Reklam
Reklam

Banu Kırbağ “Biz şöhreti tattık. Şöhret tabi ki çok güzel bir şey. Şöhreti sıcak tutmanın imkanı yok bu ülkede. En tepede olmayı, starlık dönemini biz yaşadık. “

"Yapılan iş pop müziği olduğuna göre, pop müziği de, popüler müzik, adından belli, biz o dönemleri gayet güzel yaşadık. Biz öğrenme dönemlerini, starlık dönemlerini geçtik. Duayen dönemine geldik. Biraz şımarıkça olacak bu söylediğim ama doğru. Bakıyorum şöyle, az uz değil. Geçmişten bu yana çok zaman geçmiş. Biz de şu anda olmamız gereken yerde olmalıydık.” diyen Banu kırbağ ile yaptığımız keyifli söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirisiniz.

Banu Kırbağ “Biz şöhreti  tattık. Şöhret tabi ki çok güzel bir şey. Şöhreti sıcak tutmanın imkanı yok bu ülkede. En tepede olmayı, starlık dönemini biz yaşadık. “
Bu içerik 4041 kez okundu.
Reklam

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

Banu deyince aklımıza neler gelmeli?

Yetmişli  yıllardan başlamış olursak, o dönemde ki, sıkı bir pop müziğinin neferi olarak düşünebiliriz. İlk önce müziğe aşık, hayatını müzikle doldurmuş, bu yaşına gelmesine rağmen, müzikle yatıp, müzikle kalkan, yorumcu olarak düşünebiliriz.

Herkesin ünlü olmak için türlü işlere kalkıştığı, yarışmadan yarışmaya koştuğu bir dönemde yaşıyoruz. Sizin en verimli dönemlerinizde geri planda olmanız beni şaşırtıyor. Sizce de öyle değil mi?

Biz şöhreti  tattık. Şöhret tabi ki çok güzel bir şey. Şöhreti sıcak tutmanın imkanı yok bu ülkede. En tepede olmayı, starlık dönemini biz yaşadık. Yapılan iş pop müziği olduğuna göre, pop müziği de, popüler müzik, adından belli, biz o dönemleri gayet güzel yaşadık. Biz öğrenme dönemlerini, starlık dönemlerini geçtik. Duayen dönemine geldik. Biraz şımarıkça olacak bu söylediğim ama doğru. Bakıyorum şöyle, az uz değil. Geçmişten bu yana çok zaman geçmiş. Biz de şu anda olmamız gereken yerde olmalıydık. Pop müziğinin farklı yerde  olmasıyla ne yazık ki, bizlerin yerleri kaybettirilmeye başlandı. Önümüze geçildi. Ben en çok müziğe asılmış sanatçıyım. Yetmişli yıllarda Timur Selçuk’tan ders almışım. Yedi yıl sürmüş. Şan, solfej, armoni. Ondan sonraki seksenli yıllarda, işin bestecilik, söz yazarlığına soyunmuşum. Çok güzel albümler çıkarmışım. Beş tane kırk beşlik, bir tane long play, onun dışında özgün müziğe gönül vererek, doksanlı yıllarda on tane cd, kaset yapmışım. Yani bu kadar asılmama, bu kadar koşuşturmama rağmen, önümüze set çekildi. Son derece yaptığım işe saygısı olan, üreten insanım. Doksan sekiz de benim de önüm kesildi. Seksen altı yılında pop müziğini söylemeyi kestim. Aşk şarkıları söylemeyi bıraktım. Bu da çok iyi oldu benim açımdan. Her şey istediğim gibi gitti. Ama biz TRT’ye bantlarımızı gönderdiğimiz zaman geçemez dendi. Çünkü içinde, Sabahattin Ali vardı, Nazım Hikmet vardı. Bunlar geçemezdi. Doğru yaptığınız zaman bir şeyi, bu sizin de başınıza gelmiştir. Tanzimat’tan bu yana böyledir bu. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar denir ya. Öyledir. İşte bu kadar basit.

Gençler sizi çok seviyor bunu neye bağlıyorsunuz?

Tabi ki, bizim yetiştiğimiz, ışık aldığımız kuşak altmış sekiz kuşağı. Biz onların devamıyız. Dolayısıyla bu kuşağın da çocukları var. Bizim çocuklarımız dediğimiz. Onlarda evde kalan arşivlerden, doğru şeyler dinleyerek büyüdüler. Halkımız zannetmesin ki televizyonun her hangi bir kanalı açtığında, seyredilen programa göre halkın istediği bu, öyleyse bunu verelim değil. Halk budur denemez. Ama o kanalın neye yönlendirmesi gerektiğini bilmesi önemlidir. Ne verirseniz odur. Bütün bunların değişmesi gerekir. Bunun bir süreç olduğunu düşünüyorum. Batamadan çıkılmaz. Biz şu anda batma durumundayız.

Sanat camiasında vefa var diyebilir miyiz?

Sanmıyorum. Vefa olmuş olsaydı, bize ışık tutan insanları anımsardık. Davet ederdik. Çağırırdık. İmkanlar kısıtlanıyor. Aman şu olmalı, aman bu olmalı diye. Halkımız iyi müzik dinlesin. Bir Sertap Erener, bir Işın Karaca, bir Tarkan hakikaten çok güzel, doğru işler yapan arkadaşlar. Daha vardır aklıma gelmiyor. İyi iş yapan da, kötü iş yapan da vardır.

Banu kimleri dinler?

Ben çok doğru bir şey söyleyeyim, biz radyo döneminin çocuklarıyız., kollu pikap döneminin insanlarıyız. Seksen altı yılına kadar, gece yatarken, Engin Arman’ı dinlerdim. Yabancı şarkılar dinlerdim. Beatles falan dinlerdim. Ama seksen altıdan sonra yurdum ozanlarının yaptığı türküleri dinler oldum. Ondan çok etkilendim. Derken özgün müzik, türkü bazlı çağdaş türkü formatında şarkılar dinledim ve söyler oldum.  Türkü söylüyorum. Tabi bu arada etnik şarkılar dinliyorum. Kardeş türkülere bayılıyorum. Onlarda büyük özveriyle çok para kazanmadan müzik yapıyorlar. Grupları seviyorum. Duman’ı seviyorum. Güzel şeyleri dinliyorum açıkçası.

Özel yaşamınızı neden gizliyorsunuz? Bu bilinçli bir tercih mi?

Sanatçıların, şarkıcıların, yorumcuların, özel yaşamlarını yaptıkları işin gerisinde tutmaları gerektiğine inanıyorum. Benim özel yaşamım kimseyi ilgilendirmemeli derken toplumun örf ve adetlerini, kurallarının nasıl olması gerektiğini bilen sanatçıyım. Ben toplumun genel yapısını değiştiremem. Benim özel hayatım var. Bunu herkes merak eder. Ben şarkıcılığımın dışında bir vatandaşım. Özel hayatım beni ilgilendirir.

Müzik dünyası nereye gidiyor?

Popüler müzikten bahsedersek iyiye gitmiyor açıkçası.

Sizin döneminizle, şimdiki sanat camiası arasında fark var mı?

Herkesin kendi yaşadığı dönem özeldir elbette. Şimdi nasıl bilmiyorum. Eskisi gibi dayanışma var mı bilmiyorum.

 

Her şeyin bu kadar şiddet içermesini neye bağlıyorsunuz?

Yılların birikimi. Bastırılmış duygular, susturulmuş bir halk var. Her anlamda toplumlar arasında kültürel anlamda müthiş bir uçurum var.

Sanki mutsuzmuşsunuz gibi bir duruşunuz var. Banu gerçekte nasıldır?

Mutluyum aslında. Annem hüzün gözlü kızım derdi. Hüzün içerir benim duruşum, bakışım. Onu ben de çözemedim açıkçası. melankoliklik değil asla. Çok aklı başında olduğumu biliyorum. Gençliğimde de böyleydim. Yapısal bir şey.

 

Hiç kalbinizi yokladığınız oldu mu? Genelde onun sesini dinler misiniz?

Genelde onun sesini dinlerim. Akılımın sesine çok gitmemişimdir. Başıma zaten ne geldiyse, aklımın sesini dinlediğim için gelmiştir.

Hayallere kavuşulunca bir gün, bu son mudur? Başka hayallere de yelken açılabilir mi?

Kesinlikle. Hayaller sınırsızdır. Ne hayal ettiğinize bağlı. İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar demiş şair.

 

Yapacaklarınızın hepsini yaptınız mı? yoksa daha çok yapacağım şey var mı diyorsunuz?

Vardı. İnsanın kırılma noktası var. 1998 de önüme çekilen set bir çok şeyi alıp götürdü. Hiç birimiz istediğimiz noktada değiliz. Daha yukarıda olmalıydık. Ne olursa olsun el üstünde tutulmalıydık.

Bu yoğun günde benimle söyleştiğiniz için çok teşekkür ederim.

Ben çok teşekkür ederim.

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik