Reklam
Reklam
istanbul escort

Nilüfer Açıkalın "Çocukluğumda bol bol ağaca tırmanırdım."

Oyuncu, Yazar ve güzel bir hanım. Nilüfer Açıkalın ile yaptığımız güzel ve keyifli söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Nilüfer Açıkalın
Bu içerik 2309 kez okundu.
Reklam

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

 

 

 

Biraz Nilüfer Açıkalın’ın yaşam öyküsünü kendi cümleleriyle dinleyebilir miyiz?

Nilüfer Açıkalın İstanbul”da doğmuş bir fanidir. 35 i geçmiş olup artık biraz durulmuştur görünüşe göre ama aslı  hiç de öyle değildir.

Mimar Sinan Üniversitesi Oyunculuk Ana Sanat Dalı mezunu ve harika bir okulda okuyup yeteneklerini keşfettiği için tanrıya ve her şeye minnettar bir kişidir.

Çocukluğumda bol bol ağaca tırmanırdım. Büyük bir bahçemiz vardı şimdi gözüme pek büyük görünmese de, o yıllarda dünyanın en kocaman ve gizemli yeri kesinlikle o bahçeydi.  Bir çok ağaç vardı ama bizim favorimiz  dut ağaçlarıydı. Ben kara dut ağacını severdim kuzenlerimle ve arkadaşlarımla bu bahçede saklambaç, kuka, 9 taş, misket, birdirbir, yakartop, istop, iki ip, üç ip, ne oyun varsa oynardık.

Ortaokul ve lisede jimnastik takımındaydım ve hep tiyatro grubunda, temizlik kolu, ilk yardım kolu, tüm kollar… Çalışkandım. Çok uslu değildim ama hepimiz yaramaz olduğumuz için göze batmazdım. 

Biraz karışık anlatıyorum hikayemi ama daha da karışık aslında tüm macera. Hepsini anlatmayacağım tadı kaçsın istemem. Atlayarak gideyim biraz; harflerle tanıştığımda henüz okula başlamamıştım ve henüz okuldan önce sular seller gibi okuyordum.

Yazmayı, okumayı öğrendikten sonra öğrendim. Bir daha da yanımda küçük bir defter ve kalem olmadan bir tek gün bile geçirmedim. Bazı günler hiç yazmam ama o defter can simidimdir benim ve daima güvende olduğumu hissettirir.

Tiyatro okulundan önce iki sene İstanbul Üniversitesinde Fen Fakültesinde Biyoloji okudum. Gen bilimi her zaman ilgimi çekmiştir ama zooloji laboratuarında geçirdiğim derslerden sonra oyuncu olmak istediğime iyice karar vermiştim artık. Ne ilgisi var diyebilirsiniz ama söylemiştim biraz karışık bir hikaye ve oldukça gizemli.

Öyle kalması için bu cevabı uzatmamalıyım sanırım. 

 

Sizi çok fazla projede görmüyoruz. Bunun nedeni nedir?
Şımarık değilim o yüzden olsa gerek.

Oyunculuk eğitimi aldınız. Siz oyunculuğun ne kadarını yetenek, ne kadarını eğitim olarak görüyorsunuz?

Yetenek doğuştan beraberimizde getirdiğimiz bir şanstır ve bence herkeste sanatsal bir yetenek mutlaka vardır. Bunun ortaya çıkması ya da  çıkmaması hayatın getirdiklerine veya tercihlere bağlı. Ama hiçbir yetenek üzerinde çalışılmadıkça gelişmez. Yeteneği geliştirmek için ille de okul gerekli değil elbet ama okulla gelişen bir yetenek daha anlamlı elbette. Çünkü okul yapılan işte gereken ahlak mevhumunu da bireye aşılar ve bu bence her şeyden önemli. 

Birazda yazma maceranızı konuşalım. Neydi sizi yazmaya iten?

Harflerle ilk tanıştığımda ciddi bir durumla karşı karşıya olduğumu hissetmiştim o anı çok net hatırlıyorum.Matematik muamması aklımı aldığı sıralarda da yazıyordum, hayat benim adıma attığı adımlarla yürüdü gitti. Her şey çok hızlı gelişmiş gibi geliyor şimdi ama geriye baktığımda yoğun bir yaşamla burun buruna kalıyorum, hemen direk geleceğe başımı çevirip yine devam, yine devam...

Kelimelerin dansı, beni yaşamla barıştırdı.

Hayatta öğrenciliği hiç bırakmamış olmamın çok faydasını görüyorum. İlk öykülerim on sene önce yayınlandı. O ilk kitap elime düştüğünde yeni bir okula başladığımı da anladım, tek kişilik bir üniversite.

Kitaplarınızdan konuşalım mı?

Öykü kitaplarım  Bıçak Sırtı, Çocuk Oyuncağı Değil, Saklı Safkan, Yıkık Aşklar Diyarı, İyiler Yalnız Gezer, Çatlak Zamanlar ve Yoldan Çıkmış Öyküler. Yedi tane oldular. 

Yaşadığımın ispatı her şeyden çok onlardır. Gerçek hayattan ve gerçek olmayan hayatlardan seçiyorum öykülerimi. Bazen her iki hayatı harmanlıyorum. Kurgulara sözcüklerin melodisi ekleniyor, kahramanlarım olabildiğine özgün karakterleriyle kendi ritimlerini hikayelere taşıyorlar.

Kitaplarınızın edebi değerde bulunması evet istediğim buydu dedirtti mi size?

 Ben kağıt kalem üzerinde yaptıklarıma son noktayı koyduğumda daima ne yaptığımdan eminimdir. Onları kendi kaderlerine uğurlarken tek dileğim okuyucuya ulaşmaları. Bunun gerçekleştiğini görmek beni her şeyden daha çok mutlu ediyor. Bu kadarı bana yeter.

Yazım hayatınıza oyunculuğun ne gibi katkıları oldu?

 Oyunculuk ve yazarlık benim için birbiriyle iç içe olmakla beraber birbirlerinden çok keskin biçimde ayrılar. Çakıştıkları noktalarda alışveriş yapmaları olağan geliyor bana. Bunun bilinçli bir şekilde olduğunu söyleyemem. Bir çarkın iki dişlisi gibiler. Her ikisinin de can damarı yaşamın kendisi. Oyunculuk bir karakterin ta kendisi olmak, onun ağzından konuşmak, onun ciğeriyle nefes almak, onun gözüyle bakmak demek. Öykü yazmak bambaşka türlü olayların döndüğü bir başka dünya kurmak ve o dünyanın kişisi olmak isteyen gerekli karakterlerin her birinin içinden bakmak anlamına geliyor. Tabii bazen o karakterler, o dünyanın içinde kendi yollarına giderken  yaratının bir parçası olmaktan çok, uzakta yaşayan biri gibi ete kana bürünmüş olmaktan muzdaripler. Ne de olsa yaşam zorunluluktur ve onu eğlenceli hale getirmek için tertemiz bir vicdan gerekir.Neden yazdığıma gelince;

Aklımın hızına yetişebilmek için yazıyorum. Çok disiplinli biriyim ama planlı programlı bir yazma rutinim yok. Oyunculuk eğitiminden öğrendiğim ve müzikle geliştirdiğim kadarıyla her an sahneye çıkmak için gerekli performansı sağlamak ve korumak adına düzenli yaptığım çalışmalar var ama öykülerimi daha çok aklımda yazıyorum. Bir günün geçişi içinde bulunduğumu hissetmek benim tek keyfimdir. Gün benden kaçıp giderken karşıma çıkan tüm izlenimler ve onların bıraktıkları izler, beni yazmaya yöneltebilir.

Ben birazda öykülerinizden konuşmak istiyorum. Öykülerinizde gizli dünyalara kapılar açıyorsunuz. Neden gizli dünyaların kapılarını aralamak istiyorsunuz?

Az önce sözünü ettiğim izlenimlere kayıtsız kalamadığım için.

Her ne kadar yazıp bitirdikten sonra bambaşka bir gözle bakıyorsam da, onların aklımın ürünleri olduklarının bilincindeyim. Bu nedenle benim hamurumdaki maya onların hamuruna karışıyor bir şekilde. Yaşamın içinde asi olmanın bir yararını gördüm desem yalan olur ama tüm başkaldırılarım beni ileri taşımıştır. 

Başka öykülerinizde de mizahi ögeler ağır basıyor. Neden böyle bir değişim oldu?

Aslında baştan beri olan buydu. Daha ilk öykümde Bıçak Sırtı’nın ilk öyküsü İnfaz’da vahşetin sınırlarını mizahla zorlamıştım. Kişisel yapım, hayata bakışım bunun nedeni olabilir.

Oyunculuğa adım attığım ilk yıllarda uzun zaman komedi oynamamın da etkisi vardır mutlaka ve tabii yurdum insanında var olan çılgın potansiyel.

Nilüfer Açıkalın’ın yazarken sınırları var mıdır?

Hayır yok. Gerçekten özgür olabildiğim tek alanda kendimi sınırlamak, kendime ve yaşamdaki duruşuma, bakışıma ihanet etmek olur.

Ekonomik kaygılarla bir projede yer aldınız mı?

Elbette.

 

Danstan konuşmak istiyorum birazda. Hala dans devam ediyor musunuz?

Dans hayat okulunun en zevkli dersi. Müthiş bir zindelik sağlıyor ve akıl sağlığı için elzem bana göre. Dans benim tedavimdir, her gün biraz dans etmek ilaç gibi geliyor bünyeme..

Tiyatro genelde oyuncuların vazgeçilmezidir. Sizin için tiyatro nedir?

Tiyatro sahnesinde dünyanın en mutlu insanı gibi hissederim kendimi. İki saatlik oyun süresince tüm dünyadan ve onun zorunluluklarından uzak olma hali kesin ve nettir. Tiyatronun en zevkli yanı provalardır bana göre. Sonra da o iki saatler gelir ard arda, gün be gün. Özledim tiyatroyu.

Oyunculuk adına her zaman bir duruş sergilediniz. İçinde olmaktan hoşnut olmadığınız projeler oldu mu?

Oyunculuk ekip işi, bu yüzden iyi bir iş çıkması için ekipte bulunan herkesin kimyasının birbirini tutması gerekiyor. Böyle işler pek sık olmaz. Büyük şanstır böyle projelerde çalışmak. Bu açıdan bir çok iyi deneyimim olduğunu söyleyebilirim ama tam tersi de olmuştur zaman zaman.

Kara kentin çocuklarıyla ödül aldınız. Biraz bundan konuşalım mı?

Kara Kentin Çocukları Türkiye için erken bir proje oldu maalesef. Sinemanın sorunları o dönemlerde çözümsüz görünüyordu ve biz filmimizi seyirciyle buluşturamadık bile. Buna rağmen elektronik ortamda bu filmin fanatikleri dünya kadar. Şimdi vizyona girse insanları allak bulak eder ama sanırım kaybedenlerin hikayelerine benzer bir kaderle yoluna devam ediyor. Sinemanın şansı eserin kalıcı olması, tiyatro bu açıdan daha şanssız.

Sinema ve tiyatro oyunculuğu arasında ne gibi farklar var?

Hem çok az fark var aralarında hem de dağlar kadar. Matematiksel bir yanı var sinema oyunculuğunun, tiyatro oyunculuğuysa tamamen fiziksel. Tek ortak yanları duygu.

Sinemaya geçisiniz ada filmiyle olmuştu? biraz bu geçişten bahseder misiniz?

Rahmetli Süreyya Duru beni, Başar Sabuncu’nun çektiği Şener Şen ile oynadığım Vasıf Öngören’in eserinden uyarlanan Zengin Mutfağı filminde izlemiş ve görüşmeye çağırdı. Gider gitmez de çekim tarihlerinde istenen saatte istenen yerde olmamı istediğini söyledi. Sinema yönetmenin hayalidir. O hayalin içinde bir yeriniz varsa yönetmen o yerde illaki sizi görmek ister.  Henüz konservatuarın birinci sınıfındaydım ve Televizyonda –ki o zaman tek kanal vardı- ‘Kim Bunlar’ adlı diziyi de yapıyorduk. Mimar Sinan’daki bütün hocalarım televizyon işine kızıyorlardı ama sinema için tam destek verdiler. Okul hayatım boyunca da bir çok dizi ve filmde rol aldım. Bir şekilde hem okullu hem alaylı bir oyuncu olarak yetiştim. Setler de okul kadar eğitici oluyordu ve çok güzel bir dönemdi.

Kadın oyuncu ve yazar olarak zorluklar yaşıyor musunuz?

Hayır ama insan olarak bir çok zorluk yaşıyorum. Hepimizin yaşadıklarından farksız zorluklar. Ün kabusuyla 18 yaşımda karşılaştım ve 19’a girmeden kabustan uyanmıştım. Çabuk atlattım yani. Ben ünlü olduğunun farkında olmayan, bunu bir türlü kabul etmeyen biriyim. Normal, sokaktaki herhangi bir insan olmak, tanınmıyormuşum gibi yaşamak ve davranmak çok konforlu. Bazen bu illüzyonu bozan sevgili seyircilerle aileden biriymişçesine sohbet etmek de ilginç bana göre ama hep aynı sorulardan biraz sıkıldım. ‘Neredesiniz?’ ‘Sizi ne zaman ekranlarda göreceğiz?’’ ‘Biz sizi çok severiz ve nerelerdesiniz?’

Satır aralarındayım. Öykülerim var. Sanatçı olarak verimli olmak için çaba gösteriyorum ve çok çalışıyorum. Oyuncu olarak seyirciye, yazar olarak okuyucuya, insan olarak ülkeme olan sorumluluklarının farkında bir sanatçıyım. Kendimi sanat neferi gibi görüyorum.

Bana biçilen kumaşa layık olmak için yaratıcılığımı kullanıyorum.

Görevini yerine getiren biri hissiyatındayım.

Ticari filmler ve sanat filmleri diye ayrılıyor filmler. Siz buna nasıl bakıyorsunuz?

Senaryo sinemanın bel kemiğidir. Bazı sanatsal filmlerde senaryo berbat olabiliyor, bazı ticari filmlerde iyi. Söylediğim gibi bir işi iyi yapan, her şeyin birbiri içindeki mükemmel uyumu. Yapımcı ‘ben ticari bir iş yapıyorum’ fikrinde olsa bile hatta seçtiği oyuncular ticari açıdan getirileri olan oyuncular olsalar bile işin içinde bir sanat filminde olduğundan daha az özenli davranmazlar. Ticari yan benim pek anlamadığım bir yanı işin doğrusu. Oynamadığım sürece belli bir seçiciliği ve beğenisi olan bir seyirciyim. Ticari kaygılar yüzünden bazen yapımcıların halkın nabzını tutamadıklarını düşünüyorum.

 

Yeni oyuncuları nasıl buluyorsunuz? Özellikle çok fazla oyuncunun olduğu bir dönemde. İyilerle kötüleri nasıl ayıracağız?

Yeni oyuncuların içinde harika olanlar var. Onları görünce içim açılıyor. Umut ve neşe veriyorlar bana. Zaman iyinin de ve kötünün de icabına bakar. Sel gider kum kalır der büyüklerimiz. Herkesin şansı açık olsun.

Gözlerinizde hüzün var gibi. Duygusal mısınız?

Anormal derecede normalimdir.

Çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik