Reklam
Reklam

Sunay Akın "Sözcükler büyük bir okyanus, yazar kendi kıyısından bakar o suya ve kendini görür."

Onunla inanılmaz keyifli vakit geçirdik. Kendisine modern meddah diyorlar. Gerçekten öyle. Sunay Akın'la yaptığımız mükemmel söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Sunay Akın
Bu içerik 959 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

Birkaç cümleyle Sunay Akın’ı kendi sözcükleriyle dinlemek isterim.

Öncelikle Şinasi sahnesindeyiz. Şinasi’yi saygıyla analım. Şinasi edebiyat sözcüğünü ilk kullanan yazardır. Edebiyat sözcüğünü ilk o ortaya atmıştır. Yetiştiren, öğreten anlamında kullanmıştır. Altlında tarih, felsefe, psikoloji, antropoloji sanat tarihi gibi bölümler vardır. Çünkü edebiyat yapmak, bütün o disiplin ve düşünceyi, bilgiyi hamle yaparak geliştirme sanatıdır. Bu yüzden edebiyat sözcüğünün isim babası Şinasi’dir. Böylece Sunay Akın’ın hayatına da giriş yapmış olduk. Sunay Akın ilkokul birinci sınıfta hayatta ne yapacağını bilen bir insan. Oysa ilkokul birinci sınıfında büyüyünce ne olacaksın diye sorduklarında hepimiz öğretmen, mühendis, doktor gibi yanıtlar veririz. Ben o sınıfta kaldım işte hala da öyleyim. Okumayı yazmayı öğrendim yedi yaşımda, o günden beri okuryazarım. Başka bir şey yapmıyorum Onur. Okuyorum ve yazıyorum. Hayatım hep bununla geçti. Bu okuma sevgisini de anneme borçluyum daha çok. Çünkü annem haftada bir gün en güzel elbiseni giyer, en güzel makyajını yapar, ağabeyimle benim en güzel giysilerimizi giydirir sokağa çıkardı. Ben annemi hiçbir zaman, düğüne giderken ya da nişana giderken o kadar şık görmedim. Hatırlamıyorum. O gün çok güzel olurdu. Benim ve ağabeyimin elinden tutup geçerken pencerelerdeki kadınlar birbirine annemi gösterir, Tülay Hanım yine yanına iki oğlunu almış onlara kitap almaya gidiyor derlerdi. Çocuklarına kitap sevgisini aşılamak için annem bunu  yapardı. Kitap almaya gitmek bir törendi. Ve bunu yapan annem ilkokul mezunudur. Bizim çocukluğumuzda ansiklopediler öyle gazetelerin promosyonu olarak ciltler halinde verilmezdi. Haftada bir çıkardı ansiklopedi fasikülleri. On altı sayfa bir fasikül demekti. Onları biriktirirdim ve bir hafta hep o fasikülü okurdum. Gece gündüz. Bayılırdım onları okumaya, öyle severdim ki… Her halde bu bilgi sevgisi, bilgi açlığından kaynaklanıyordu. Çünkü Sunay Akın’ı tanıyalım diyorsun ya, bilgiye aç bir insan. Bilgi oburuyum ben herhalde. Okumayı yeni şeylerin farkına varmayı çok seviyorum ben. Hayatımda bundan başka hiçbir şey değil…

Sözcükler bir yazarın aynası mıdır?

Ta kendisidir. Sözcükler büyük bir okyanus, yazar kendi kıyısından bakar o suya ve kendini görür. Çok doğru söyledin, evet aynasıdır. İşin sırrı da yok değil yani. Aynayı ayna yapan camdan koparan arkasındaki sırdır ya, aslında şairler yazarlarda o hayatın sırrını aralar sözcüklerin arkasından. Görülen tarafından ziyade suyun derinliğini aralar.

Geçmişe yolculuk yaptığımızda gözlerininiz bulutlandığını hissettim. Sunay Akın duygusal mıdır?

Çook. Ben bu duygusallığımdan dolayı, Atalay Yörükoğlu tarafından takip edilen bir çocuktum ben. Ruh doktoru Atalay Yörükoğlu sayesinde ilk kez uçağa bindim. Annem babam Ankara’ya götürmüşlerdi beni. Ben tabi uçağa binmenin mutluluğundaydım. Çocuk ruh doktoru Atalay Yörükoğlu anneme, babama bu çocuğun kanatlarını kırmayın dedi.  Çok duygusaldım ve hala da öyleyim. Şunu fark ediyordum, Trabzon da hafta da bir kez sinemaya gidebiliyorduk ailece. Çocukluğum orada geçti. Ben hiçbir zaman filmi kendim için izleyemedim. Şunu biliyorum ki, mahallemizde, sokağımızda sinemaya gidemeyen çocuklar vardı. Ekonomik durum buna elvermiyordu. Her filmi onlar için izledim. Terasta o çocukları toplayıp, onlara oynardım. Benim duygusallığım bu. Ne kadar duygusalsın diyorsun ya, bir öykü anlatayım. Rahmetli Müzeyyen Halam anlatır. Beş yaşımdaymışım bayramlaşmak için Müzeyyen halam bize gelirken, sokak kapısının önünde oturmuş, çocuklar önümde kuyruk oluşturmuş onların ayakkabılarını boyuyormuşum. Müzeyyen Halam” Sunay ne yapıyorsun? Dediğinde, “Hala benim ayakkabılarım renkli ve güzel, onların niye güzel ayakkabıları olmasın?” demişim. Hani vardır ya kırmızı ayakkabıların öyküsü,. Bana alınan ayakkabılar için hiç sevinmedim, onların ayakkabılarını görünce. Bana o ayakkabılara sahıp olamayan arkadaşlarımı gösterdi aslında. Böyle duygusal bir anlayış içindeydim.

Kitaplarınızı yazarken iç çatışma yaşar mısınız?

Kitaplarım hiç görmediğim yeni kıyıları, hayvanları, bitkileri keşfetme arzusudur. Çatışma yaşarım evet. Ama çatışmayı kitabı bitirdikten sonra yaşarım. Kitap oluştururken hayır. Çok mutluyum o an Onur. Çünkü kitabı yazmak beni taşıran damladır. Müthiş bir duygu, müthiş bir mutluluk. Bitince  büyük çatışma başlar. Ne başlar biliyor musun? Kitap benden çıkıp okurun eline geçer. Okur gelip, kitabı çok sevdim, harika bir kitap dediği anda çatışma başlar bende. Çünkü ben o kitapta olmadım,  yazmak istediklerim sanki o kitapta değildi. Daha başka türlü anlatabilirdim. Haydi başka bir kitap Sunay diyorum ve yeniden rüzgara açıyorum yelkeni.

Geniş bir yelpazeniz var, şair yazar, gazeteci, araştırmacı ve televizyoncu. Sunay Akın hangisinde kendisini bütünüyle bulur?

En iyi bildiğim şey, bir insanın en iyi bildiği şey haddi olmalıdır. Benim tek kimliğim.  O alanlarda ürünler çıkarıyorum. Ama bunların hiç birini etiket olarak görmüyorum. Bunlar benim mesleğim, bir iş olmamalı. Hiç öyle düşünmüyorum ben. Bildiğim bir tek şey var haddini bilmek. Hadden sözüm ahlak anlamında değil, ben ahlakçılığı sevmem, etik anlamda had anlatabiliyor muyum? Çünkü ben insanlığı, kültürü oluşturan bu ışık okyanusunda, bu aydınlanma sürecinde yaptığım tek şey. Avuçlarımda tuttuğum karanlığı, ışığa götürebilmek. Biraz daha aydınlığa varmak. Benim tek mesleğim odur işte.

Sunay Akın anlatırken güldürür, düşünce kapısını gülümsemeyle açar beyinlerde. Şaşırtmayı çok sever. Biraz da tek kişilik gösterinizden konuşalım mı?

Batı bir araya geldiği mekânlara kafe derken, biz İstanbul da yaklaşık dört yüz yıl önce toplandığımız mekânlara kıraathane adını verdik. Bu Kıraathanelerde kitap okuyan insanlar sohbet ederlerdi. Okudukları kitaplar belirlendi. En çok kitap okuyan insan, okudukları bilgiyi sohbet ortamında aktarırken için içinde beden dilini de katardı. Herkes onları dinlerdi. Öyle ki, daha iyi görünsünler diye. Kıraathanelerde bir sahne yapılırdı onlar için. Oraya çık hepimiz görelim seni derledi. Daha iyi dinleyebilelim. Böylelikle meddahlar doğdu. Benim tek kişilik oyunlarım bu kütür geleneğinin günümüze yansıması. Ben bir meddahım. Fakat zamanla meddahlar bu tek kişilik gösterilerde, gösteri yapan kişi olarak anılınca, biz okumayı yitirdik. Mizah izah eden bir tarzdır. Aydınlanmanın anahtarı aslında kitaptır. Bu gülümseme mizahın getirdiği gülümsemedir. Anahtar sözcüğünü kullandın ya çok doğru. Bir kapı açmalı insanın gönlünde beyninde. Bernand derki, dışarıda ki duvarları yıkmak kolay, önemli olan içeridekini yıkabilmektir. İçimizdeki bu duvarları yıkabilmektir benim tek kişilik gösterimin amacı. Yaklaşık iki saat kalıyorum sahnede. Oraya en ak iki bin kitap sığdırıyorum. Tek kişilik oyun olarak adlandırılıyor ama günümüzdeki bu tür gösterilerin hiç birine benzemiyor. Tam anlamıyla bir meddah sahnedeki.

Çok teşekkür ediyorum,.

Ben teşekkür ederim. Lütfedip geldin. Bana zaman ayırdın. Hayatta aslolan bu güzellik işte. Hiçbir şeyde geç kalınmaz. Hayatta öyle büyük hedef, büyük amaç yoktur. Güzel ayrıntıların toplamıdır. Bir Japon şiiri der ki, bir tapınağın çanında uyuyakalmış bir kelebek. O çanın büyük sesi. O çanın büyük sesi. Çanda o kelebeğin uyumasını görebilecek bir zekâya inceliğe sahip olmak. Hayat bu dur işte. Büyük insanlar derki, büyük adam olabilmek için tapınağın çanında uyuyakalmış kelebeği görmelisin. Teşekkürler sevgili Onur.

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik