Reklam
Reklam
istanbul escort

Sermiyan Midyat “Çok fazla mükemmelliyetçi olduğumu düşünüyorum. "

Kesinlikle zaman zaman çok yorucu oluyor, çok hastalıklı bir hal alıyor insan. Çünkü hep daha fazlasını vermeliyim, daha fazlası için uğraşmalıyım diyor insan. Bu da hakikaten akıl karı olmuyor. Bu yüzdendir ki yoğun bir şekilde "senaryo yazıyorum televizyona, son iki yıldır yazı yazmaya karar verdim. Bu mükemmelliyetçi ruh beni çok yıldırıyor. Çünkü her hafta uykularım kaçıyor. Uyuyamıyorum. Televizyonda da mükemmel bir şey yapmak mümkün olmuyor, o yüzden de güzel aklımı daha çok sinemaya ve tiyatroya yatırmayı istiyorum”. diyen Sermiyan Midyat ile yaptığımız keyifli söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Sermiyan Midyat “Çok fazla mükemmelliyetçi olduğumu düşünüyorum.
Bu içerik 1495 kez okundu.
Reklam

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

 

 

Sermiyan Midyat’ tan biraz bahsetsek neler söylersiniz?

1974 Ankara doğumlu, kimya mühendisliğinde okurken oyunculuğa geçen, Ferhan Şensoy’ la tiyatroya başlayan sonra oyun atölyesinde devam eden biri. 1999’ dan beri oyun atölyesindeki tiyatronun dışında hiç oynamadım. 2000 yılından beridir de, televizyona yazarlık ve oyunculuk yapan, bir insanım.

Oyunculuğun zorluklarından bahsedilir sık sık. Sizi yıldırıyor mu bu zorluklar?

Yok. Oyunculuğun zorlukları derken yaptığınız platforma bağlı. Sağlıklı bir ortamda yapıyorsanız öyle büyük bir zorluğu olduğunu düşünmüyorum. Oyunculuk keyifli bir iş. Zor bir iş olsa zaten yapmam.

“Emret Komutanım” dizisinde Arıza rolünü oynadınız. Farklı bir konuşma’ ydı canlandırdığınız karakterde ki, bu konuşmayı yaparken zorlandınız mı?

-Eğlenceli bir karakterdi. Bir sürü şey buldum. Gülme buldum. Sesimi öyle kullandım, öyle de devam etti sonra. Zorlanmadım.

“Banyo” filminden bahsetmek istiyorum. Filmin mesajı yeterli miydi?

-Filmin meselesi o denli altı çizili bir mesele değildi. O denli toplumsal bir söylevi olan bir film değildi. Daha bireysel, daha insani, bir hikayeydi. Öte yandan beni heyecanlandıran, benim oyunun içinde olmamı, hissettiren bir projedi. Mustafa’ yla karşılaştığımızda, “Emret Komutanım” la teklifi aynı anda yaptı bana. Bir sinema filminde oynayacağım ilk başrol karakterdi. Beni heyecanlandırdı. Rolünde benim fiziksel kişilendirmemin çok dışında olması, Maço bir adam olmaması, şehvet düşkünü bir adam olmaması, gayet sıradan vasıfları taşıyan bir adam olması benden çok uzakta bir karakter olması beni daha çok heyecanlandırdı. O yüzden olmak istedim. Filmin geneli hakkında bir şey diyemeyeceğim, onu seyirci değerlendirecektir. Kendi adıma o işte olduğum için bir sorun yok. Bana geri dönüşümü de çok olumlu oldu.

Bence bu sizin başarınız. Filmde soyunmak cesaret ister gibi geliyor bana.

Ben orada cesaret verici bir şey yaptığımı düşünmüyorum. Orası öyle gerekiyordu. Kullanılır mıydı, kullanılmaz mıydı? Orası Mustafa’ nın tercihiydi. Mustafa konuştu ikna etti beni tamam dedim. Ve oldu. Hani öyle cesaret verici, Allah Allah soyundu adam falan durumu gibi hiç düşünmedim.

Yeni sinema filmlerini nasıl buluyorsunuz? Söylendiği gibi sinema atılımda mı gerçekten?

Sinema sektör olarak, endüstriyel olarak atılımda, ama içerik olarak aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Ama dünya da bir tek Türkiye en önlerde yer alıyor. Amerikan sinemasından daha fazla kendi filmlerini seyreden bir ülke olarak. Fransa’ yı geçmiş durumda mesela. Bu ilerisi için umut verici bir şey. Ama bu kadar film yapılırken, içeriği, özü daha dolu filmlerin de sayısı da çoğalacaktır. Bunun için mutluyum. Şu an için hakikaten televizyona çekilebilecek işler sinemaya çekiliyor. Fazla televizyona vakit ayırdığı için oyuncular, yönetmenler, oyunculuk performansları, yazarlık performansları düşüyor. Çünkü, televizyon çok çabuk tükenen bir arena. Orada ki estetiğinizi sinemaya aktardığınızda da, çok televizyon işleri çıkıyor ortaya. Bu da hani, sinemasal değeri o günün toplumunu o günün bireyini inceleyen, söylevini kaybetmeye başlıyor. Biraz daha çocukların sömestr tatiline denk düşürülmeye çalışılan filmler oluyor. Vizyon tarihleri de özellikle o günler seçiliyor.

Tiyatro oyuncuların vazgeçemedikleri arasındadır. Tiyatro sizin için neyi ifade ediyor?

Tiyatro çok şeyi ifade ediyor. Ben eğer tiyatro yapmazsam, akıl sağlığımı, ruh sağlığımı koruyamam, bunu korumak için yapıyorum. Çünkü eğer hayata dair söyleyecek bir şeyiniz varsa, eğer bir yerde gördüğünüz şey sizin canınızı acıtıyorsa, veya bir yerde gördüğünüz haksızlık sizi ağlatabiliyorsa. Siz bir şey söylemek istiyorsunuzdur. Ama sürekli  televizyonda yer alırsanız, bunu söyleyecek yer değildir televizyon. Televizyon ticari kuralların işlediği bir alan. Sürekli hayatımızı televizyon oyunculuğuyla devam eder, tiyatroyu ve sinemayı unutursak, bir gün derdimizi, anlatabilmek için sadece canlı bomba olmak zorunda kalacağız. Başka çaremiz kalmayacak. Çünkü hayata o şekilde söyleyeceğiz. Halbuki tiyatro bunun için nefis bir olanak. Ve yok olmayacak bir olanak olduğunu düşünüyorum. Hatta, bir tartışmalar olmuştu tiyatronun arkaik ve ilkel bir sanat olduğuna dair. Haluk Bilginer’ de çok güzel bir cevap vermişti, ona yüzde yüz katılıyorum. İyi ki, arkaik, iyi ki ilkel o da sonsuza kadar olacak.

Yer almak istediğiniz ama yer alamadığınız bir proje oldu mu?

Türkiye’ de olmadı. Yurt dışında da her halde beni bilmiyorlardır. Ama henüz gerçekleştiremediğim projeler var. Onların olmasını istiyorum.

Bu güne kadar aldığınız en ağır eleştiri nedir?

Bunu eleştiri olarak kabul ediyorum. Bu son oynadığım ismi lazım değil bir yönetmenimiz, Kırık Kanatlar dizisini çekerken oradaki jön karakterlerden birini oynuyorum, ya bizim jönümüz yakışıklı diye bir şey söyledi. Bunu eleştiri olarak algılıyorum. Çünkü oyunumla ilgili bir şey söylemesini tercih ederdim. Çok fizikle ilgilendi.

Hep daha iyisini vermek istemek insanı yorar bazen. Sizde sürekli en iyisini vermeye çalışıyorsunuzdur. Bu sizi yoruyor mu?

Çok fazla mükemmeliyetçi olduğumu düşünüyorum. Kesinlikle zaman zaman çok yorucu oluyor, çok hastalıklı bir hal alıyor insan. Çünkü hep daha fazlasını vermeliyim, daha fazlası için uğraşmalıyım diyor insan. Buda hakikaten akıl karı olmuyor. Bu yüzdendir ki yoğun bir şekilde senaryo yazıyorum televizyona, son iki yıldır yazı yazmaya karar verdim. Bu mükemmeliyetçi ruh beni çok yıldırıyor. Çünkü her hafta uykularım kaçıyor. Uyuyamıyorum. Televizyonda da mükemmel bir şey yapmak mümkün olmuyor, o yüzden de güzel aklımı daha çok sinemaya ve tiyatroya yatırmayı istiyorum.

Karşınızdakini denemek için küçük taktikleriniz var mı?

Yok. Herkes iyi niyetli ve samimi olsa her şey çok rahat çözülecek. Kendi çevremde iyi niyetle çözmeye çalışıyorum. Her hangi bir oyun yapmıyorum.

Nasıl yaşıyorsunuz? Ben artık tanınıyorum, meşhur birisi oldum, buna uygun yaşamalıyım mı diyorsunuz?

Yok hiç öyle bir düşüncem yok. Bilakis popülaritenin hayatımıza getirdiği kimi avantajları gibi, kimi de dezavantajlar var. Şöhretin bedeli derler aslında. Oyunculuğun bedelidir. Şöhret kötü bedeldir bazen. Hakikaten ağlamak istersiniz, sinirlisinizdir. Sevgilinizle, annenizle, iş arkadaşınızla kavga etmişsinizdir yolda yürümek isterken mutlaka pozitiflik bekler yanınıza gelen insanlar. Bazen lunaparkta üzerime fıstık atılan maymun gibi hissettiğimde oluyor kendimi. Bu anlar çok rahatsızlık veriyor Bu anlamda şöhretle çok ilişkim yok.

 

Bana vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim. Kolay gelsin.         

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik