Reklam
Reklam
istanbul escort

Sedat Demirsoy"Maalesef bir tiyatro oyunu sahnelemek için paraya, oyununuza seyirciyi gelmesi için de şöhrete ihtiyaç var."

Usta tiyatro sanatçısı Sedat Demirsoy ile yaptığımız güzel ve keyifli söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Sedat Demirsoy
Bu içerik 1904 kez okundu.
Reklam

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

Biraz yaşam öykünüzden konuşalım mı?

Sanatla çocukluğumda tanıştım. Dört yaşında resim yapıyormuşum. Elime bir kalem ya da boya geçince herhangi bir şeyin üzerine hemen çiziktiriyormuşum.  Genelde de bir kadın resmi... Belki annemin kuaför olmasından dolayı... İlkokula başladığım yıllardı, anneme Hz Ali’nin Cenk Hikâyelerini aldırırdım. O kitapların muhteşem kapak illüstrasyonları olurdu. Onları bakarak çizmeye çalışırdım. Ortaokulda iken öykü denemeleri yapmaya başladım. İlkokulu ve ortaokulu Ankara’da okuduktan sonra Eskişehir’e Demiryolu Meslek Lisesi’ne (yatılı) gittim. Sanatla ilişkime biraz ara vermiş oldum. Mezun olunca demiryolunda çalışmaya başladım. Demiryolunda çalışma hayatım 25 sene sürdü ve emekli oldum. Bu arada kamu yönetimi okudum. Sanatla ilişkimi de yeniden başlattım. Beş yıl kadar seramikle uğraştım. Sonra tiyatro ile amatör oyuncu olarak tanıştım. Tiyatroyu çok sevdim. Hem tüm sanatları kapsıyordu, hem de çok keyifliydi... Bu kez tiyatronun okulunu okumaya karar verdim. Tekrar üniversite sınavı, yetenek sınavı ve tiyatro bölümü...

Tiyatro oyununuz “Kelaynaklar “ dan konuşalım birazda.

Kelaynaklar, benim on yıllık projem. On yıldır sokakta, değişik mekânlarda, evde, çevremde ve hatta kendimde gördüğüm, yakaladığım kaynaklıkları not ettim, biriktirdim. Sonunda geçen yıl artık elimdeki malzemenin oyunlaşmasının zamanının geldiğine karar verdim. Tabii her şeyi bir oyuna sığdırmak mümkün değildi. Geride dört oyunluk daha malzeme kaldı. Bir de kelaynaklık sürekli değişiyor, sürekli kaynaklıklar yapılıyor. Yeni olanı oyuna katmak gerekiyor. O yüzden de fazla geciktirmek istemedim. Oyunun rejisini de ben yaptım. Dört oyuncu (Gonca Özkan, Nursen Cin, Orhan Akçay, Zafer Gökçek) rolden role girerek hikâyeyi anlattılar. Işık tasarımını da Devlet Tiyatrosundan Çetin Atay yaptı.

İstanbul ve Almanya’da oynanan oyunlarınız var. Anlatır mısınız?

İstanbul’da benim de üyesi olduğum Dramafon Derneği bünyesinde tiyatro çalışmaları yaptık. Bukowski’nin hayatı ve şiirlerinden oluşan ‘Bukowski-Sokak Felsefesi’ oyununu ben yazdım, yönettim. ‘Yunus Emre-Yunus bir söz söylemiş’ adlı oyunu Kıvanç Nalça yazdı, ben yönettim. Bu oyunlar hala oynuyor. Bukowski oyununu ayrıca Ankara’da da sahneledim.

Almanya’ya ilk kez  2004 yılında gittim.. Badische Staate Theater’da tiyatro sporu çalıştırdım ve yazdığım ‘Nasrettin Lost’ (Almanca ’ya çevrildi) oyunu sahnelendi. Tiyatro Diyalog için ‘Eğlencelik (Amüsümünt)’, ‘Hans&Hasan’ oyunlarını yazdım ve yönettim. Bunların dışında dört oyun daha yönettim.

Tek kişilik oyunlarınızdan,  birazda Meddah geleneğinden konuşalım.

Almanya’da ve Türkiye’de on tane tek kişilik oyun (altı tanesinin yazımı da bana ait) yönettim. Bunların beş tanesi meddah oyunudur. Aslında tek kişilik oyunların temelinde (adına anlatıcı tiyatrosu deseniz de) meddahlık vardır. O yüzden bu oyunların hepsini meddah gösterisi saymak da mümkündür. Meddah bizim geleneksel tiyatro türlerimizden biridir. Ben meddahı biraz günümüze uyarladım. Benim meddahlarım da asa ve mendil kullanıyorlar, tekerleme söylüyorlar. Klasik meddahtan farklı olarak oturdukları yerden hikâye anlatmıyorlar da hikâyeyi oynayarak canlandırıyorlar.

Deniz Yıldızı dizisinde oynadınız. Deniz Yıldızı ve diğer dizilerden konuşalım. Başka hangi dizilerde rol aldınız?

Deniz Yıldızı’nda geçen sene yaklaşık bir sezon oynadım. Sonra dizi kanal değiştirince kaldırıldı. Çok keyifli bir ekiple çalıştım. Tekrar aynı kişilerle bir dizide severek oynarım.

Deniz Yıldızı dışında, Beni Affet, Seksenler, Yirmi Dakika ve Merhamet dizilerinde oynadım. Gerek sette, gerek sokakta çok ilginç ve komik olaylar başınıza geliyor. Ben işin bu yanını da sevdim.

Bir gün yaşlı bir kadının sokakta beni durdurup “Allah sizden razı olsun, her akşam evimize gelip bizi eğlendiriyorsunuz” demesini unutamam...

Tiyatroların ayakta durması zor deniyor.  Oyunculardan, dizilerden kazandıklarını tiyatroya yatırdıklarını duyuyoruz. Tiyatro bu kadar zor şartlarda mı yapılıyor?

Tiyatro masraflı ve zor bir sanat. Bunun yanında seyircisi çok olan bir sanat da değil. Ama çok keyifli. O yüzden tiyatrocular kazandıkları parayı tiyatroya yatırıyorlar. Alkış hiçbir parayla alınamayacak bir gıdadır. Onu sadece emekle ve sanatla alabilirsiniz.

Bir oyunun bütün emeğini ve maddi giderini seyirciden çıkartmanız da mümkün değildir. O yüzden tiyatrocular kazandığını buraya yatırır. Devlet desteği bu konuda yetersizdir. Devlet, tiyatrolara (ortalama) 8 ila 38 bin lira verir. Tabii ki hepsine değil, seçtiklerine... Bunun karşılığında 25 kere oyunun oynanmasını ister. Devlet kendi sahnesini 1100 liraya kiralıyor. Ayrıca bir sürü vergi vs alıyor. Ben evini barkını satıp tiyatro yapan çok insan tanıyorum.

Sponsorluk müessesesi ise hiç gelişmemiştir. Belediyelerin bu konudaki bürokrasi beceriksizliğine de hiç girmeyeyim...

Şöhret mi, para mı?

Gönül “ikisi de değil; TİYATRO” demek istiyor. Ama diyemiyoruz. Maalesef bir tiyatro oyunu sahnelemek için paraya, oyununuza seyirciyi gelmesi için de şöhrete ihtiyaç var.

Eğitim mi, yetenek mi?

Bu soruya da her ikisi de diyeceğim. Ama öncelikle eğitim şart. Çünkü birileri bir şeyleri deneye-yanıla yüzyıllardır bulmuş, geliştirmiş. Siz eğitimle bunu kısa bir sürede öğrenip üstüne koyma şansı elde ediyorsunuz. Belki eğitimsiz de o noktaya gelirsiniz ama ömrünüz yeter mi? Yetenek de tabii ki olmalı ama eğitim ve çok çalışma ile yeteneklerinizi geliştirebilirsiniz.

Ya aşk? Aşk size ne kadar yakın?

Aşk hep cebimde... Olmadan olmazın başında...

Olmak istediğiniz yere ne kadar yakınsınız?

Olmak istediğim yerdeyim sanırım. Çok vakit kaybettim. Geç buldum. Ama olduğum yerden çok memnunum. Gerek sanatsal, gerek duygusal olarak mutlu olduğum bir noktadayım. İnsan başka ne ister ki? Geriye dönüp “tüh” demiyorsanız, anılarla yaşamıyor da hep geleceğe bakıyorsanız, bence doğru yerdesiniz.

Hedeflerinizden konuşalım mı?

Hedef yine tiyatro. Önümüzdeki sezon Birinci Peron tiyatro için iki oyun yazmayı planlıyorum. Tabii bu oyunlar yıllar içinde birikmiş artık zamanı gelmiş projeler. Almanya’da iki oyun yöneteceğim. Sonraki yıllar için de projeler var elbette...

Sadakate inanır mısınız? Aldatılma korkusu yaşar mısınız?

Sadakat, her anlamda önemli... Bazen yazdığınız ya da yönettiğiniz oyun bile sizi aldatabilir. Çok güvendiğiniz bir insan da... Hatta sizi yönetenler de sizi aldatabilir. Aldatıldığına inanan insanlar genelde aldatılma korkusu yaşar ve bir daha kimseye şans vermez. Ben böyle bakmıyorum. İnsanlara önyargılı olmamalı. Her yeni tanıdığınıza ‘bu da beni aldatacak’ diye bakarsanız, kendi cehenneminizi yaratmış oluşunuz. Karşıdaki insana bir şey olmaz. Ama politikacıları bunun dışında tutuyorum. Onlara çok temkinli yaklaşmalıyız. Hatta yaklaşmamalıyız...

Başrol oyuncuları hep yakışıklı erkekler ve güzel kızlardan oluşuyor çoğunlukla. Güzellik ve yakışıklılık gerekli mi filmin seyredilmesi için?

Bilmiyorum. Bu seyreden insana bağlı herhalde. Leonardo di Caprio da başrol oynuyor, Robert de Niro da...

Dizilerde iyi bir yönetmen, iyi bir kameraman, iyi bir ışıkçıyla herkes oyuncu olur. Oysa tiyatro sahnesi öyle değil orada, oyunculuğuyla var olur bir oyuncu görüşü var. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

Sahne, canlı performans. Seyirci ile birebir iletişim içindesin. Tabii ki farklı. Ama  dizide de bazı gereklilikler var. Yani ikisinin de benzeyen ve benzemeyen dramatik olanakları var. Tiyatro daha zor olsa da, dizilerde de herkesin oyuncu olamayacağını düşünüyorum.

Oyuncuların plato gerisindeki birbirleriyle olan ilişkilerini samimi buluyor musunuz? Set gerisinde dostluk var mı?

Dizilere bölüm oyuncusu olarak girdiğinizde ekiple çok kaynaşamıyorsunuz. Misafir gibi gelip gidiyorsunuz. Ama biraz daha uzun süreli oynadığınızda ilişkiler ısınıyor. Dostluklar gelişiyor.

Bir oyuncu olarak kendinizi yeterince ifade edebildiğinizi düşünüyor musunuz?

Ben kendimi oyuncu saymıyorum. İşin daha çok diğer yanında, yani yazma ve reji tarafında olduğumu düşünüyorum.

Başarı için neler gerekli?

Kendine doğru bir usta bulmak. Çalışmak, okumak, araştırmak ve öğrenmek... Ve bunları çok çok çok yapmak...

Başarısız olduğunuz dönemler oldu mu? Ne hissettiniz?

Oldu hem de çok. Böyle zamanlarda Beckett’i düşündüm; “Denedin, yenildin. Yine dene, yine yenil”

Tanınmışlık neden insanları başkalaştırır?

Ben tanınmış değilim nereden bilebilirim. En fazla tahmin edebilirim: Toplum içinde rahat değilsindir. Özellikle oyuncu isen. Eskiden işini (yani oyunculuğu) yapmak için sen gözlem yaparken artık herkes sana bakmaktadır. Kimseyi gizlice izleyemezsin. Evinin dışında bir özel hayatın olmaz. Belki evinde bile rahat değilsindir. Bu işin olumsuz yanı. Bir de herkesin seni tanımasının getirdiği ego yükselmesi var...

Şansın başarıda etkisi nedir?

Doğru yerde, doğru zamanda, doğru insanlarla olmak şanstır. Bunun da başarıya doğrudan etkisi vardır.

Dizilerin bir sinema filmi kadar uzun süreli olmasına ne diyorsunuz?

Birileri seyrediyor demek ki... Ama seyrediliyor diye insanlara eziyet etmeyi doğru bulmuyorum.

Ben oyuncuyum rol seçmem her rolü oynarım mı diyorsunuz? Yoksa şöyle bir rol gelirse asla oynamam mı diyorsunuz?

Buna rol seçmek demeyelim de, malzemeye uygunluk diyelim. Her insanın malzemesi her role uygun değildir. Fiziki malzemenize, inançlarınıza ve ideallerinize uygun olan rol gelirse oynarsınız.

Yaralarınızı nasıl sararsınız?

Yeni bir şeyler üreterek...

Bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Murat OZEN     0000-00-00 Sedat abim hayata bakis acin insanlarla olan iliskilerindeki basarin gercekten benim abim oldugun icin gurur verici
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik