Reklam
Reklam

Kürşat Başar “bugün anladığımız anlamda aşk, bana göre içinde erotizmi, romantizmi barındıran bir şey. Farklı bir duygusal boyut.”

Yazar, Kürşat Başar ile yaptığımız keyifli ve güzel söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Kürşat Başar “bugün anladığımız anlamda aşk, bana göre içinde erotizmi, romantizmi barındıran bir şey. Farklı bir duygusal boyut.”
Bu içerik 8603 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

Yeni bir şey yazmak için masaya oturduğunuz zaman, her seferinde, içinizi, boşunalık, yetersizlik duygusu yoklar mı?

Şöyle söyleyeyim. Aslında ben bir romanı yazmak için masaya oturmadım. Bir roman yazayım diye hiçbir zaman masaya oturmadım. Zaten içimde yazma isteğiyle oturup yazmaya başlıyorum. Dolayısıyla öyle bir sıkıntım çok olmadı. Ama mesela bir roman ilerlerken onun içinde sıkıntıya girdiğim veya bunun sonu ne olacak, bunu geçemedim, bu bölümü nasıl bağlayacağım diye çok sıkıldığım zamanlar oluyor. Onu bir şekilde çözmen gerekiyor. Veya bir sürü sayfalar yazıp onu çöpe attığında oluyor tabi. Böyle garip bir süreçtir bu. Kimi zaman heyecanlı, kimi zaman çok sıkıntılı bir dönem.

Peki, yazdığınız öyküde yarı yolda kalma, başarısız olma, istediğiniz gibi tamamlayamama korkusu yaşar mısınız?

İşte oluyor zaman zaman.

 

Onu nasıl atlatıyorsunuz?

Başka bir şeyle uğraşıyorum. Yani onu bırakıyorum. Onunla çok fazla uğraşmıyorum.

Sizce yazmanın en zor yanı başlamak mıdır? Başladıktan sonra gerisi gelir diyor musunuz?

Bence en zor yanı başlamak. Her şeyin en zor yanı başlamak diye düşünüyorum. Bir tek aşkın başlaması güzeldir. Ona herkes balıklama atlar. Onun dışında her şeyin başlangıcı zordur. Spora da başlarken başlangıcı zordur, dili öğrenirken de başlangıcı zordur. Sonra kolaylaşır. Yazı da öyle.

 

Aşkı bu kadar iyi anlatan Kürşat Başar, tanıdığı aşkları mı yoksa uzaktan seyrettiği aşkları mı anlatır?

Pek seyretmiyorum. Tabi kendi yaşadıklarımı, gözlemlediklerimi veya okuduklarımı veya duyduklarımı, bütün bunlar o kadar karışık ki buna net bir cevap vermekte zor. Yazılan her şeyin içinde yazarın kendisi de var. Ama hiçbir zaman tam olarak kendisi de değil.

Yazmak, yazara terapi gibidir. Sizin içinde yazmak kendinize uyguladığınız bir terapi midir?

Şu anlamda bir terapi. Kendinizi tanımak süreci olarak değerlendirirseniz kimi psikiyatrlar öyle değerlendiriyor. Evet yazmakta öyle bir şeydir. Aslanda yazarken başkasının hikayesini yazarken de, kendi içinizde bir yolculuk yapıyorsunuz. Kendi geçmişinizde bir yolculuk yapıyorsunuz. Bazen unuttuğun şeyleri tekrar hatırlamış oluyorsun. İnsan hafızasını, birikimini, bellekteki her şeyi sonuna kadar zorlar. Dolayısıyla bir takım yaşantıları hatırlamaya çalışır. Bazen çağrışım zinciri içerisinde giderken hiç beklemediği şeylerle de karşılaşır. Kendi hayatıyla ilgili bir takım şeylerle karşılaşır. Kendini tanıma sürecidir.

 

Yaşamınızda , kararlılık, umut, coşku, kırgınlık yani çelişik duygular yaşar mısınız?

Tabi. Herkes nasıl yaşıyorsa.

Yazdığınız sürece zaman ve mekândan kopar mısınız?

Bazen. Çok abartmayayım öyle aylarca demeyeyim.  Gece belli bir saatte yazarken çok kitabın içine girdiğim gerçeklik duygusunu kaybettiğim olur.

 

Yazarken kapınızın çalması, bir köpek havlaması, motor sesi, dışarıdan gelen ses, her uyarı sizi sinirlendirir mi?

Yok alışığım onlara. Türkiye çok gürültülü bir ülke olduğu için alışığım.

Neden televizyon programı yapmaya ihtiyaç duydunuz?

İhtiyaç duymadım. 1990 lardan beri televizyon programları yapıyorum. Ta TRT zamanında başladım. Aslanda bir yanda gazetecilikle bağlantılı bir televizyon programcılık yanım var. Şimdi bu son yaptığım program diğerlerinden değişik. Bu benim biraz keyif aldığım şey birazda. Programda istiyorum ki Türkiye’ de değişik alanlarda ki insanlar bir araya gelsinler. Ve o sohbet içerisinde bir takım şeyleri de anlatabilelim. Bir televizyon formatı olduğu içinde şarkılı türkülü yapıyoruz.

 

Kitaplarınızla maddi anlamda gereken ilgiyi görüyor musunuz?

Dünya standartlarına göre her şey farklı tabi. Başka iş yapmadan sadece kitaplarını yazarak geçinen bir iki kişi var. Onlarında çok şaheser koşullara sahip olduğu söylenemez. Bir çok ülkede tersi geçerli. Hatta kitaplarınız çok satmazsa, çok ünlü olmasanız bile özellikle kuzey ülkelerinde devlet veya kültür bakanlığı ya da özel bir takım fonlar ya da özel şirketler size sponsor oluyor. Bu ressamlar içinde geçerli, müzisyenler içinde geçerli. Sizin hayatınızı bu işle geçirmeniz için size yardımcı oluyor. Bizde böyle bir şey yok. Ben bütün ömrüm boyunca on sekiz yaşımdan beri çalışıyorum, gazetecilik yapıyorum, televizyonculuk yapıyorum, radyoculuk yapıyorum ki kitaplarımı yazabileyim. Bu değişik bir şey. Kitap yazmam için ayrıca çalışman gerekiyor. Böyle bir şey var. Bu aslında güzel bir şey. Şikayetçi değilim. Sadece yazar olsaydım, evde tavana bakıp ne yazacağım diye düşünseydim de mutsuz olurdum. Böyle bir hayattan sıkılırdım diye düşünüyorum. Şikayetçi değilim. Yazar olmanın koşuları böyle bir şey.

Aşk nedir?

Bugün anladığımız anlamda aşk, içinde bana göre erotizmi, romantizmi  barındıran bir şey. Farklı bir duygusal boyut bu. Sevmekten kastım insan çocuğunu da sever, arkadaşını da , kedisini de, köpeğini de çok sever. Ama bir kadını ya da bir erkeği sevmek bundan daha farklı bir şey. Buna aşk demenizin arkasında erotik bir yan var. Ve onu sürekli kılanda o.  İçinizden gelen ve çok başa çıkamadığınız duygu haline getiren sadece odur. Onu tetikleyen bir şey var içinde diğer şeylerde bunu hissedemiyorsunuz. Aşk bu.

 

Hiç sözcükleri yerli yerine koyamama kaygısı yaşadınız mı?

Sen kitaplarda böyle bir şey mi görüyorsun?

Hayır. Sadece soruyorum.

Tabi. Benim şöyle bir çalışma tarzım var. Bir şeyi yazıyorum, üzerinden çok geçiyorum. Her şey bittikten sonra kitap tamamlandıktan sonra neredeyse onu bir daha yazıyorum. Orada ki sesin kulağıma nasıl geldiği, cümlenin nasıl kurulduğu o söz dizisinin nereden nereye geldiği gibi bütün onlar üzerinde tek tek uğraştığım şeyler. Sözcükleri seçerken onlara özen gösteriyorum.

 

Yazım hayatı büyük sabır isteyen bir uğraş. Sabırlı mısınız?

Aslında hayatın diğer alanlarında sabırlı değilimdir fazla. Ama yazarken mecburen sabırlı oluyorum çünkü o sizi buna zorlayan bir şey.

Nobel ödülü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Birkaç yıl evvel yazdığım için söyleyebilirim. Nobel ödülü bana göre korkunç büyütülecek bir şey değil. Sonuç olarak İsveç akademisinin verdiği ödüldür. Orada ki insanların beğenisi kazanılan bir şeydir. Ben daha evvel, dört beş yıl önce neden bu Nobel ödülünün bu kadar büyütüldüğünü, neden bunu bir Türk’ün alamadığını yazmıştım. Bu ödülü alan adını duymadığımız birçok insan olduğunu biliyoruz. Bunlar Türkiye deki yazarlardan pek parlak yazarlar değildir. biz büyük eserler yaratan insanların Nobel ödülü almasını bekliyoruz. Son yıllarda öyle değil. Öyle romanlarda pek yazılmıyor. Orhan Pamuk’a verilmesinde de çok şaşırtıcı bir şey yok. Şunu da söylemek gerekiyor. Bu ödülün verilebilmesi için kitaplarınız hem İsveççe de yayınlanması, hem de birçok dünya dilinde yayınlanması gerekiyor. Bunun dışında önemli kitap dergilerinde hakkında yazılar çıkması gerekiyor. Türkiye de Orhan’ın böyle bir şansı oldu. Bir de Yaşar Kemal var. Başka kimse de yok.

Yazar olmak isteyen gençlere ne tavsiye edersiniz?

Olmasınlar diyorum. Bu soruyu çok soruyorlar. Bunun için yetenek gerekir mi? Diye soruyorlar bazen. Bana göre çok çalışarak, çok yeteneksiz bir insan da olabilir. Bazen bir roman okuyorum yeteneksiz ama güzel yazmış diyorum. Çok çalışmaları gerekiyor. En önemli şey çok çalışmak.

Çok teşekkür ediyorum.

Ben teşekkür ederim.

 

 

 

 

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik