Reklam
Reklam

Durul Bazan“Özgürlüğü kısıtlayan şeylerden biri korkudur. Korktuğunuz zaman özgür olamazsınız. İçerisi karanlıksa, korkuyorsanız, içeride rahat dolaşamıyorsanız, bu bir yasaktır. Kendi kafanızda kurduğunuz. Korku kısıtlar”.

Sempatik oyuncu Durul Bazan ile yaptığımız keyifli ve güzel söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Durul Bazan“Özgürlüğü kısıtlayan şeylerden biri korkudur. Korktuğunuz zaman özgür olamazsınız. İçerisi karanlıksa, korkuyorsanız, içeride rahat dolaşamıyorsanız, bu bir yasaktır. Kendi kafanızda kurduğunuz. Korku kısıtlar”.
Bu içerik 1332 kez okundu.
Reklam

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

Bize biraz Durul Bazan’ ın hikayesini anlatır mısınız?

Tek renkli olmayı sevmeyen, renkli olmayı seven, her şeyi merak eden çok geveze,çok suskun, çok orta renkleri olmayan aslında net bir insan. Yani grim yoktur benim, siyahtır ya da beyazdır. Birazda aceleciyim.

 

Uçlarda mı yaşıyorsunuz?

Maalesef öyle daha rahat ediyorum. Maalesef de annemin eki. Bence hiç maalesef değil ama, öyle rahat ediyorum.

Bir filme başlarken senaryo önemli mi sizin için bu konuda seçici misiniz?

Senaryo en önemli şey. Bu konuda seçici miyim, değil miyim? Sinema filmlerin de çok seçici gibi olduğumu zannetmeseniz de , aslında enteresan seçici bir adamım. İlk defa Türk sinemasında çalıştım. İdrak ettiğim şuydu. Kendi istediğim standartta, bir senaryoyla film çekmek Türkiye standartlarında biraz zor. Türkiye insanları paraya çevirmek konusunda biraz aceleci davranan bir ülke. O yüzden en çabuk geri dönüşü olan şeyler, çok fazla riski olmayan bir ülke. Televizyondan tiyatrodan ya da sanatın her hangi bir dalında, ticari konumun, her hangi takibi şu oluyor. O şunu yaptı tutturdu. Onun benzeri bir tane de dizi ben yapacağım. Farklı bir şey yapmak isteyen hiç yok. Farklı renkte denemek isteyen hiç yok. Görmek isteyip istemediklerini hiçbir şekilde deneyen yok. Birazcık korkak, birazcık işi bilmeden çalışılan bir ülke. O yüzden de senaryoyla ilgili fikrim şudur ki en önemli şey senaryo. Bir noktada sapabiliyorsunuz. Doğrularınızı gerçekleştirebilmek için önce yanlış yapmanız gereken durumlar oluyor. Avantaj elde edebilmek için. Taktik açıkçası bu. Bakış açım bu. Ama seçiciyim. Eğer televizyonda da takip etme imkanınız olduysa, televizyon çok basit bir iş, parayla ilgili bir şey. Onda bile oynadığımda bir daha ki seneye oynamam. Nerdeyse iki senedir oynadığım rolleri yazarlar müsaade ettiği için kendim geliştiriyorum. Onlar yalnızca senaryoyu o karaktere göre yazıyorlar.

Şuan televizyonda görünmek, medyatik olmak,bir yerde rol almak, kendini göstermek için yeterli. Siz oynadığınız bir projede yer alan oyuncularda seçici misiniz?

Olabildiğim kadar..Çünkü oyunculukla ilgili temel ilkem şudur. İkinci bir oyuncu varsa alışveriş yapmak gerek. Zaten seyircinin özlediği şeyde kanımca bu alışveriş. Bu ilişki. Karşısındaki insanla ilişki kurmayan, onun gözünün içine bakmayan gerçekten konuşmayan bir insanla sahnede oyun oynamak çok zor. Oyunculukla ilgili inançlarımdan biri oyuncu çocuktur. Elli yaşında bir adama beline silah takıp sen mafyasın, şu köşede seni vuracaklar dendiğinde adam kendini yere atıyor. Normalde sizin ailede altmış yaşında ki adam bu işlemi yapmaz. Yaptırmak isteseniz deli olduğunuzu düşünür. O yüzden çocuk psikolojisiyle hareket eder. Çocuklarda, bildiğim kadarıyla kendi çocukluğumdan, sevmediği arkadaşıyla oynamaz. O yüzden seçici olmak gerekli. İşin kaliteli olması açısından.

Genelde komedi tercih ediyorsunuz. Bunun özel bir nedeni var mı?

Bu benim tercihim değil. Bu şimdi televizyonda öyle. Tiyatroda çok farklı oyunlar oynadım. Otuz dört yaşımdayım otuz üç oyun oynadım. Mesela şu anda aklıma gelen “veba” oynamıştım. Tiyatroda daha çok imkan var. Televizyonda komediyle başladığınızda, bu iş tuttuğunda, daha çok size gelen teklifler üç aşağı, beş yukarı aynı oluyor. O konuda ki seçim daha çok yapımcıların oluyor.

“Hayat Bilgisi” dizisine dahil oldunuz. Ama dizi bitti. Son döneme mi denk geldiniz. Yoksa artık dizinin bitmesi mi gerekiyordu?.

Onun hikayesini anlatıyım.”Hayat Bilgisi” ilk oynadığında orada ki “Mennan” karakteri bana yazılmıştı. Hatta yazarıyla, Uğur Yağcıoğlu’ da yazarlarından bir tanesi, biz o karakter üzerinde çalıştık, kast belliydi. Daha sonra maddi konularda anlaşamadık. Son dakikaya gelindiğinde o yüzden olmak istemedim. Tercihi başka işlerde kullandım. Sonra bu teklif sağ olsunlar bana iki defa daha geldi. Bu son gelişinde, dördüncü senesinde, bitecekti. Son sene için oynama mı istediler, ben de oynadım. İyi ki de oynamışım. Çok keyif aldım. Perran hanım zaten çok sevdiğim bir oyuncu. onunla tanışmış olmaktan çok gurur duyduğum, çok mutlu olduğum bir oyuncu. Keza yönetmeni öyle, Tarık Papuçoğlu öyle, onlarla çalışmak bir sene için çok keyifliydi.

Oynarken role katkıda bulunuyor musunuz? Yoksa senaryoya sadık mı kalıyorsunuz?

Genelde katkıda bulunuyorum. Bunu da anlaşırken söylerim. Orada ki “Ramadan” karakteri de benim tercihimdi. Bir Bulgar muhaciri oynamak tamamen benim teklifimdi. Onu çalışmak içinde bir arkadaşımın muhacir babaannesiyle iki hafta kahvaltı yaptık. Hikayeler anlattı. Dili nasıl kırdıklarını Türkçe’ yi nasıl öğrendiklerini bilmem gerekiyordu. Öyle bir çalışma sonrasında bu iş oldu. “Emret Komutanım” da ki, patlayan sesleri söyleyemeyen bir adamı oynuyorum. O da benim teklifimdi. Daha sonra senaristlerle o anda sahnede yapıyorum.

Bir işi hemen kabul eder misiniz? Yoksa biraz düşünür müsünüz?

Çok uzun düşünürüm. Zaten çok kararlı bir adam değilimdir. Yaptığım iş benim için çok önemli. Kimliğimi kazandığım iş benim için çok önemli. Kendimle çok gider gelirim. Bu mu? Acaba yoksa bu mu? Yakın arkadaşlarıma gider oynarım önce. Şöyle bir şey oynayacağım, şöyle bir karakter var diye. Onların tepkilerine göre de kara veririm.

Oyuncu kimdir? Her tiyatro sahnesine çıkmış, her dizide rol almış, her sinema filminde oynamış kişiye biz oyuncu diyebilir miyiz?

Yani. Şöyle bir hikâye anlatayım size. Madem hikâyecisiniz. Ben konservatuardan mezun olduktan sonra bir sene konservatuardan Müşvik Bey’ in ve Zeliha hanımın asistanlığını yaptım, derslere girdim. O dönemde Müşfik Kenter babasının öldüğünü, babası öldükten sonra sahneye çıktığını anlattı. Benim de kafamda böyle bir nokta oluştu. Oyuncu nedir? Ne değildir? 2000 yılının 28 Martına kadar mesleğimle ilgili her yerde oyuncu adayıyım dedim kendime. Tiyatroda belli bir kariyerim vardı. Tiyatro oyuncusuydum. Arkadaşlarım dalga geçerdi. Oyuncu adayı nedir diye. Babam öldü sahnede,28 Mart. O geceyi tamamladıktan sonra ertesi gün cenazesi vardı. On ikiyi beş geçe Müşfik hoca aradı. Tiyatronun da genel sanat yönetmeniydi. Bu akşamki oyunu iptal edelim mi dedi. Ben de böyle öğretmediniz dedim. Ben o günde oynadım. Ondan sonra ki günde. Üç gün boyunca oynadım. Bana oyuncu oldun dedi. On ikiyi beş geçe o gün bu gündür, ben oyuncu, yazarım. Benim için böyle bir tarafı var. O yüzden kimin için nasıldır bilemem.

 

Durul Bazen oyunculuk dışında ne yapmaktan hoşlanır?

Çok var. Senaryo yazarım, hikaye yazarım, fotoğraf çekerim. Montaj öğrenmeye çalışıyorum. Kendime ait profesyonel bir setim var. Bir şeyler çekmek istiyorum. Film arşivim var. Yönetmenlere ilgili her şeyi biriktiririm.

 

Yeni bir dizi var mı?

Sözleşmem var, sezon sonuna kadar. Olası ihtimallere bakıyorum.

 

Durul Bazen nereye kadar gidebilir oyunculukta?

Bunun sonunun olduğunu düşünmüyorum. Bu insanlarla beraber değişen bir şey. Çünkü oyunculuk insanın ham maddesinden çıkan bir şey. İnsan değiştikçe oyunculuk çok değişir. Nereye kadar gidebilirsem.

Tanınmak insanın kimliğini değiştirir mi?

Benimkini değiştirdi mi, değiştirmedi mi benim verebileceğim bir cevap değil. Arkadaşlarımdan öğrenmek lazım. 34 yaşımdayım. Hala çocukluk arkadaşlarımla görüşüyorum. Onların görüşü, değişmediğim yolunda. Tanınmaktan hoşlanan bir insan değilim. Genelde tanımasınlar diye çok çaba gösteren biriyim. Tanındığınız zaman size yalan söylüyorlar. Başka yüzlerini gösteriyorlar insanlar. O zaman gerçeği göremiyorsunuz. Ben çok şanslı bir insanım. Böyle bir yeteneğim var. Ve insanlar bu yeteneğe çok saygı gösteriyor ve bu yetenek para ediyor ve hiçbir şey üretmiyor. Üstelik su gibi hava gibi yemek gibi her gün ihtiyaçları olduğu bir şey değil.Yalnızca var ettiğim için buna geliyorlar. Bu çok önemli bir şey. Bunun için müteşekkirim.

 

Sinema filmi projesi var mı?

Bu sezon iki tane sinema filminde oynadım. Ticari kaygısı olan gişe filmleriydi. Şu anda önüme ne çıkar bilemem. Bizde sinema filmleri yazın çekilir.

Sanatçı yaratıcılığını özgür kılabildiği sürece gerçek değerini bulur. Korku illetlerin en büyüğüdür. Yaratanın içine korku girdiğinde yaratıcılık yok olur mu?

Kesinlikle yön değiştirir. Özgür diyorsunuz. Özgürlüğü kısıtlayan şeylerden biri korkudur. Korktuğunuz zaman özgür olamazsınız. İçerisi karanlıksa, korkuyorsanız, içeride rahat dolaşamıyorsanız, bu bir yasaktır. Kendi kafanızda kurduğunuz. Korku kısıtlar.

Bana vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Rica ederim. Ben teşekkür ederim.   

        

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik