Reklam
Reklam
istanbul escort

Nermin Karahan “Anı yazmak, bana göre oldukça meşakkatli bir iş.”

Tabib sen elleme benim yaramı, Beni bu dertlere salanı getir. kabul etmem bir gün eksik olursa, benden bu ömrümü çalını getir, git ara bul getir, saçlarını yol getir diyen Rıza Karahan(Aşık Fakir) anısına kızı Nermin karahan'ın yazdığı Langa'yı, yazarla uzun uzun konuştuk. Bu güzel röportajı haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Nermin Karahan “Anı yazmak, bana göre oldukça meşakkatli bir iş.”
Bu içerik 3795 kez okundu.
Reklam

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

Bize biraz kendinizi tanıtır mısınız?

1970 Sivas doğumluyum. Grafik&tasarım öğretmeniyim. 2 çocuk annesiyim. Herkesten birazım. Biraz anne, biraz abla, biraz kardeş, biraz dost...

Kitabınız Langa’dan konuşalım mı?

Elbette çok isterim.

Anılarınızdan oluşan bir kitap yazdınız. Anı yazmak zor iş mi?

Anı yazmak, bana göre oldukça meşakkatli bir iş. Her ana, her kareye, girip girip çıkıyorsunuz geçmiş zaman içerisinde.  Yeniden dolaşıyorsunuz o anlarda. Yeniden hissedip, yeniden yaşıyorsunuz. Yeniden sevinip, yeniden şımarıp, yeniden hüzünleniyorsunuz. Ve özlem... Öyle bir özlem ki yüreğinizi yakıp kavuruyor.

Herkesin yaşamı bir roman mı sizce?

Bence evet. Yaşam, her insana ayrı ayrı bahşedilmiş bir hikaye bence. Herkesin kendi senaryosu, kendi rolü, kendi nefesi var. Ve her nefes bence anılmaya ve anlatılmaya değer.

Sizce bir yazar “yazmalıyım” der öykü avına mı çıkar? Yoksa öykü mü zorlar yazarı çıkma çabası ile? Yani sizce öykü mü yazarın ayağına gider, yazar mı öykünün? Siz nasıl yazıyorsunuz? O mu geliyor, siz mi gidiyorsunuz?

"Yazmalıyım" diye öykü avına çıkmak, bence 'Ben de beyin ameliyatı yapacağım' gibi bir şey. Bu tariften anlayacağınız üzere, öykü yazarın ayağına geliyor.  Bana böyle oldu.  Bir şey oluyor, bir sancı...  Kelimeler, görüntüler, duygular büyük bir baskı yapıyor hem ruhunuza, hem zihninize, hem parmak uçlarınıza. Ağrılı değil ama duygulu bir dürtülme, bir rahatsızlık durumları. Yazdıkça rahatlıyor, rahatladıkça yüreğiniz hafifliyor. Öykü tamamlandıkça sancı da azalıyor. Ve doğum tamamlanmış oluyor son nokta konunca.

Kitaplarınız nasıl şekilleniyor? Önce kurgu sonra giriş ve final mi oluyor? Sonra da ahenk ve uyumu mu sağlıyorsunuz? Yoksa bir çırpıda mı çıkıyor bütün bunlar? Sizin kitabınızın oluşma sürecinde hangi aşamalar var?

Benim kitabımın çıkışı anne-babanın vefatından sonra, onlara veda etme duygusuydu. Bir çocuk anne babaya ancak çocukluğuyla veda edebilir. Ve benim kursağımda kalan bir çocukluğum vardı. Bir hikâyem. Ben kendi hikâyemi anlattım.  Aynı zamanda, bizim kuşağın hikâyesini. Langa'da kurgu yok. Tamamı gerçek ve yaşanmışlıklarla dolu. Yazmaya başladığımda bölüm bölüm yazdım. Bir dönem romanı olduğu için, her bölüm için, o döneme girdiğimde, anılardan kopmamak adına bir çırpıda aklıma gelenleri yazdım. Daha sonra bölümleri akışına göre düzenledim. Ve en son finali verip kitabı tamamladım.

Yılın kitapları olarak lanse edilen kitaplar gerçekten o yıla damgasını vuran kitaplar mıdır? Yılın kitabı neye göre seçilir? Çok satılmasına mı, içeriğine göre mi?

Siz de yayıncılık sektöründe oldukça eski bir tecrübeye sahip olduğunuz için bilirsiniz ki, 'yılın kitapları' damgasını hangi yayınevi, hangi yayım organı ve ya hangi yazarla ilişkilendiriliyor bu tartışılır. Yani kime ve neye göre 'yılın kitabı' seçiliyor? Bu hala adresi belli olmayan bir durumdur. Çünkü resmi bir kurum ya da kuruluş belirlemiyor bunu. Piyasanın nabzına göre belirleniyor. Bu demektir ki; Çok satan aslında baz alınıyor, içeriğin ikinci planda kaldığını düşünüyorum bu belirleme yapılırken.

Anılarınızda olmazsa olmaz insanlarınız var mı?

Olmaz mı... Aşkın Abla başta olmak üzere Langa'da geçen bütün karakterler olmazsa olmazım. Bu nedenle 36 yıl sonra her birini, tüm vazgeçmemişliğimle anlattım.

Anı yazmayı kolay bir yol olarak gören yazarlar var. Bu konuda eleştirildiniz mi?

Kitap 4. baskıya giriyor. Şu ana kadar böyle bir eleştiri almadım. Çünkü sadece anımı anlatmadım, Langa'nın içerisinde aynı zamanda bir de dönem hikâyesi yatıyor. Belli ki bu nedenle eleştirilmedim.

Anılarınızda yer alıp, anılardaki durumunu beğenmeyip, sizi eleştirenler, size kızanlar oldu mu?

Hayır, tam aksine, birisi yıllar sonra o mahalleyi, o mahallede yaşananları ve kendilerini anlattı. İlk günden bu yana hala bunun hazzını yaşıyoruz. Çünkü kitaptaki karakterler de ben de biliriz ki fazlası var, azı yok...

Sizce bir yazar sanatsal kaygı gütmeli mi?

Bence gütmemeli. Ben gütmedim en azından. Hikâyem belliydi. Tek kaygım, hissettiğimi, yaşadığımı, doğru duyguları doğru kelimelere dökerek anlatabilmekti.  Sanatsal kaygı ile yazılan kitabın, duyguyu ve anlatımı etkileyeceğini düşünüyorum. Anlatım ve yazım kuralına uymak bence yeterli.

Her kitabın bir iletisi olmak zorunda mı?

Bence olmalı.  İletisi olmayan bir kitabın açıklaması olmaz. 'Bu kitabı yazıyorum çünkü...' nün cevabı, kitapta ne verdiğimizdedir.

Aşk üzerine romanlar, her zaman bir şekilde edebiyat okuyucusu olmayan okuyucu gurubunu çeker. Aşk üzerine yazmak kolay bir yol mudur sizce?

Aşk, insanı kındırtan çok önemli bir etken olduğu için, aşk üzerine yazılan romanlar da çeker okuyucuyu. Aşkı anlatmayı tercih etmek, bu anlamda kolay bir yol evet. Bir yandan da riskli bir yoldur. Özellikle sağlam bir okuyucu kitlesine, derin, özel ve muhteşem bir aşkı anlatmak sağlam bir kalem ister. Herkes anlatabilir aşkı ama kimileri çook güzel anlatır. Ve dersin ki... 'İşte aşk budur...' Bunu dedirtmek önemlidir.

Kitabınızın en ilgi çeken bölümü sizce hangisi?

Langa'yı okuyanlar iki soru soruyor bana... 1- Aşkın'a ne oldu? 2- Langa'dan kaçıp nereye gittiniz? Demek ki, okuyucuların ilgisini en çok 'Aşkın Abla' ve 'Düşlerin neydi çocuk?' bölümleri.

Kitap bittikten sonra keşke şunu da anlatsaydım dediğiniz bir olay oldu mu?

Çoook. Neyi anlatsam, ne kadar anlatsam az gelecekti biliyordum Langa'yı yazmaya başlarken. Ve bitmeyecekti. Bir noktadan sonra, artık bitmeli deyip, bitirdim.

Ben yazarım artık diyor musunuz?

Langa benim hikâyemdi. Bu nedenle ben yazarım demedim. Oldukça da yol almasına rağmen, okuyucuların sevip benimsemesine rağmen yine de ben yazarım demedim. Herkes hikâyesini anlatabilir diyordum. Ve başka kitap yazmayı düşünmedim. Bu nedenle yazarım demedim. Ne zaman ki, ikinci kitabın çalışmalarına başladım, baktım ki başka birinin hikâyesini de anlatabiliyorum, artık ben yazarım diyebiliyorum.

 Bir yazar, yazdığı kitabın gölgesinde  kalabilir mi sizce?

Evet... Bizzat başıma geldi. Bir ildeki şair ve yazarlar derneğini kuran, edebiyatta da oldukça bilgili ve dolu olan, gölgesinden bile çekindiğim birisi, kitabı okuduktan sonra bana aynen şunları söyledi. 'Langa yazarını geçmiş. Ya Ahmet Arif gibi yapacaksın, bir daha yazmayacaksın. Ya da devam edeceksin ve Langa'yı geçeceksin. Çünkü Langa'da gördüğüm şey, çağdaş edebiyat yapmışsın. Ya yazmayacaktın Langa'yı, evinde oturup çekirdek çitleyecektin ya da durmayacaksın bu kaleme devam edeceksin dedi. Yazmaya devam etme kararımda bu yorum, büyük rol oynamıştır.

Yeni kitap çalışmanızdan konuşalım.

7 Kat Yabancı adlı bir tarihi roman çalışmam var. Önemli isimler bu kitaba karakter oluyor. 1972-79 yılları arasında geçecek bu roman. Bu 7 kat yabancı insanlar birbirlerinin hiç kimsesi. Fakat ortak derdi insan. Bu insanların içinde bulunduğu dönemin sol kanadını, insani kaygılarını, değerlerini, davalarındaki kavgalarını, kırılma noktalarını anlatacağım bir dönem romanı olacak. Bu 7 kat yabancı insanla yeniden birliği, dirliği, insan sevmenin önemini ve vicdanı tekrar hatırlatmak ve bu insanları anlatarak tarihe not düşmek istiyorum.

Bana vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik