Reklam
Reklam
istanbul escort

Nur Yoldaş “Halk ekmek kuyruğuna girip halk ekmek alıyorum çünkü bizim evdekiler halk ekmeğine bayılıyor “

Nur Yoldaş “Halk ekmek kuyruğuna girip halk ekmek alıyorum çünkü bizim evdekiler halk ekmeğine bayılıyor “
Bu içerik 1013 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

Nur Yoldaş’tan bahsetsek yaşam hikayesinde neler vardır?

Nur Yoldaş’ın hayat hikâyesinde tiyatro var, müzik var, hep çalışma var. Nasıl anlatayım. İnsan kendi hayat hikâyesini anlatırken hep böyle düşünür ya. Nereden başlayayım diye. Her şeyden önce bir kere çok küçük yaşlarda başladığım bir müzik hayatım var. Ben müziğe çok sesli koroyla başladım. Çok küçük yaşlarda ondan da önce, Fatma Türkan Yamacı’dan  nota ve solfej dersleri aldım. Daha o zaman okula gitmiyordum. Okula gitmeye başlayınca alfabeyi öğrendikten sonra İstanbul radyosunda çocuk saatine gittim. Çocuk saatinde çocuk tiyatrosunda oynarken, Ekrem Zeki Ün beni keşfetti. Ve Ekrem Zeki Ün beni o zaman çok sesli koroya aldı. Çok sesli korodan sonra o oldu, bu oldu her şey müzikle ve sanatla iç içe bir yaşam. Altın mikrofon yarışması, altın mikrofon yarışmasından sonra gelen bir albüm, o albüm yeniden çıktı. Odeon çıkarttı. Volüm 4 diye çıkarttı odeon onu. O da yıllar sonra dinleyiciyle buluştu. Müzik müzik, taa sultan-ı Yegâha gelinceye kadar. Sutan-ı Yegâhtan sonra zaten sizde biliyorsunuz süreci, Sultan-ı Yegâhtan sonra bir dönem benim suskunluk dönemim başladı. O da Ergüder beyden ayrıldıktan sonra yaşandı. Arkasından eski Dostlarla  Sultan-ı Yegahın cd ye aktarılmasıyla  yeniden başlayan hızlı bir sahne çalışması arkasından eski dostlar, kent orkestrası ve şimdi buradayım.

Karşımda muhteşem bir güzellik görüyorum. Güzelliğinizi korumayı nasıl başarıyorsunuz?

Valla özel bir şey yapmıyorum. Anamla babama borçluyum. Her şeyden önce onlarda güzel insanlar. Genlere kromozomlara borçluyum derler ya, ben de onlara borçluyum galiba. İnsan hayatında çok kötü günler oluyor. Çok dayanıksızlaştığı günleri oluyor. İçiniz pozitifse olumlu düşünüyorsanız bunları çok çabuk atlatıyorsunuz. Benim şimdi ailemle, çocuklarımla, kent orkestrasıyla, Ankara da işimle kurulu güzel bir dünyam var. Bu dünya galiba bana güzel kalmayı sağlıyor.

Parçalarınızın büyük bir hayran kitlesi var. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Bunu, bir parçadaki asıl malzemeyi kendi toplumumuzdan, kendi kültürümüzden almaya bağlıyorum. O kadar biz ki parçalar. O kadar biziz ki, bir besteci, ki bunda en büyük pay Ergüder Yoldaş’ındır. Ben sadece şarkıları yorumladım. Ergüder Yoldaş’ın Anadolu denilen o kazanın içinde dolaşması, o kazandan sebeplenmesi beste yaparken, doğal olarak halka da yansıyor. Doğru olarak yansıyor.

Müzik hayatınızın neresinde?

Müzik hayatımın her yerinde. Müziksiz bir hayat düşünemiyorum. Ben istiyorum ki gerçekten uzun yıllar sesimi koruyabilirsem şayet çok çok uzun yıllar senede bir kerede olsa şarkılarımı söylemek istiyorum. Onun için müzik benim her yanımda. Müziksiz sanatın olmadığı, müziğin olmadığı bir yaşam düşünemiyorum kendimde.

Konser dendiği zaman akla ilk gelen isimlerdensiniz. Bunun özel bir nedeni var mı?

Özel bir nedeni yok aslında. Sadece büyük orkestralarla büyük arenalarda şarkı  söylemeyi seviyorum. Tabi çok küçük müzikhollerde de şarkı söylemeyi seviyorum. Mesela çok küçük bir orkestra, diyelim tek bir gitar, ne bileyim bir tek keman önemli olan burada solistin hissettiğini anında karşıya verebilmesi. Önemli olan bu. Yoksa konser sanatçısıyım, bar şarkıcısıyım öyle bir şey yok.

Sultan-ı Yegâh şarkısının üzerine bir şarkının çıkmamasını neye bağlıyorsunuz?

Bestecinin hünerine bağlıyorum. Bir kere her şeyden önce besteci çok usta, şair muhteşem. Atilla İlhan’ın şiirinin muhteşem olması, benimde o şarkıyı söylemiş olmam, benim için taktığım yıldızlardan biri. İnanın güncel olmak, şöhret bunların hepsi gelip geçici şeyler. Siz bu topluma ne bıraktıysanız o kadar yaşıyorsunuz. Benim otuz beş yılım bitti sahne hayatında, otuz beş yıl. Koskoca otuz beş yıl. Hep başarılarla, hep iyi şeylerle ve bu toplumun gözünden düşmeden., yitip bitmeden devam etti. Umarım bir otuz beş yıl daha devam eder. Bir Sultan-ı Yegah bir daha çıkar mı sanmıyorum. Ama Sultan-ı Yegâhın bestecisi yeniden bir şey yapmaya kalkarsa inanıyorum ki o şarkıda yıllarca uzun yıllarca kalır. Çünkü Ergüder Yoldaş gerçek bir sanatçı. Toplumun gideceği noktayı son derece bilerek beste yapan bir insan. Asla kendi maddi endişesi olmayan bir insan. Bu bestem çok satsın çok para kazanayım derdinde olmayan bir besteci. Ekonomik endişe taşımadan beste yapan bir besteci. Atilla İlhan’ın o güzel şiiriyle o kadar güzel evlendi ki o kadar güzel bir birliktelik kurdu ki naçizane benim de yorumumla eser klasikler arasına girdi. Ne mutlu. İnşallah bizden sonra arkamızdan gelen gençler bizlerin hayatını, bizlerin yaşantısını, bizlerin müzik adına çektiğimiz çileleri örnek olarak alırlar. Yoksa iki parça yapayım televizyona çıkayım ben oldum. Bakın ben otuz beş yıllık bir şarkıcıyım solfejiyle, notasıyla, armonisiyle hiçte  öyle boş gelmedim bu yerlere. Ama inanır mısınız ben hala öğreniyorum. Ben hala Nur Yoldaş oldum, oldubitti demiyorum. Böyle bir şey yok. Olmak diye bir şey yok. Hep araştırmak, hep bilgiye susamak, hep kendini yenilemek, bu var.

Bir gün yolda Nur Yoldaş tanınmazsa üzülür mü?

Hiç üzülmem. Ben tanınmadığım zaman daha mutlu oluyorum. Niye üzüleyim. Bir de şöyle bir şey var. Beni artık gençlik tanımıyor beni o tanımıyor, bu tanımıyor diye triplere girmenin bir anlamı yok. Şimdi on sekiz yaşında bir gencin beni tanıması zaten mümkün değil. Annesi tanıyabilir, babası tanıyabilir daha büyükleri tanıyabilir. O beni nasıl tanıyacak araştırdığı zaman ancak Nur Yoldaş’a ulaşacak. Ben tanınmaktan ve tanınmamaktan son derece mutluyum. Hiçbir rahatsızlığım yok. Sabahleyin eşofmanlarımı giyiyorum marketime gidiyorum alış veriş yapıyorum. Manavımla sohbet ediyorum. Halk ekmek kuyruğuna girip halk ekmek alıyorum. Çünkü bizim evdekiler halk ekmeğe bayılıyorlar. Sabahleyin de bana yürüyüş oluyor. Pazara gidiyorum. Pazarda istediğim sebzeyi seçiyorum. Kafamı kapatıyorum. Tanıyanla sohbet ediyorum. Biz şöhret olduğumuz dönemde de pazara gitti. Stüdyoya minibüsle gittik. Altımızda limuzinimiz arabamız yoktu. Vapurla karşıya geçtik. İstanbulluyum ben. Vapura bindik Ergüder’le karşıya stüdyoya gittik bandı çektik akşam tekrar geriye geldik. Kıyamet kopuyor bütün İstanbul çalkalanıyor ben sokağa çıkamıyorum her yerde kendi sesimi duyuyorum. Gittik biz Ergüderle Erenköy pazarında alışveriş yaptık. Millet üzerimize üşüştü. Gittik oturduk insanlarla pazarcılarla sohbet ettik. Kahveler çaylar içtik geldik. Biz buyuz hiçbir zaman korumalarımız olmadı bizim. Hiçbir zaman kuliste engellerimiz olmadı. Kapılarımı kırdılar benim elbiselerimi parçaladılar sahnede. Ama biz hiçbir zaman rahatsız olmadık doya doya halkla iç içe halkla yan yana kol kala olduk, biz hiçbir zaman kapalı kapılar arkasında oturmadık. Hiçbir zaman korumalarla badigardlarla dolaşmadık.

Günümüzde sanatçılar çok yakın arkadaş olsa bile birbirlerine sataşmalarına ne diyorsunuz?

Onlara kuralın bu olduğu söyleniyor. Ne yazık ki insanlar yaptıkları işle değil de sansasyonlarla ayakta kalmaya başladılar. Çünkü dikkat edin işiyle ortada olmuş insanları magazin dünyasında pek göremezsiniz. Ancak bir işi varsa bir konseri varsa, bir albüm çıkarmışsa ortada olur o insan. Ama öbür türlü bir şeyi yoksa ne yapacaksın nasıl ekmek yiyeceksin. Ya senin saçını başını yolacağım ben televizyonda anladın mı? Ya anana bacına söveceğim yani başka nasıl reyting alacak hangi albümüyle hangi sesiyle alacak neyiyle alacak reytingi.

Sanat dünyasında hakikaten dostluk var mı?

Eskiye bakarak söylüyorsan dostluk, valla dostluk bir yılla iki yılla üç yılla falan bu benim dostum, bu benim dostum değil diyemezsin. Anneannemin çok güzel bir lafı vardı. Derdi ki biz genç kızız o zaman arkadaşlarımızı biz evimize alıyoruz, biz onlara gidiyoruz evladım arkadaşlarınla bir küp tuzu bitirmeden ona güvenme. Onunla bir küp tuzu bitir. Bir küp tuz nasıl biter. Demek ki zamana bırakmak gerekiyor dostlukları. Ben çok derin dostluklara inanıyorum. Mesela Banu benim çok iyi dostum, çok iyi arkadaşız. Meslekten olmayan dostum olan çok arkadaşım var. Bence insanın hayatında bir gün şöhret biter. Tanınmanın da şöhret olmanın her şeyin bir zamanı var. Devir değişiyor. Her şey değişiyor. Şöhret öyle bir şeydir ki noel ağacındaki süsler gibidir. Eğer siz bu süsleri bedeninize takarken köklerinizden kopmamışsanız o süsler bir gün indiğinde üzerinizden çırılçıplak kalırsınız. Ama o kökleriniz sağlamsa sağlam bir geçmişiniz, sağlam bir dostluğunuz sağlam bir insan repertuarınız varsa asla yalnız kalmazsınız. Asla dostsuz kalmazsınız. İnsanın en büyük zenginliği dostlarıdır, arkadaşlarıdır. En olmadık zamanda en zor zamanda el atanlar yine dostlarıdır. Anlatabiliyor muyum? En büyük zenginliğimiz şöhret, şan mal mülk para hiç biri değildir dosttur.

Bu tartışma hep yaşanır. Sanatçı topluma örnek olmak zorunda mıdır?

Öyledir tabi. Öyledir. Bakın ben çocukluğumda genç kızlığımda ben hakikaten altmış sekiz yıllarının bir çocuğu genci olmaktan son derece mutluyum. Çünkü sanatçıları taklit ederdim. Bak sanatçılık zaten üç temel süreçten geçer. Toplayıcılık, taklitçilik, yaratıcılık. O toplayıcılık sürecimizde mesela Türkan Şoray saçını yana tarar herkes yana tarar ertesi gün bir bakarsın kuaförde bütün kadınlar saçını Türkan Şoray gibi yaptırıyor. Yakışanda yakışmayanda.Bütün kadınlar Türkan Şoray, bütün kadınlar Hülya Koçyiğit, bütün kadınlar Filiz Akın. Anlatabiliyor muyum? Annelerimizin dönemi tabi. Bizim dönemimize geldiğimizde biz kimleri örnek aldık. Sağlam şarkıcıları örnek aldık. Eğer biz yetişirken şu gördüğüm arena, bugün içinde bulunduğum, eleştirdiğimiz medya için de bulunmak istemeyiz. Ortam olsaydı onları taklit etmeye kalkışacaktık. Tabi sanatçılar topluma örnek olmak zorundadır. Davranışlarıyla, konuşmasıyla, sanatçı bir kere düzgün konuşacak, sağlam bir Türkçesi olacak. Lafı anlaşılacak. Sözü anlaşılacak. Bir mesajı olacak. Ne söylediğiniz anlaşılmıyorsa, toplumla ilgili mesajınız yoksa aykırı kalıyorsunuz. Gerçekten sanatçı benim anladığım davranışıyla, duruşuyla her şeyiyle tabi topluma örnek olmalı. Gençler bizi örnek alıyor daha ötesi var mı?

Müzikte konumunuzda vefa duyduğunuz birisi var mı?

Var tabi. Olmaz mı? Benim çok büyük vefa duyduğum insan eşim Ergüder Yoldaştır. Ben Ergüder’den önce de müzikle bir anlamda donanımlıydım. İşte onun karşısına gittiğim zaman çok şey biliyorum ukalalığı yaptım. Nota da biliyorum onu da biliyorum diye piyano başında ukalalık yaptım. Sonra öyle bir dehayla çalıştığımı anladım ki hiçbir şey bilmediğimi o öğretti bana. Zaten kendinizi bir sünger gibi sıkıp kurutmazsanız bir deryadan nasiplenemezsiniz. Ondan bir şey alamazsınız. Ben biliyorum diye gider bir şey alamadan gelirsin. Onun için benim vefa duyduğum insan Ergüder Yoldaş dır.

Nur Yoldaş müzikte varmak istediği noktada mı?

Hayır, daha iyi olabilirdi. Çok daha iyi olabilirdi. Dediğim gibi ben yaşadığım hayattan o kadar mutluyum ki yaşarken öyle değerleri kattım ki hayatıma ben bulunduğum yerde mutluyum. Ve yeniden dünyaya gelsem yine aynı süreci yaşarım.

Benimle masal tadında bir söyleşi yaptığınız için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim. sağ olasın.

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik