’ lıyım. Ankara doğumluyum. Çok uzun yıllar bu şehirde yaşıyorum. Hep derler ya, tiyatrocu olmak istiyorum diye, öyle deyip de tiyatrocu olanlardan biriyim ben. Benim tiyatrocu olacağımı söylemem yedi yaşlarımda başladı ve çok hızlı hayata geçti. Çünkü on üç yaşımda konservatuara girdim. Tiyatro bölümünden on yedi yaşımda mezun oldum. O gün bu gündür, gece gündüz demeden tiyatroyla birlikte televizyon hayatımda başladı. Mesleğini seven, mesleğine aşık olan, yine dünyaya gelsem, tiyatrocu olurdum diyen biriyim. Aslında ben mutlu bir azınlığım. Çünkü yaşaması çok zor olanlar bir ülkede sevdiği mesleği yapan mutlu azınlıktan biriyim.

Ferhunde Hanımlar dizisi bir dönem çok popüler oldu. Sizce bizim evin halleri dizisi, çok bölüm çekilmesine rağmen, Ferhunde Hanımlar kadar ilgi gördü mü?

Ferhunde Hanımlarla başlayan bir şeyler vardı. Ferhunde Hanımların başladığı dönemde özel kanallar yoktu. Biz TRT’ de başlamıştık bu işe. Ferhunde hanımların başlamasından bir süre sonra ilk özel televizyon açıldı. Kanallar çoğaldı. Ama biz ilk özel televizyonda Ferhunde Hanımlara devam ettik. Bu öyle bir dönemdi ki, başka örnekleri yoktu. Başka işler yoktu. Tamamıyla tiyatroculardan oluşan bir kadroyla yapıldığı için, arkası yarın mantığında yapıldığı için, hepimiz radyo günlerini biliriz, radyoda dinlediğimiz, arkası yarınları, çocuk saatlerini biliriz. Benim yaşıtlarım onlarla büyüdüler. Hemen onun arkasından televizyonda bir arkası yarının olması bize hiç yabancı gelmedi. Ferhunde Hanımları seyirci çok sevdi. Ferhunde Hanımlar gerçekten sevgiyi hak eden bir işti. Biz ilktik. Bu ilki yaşamanın sevincini yaşadık. Bunun halkla nasıl bütünleştiğini gördük. Ama bazı talihsizlikler yüzünden Ferhunde Hanımlar bitti. Bir şey bitince tabi ki bir yenilik yapmak gerekiyor. İşe devam etmek gerekiyor. Yine aynı ekip, çekirdek kadro daha doğrusu, ‘ Bizim Evin Halleri’ ne başladık. Bizim Evin Halleri, Ferhunde Hanımların biraz mirasını yedi. Çünkü oradaki bizlerin tanınmışlığı, halkın bize olan sevgisi, en azından, Ferhunde Hanımların oyuncuları diye seyirciyi ekran başına topladı. Bizim evin hallerinde de en azından bir ikinci ilki gerçekleştirdik. Orada da inanılmaz bölüm sayısı, Ferhunde Hanımlarda 1200 bölüm çekmiştik o da çok iyi bir rakamdı, 1200’ ü Bizim Evin Halleri’yle bayağı geçtik Aradaki tek fark Ferhunde Hanımlarda, Bizim Evin Halleri’ de farklı bir aile yapısına sahip. Biraz daha orta sınıfın üzerinde bir aileydi Ferhunde Hanımlar. Bizim evin hallerinde ise daha orta sınıf daha köklerine bağlı, geleneklerine, göreneklerine bağlı, geçmişini unutmamış, geçmişini reddetmeyen, aile bağlarını koparmamaya çalışan bir aile. Bence ikisi de ayrı ayrı başarılı. Hangisini daha çok seviyorsunuz diye sorarsanız ben ikisini de seviyorum. Benim Ferhunde Hanımlarda oynadığım karakter çok renkliydi. Coşkulu, çok protest, çok salak ama , yeri geldiğinde çok akıllı, çok tatlı, aşk delisi bir kız. Bir oyuncu için çok fazla rol imkanı vardı. Bizim evin hallerinde ise daha farklı bir tipi canlandırıyorum. Tekrarlamayı bende istemezdim. İkinci bir dizide yine benzer bir karakterle seyircinin karşısına çıkmaktansa yepyeni bir karakterle seyircinin karşısına çıkmak bir oyuncunun olmazsa olmazlarından biri olmalı bence. Bu tiyatro içinde geçerli, ekran içinde. Öyle alışıyor ki insan, uzun süren şey yok denecek kadar azdır herhalde. Benim yaptığım işler hep uzun sürdüğü için, bir süre sonra alışkanlık, bağımlılık, gittikçe artan, inanılmaz bir bağa dönüşüyor. Benim oynadığım karakterle tabii ki benzeyen noktalarım da var. Ama ben onlara çok alışıyorum. Ve bu sefer onlarla beraber yaşamaya başlıyorum. Çok uzun yıllar Müjgan’la yaşadım. Şimdi İsmetle neredeyse altı senedir yaşıyorum. Ben oynadığım karakterleri seviyorum. Onlara can vermek onlara hayat vermek onları halka kabul ettirmek için gerçekten halk ne isterse, neyi seviyorsa onu yapmaya çalışıyorum. Tabi bu o kadar komplike bir iş ki,yazarıyla, yönetmeniyle, oyuncusuyla, çok iç içe giden bir iş. Şunu özellikle söylemek istiyorum. Biz gerçekten çok zor bir işi başarıyoruz. Bu yüzden çok kıvanç duyuyorum. Çok kısa zamanda, çok hızlı üretimde bulunmak zorundayız. Kadronun hemen hemen hepsi bu işi ikinci iş olarak yapıyor. Çünkü birinci meslek tiyatro sanatçılığı. Çünkü biz hepimiz tiyatroda oynayan, son derece yoğun programlara sahip olan, turneleri olan, aile ve ev hayatını sürdürmeye çalışan sıradan insanlarız. Bu bizim medya da gördüğümüz, nasıl tanımlayayım, diğerleri gibi değiliz. Son derece sıradan insanlarız. Sadece mesleğimizi yapmaya çalışıyoruz. Ama bir fark var, ben herhalde bu işi çok severek yapıyorum. O yüzden şikayet etmiyorum. Ne tempomdan ne yoğunluğumdan. Ben öyle alıştım ki, bunlar olmaksızın yaşayamazmışım gibi geliyor bana.

Müjgan rolü üzerinize yapıştı mı? O rolün dışına çıkabildiniz mi?

Bence çıktım. Zaten hedefimde oydu. Televizyonda yaptığım, oynadığım dört karakter var. Daha önce ‘Ah ana hanım ana’ diye bir dizi vardı. TRT’ de yayınlanmıştı. 3 yıl kadar sürmüştü. Vasfi UÇKAN’ ın  senaryosunu yazdığı bir köy dizisiydi. Ben orada köyün delisini oynamıştım. Sebile’ yi. Ardından Müjgan ardından İsmet, ardından yine dört bölümlük ‘Havada Bulut’ ta bir Rum kızını oynadım. Katina’yı. Bence televizyonda yaptığım bu dört karakterde birbirlerinden çok farklıydı. Hedefim buydu. Çünkü oyuncu gerçekten kendini tekrarladığı zaman bir tükenmişlik söz konusu olur. Bir geriye dönüşlük, bir bitiş ya da çöküş. Her rol yeni rol, yeni bir insandır. İnsanlar tabii ki birbirlerine benzeyebilir. Ama sonuçta biz farklı insanlarız. O benzerliklere rağmen çok farklı olduğunu hissetmemiz ve seyirciye hissettirmemiz gerekiyor. Aslında benden çok, seyirciye sorsanız daha doğru olur ama bana göre karakterlerin hepsi birbirlerinden farklı.

Ferhunde Hanımlar dizisinde oynayıp daha medyatik olup, ismini geniş kitlelere duyurmuş kişiler oldu. Sizce doğru projelerde yer almak mı onları birden var olmuş gibi şöhret yaptı?

Bizim ülkemizde çok farklı. Bir Ankara olayı var, bir de İstanbul olayı var. Ankara olayı yok hatta. Yapılan işler çok belli. Hatta iş yok. İstanbul piyasasında ki bir piyasa yok. Bütün bu işlerin merkezi sonuçta İstanbul. Şimdi böyle bir durumda seçim yapmak durumunda kalıyorsunuz. Ankara mı, İstanbul mu? Fakat tiyatroyu seviyorsanız tiyatrocu olmak istiyorsanız Ankara çok doyurucu  bir şehir. Sakin hayat istiyorsanız, düzenli hayat istiyorsanız, bir aile düzeniniz olsun istiyorsanız yine Ankara çok avantajlı. İstanbul iş anlamında çok avantajlı. Yaşamak bence çok kolay bir şehir değil. Bazı şeylerden fedakarlık etmek gerekiyor. İlişkilerden, aileden, çocuktan, tiyatrodan ödün vermek gerekiyor. Benimde gidebileceğim, seçebileceğim zamanlar oldu ama ben hep oyumu Ankara’ ya kullandım. Ankara’yı çok seviyorum. Tiyatroyu çok seviyorum. Ankara’ da tiyatro yapmaktan çok keyif alıyorum.

Yeni projelerinizden bahsedelim. Yeni bir proje var mı?

Televizyonda bizim evin halleri devam ediyor. O devam ettiği sürece benim yeni projede yer almam imkansız gibi. Tabii yeni bir projede yer almayı her zaman isterim. Yenilik her zaman yeni bir kandır, tazedir, değişimdir. Ama Ankara’ da böyle bir şansım olmadığı için, iş olmadığı için, zaten böyle bir şansımda yok. Ankara’dan İstanbul’a gidip iş yapmaksa gerçekten zor bir iş. Bunu da denemedim değil. Denemek üzereyken, bundan vazgeçtim. Ama benim için şuan çok yeni bir şey var. Tiyatroda yeni bir oyunum var, ‘Şahane Düğün’ diye romantik komedi türünde. Çok güzel, çok cici bir oyun. İyi bir kadro var.

Hülya Gülşen Irmak nasıl bir ev hanımı?

Her şeyi yarım yapıyorum desem yalan olmaz. Ben aynı zamanda anneyim. Olabilen boş zamanlarımda hep o eksiklikleri gidermeye çalışıyorum. Ben pazara gitmeye bayılıyorum. Ayda bir kere yapabiliyorum. Yılda bir kere yapabiliyorum ama o bir kere bile gidebilince kendimle gurur duyuyorum. Ben pazara gittim, sebze aldım, alışveriş yaptım diye. Evde bir günüm varsa çok planlı olmak zorundayım. Çünkü dışarıda yapılması gereken işler var, ödenecek fatura olabilir, çocuğumun okulu olabilir, evde yapılacak yemek olabilir. O zaman her şeyi planlamak zorundayım. Çok paylaşımcı bir ev ortamına sahibim. Eşimde sanatçı, cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrasında müzisyen. Her şeyi paylaşıyoruz. Çocuğumuza birlikte bakıyoruz. Bazen ben provaya getiriyorum. O provası bitince buradan alıyor. Çocuğumuzda bu tempoya alıştı. İki tanede ağabeyimiz var. Eşimin oğulları. 3 tane ebeveyn gibiyiz. Kızıma hep birlikte bakıyoruz, işleri paylaşıyoruz. Bu mutfak olabilir temizlik olabilir. Her konuda paylaşıyoruz. Bunları paylaşmasaydık zaten diğer işlerin hiç birini yapamazdım.

Oyunculuğun zor tarafları mutlaka vardır.Oyunculuğun zor tarafları nelerdir?

İş, iş yerinde bitmiyor. İş provada bitmiyor. Yaratmak zorunda olduğunuz yeni bir karakter var. Onu en doğru şekliyle oynayabilmek, için bir kere çok iyi gözlemci olmak gerekiyor. İnsan böyle olacağım diye hayal eder ama onu uygulamadan bir çok kez hayata geçiremez. O kişinin gülüşü, bakışı,dudağının kırılışı, sesinin tonu, sürahiyi tutuşu, merhaba deyişi, her şeyi sizin çok dışınızdadır. Buna ulaşmak zorundasınızdır. Her yeni rol, yeni bir doğum gibidir. Herkes buna benzetir. Çocuk doğurmak gibidir. Dünyanın en zor işidir. Ama doğduğunda en gurur duyduğun işidir. Bir kere zaman kavramı yok oyunculukta. Prova bitiyor yola çıkıyorum. Aklımda o yeni yaratacağım kişi. Her şeye o kişinin bakış açısıyla bakmak biraz psikopatça görünse bile akıl sağlığınızı korumanızda gerekiyor. İnsanın beynini çok yoran bir iş oyunculuk. Sahne üzerinde aynı sahneyi 20 kere 30 kere olmadıysa belki 40 kere almak zorundasınız. Müthiş enerji isteyen bir iş. Ve yılmamak gerekiyor. Çünkü kötü yaptığınızda çok acı çekiyorsunuz. Kendinizi kötü hissediyorsunuz. Diyelim ki komedi oynuyorsunuz, gülünmesi gereken bir sahne ama seyirci size gülmüyor. O anda ki düştüğünüz durumun korkunçluğunu kelimelerle size anlatmam ya da çok canı gönülden alkışlandığınız da hissettiğiniz mutluluğu da anlatamam. O yüzden bence oyunculuk çok zor bir iş, kolay gibi görünen, dışarıdan çok basit gibi görünen hiçte öyle olmayan, çok zor, ayrıntılara bağlı bir iş.

Siz istediğiniz yerde misiniz? Bu kadar çaba bu kadar iş, hala istediğim yerde değilim mi diyorsunuz?

Yok öyle pişmanlıklarım yok. Bir de benim karakterimde olan bir şey var. Ben hep isteyen bir insanım. İsteklerim hayallerim arzularım hiç bitmiyor. O yüzden hiçbir zaman tatmin olamıyorum. Ben bunun daha iyisini de yapabilirim duygusundayım. Her yapılanın daha iyisi mutlaka vardır diye düşünüyorum. Ben oldum hiç demedim. Hiç bir zamanda kendimi mükemmel bir oyuncu olarak ta görmedim. Kötü bir oyuncu değilim. İyi bir oyuncuyum ama  belki daha iyisini yapabilirim diye düşündüğüm roller de oldu. Genelde oyuncular megolaman da olurlar. Ama kendimi iyi hissettiğim zamanlarda oldu ama bu işi çok iyi yaptım mı diye bir düşüncem de vardı. Geçen sezon “Gözlerimi kaparım vazifemi yaparımı “oynadım. Aynı oyun Eskişehir ‘de de oynandığında galasına davet edildim. Üç ayrı karakteri oynamıştım ben. O oyunda benim oynadığım üç karakterden bir tanesini, o oyuncunun daha iyi oynadığını gördüm. Orada üç karakteri farklı oyuncular oynuyordu. Ben üç karakteri birden oynadım. Belki ben daha iyi vakit ayıramadım diye düşündüm. Kendime teselliler buldum. Ama benim oynadığım rolün daha iyi oynandığını gördüm. Her zaman her şeyin daha iyisi olur.

Sık pişman olur musunuz?

Gerçekten pişmanlık duyulacak bir şeyse evet. Ama sık değil.

 

Biraz da dizinizden bahsedelim. Yenilikler var mı? Bu bize nasıl yansıyacak

Gerçekten yenilikler var. Çok uzun zaman devam eden olaylar örtüsü var. Bazen bilmeyenlere konuyu anlattığım zaman ben bile inanılmaz çok olay varmış dediğim zaman çok oluyor. Düğüm olmuş çözülmesi gereken olaylar var, onlar çözülecek. Arkası yarın, hayat gibi olduğu için olaylar hiç bitmiyor, bizim dizimizde. Bizim dizinin sürekliliğini sağlayanda bu. Yaşam devam ettiği sürece olaylar devam eder. Biz çok gündelik konu işliyoruz. Ama bu gündelik konuların içerisinde de gerçekten çok ders alınması gereken herkesin yaşayabileceği, herkesin karşılaşabileceği, korkuları, duyguları, ilişkileri de işliyoruz. O yüzden lazım. Dizinin konuları hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor bana. Benim cephemde benimle ilgili çok güzel bir hikayem var. Ben çocuğu olmayan bir kadını oynuyorum ve bunun üzerine bir evlatlık meselem var. Daha o konu aydınlığa kavuşmadı. Eşim şu anda işsiz olduğu için evlatlık almam zor sanırım. İleriki bölümlerde bu konuyla ilgili gelişmeler olacak. Ama ailede çok yenilikler ve değişiklikler var.  Onları söylemeyeceğim, seyredin.

Oldukça yoğunsunuz, dizi tiyatro, ev hanımlığı size, sadece size vakit kalıyor mu?

Kendime vakit ayırabilmek için uykumdan çalmak zorunda kalıyorum. Okumayı seven bir insanım. Asla okumadan uyuyamam. Böyle bir alışkanlığım var. Okurken de  genelde kendimi kaptırıyorum. O zaman da uykumdan çalmış oluyorum. Şimdi hayatımıza bilgisayar girdi. İnternet girdi. Biraz da öyle değişti. Her şeyi yapmak istiyorum. O yüzden her şeyi biraz yapabiliyorum.Gerçekten kendime tam anlamıyla ayırdığım zaman buradan eve arabayla giderken ki zamanım. Sabah işe gelirken, şehir dışında oturuyorum.Platoya ulaşmam bir saatimi alıyor. O bir saat benim saatim. Eve dönerken ki bir saatte benim saatim. O zaman içerisinde her şeyi düşünebiliyorum. Evle ilgili organizasyonu yapabiliyorum. Kendimle hesaplaşıyorum.

 

Şu dönemde ismini biraz duyurmuş herkes oyuncu. Siz bu konuya nasıl bakıyorsunuz. Bir gün iyi oyuncular mutlaka belli olur diyor musunuz?

Seyirciye güveniyorum. Halkımızın aptal olmadığını biliyorum. Seçici olabileceğine inanıyorum. Ama bunun için biraz daha zamanım var diye düşünüyorum. Çünkü geriye dönüp baktığınızda kötülerin elendiğini, bu işi yapamayanların yok olduğunu görüyoruz. İyi işler devam ediyor. Kötü işler yok oluyor. Böyle süzgeçten geçirildiğinde ve sadece iyiler kalacak diye umut ediyorum.

Peki birileri elenirken yenileri çıkmıyor mu?

Bu popüler kültürle ilgili bir şey. Bir anda ünlü olmak bir anda sönmek, trendler modeller, çok hızlı tüketilen şeyler. Her şey çok hızlı tüketiliyor zamanımızda. Bu günlük gazetelerin haberi oluyor, okunuyor, bitiyor atılıyor. Dizilerde aynı. Ama unutulmayanlar da var. Bakın hala Ferhunde Hanımlardan konuşuyoruz. Kaç yıl geçti üzerinden. Çok uzun zaman. Ben Ferhunde Hanımlarda hamileydim. Şimdi 10 yaşında çocuğum var. Ama hala her gören seyirci Ferhunde Hanımlardan bahsediyor. Ben onunla gurur duyuyorum. Demek ki biz doğru bir şey yaptık diye düşünüyorum. Her kes oyuncu meselesine gelelim. Bu herkesin tartıştığı bir şey. Bir talep meselesi. Bu konuda değişik düşüncelerim var. Mankenlerden oyuncu olur mu? Evet bazı mankenlerden olabiliyor. Gerçekten bu işi yapabiliyor. Kim diyeceksiniz. Çağla Şikel mesela. Hiç oturup seyrettiniz mi? Cennet mahallesine denk geldiniz mi?

 

Çok az

Benim kızım seyrediyor. Benim çok sevdiğim melek ablam orada oynuyor. Ben çok severim kendisini oyuncu olarak. Çağla Şikel’ i bir oyuncuymuş gibi seyrediyorum. Hiç tanımıyorum Çağla Şikel’ i. Ben bir seyirci olarak söylüyorum bunu. Ama bu demek değildir ki, her manken oyuncu olacak. Hepsi değil. Seslendirme olayıyla farklı olabiliyorlar. Bir Özcan Deniz, Seğmen Ağa. İnanılmaz bir dublajla sansasyon yarattı. Herkes Seğmen Ağa’ ya aşık oldu. Çok enteresan, sevdiği şarkıcıyı görmek istiyor. Yeşilçamda da öyleydi. Şarkıcılar film çevirdiler. Sinemada olabilir, Televizyonda olabilir ama gelip şu tiyatro sahnesi üzerinde oynamaları biraz zor gibi geliyor bana. Gerçekten tiyatro sahnesi çok ürkütücü çok korkutucu çok tehlikeli bir yerdir. İyi bir oyuncu olup olmadığını ancak tiyatro sahnesinde anlayabilirsiniz. Orada yalnızsınızdır. Herkes sizi seyreder. İyi bir yönetmen, iyi bir montajla halledersiniz. Sinemada yoldan geçen insanı da oynatabilirsiniz. O yönetmenin bakışına, o insanı nasıl kullandığına bağlı. Çok güzel görüntü veriyorlar. İyi bir dublajla herhangi birini gerçekten star yapabilirsiniz. Oyuncu olup olmadığını bir tek sahnede anlayabilirsiniz.

Şimdiki yapımlara nasıl bakıyorsunuz? Çok dizi çekiliyor. Kaliteyi düşürüyor mu bu kadar dizinin çekilmesi?

Çok kısa ömürlü oluyor. Çok farklı kaygılar var. Çok beğendiğimiz diziler tutmayabiliyor. Bir tanesini biliyorum şimdi adını hatırlayamıyorum, keyifle seyretmeye başlamıştım. Çok kısa sürede bitti. Bu reyting kaygısı yüzünden. Bu reyting öyle ki bir şeyi seyircinin, dört kere beş kere seyrettiği zaman oluyor. Kötü diye düşünmeye başlıyor. Sonunda reyting yapıyor. Ama çok farklı dönen bir çark. Bu işlerin çok fazla nasıl yürüdüğünü bilmiyorum. Çok iyi televizyon seyircisi değilim onu söyleyeyim. Dizilerin onda birini seyrediyorum. Çünkü tempom buna müsait değil. Çektiğim diziyi bile seyredemiyorum.

Bu yoğun günde bana vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

Asıl ben teşekkür ederim.

 

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik