Reklam
Reklam

Grup Seksendört “Ölürüm hasretinle ile çıkış yapmayı hak ettiğimizi düşünmüyoruz

Grup tamamı Ankaralı 4 kişiden oluşmaktadır. Grupta Tuna VELİBAŞOĞLU solist ve gitar, Okan Ozen bas gitar, Erdem Ocak gitar, Serter Karadeniz ise davul çalıyor. Grup, sahnedeki ilk yıllarında İngilizce cover ve bestelerini çaldı. Sonrasında ise Türkçe coverlar ve sanat müziğindeki önemli şarkıları yorumladı. 2001 yılında “Değiştir Kendini” isimli ilk Türkçe bestelerini yaptılar. 2003 yılında “Ölürüm Hasretinle” yi bestelediler.En son Okan’ın da katılımı ile son halini 2004 yılında aldı. “Seksendört”ün kendisiyle aynı taşıyan ilk albümlerinde yer alan 10 şarkının söz ve besteleri kendilerine ait. Pasaj Müzik ile yolları kesişen “Seksendört”ün ilk albümü 07 Aralık 2005 Çarşamba günü müzik marketlerdeki yerini aldı.

Grup Seksendört “Ölürüm hasretinle ile çıkış yapmayı hak ettiğimizi düşünmüyoruz
Bu içerik 3001 kez okundu.
Reklam

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 Öncelikle grup arkadaşlarınızı tanımak isteriz.

Tuna: Ben Tuna. Grubun solisti ve ikinci gitaristiyim. 1981 Ankara doğumluyum. Grubu 1999 yılında Erdem ve Serter kurduktan sonra katıldım. Üçüncü katılan guruba. Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuarı, opera koro bölümünde okuyorum. Halen öğrenciliğe devam ediyorum.

Erdem: Ben Erdem. Grupta gitar çalıyorum. Şu anda bende açık öğretimde okuyorum.

Okan: ben Okan. Grubun bas gitaristiyim. Gruba en son dahil olan üyeyim. 1984 Amasya doğumluyum. Ben de Tuna gibi Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuarı, Opera koro bölümünde okuyorum.

Serter: Ben Serter. Grupta davul çalıyorum.1982 Ankara doğumluyum.

Nasıl bir araya geldiniz?

Tuna: Albümle ilgili söylenebilecek en önemli şeylerden bir tanesi şüphesiz ki, Ölürüm Hasretinle nin yakalamış olduğu popülarite ve bu popülaritenin yayılış yolu. İkincisi bizim için en önemlisi aslında albümün tüm kayıtları miski besteler, düzenlemeler her şey seksendörte ait. Kendimiz yaptık kendi stüdyomuzda. Yaklaşık yirmi, yirmi beş gün zaman diliminde yaptık. Prodüktörlüğü tamamen bize ait.

Erdem: Dinlenebilirliği çok fazla bir albüm. Kırk dakikalık bir albümümüz var. Gerçekten çok şeker  gibi dinlenebiliyor. Performans sıralaması yapıyoruz. Albümü ilk açtığınızda sonuna kadar rahat bir tansiyonla dinleyebiliyorsunuz. Bir su gibi akıp gidiyor albüm.

Genç kızların sevgisini kaptınız, yeni konumunuzu tarif eder misiniz?

Tuna: Konumumuzda işin açıkçası normalde insanda çok büyük değişiklik olmuyor. Sadece gelir düzeyinde parasal anlamda bir değişiklik oluyor. Bunu dışarıdaki insanlar öyle görmek istedikleri için öyle zannediyorlar. Yoksa bizim kişisel olarak bir değişikliğimiz yok. Halen İstanbul’a da gitmedik. Ankara da yaşıyoruz. Normal hayat standartımızı çok yükseltmemeye çalışıyoruz çünkü bu işin hiçbir garantisi yok. Yaptığımız iş çok riskli bir iş ne yazık ki. Onun dışında biz de öyle bir değişiklik yok. Televizyon yoluyla insanların evine kadar gelebildiğiniz için herkesin sizi görmesi mümkün olduğu için tabi biraz bakış açıları değişiyor. Yoksa çok büyük bir değişiklik yok hayatımızda.

Türk müzik piyasasında yerinizi nasıl buluyorsunuz? Şöhret sizi memnun etti mi?

Erdem: Türk müzik piyasasının gidişi zaten çok kötü. Nerde durduğumuzu bende bilmiyorum. Öyle değil mi? Nerde durduğumuzu bilmiyoruz. Çünkü öyle bir piyasadan bahsedemeyiz tam anlamıyla. Gayet güzel bizim gidişimiz. İnşallah ikinci, üçüncü albümümüzde kalıcılık yaparsak çok güzel şeyler olacak ama durum kötü. Piyasanın durumu kötü.

Hayatınızda ciddi keşkeleriniz olupta bunu şarkılara yansıttınız mı?

Tuna: Avrupa’da çok popüler olan bir albüm standartı, sunuş şekli var. Bu da konsept belirleme albümleri. Çünkü genelde dikkat etmişsinizdir, hatta  bunun en büyük güzel örneklerinden birisi son zamanlarda ,Kristina Blera’nın albümü, konsept  bir albüm.Bahsedilirken bunun konseptlerinden bahsediliyor. Bizim de ilk albümümüz için konseptimiz aşk ve ayrılıktı. Böyle bir konsept belirlenmiştik kendimize. Çünkü altı yıldır oluşturduğumuz birikim, yaşadığımız  ikili ilişkiler hep bunun üzerineydi. Konsept neyi gerektirirse, ikinci albümde belki çok daha farklı bir sunumla, çok daha farklı sözlerle, çok daha farklı melodilerle dinleyenlerimizin karşısına çıkabiliriz. Ama Türkiye deki piyasa ve standartlar bunu birazcık engelliyor serbest olmayı ne yazık ki. Ondan sonra ne kadar popüler olursanız karşınıza o kadar düşmanınız çıkıyor, bunlar keşke olmasa.  Herkes kendi müziğine baksa o zaman daha belirleyici olacak diye düşünüyoruz.

Biraz aranızdaki uyumdan söz eder misiniz?

Erdem: Bizim arkadaşlığımız dört kişinin asla bir araya gelemeyeceği bir arkadaşlık. Müzik bağdaştırdı bizi. Gerçekten bu üç insanı çok seviyorum. Onlar da keza. Birbirimizi çok seviyoruz. Aynı eve taşınıyoruz şu anda. Küçük bir fakirhaneye taşınıyoruz desek. Kesinlikle bir uyum söz konusu. Zıt kutuplar birbirini çeker hesabı.

Albümünüze kimlerin katkısı oldu?

Serter: Ailelerimizden başka hiç kimsenin katkısı olmadı. Sadece partisyonlar aşamasında büyük müzisyenlerden ağabeylerimizden yardım aldık. Bazı gitar düzenlemelerinde Cem ağabeyimiz yardım etmişti zamanında. Cem kısmet. Onun dışında ailelerimizden başka kimse yardım etmedi ne albüm aşamasında ne kayıt aşamasında. Biz ümidi kesmiştik albümün çıkacağından.ölürüm hasretinlenin büyüsü oldu gibi bir şey. Ama inşallah uzun yıllar böyle gidecek. Hak ettiği yeri bulur diye düşünüyoruz.

Yeni albüm çalışmalarınız ne zaman başlayacak? Şarkılar oluştu mu?

Okan: Yeni albüm için zaten çoğu şarkı hazır. Biz ilk albüme girerken de öyle yapmıştık. Belirli parçalardan, bestelediğimiz parçalardan seçip albüme koymuştuk. İkinci albüm için de parçalarımız var. Ancak ikinci albümü konuşmak için henüz erken. Çünkü daha aralıkta çıktı albüm. Bir sene bile olmadı henüz. Tahminimce ikinci albüm için biraz daha süremiz var.

Diğer albümde bu çıkışı yakalayamayacağınızdan korkuyor musunuz? Ölürüm Hasretinle gibi bir şarkının olmaması sizi inişe geçirir mi?

Tuna: Aslında bu işi bizim düşünmememiz gerekiyor. Çünkü Ölürüm Hasretinle de işin açıkçası bu kadar patlamamalıydı. Yani biz sonuç olarak müzik yapan bir grup olarak altı yılını yedi yılını müziğe vermiş bir grup olarak kesinlikle Ölürüm Hasretinle ile çıkış yapmayı hakkettiğimizi düşünmüyorum. Albümde çok güzel parçalar var. Ve ne yazıktır ki biz internetten ünlü olduk.  Bu bizi çok rahatsız eden bir şey. Sen altı yıldır beş yüze yakın konser ver albümün olmamasın rağmen Türkiye’nin her yerini gez. Gitsin bir tane parça internete düşsün ünlü ol. Bu bizim için yaralayıcı oldu. Tabi işimize yaradı. Türkiye şartlarında olay bunu gösteriyor. Ölürüm Hasretinleyi albüme koymayı düşünmüyorduk. Son anda prodüksiyon firmasıyla verilen kararlar bunlar bizim elimizde değil. İkinci albüm de çok umurumuzda değil o bağlamda. Biz yine sevdiğimizi istediğimizi yapacağız. Birinci albümde de istediğimizi yaptık.Ölürüm hasretinle gibi bir parça vardı. Şimdi git gibi bir parça var,belki bir gün var,sabah olsun var. Birbirinden çok farklı şeyler var. Bu bizim tamamiyle kendi isteğimizi yaptığımızın göstergesi. Bizi sevenler var zaten. Bundan sonra da kalkıp tarz değiştirip veya efendime söyleyeyim tutsun diye başka bir şeyler yapıp bizi seven insanlara, bizi tutan insanlara saygısızlık terbiyesizlik edemeyiz. Böyle hakkımız yok. Onun için bu güzeldir. Bizim içimizden bu geldiği için hem onlarla beraber, hem sevenlerimizle beraber güzelce yürüteceğiz.

İnsan büyüdükçe biraz daha korkak olup, duygularını belli etmemeye başlıyor değil mi? İsmin büyümesi sizin duygularınızı belli etmemenize engel oluyor mu?

Erdem: Zaten insanlar Tuna’nın dediği gibi bizi televizyonda gördüğü için hiçbir zaman içimizi bilemeyecekler. Ne olduğumuzu bilemeyecekler. Sonuçta biz bir grubuz yani. Seksendört diye bir şey var. Bizim üstümüzde bir kurum diyelim yani ne diyelim. Çok da fazla bir baskı olmuyor.

Tuna: Ama şöyle bir şey var.Ama ister istemez eski alışkanlıklarımıza, sokaktaki yürüyüşümüze dikkat etmemiz gerekiyor. Sahnede yer alan büyük kitlelere hitap etme şansı olan insanların, televizyonda görünen sanatçıların diyelim artık, o tip insanların asli görevi şarkı söylemek değil, müzik yapmak değildir. Siz küçük dinleyicilere örnek teşkil ediyorsunuz. Bir şekilde doğru şeyler yapmak zorundasınız. O yüzden sahnedeki hal ve tavırlarımıza, dışarıdaki, televizyondaki, röportajlarda söylediğiniz şeylere özen gösteriyoruz tabi ki. Belki  çok daha sert konuşacağız,belki çok şeyler anlatacağız. Bu sahtecilik değil sadece bizi dinleyen kitleyi doğru yönde etkileyebilmek, doğru yöne götürebilmek. O bağlamda bir takım şeylerden kısıyoruz mecburen.

Seksendört ismini ben doğum tarihinizden aldığınızı düşünmüştüm. Ama hepiniz seksendörtlü değilsiniz. Niye grubun ismi seksendört?

Serter: Grup ilk kurulduğunda doksan dokuz senesinde İngilizce müzik yapıyorduk. İsim sex and  dirt “Seks ve kir” manasına geliyordu. Fakat biz müzik tarzımızı Türkçeye çevirdik Türkçe rüyalar görüyor Türkçe hissediyorduk. İsimde üzerimize yapışmıştı. Direk değiştirmek yerine, ya da yeni bir isim aramak yerine İngilizce olan ismin telaffuzunu rakamla yaptık. Ama bu arada Erdem bir şey keşfetti. Seksendörtte hepimizin ismi var. Tabi Okan’ın o sunu kullanmazsak.

Şarkılarınız gidenler için mi yoksa hali hazırdakiler için mi yazılıyor?

Erdem: Bu albümdeki şarkılar tamamen gidenler için.

 

Şarkı yazarken neyle besleniyorsunuz? Aşk acısıyla mı?

Tuna: Dediğim gibi albümün konsepti belirliyor sözleri. Bizim ilk albümüzdeki konseptimiz aşk ve ayrılıktı. Biz kendi aramızda, erkekler ne konuşur, sürekli ilişkilerimizden konuşuyorduk. Beraberken hep birbirimizi etkiledik. Sözleri ben yazdım. Yaşadıklarımız beni etkiledi. Onun üzerine yazdım sözleri. Genelde aşk. Aşk ve ayrılık.

Ünlü olmanın getirdiği ekstra zorluklar var mı?

Serter: Şöyle zorlukları var. Tabi ki insanlara ve çevrenize karşı sorumluluklarınız artıyor. Çok kişi tarafından bilinmeye ve örnek alınmaya çalışılıyorsunuz. Tuna’nın biraz önce bahsettiği gibi. Hareketlere dikkat etmeniz gerekiyor. Onun dışında bir zorluğu yok.

Erdem:Bize zorluğu yok. Tuna’ya zorluğu var. En çok Tuna tanınıyor. Bizi dinleyenler tanıyor ama Tuna’yı herkes tanıyor. Çünkü klipte önde çocuk. Rahatsızlık duyuyor musun Tuna?

Tuna:Sevilmek ve sevildiğini bilmek çok güzel bir şey tabi ki. Ama Türkiye’de nedense tepkiler çok daha farklı ve rahatsız eden şeyler oluyor. Bazı insanlar on yıllık arkadaşlarına yapmayacağı hareketleri seni görünce yapıyorlar. Laf atmalar oluyor. İsimden nefret etmemizin en büyük nedenlerinden biride isimle yapılan oyunlar oluyor. Kendi kendilerine eğlenceli oyunlar yapıp eğleniyor gülüyorlar. Bizim de çok hoşumuza gittiğini sanıyorlar. Onlar çok daraltıyor. Fotoğraf çekme işi biz çok daraltıyor. Sonuç olarak çekilen her fotoğrafın ömürden bir an götürdüğüne inanıyoruz. O yüzden yaşanılan her şeyin kafada kalmasını istiyoruz. Bir kişi aynı fotoğraftan beş altı defa çekiyor. Yemek yerken, çok yorgunsunuz sonuç olarak hiçbir zaman çektirmeyeceğiniz fotoğraflar oluyor. Yemek yiyorsunuz, özel bir anınız. Karnınızı doyuruyorsunuz ağzınıza telefon dayayıp bir anda çekiyorlar. Bunları anlattığınız zaman tepki veriyorlar. Ama kendilerine empati yapmıyorlar. Bize yapılsa aynı şey nasıl hissederdik diye. Sonuçta bizi ünlü olarak görüyorlar.  Biz ünlü münlü değiliz. Halende öyle ünlü olduğumuz yok. Şarkı ünlü. Ölürüm hasretinle ünlü bir parça ama seksendört grubu çok ünlü bir grup değil. Hepimiz çok farkındayız.

Erdem: Bizi multi milyarder sanıyorlar. Televizyonda gördükleri için öyle bir durum yok yani. Biz yeni bir eve taşındık. Sırf kapıyı açmamız bile bize çok masraflı oldu. Siz seksendörtsünüz çıkarın paraları hesabına dönüyorlar. Öyle bir durum yok. Normal insanlarız.

Şarkının gölgesinde kalmak sizi rahatsız etti mi?

Tuna: Aslında istediğimiz buydu.Ama sonuç olarak insan yaptığı işin gölgesinde kalmak ister. Çünkü yaptığı işle anılan insanlar uzun süre anılırlar. Sonuç olarak ileriye doğru böyle giderler. Bir MFÖ’nün, bir Sezen Aksu’nun efendime söyleyeyim bir başkasının uzunca süre bu işi yürütebilmesinin sebebi budur. Bunlarını işlerini konuşuyoruz. Sarı Laleler ne güzel şarkı, Sezen Aksu’nun kötü bestesi olmaz gibi şeyler konuşuyoruz. Sezen Aksu’yu sen görebiliyor musun dağıtırken birisiyle, işi konuşuluyor hanımefendinin. Biz de böyle olmayı istedik. Nitekim oldu da ucundan biraz. Ama gönül isterdi ki sadece ölürüm hasretinle konuşulmasın. Bizim albümde tek gördüğümüz parça değil ölürüm hasretinle. Keşke hepsi konuşulsa. Biz hiç konuşulmayalım gerek yok.

 

Unutamadığınız bir anınızı paylaşır mısınız?

Erdem: Bir çok anı. Tuna’nın sahnede düşme olayı var. Düşüp kalkma ama anında. Alıştı çocuk düşmeye. Çok düşüyor bu çocuk. Geçenlerde Tuna düşmüştü ben Tuna’nın yanına gelmiştim, Okan da gelmişti. Serter pis pis sırıtıyordu. Serter davulda olduğu için gelemedi. Bir sürü komik anı var şu an akılımıza gelmiyor.

Benimle bu dakikaları paylaştığınız için teşekkür ediyorum.

Grup seksendört: Rica ederiz.

 

 

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik