Reklam
Reklam
istanbul escort

Rüştü Asyalı “1947’den bu yana yaşamaya çabalıyorum.”

“ Bir keloğlan masalı ” Keloğlan filmleri ile hayatımıza olan usta sanatçı, Rüştü Asyalı ile yaptığımız keyifli röportajı haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Rüştü Asyalı “1947’den bu yana  yaşamaya çabalıyorum.”
Bu içerik 3497 kez okundu.
Reklam

 

Röportaj: Onur Sancak

 

 

Rüştü Asyalı olmak nasıl bir şey?

Sorumluluğu yüksek. Mutluluk verici zaman zaman ama sorumluluk duygusu yüksek olduğu içinde çok özgürce, çok tadına vararak duyumsadığımı söyleyemem.

Yaşantınız hakkında bizi bilgilendirir misiniz?

1947’den bu yana yaşamaya çabalıyorum. Türkiye’yi ve dünyayı anlamaya çalışıyorum. Tiyatroyu anlayama çalışıyorum. Ve tiyatroda bir şeyler yapmaya çalışıyorum, çabalıyorum. Bu ölene kadar da böyle gidecek.

Geriye baktığınızda hangi eksikleriniz gözünüze batıyor.

Çok. Çünkü tiyatronun, sanatın da özellikle tiyatronun da ucu bucağı yok. Bir yerlere varıyorsunuz. Seyirci de sizi alkışlarıyla destekliyor. Bakıyorsunuz ki daha gidecek çok yer var, daha araştırılacak çok şey var. Tam iyi galiba iyi gidiyoruz derken birden bire boşlukta hissediyorsunuz kendinizi. Böylesi sürprizler biraz ürkütücü.

Keloğlan filmleri deyince akla ilk gelen isim Rüştü Asyalı. Biraz keloğlan filmlerinden bahseder misiniz? O filmlerin hala güncelliğini korumasını neye bağlıyorsunuz?

Bir defa bizden oluşu. Sondan başlayayım yanıta. Bizden oluşu çok önemli. Bizim malımız. Benim bildiğim 5-6 yüzyıllık Anadolu masalıdır Keloğlan. Ve Anadolu masallarının önde gidenlerindendir. Çok parlaktır, çok çekicidir. Çocukluktan itibaren insanlarımız önceleri dedelerinden, ninelerinden dinleyerek sonraları 19.yy belki 20.yy’dan itibaren kâğıda dökülerek, yazılarak çizilerek keloğlanla tanışmıştır. Ve Keloğlan hemen benimsenmiştir. Keloğlan adeta Anadolu insanının kendisidir. Bütün özellikleriyle, bütün güzellikleriyle, bütün çirkinlikleriyle, her haliyle Keloğlan bizizdir. Bizim insanımızdır acıdan benimsenmiştir ve baş tacı edilmiştir.

Keloğlan filmi yeniden çekildi. Beğendiniz mi?

Görmedim.İzlemedim.İzlemek içinde bir çabam olmadı.Bizim Keloğlan çalışmamız çok özenli bir çalışmaydı.Pertev Naili Boratav ustanın,Eflatun Cem ustanın folkloru, kalem sahiplerinin, edebiyatçıların,özellikle Tahir Alangu ustanın yapıtlarından çok yararlandık. Yani kafamıza estiği gibi uydurma bir Keloğlan yaratmaya çalışmadık. Keloğlanın o yüzden ayakları daima yere basar. Gerçektir, doğrudur, otantiktir. Keloğlan yüzyıllardır söylene geldiği gibidir bizde de. Bizim filmlerimizde de öyledir. Özen ürünüdür. Seyirciye, kendimize ve Keloğlana duyduğumuz saygıdan Anadolu masallarına halk edebiyatına duyduğumuz saygıdan yola çıkılmıştır. O yüzden bizim Keloğlan aslına uygundur diyebiliriz. Bu yüzden de benimsendi, beğenildi. Halen beğenilmekte. Aşağı yukarı 1971, kırk altı sene olmuş.

Sanat yeni ülkeler, erdemler keşfetme yolculuğudur. Bu yolculuğa ne zaman çıkmaya karar verdiniz. Ne zaman göllerden,denizlere,denizlerden okyanuslara dönüştünüz?

Hani, tam karar aklı başındayken, daha bilinçli olarak verdiğim karar lise yıllarıdır.1960’lı yılların başı. Ondan önce tabi hevesti. Her şey taklide dayanıyordu. Gördüklerime öykünmekti. Tam da bir bilinç taşıyordu diyemem. Lise de bile belki değişik duygularla sanata eğilmişimdir. Özellikle hayranlıkla elbette. Öncelikle sanatsever bir ailenin, sanatsever ve meraklı bir çocuğu olarak büyümenin tabi avantajları da vardı. Sonra da bilinçle seçmek gerekti. Konservatuara başvurarak. ve hem opera şan bölümünü, hem tiyatro bölümünü kazanarak, tiyatro bölümünü tercih ederek Ankara devlet konservatuarı tiyatro bölümünde okudum. Ve mezun oldum.1969-70 ders yılı. O gün bugündür sahnedeyim.

Sanat nedir? Ne değildir? Sanatsal platformda bulunmanızın amacı nedir?

Kendi insanımıza, dünya insanlarına hayatın güzelliklerini, çirkinliklerini, sertliğini, yumuşaklığını, şiir doluluğunu, kabalığını, hayatın hay huyunu, insanlığa sergilemek, yorumlamak, yorumlatmak için sanatsal platformunda yer almaya çabaladım. Halen de çabalıyorum. Hoş bir şey insanlara, insanlığını yeniden duyurmak. Sanat insanı insan yapar, insanlığını anımsatır yüzden yararlı olmak çabasıyla otuz altı yıldır çırpınıyorum.

Genç sanatçılara neler önerirsiniz?

Sanatın hiçte öyle ucuz bir şey olmadığının ayırdına varmaları gerekir. Korkmadan,ürkmeden,vazgeçmeden.Ama sanat öyle he deyince içinde yol alınabilecek bir alan değil.çok zorlu yolları var sanatın.Ve hemen başarılara ulaşacak bir alan değil.Çok zorlu yolları car sanatın.Tırmanılacak çok deresi,tepesi var.Bunu göze almak lazım.Sanatı ve sanatı sunacağınız insanları sevmeniz,onlara saygı duymanız lazım.

Sanat neden dürüst olmak zorundadır?
Dürüst olmazsanız zaten sanatta tutunamazsınız. Foyanız meydana çıkar. Hemen sizi dışlayıverirler. Bu sahtekâr diye. Var öyle foyası meydana çıkacak çok insan var. Sanat alanında debelenen bir gün foyaları meydana çıkar.

 

Tüm yaşadıklarınızı yok saydığınız anlarınız oldu mu?

Çok üzülerek, çok boşluklara düşerek, şaşırarak ve hatta korkarak. Sonra toparlandım. Sanat duygularımıza çok seslenir ama ben önce aklımı kullanmayı severim. Çünkü beni doğruya ve güzele duygularım götürecek.

Turnelerinizden dolayı Anadolu’yu çok iyi bildiğinizi biliyorum. Anadolu desek ne dersiniz? Anadolu sizin için ne ifade eder?

Büyük şehirler, başta İstanbul, Ankara, birçok konuda olduğu gibi sanatsal yaklaşımlarda çok çalkantılar geçirdi. Bozuldu. Yozlaştı v.s.Ama Anadolu’da ki seyirci tabi tiyatro açısından söz edebilirim. Bizim tiyatromuz, hep devlet tiyatrosunun olduğu şehirlerdedir. Ve Anadolu haritası içindeki il ve ilçelere turneler yaparız dediğiniz gibi ve nerdeyse kırk yıla yakın turne yapan bir sanatçıyım çok da mutluyum başka türlü ne ülkemi tanıyabilirdim topraklarını ne de insanlarını. Bu meslek bana ve bu devlet tiyatroları bana bunu da sağladı. O yüzden mutluyum. Orda yozlaşmayı büyük şehirler kadar yaşamadım tiyatroyu hala içten sıcacık yaklaşıyor seyirci susuz yaklaşıyor. Bir daha gelin bir daha gelin diyor. Tiyatrodan çok şey alacağının farkında. Oysa büyük şehirlerdeki seyirciler şaşırmış durumda. O mu tiyatro, bu mu tiyatro diye seçenekler arasında bocalamakta. Bu da tabi ilginç bir şey. Anadolu seyircisi hala saf temiz ve susuz.

Tanıdığınız yazarlar ya da sanatçılar arasından sizinle paylaşımı olan anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Evet. Büyük şair ve düşün adamımız Melih Cevdet Anday’ın ölümsüzler oyununu yönetmen olarak çalışmıştım. Ve o oyunu çalıştıktan sonra seyirciyle buluştuk. Seyirci de oyuna büyük ilgi gösterdi. Sayın Melih Cevdet Anday, rahmetli ustamız geldi provalara da katıldı. Sonra oyunları izledi. Övgü dolu sözler söyledi. Çok da ince bir insandı. Sayın Anday ama hatır içinde insanı övmezdi. Öylede bir yapısı vardı. Bir gazete söyleşisini okudum. Sayın Anday’ın Cumhuriyet Gazetesinde tiyatro üstüne söyleşisi vardı. Sanat sayfasında sorulardan birisi şuydu. Hiç beklemediğiniz, hiç düşünmediğiniz bir konuda oyunlarınızda yönetmenin yaklaşımına katıldığınız ya da yönetmenin yaklaşımı ilginizi çektiği hatta beğendiğiniz oldu mu? Diye bir soruydu. Bu evet demiş cevap olarak. Ölümsüzler oyununda yönetmen Rüştü Asyalı bir sahneyi benim hiç düşünmediğim bir şekilde yorumlamış, uygulamıştı fakat iyi ki böyle uygulamış ben bunu hiç bu tarafından düşünmemiştim dedi ve çok mutlu oldum. Oyunuma çok katkısı vardı. Öyle bir yorumla yaklaşmasına diyordu cevabında bu beni motive etmiştir. Adeta bir ödül kadar sevindirmiştir. Melih Cevdet Anday’dan bir ödülüm var. Yönetmenlik ödülü.

Edebiyat ve sanata meraklı çalışanlar olarak bize neler önerirsiniz?

İşte seçici olunması iyi bir şeydir. Hangi tiyatroya, sanatın hangi dalına ilgi duyacağını ve yapan kişilerin yeteneğini çapını iyi ölçmeliyiz seyirci olarak.  Önümüze gelene kapılmamalıyız diye düşünürüm. Türk seyircisi iyi niyetli galiba çok da seçici değil, önüne geleni seyretme gibi bir eğilimi var. Buna çok güzel bir şey diyemiyorum. Ürkütücü bir şey. Seçici bir seyirciyi daima özleriz. Bizi de inceden inceye irdelemesini bekleriz. Bizi de gelir gelmez beğenmesin. İrdelesin.Didiklesin.İyi ya da kötü eleştirilerini hemen keşke yüzümüze söyleyebilse. Ya da yazsın, çizsin. Bize ulaştırsın ki biz sanatçılarda kendimize gelelim. Ne yaptığımızı bilelim.

Sanatın paylaşımı konusuna kısaca değinir misiniz?

Sanat her halde izleyicisiyle,meraklısıyla,sanatı üretenler arasında ki büyük alış veriş.İnsanlık yolunda, mutluluk yolunda büyük alış veriş herhalde.

Gelişimin ve dönüşümün dinamiği sanat mıdır?

Tabi. Dinamiklerinden biri bilimse öteki de sanattır.

 

Sanatçıların bu kadar dağınık olmasının sebebi nedir?

Öyle derler. Sanatçılar birbirini çekemez de, kıskanır da bilmem ne de. O tarafa çeker, bu tarafa çeker dağınıktır. Birleşemezler falan. Yani bu bir yanılgımı dedikodu boyutunda bir şey mi? Sanatçılar dağınık mı? Gerçekten dağınık mı? Dağınıktan muradınız ne onda anlaşalım.

Yani çok birbirlerinin yanında değiller destek anlamında.

İşte o başka bir terbiye meselesi. Ya da özgüven meselesi kendisiyle barışık olanın karşısındakini çekememe, karşısındakini sevmeme saymama gibi yaklaşımı olmamalı. Ben hangi dalda olursa olsun, tiyatro dalı da dahil tabi. Başarıya ulaşmış bir arkadaşımı, meslektaşımı ilk alkışlamak isterim. Candan yürekten En ufak bir kıskançlık duygusu olmaz. Tersine gıpta ederim. Onu yüreklendirmek alkışlamak isterim coşkuyla. Ama kimileri öyle değilmiş ne yapalım. O da onun sorunu kendisiyle barışmasını dilerim. Önce kendisiyle sonra başkalarıyla.

Beni kabul ettiğiniz için, benimle bu söyleşiyi yaptığınız için, gönlünüzü bana açtığınız için çok teşekkür ederim.

Ben de size çok teşekkür ediyorum. Başarılar diliyorum. Size ve derginize. 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik