Reklam
Reklam
istanbul escort

İshak Tekgül 2 "Seyyar satıcılıktan demirciliğe, amelelikten tapu kadastroya, temizlikçilikten tezgahtarlığa kadar bir çok işe girip çıktım..."

“Yeni doğan bebek rolündeydim 1977’ nin 7 Nisan matinesinde… Ankara Çinçin dekorunda geçti sert çocukluğum… Ve delikanlı çağlarımda iş hayatına atılıp her türlü mesleği denemiştim hayalim yettiğince… Sanatın birçok alanına el atmayı da ihmal etmedim hobi olaraktan… Tuvalimdeki notalar bağlamamda renk renkti ancak eksik kalıyordu sanki hayat melodim. Bir sonbahar akşamı, çaycı parlak çocuğu oynarken gördüm onu, eski bir belediye otobüsünün kirli camında…Bir gülüp bir ağlıyordu durmadan afişteki yüzler, Tiyatro diyordu ve siliniyordu gereksiz düşler… 1998 de emekledim yürüdüm, tiyatroda oynadım, tiyatroda büyüdüm…” diyen İshak Tekgül 2 ile yaptığımız güzel söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

İshak Tekgül 2
Bu içerik 2120 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

 

Yaşam öykünüzü anlatırken;

“Yeni doğan bebek rolündeydim 1977’ nin 7 Nisan matinesinde…

Ankara Çinçin dekorunda geçti sert çocukluğum…

Ve delikanlı çağlarımda iş hayatına atılıp her türlü mesleği denemiştim hayalim yettiğince…

Sanatın birçok alanına el atmayı da ihmal etmedim hobi olaraktan…

Tuvalimdeki notalar bağlamamda renk renkti ancak eksik kalıyordu sanki hayat melodim. Bir sonbahar akşamı, çaycı parlak çocuğu oynarken gördüm onu, eski bir belediye otobüsünün kirli camında…Bir gülüp bir ağlıyordu durmadan afişteki yüzler, Tiyatro diyordu ve siliniyordu gereksiz düşler… 1998 de emekledim yürüdüm, tiyatroda oynadım, tiyatroda büyüdüm…” diyorsunuz. Başlıklarını verdiğiniz yaşam öykünüzü dinleyelim mi?

1977 Ankara doğumluyum... ismi kendisinden uzak olan Lalahan beldesi memleketim...  10 yaşında Lalahan’dan Ankara’nın en renkli ve bir sanatçıya gereğinden fazla malzeme veren çinçin sınırlarında film tadında yaşarken buldum kendimi... Bol miktarda müzisyenin yaşadığı bir mahalleydi burası amfiler hiç kapanmaz cümbüş hiç susmazdı... Anadolu'dan bol miktarda göç alan bu Kozmopolit merkez mahallede adeta  bir ortaoyunu oynanıyordu sürekli... Velhasıl tüm arkadaşlarım gibi bende meslek lisesine yazıldım... Mobilya dekorasyon bölümü namı diğer "kalastronik"

Mezun olunca biraderimle bir dükkân açarız düşüncesi ufkumuzun sitelere kadar uzanmasındandı... Sonuçta kredili sistemin ilk kurbanları olarak 1994 yılında mezun oldum...

seyyar satıcılıktan demirciliğe, amelelikten tapu kadastroya, temizlikçilikten tezgahtarlığa kadar bir çok işe girip çıktım... Şimdi geçmişe dönüp bakınca tiyatrocu olmasam başka türlü hiçbir işime yaramayacaktı bu meslek çeşitliliği...

Akıl başa gelir gibi olduğu sıralarda üniversite hayali kurmaya başlamıştım...  Müzik sevdam beni konservatuar kapılarına kadar götürebilmişti... O sınavdan öbür sınava koşuştururken Belediyenin Halk müziği Korosuna seçilmiş ve konserler vermeye başlamıştık ki... Meslek arayışını sonlandıran bir kurs afişi gördüm otobüste... Tiyatro Kursu... Hayatımı tamamen değiştiren o günden sonra bambaşka bir yaşamın bahçe kapısından girdiğimin farkında değildim... Müziği ve diğer tüm meslekleri ikinci plana atan bu sanat için o gün bu gündür bitmeyen bir eğitimin içindeyim...

Başkent tiyatrolarıyla başladınız? Şimdi yine başkent tiyatrolarındasınız?  Başkent tiyatrosunun hayatınızdaki yeri nedir?

Başkent Tiyatroları o dönem benim tiyatro yapabilmek için tek şansım, tek ihtimalimdi... Bu gün oyuncuyum, yönetmenim, Yazarım diyebilme sebebimdir... Halen Başkent Tiyatrolarında Sanat kurulu üyesi, yönetmen, eğitmen ve oyuncu olarak görevim devam ediyor... Bir süre dışarda tiyatro yaptımsa da kendi tiyatromda ki tadı bulamadığımdan burada devam etmeyi tercih ediyorum...

2004 yılında  “ Türkiye’nin yıldızları " isimli televizyon programında yarışmacı oldunuz.   Program size daha sonra beklediğiniz her şeyi verdi mi? Yoksa diğer yarışmalar gibi programın gösterildiği anda oluşan bir popülerlik ve ardından var olma mücadelesi mi başladı?  Yarışmaya katılırken beklentiniz neydi?

Yarışma tam da benim kabuğumu kırmak için çabaladığım bir döneme denk geldi...  Beklenti yüksekti elbette... Mesleğimde ilerlemek... Tiyatronun bir üstü zannettiğimiz TV aslında bambaşka bir meslek ve apayrı bir dünyaymış... Yine de program bana çok şey kattı hem bilgi hem kamera oyunculuğu becerisi hem o yıldızlı dünyanın dekorunun arkasını hem de tiyatronun kıymetini bilmeyi öğretti açıkçası... Bu tarz programlarda kullanılan her şey birer reyting aracı... Yarışmacılarda aynı amaca hizmet ediyor doğal olarak... Sistem bu... Yarışma yaklaşık üç ay sürdü ve bu süre zarfında reytingden daha önemli bir şey görmedim... Her şey kamera içindi... Tüm ilişkiler, diyaloglar, selamlar... Dediğiniz gibi Popüler kültürün gereği olarak ilk etapta her gün TV lerde boy gösterip geçici hafızalara yazılan simalardan oluyorsunuz... üç ay sonra sizi gören birisi ya ilkokul arkadaşı zannediyor ya komşusu ya da daha az tanıdığı birisi... Hatta sizin de onu bir o kadar tanıdığınızı düşünenler bile çıkıyor :) bu aynı kişi üç ay önce yolda yürüyemeyecek kadar çok tanınıyordu halbuki... Aslında yarışma bittikten sonra başlıyordu yarışma... Dışarda rekabet daha da sert... Kimse alternatifsiz değil... Yeşilçam kapandı sonuçta... Ve tiyatro için eskiden olduğu gibi her mezun olanın devlet tiyatrosunda  işi hazır değil artık... Farklı olmak ve çok çalışmak gerek...

Başkent tiyatrolarında “ Kaç Baba Kaç” isimli oyunun yönetmenliğini yapıyorsunuz. Biraz oyununuzdan bahsedelim mi?

"Kaç Baba Kaç" zorlu bir oyundu... Sağlam bir ekip ve orkestra şefliği yaparcasına bir reji gerektiriyordu... Öyle bir trafiği vardı ki  ilk başta her yönetmenin gözünü korkutacak derecede hızlı, karışık ve bir o kadar da cazip görünen bir karmaşa serüveni çığ gibi büyüyerek ilerliyordu... Yazar "Ray Cooney" in hassas bir matematikle dokuduğu, "Haldun Dormen" ustanın çevirisini yaptığı oyunu bugünün Başkent'i ve Başkent Tiyatrolarının seyircisi adına yeniden okumak gerekiyordu... Ekip arkadaşlarım çok özverili çalıştı ve ortaya güzel, eğlenceli bir oyun çıktı...

“Mucize Sensin” isimli müzikli çocuk oyununu hem yazdınız hem yönettiniz. Animasyon ve çizgi film kahramanlarının süper yeteneklerinden etkilenen Keremcan’ı anlatıyor. Biraz da bu çocuk oyununuzdan konuşalım mı?

"Mucize Sensin", çocukların zihnini karıştıran çizgi filmlerin olumsuz etkisini yok etmek, her çocuğun özel olduğunu ancak doğaüstü güç diye bir şey olmadığını uygun bir dille anlatmak; kendileriyle barışık olmalarını sağlarken başarının sırlarını gerçekçi ancak didaktik olmadan vermek gibi amaçları olan bir oyun... Ben iki çocuk babasıyım...  Onların dünyası çok farklı... Burada bir veli, bir öğretmen ya da bir tiyatro yazarı olarak dikkat etmemiz gereken hususlar var. Mesela çocukları kendi zamanımıza göre değil onları bekleyen zamana göre yetiştirmek... Bir masal anlatacaksak kendi hayallerimizle bir dünya kurmaktan ziyade onların hayallerine kulak vermek çok önemli... Oyunumuz hiçbir çocuğu suçlamadan hataları üstlenen karakterlerle eğlendirerek örneklemeler sunan bir oyun... Oyunu yazıp yönettim en çok ta müzikleri için uğraştım... Zihnimde çalan müziği profesyonel bir müzisyene anlatmak yerine zor olanı seçip kendim besteledim büyük bir zevkle... Ve bu günün çocuklarının şarkılarını yaptım... Hip hop, rock, beatbox tarzlarında müziklerle çocukları karşıladık ve beklediğimizin de üstünde bir  rağbet gördük...

“Ters yüz” isimli bir programda ailelerin hayatlarını değiştirip, birbirlerinin hayatını yaşadıkları bir programa katıldınız. Programda ailenizle birlikte yarıştınız. Bu programdan konuşalım mı birazda?

Bu çok farklı bir formattı... Beni aradıklarında düşünmek için biraz süre istedim ve ailemle birlikte unutamayacağımız bir anı yaptık kendimize... Normalde ailemi işimden hep uzak tutarım oyundan oyuna seyirci olarak gelip izler giderler... Ancak bu onlar için çok farklı bir heyecan olacaktı... Eşime danışsam kabul etmeyecekti elbette... Elimde uçak biletleriyle bir başka hayatı yaşamaya gidiyoruz dediğimde artık geri dönüşü yoktu ve olayı akışına bıraktık... Eğlendik, eğlendirdik ve daha da önemlisi empatinin ötesine geçip bir başkası olduk bir haftalığına... İnsan dünyaya bir daha gelse demek ki yine kendi hayatını yaşamayı tercih edermiş dedirten bir programdı bence...

“Çakma Hayat” isimli bir filmde oynadınız. Bu filminizden konuşmak istiyorum birazda.

Güzel ve eğlenceli bir filmdi ancak talihsizlikler peşini bırakmadı ve vizyona giremedi bir türlü... Çok emek verildi ancak maalesef bir sezonda yüzlerce film çekiliyor ama çok daha az sayıda film vizyona girebiliyor...

Yer aldığınız oyun ve filmlerden konuşalım biraz da.

1998 den beri profesyonel sahne hayatımda kırkı aşkın sayıda Tiyatro oyununda görev aldım bazen oyuncu bazen yönetmen bazen yazar olarak kimisinde bir ya da bir kaçı aynı anda nasip oldu... 

Bir çok TV dizisinde ve Sinema filminde rol aldım... En İyi Arkadaşım, Komedi Türk, Kısmet, Tarık Ve Diğerleri, Yumurcaklar Kampı, Sinema Filmi "Gen", gibi.

Karagöz gösterileri yapıyorsunuz. Bu gösterilerinizden ve karagöz kuklalarınızdan bahseder

misiniz?

Karagöz Deyince orada biraz durmak lazım... Karagöz sanatı bence dünyanın en çok donanım gerektiren sanatlarının başında gelir... Aynı anda yazıp yönetmek, Her karakteri ayrı ayrı ve aynı anda oynamak, doğaçlama ile seyircinin nabzını tutmak... Ha bunun birde oyundan öncesi var tabi... Tasvir dediğimiz deriden yapılan gölge kuklalarını ve diğer tüm gösteri elemanlarını hazırlamak... Şiir, Müzik, Edebiyat, Tarih, Genel kültür vs de cabası... Zor olduğu kadar tek kişilik orkestra tadında keyifli bir meslek... Tiyatronun içinde ancak tiyatrodan başka bir sanat... Geleneksel sahne sanatlarımızın temeli Karagöz... Biraz kendini adamayı gerektiren bir iş... Sonu yok o küçük aynanın... Karagöz perdesine ayna diyoruz... Yaşamadan yaşatamayacağımız bir sanat... Kültür Bakanlığınca "Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı" ünvanını aldıktan sonra daha bir titizlikle üzerine eğildiğim bir yanım... Usta çırak ilişkisiyle öğreniliyor başka yolu şimdilik yok bu işin... Benim ustam Mehmet Tahir İkiler... Bir kukla ustası aynı zamanda kendisi... Bana Karagöz sandığını teslim edip peştamal kuşandırdıktan sonra ondan aldığım bayrağı bir adım ileriye taşıyabilirsem ne mutlu... Yurt içinde ve dışında ülkemizi temsilen çok sayıda gösteriler yaptım... TRT Çocuk kanalında 33 bölüm Karagöz programı yaptık... Sandığım Ramazandan Ramazana değil yılın on iki ayı gösteri için hazırdır... Bu bir sevda benim için, layık olmaya çalışıyorum elimden geldiğince... 

Olmak istediğiniz yerde misiniz?

Sanırım tam da oradayım... İşimi seviyorum... Daha doğrusu işlerimi...

Şöhret mi, Para mı?

Bunlar bazen doğru orantılı gidiyor yani ne kadar şöhret o kadar para... Ben huzur peşinde koşan bir adamım... İkisinin de fazlası huzuru bozuyor bence... Şöhret hiç bir zaman hedefim olmadı... İşini düzgün yapan insanın da para sıkıntısı olmaz ancak sonuçta ikisi de nasip... Rabbim ikisini de dilediğine veriyor istese de istemese de...

Eğitim mi, yetenek mi?

İkisi birbirini tamamlar ancak ağaçtan uçak olmaz... Yaradılış elbette önemli... Meyil vardır kiminde ama gayret yoktur o da para etmez... insanın kendini keşfetmesi ve gelişime açık olup gereken eğitimi görmesi lazım yoksa olmadan oldum sevdasıyla gezerse kişi, ham meyveyi koparırlar dalından...

Hırslı mısınız?

Hırs mı yoksa azim mi ayırt edemedim ama var bir şeyler... Sevdiğim ve kafama koyduğum şeyin peşine düşerim...

Başarısız olduğunuz zamanlar oldu mu? Başarısızlık sizi nasıl etkiler?

Altından kalkamadığım bir rol olmadı şükür... Ya da yönetemediğim bir oyun... Tiyatro dışında başarısızlık değil de yılgınlığa düştüğüm, hevesimin kaçtığı durumlarda tamamlamadığım işler oldu... Başarısız olduğumu düşünürsem üzerine giderim çünkü... Gayretim artar ve nerede hata yaptığımı arar bulur ve tekrar tekrar denerim...

 Bir işi yaparken ödül kaygısı güder misiniz?

Takdir edilmek arzusu sanatçının ruhunda var sonuçta... Ödülü hedefe koymam tabi ki... Ha olursa o da işin balı kaymağı olur...

Nelerden vazgeçemezsiniz?

Ailemden... Vatanımdan... Değerlerimden...

Şöhret için ne gerekli?  Sadece iyi olmak yeterli mi?

Sadece iyi olanlar şöhret değil ki... Şöhret olmayanların kötü olduğu da söylenemez... Ayrıca tiyatrocunun şöhreti seyircisi kadardır o da uzun ömürlü bir şöhret yine değildir... Şöhret için bazen sadece farklı olmak yetebilir dünyanın en uzun burunlu adamı olursunuz ve şöhretsinizdir artık... Ya da en kötü siyasetçi, fıkrasına gülünmeyen adam, oğlum bak git vs... O sizin neyle tanınmak istediğinize de bağlı... Amacı sadece şöhret olmak olan kişiden her şey beklenebilir Allah muhafaza...

Biraz da projelerinizden konuşalım.

Yoğunluk had safhada... Başkent Tiyatroları'nın yoğun sezonu haricinde iki senedir TİKA Başbakanlık adına yurt dışında turnelerimiz devam ediyor... Gençlik ve Spor Bakanlığı ile ortak projeler yapıyoruz... Senaryosu şahsıma ait olan iki sinema filminin de bir yandan hazırlıkları sürüyor... TV programı hazırlıklarımız var... Ancak bu sıra beni en çok heyecanlandıran "Endişe" adlı profesyonel bir Rock gurubunun solistliğini yapmaya başladım... Bu ay ilk konserimizi vereceğiz bakalım... İçimde uhde kalmış demek ki müzik... Cesaretime kendim de şaştım açıkçası... Takdir seyircinin...   Son dönemde, büyük hedefim olan yazarlık konusunda ilerlemek istiyorum... Tiyatro oyunları ve sinema senaryosu konusunda çalışmalarım devam ediyor...

Çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim yer ve zaman ayırdığınız için... Başarılarınızın katlanması ve olmak istediğiniz yerde olmanız dileklerimle...

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik