Reklam
Reklam

Onur Ünsal “Kıpır kıpır görüyorum kendimi”

Onur Ünsal ile yaptığımız keyifli ve güzel söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Onur Ünsal “Kıpır kıpır görüyorum kendimi”
Bu içerik 1888 kez okundu.
Reklam

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

 

Bize biraz Onur Ünsal’ı tanıtır mısınız?

Tanıtayım. 1985 İzmir,  Karşıyaka doğumluyum. İstanbul Devlet Konservatuarını bitirdim bu sene. Kaç girişli olduğumu gerçekten hatırlayamıyorum. 2001 galiba 2001 girişliyim. Oyun atölyesinde çalışıyorum. Üç sene oldu orada çalışmaya başlayalı. Bunun haricinde bir iki sinema filmi yaptık. Bu kadar. Ve devam ediyoruz yolumuza.

Neden hayatınızı oyunculuğa adadınız? Size güç veren nedir?

Güç veren ne bilmiyorum ama nedenini çözdüm galiba. İlkokul’dayken okumam iyiydi. Dolayısıyla bana sunuculuk yaptırırlardı. Benim çok hoşuma giderdi. Anlatım olsun, gösteri olsun. Ben anlatayım bir şeyler. Ortaokula geldiğimde yavaş yavaş tiyatro kolları gibi bir şeyler olmaya başladı. Liseye geldiğimde amatör tiyatrolar, derken bir yanda konservatuarda tiyatro ve oyunculuk istiyor olduk. Aslında başka bir şeyler düşünüyordum ama buraya girdim.  

Son yüzyılın oyunculuk tarihinde oyunculuğa nasıl bakıyorsunuz?

Türkiye’ deki oyunculuk olarak soruyorsanız açıkçası ben biraz ukala ve karamsarım bu konuda. Çünkü şöyle izah edebilirim, gerçeklikten çok uzak. Türkiye’ de oyunculuk aslında bence yeni yeni bu gerçeklilik içine inandırıcılık gibi bir şeyler girmeye başladı. Dediğim gibi işte büyük oyunculuklar var. Ama modern deneyimde buna biraz  daha gerçekçi olması yolunda ilerlememiz gerektiğini düşünüyorum.

Oyunculuk geleneğinde kimlere yakın, kimlere uzaksınız?

Valla bunu hiç düşünmedim. Kimlere yakın kimlere uzağım diye hiç düşünmedim. Ben daha kendim ne olduğumu düşünemiyorum. Dolayısıyla bunu  daha otuz otuz beşlerde hissedeceğim, kime yakın kime uzak olduğumu.

Oyunculuğun büyük bu aşkla yapıldığı söylenir, zorluklardan bahsedilir hep. Zaman zaman ben daha rahatta olmalıydım diyor musunuz?

Ben çok rahattayım zaten. Gerçekten söylüyorum. Popüler olmadıkça kazancı çok az. Şunu da söyleyeyim oyunculuk Türkiye’ de hem çok para kazanabileceğiniz hem de hiç para kazanamayacağınız bir hale gelebilir. Bunun çokça örnekleri var. Bu sizin ne yapmak istediğinize bağlı. İsterseniz çok büyük paralarda kazanabilirsiniz. Şöyle söylüyorlardı, en zor ikinci meslek. Birincisi maden işçiliği, ikincisi oyunculuk. Nerden baktığınıza bağlı. Açıkçası bana soracak olursanız, Türkiye’ de çok zorlanarak yapılan  bir iş değil oyunculuk. Tabi ki kendimizi, yine de yapmaya çalıştığımız şeyi tenzi ederek söylüyorum. Oyunculuğun zor olması için daha büyük bir efor, daha büyük bir çalışma, daha büyük bir ekip gerekiyor. Bizim aslında  gördüğümüz oyunculuk maden işçiliği kadar zor değil Türkiye de.

“Eğreti Gelin” filmiyle dikkatleri üzerinize çektiniz. Sonrası sizin için beklediğiniz gibi oldu mu? Geniş kapılar açtı mı size bu şöhret?

Açtı. Şöyle söyleyebilirim. Artık Onur Bey diyorlardı bana gittiğim yerde, bir yandan çok garipti. “Eğreti Gelin” tabi ki büyük bir şans, öyle bir rol şansı, bu rolün kastıydım gerçekten. Bulamadıklarını düşünmüşlerdi. Büyük kapılar açtı ama o kapılardan girelim istemedik. Büyük kapılarda dediğim şey, dizi olur, başka sinema filmleri olur. Biraz böyle açıkçası bocaladığım oldu. Ben buna bocalamak diyorum, zamanla toparlayacağım. Büyük kapılardan hemen geçmek çokta anlamlı gelmiyor bana, o filmi çektiğim de ben konservatuar ikinci sınıf öğrencisiydim. Ondan sonra hemen büyük kapılar açıldı. Biraz yersiz olurdu. Hala da yersiz olduğunu düşünüyorum. Biraz daha beklemenin daha sabırlı olmanın faydalı olabileceğini düşünüyorum. O yüzden büyük kapılar şimdilik o kadar açık değil.

Filmi seyrettiğinizde keşkeleriniz oldu mu?

Oldu tabi olmaz mı? Her zaman oluyor. Bu aynı zamanda oyunlar içinde geçerli. İzlediğim zaman hemen hemen hepsinde ah keşke, dedim. Anladım ki bunun sonu yok.

 

Oyunculuğunuzu daha ne kadar tırmandırabilirsiniz?

Bunun sonu yok. Ne kadar tırmandırabiliriz. Bizim tiyatromuzun Haluk Bilginer’ de aynısını söyler. Bunun sonu yok, yine Haluk Hoca’ nın dediği gibi işinizi yapamadan ölüyorsunuz. Eğitim süreci olarak bakıyorsunuz. Gerçekten oyunculukta benim gördüğüm kadarıyla eğitim süreci bitmiyor. Konservatuardan mezun oldum, lisansımı da yaptım, artık eğitimimi tamamladım diye bir şey yok. Profesyonel hayata atılabiliyorsunuz. Ama siz kapılarınızı açık bıraktığınız sürece eğitim devam ediyor. Aslında soracak olursanız otuz, kırk, elli, altmışa kadar tırmanır istersek.

Siz nasıl bir oyuncusunuz?

Nasıl bir oyuncuyum? Çok açıkçası onu tam tarif edemiyorum. Nasıl bir oyuncu olduğumu bilmiyorum ki tarif edeyim. Çalışan bir insan için iyi bir oyuncu açıkçası doğru bir söylem gibi gelmiyor bana. Tabi sizin sorduğunuz gibi değil ama.

 

Komediye mi yatkınsın, drama mı yatkınsınız?

Bilmiyorum ki. Oyunculuk yapıyoruz işte. Komediye de  yatkın olabiliriz. Drama da yatkın olabiliriz. Bunu gerçekten bilmiyorum. Şimdi kıpır kıpır görüyorum kendimi. Kıpır kıpır da rollerde oynuyorum. Ama çok şeyler de değişebilir. Daha farklı roller de denemeye çalışırım.

Onur Ünsal aynalara baktığında aynalar ona ne söyler?

Aynalara baktığında Onur Ünsal çok utanıyor kendinden. Ben genelde aynaya baktığımda saçlarımı düzeltiyorum. Çok fazla aynaya baktığımda düşündüğüm bir şey olmuyor. Bize okulda da söylemişlerdi.  Aynaya bakarak çalışma doğru bir çalışma olmuyor. Bu soru galiba biraz değişik bir soru. Aynaya baktığımda açıkçası bir çok şeyden ders alıyorum. Aynaya bakarak değil, insan duvara bakarak düşünse bile doğru yolu bulur. Bizim içinde doğru yol çok çeşitli. Aslına bakarsanız, aynaya bakmış gibi muhakeme yapıyoruz kendi, kafamızda.

 

Daha yolun başındasınız. Hedefleriniz nedir? Onur Ünsal dünya platformunda yer alacak bir isim mi?

Tabi ki Onur Ünsal çok ister. Dünya platformu dediğiniz zaman açıkçası önce Türkiye platformunda yer alalım diye düşünüyorum. Dünya platformu olarak da baktığınız zaman biz zaten sinema olarak da, bazen tiyatro olarak da Türkiye platformunu bulamadık. Çok doğru gelmiyor Dünya platformuna açılıp ne yapabiliriz diye düşünüyorsunuz. Tabi ki oyunculuğun zor, kurtlar sofrası dedikleri yerler var. Orada eğitim almak yada bu tür şeyler yapmak doğru olabilir. Ama bizim dönüp geleceğimiz yer kendi insanımız, kendi toprağımız, kendi hikayemiz olacaktır. İyi olan insan Dünya platformuna açılabilir. Ama hangisinin değerli olduğunu düşünürsek çokta büyük bir değer gibi gözükmüyor bana.

Size nasıl tepkiler geliyor? Bu tepkilerden yararlanıyor musunuz?

Çok yararlanıyorum. Yapıcı tepkiler çok fazla geliyor. Herkesin söylediğini dinlerseniz oda zor oluyor. Zaten tiyatro öyle bir şey. Yüzde yüz insanları mutlu etmeniz çok zor. Ortak payda da çoğunluğunu toplayabilirsiniz. Bazıları öyle bir şey söylüyor ki dinlemeniz mümkün değil. Bazen de size çok yapıcı gelen eleştiriler alabiliyorsunuz. Bu işlerin iyilerinden, üstatlarından gelen eleştiriler sizi ilerletiyor. Ama genel de baş eleştirimizi yönetmenimizden alıyoruz. Ben bana gelen bir eleştiriyi yönetmenle paylaşıyorum ve birlikte süzgeçten geçiriyoruz.

 

Sahne üzerinde olmak nasıl bir duygu? Size Dünyanın en büyük hazzını mı yaşatıyor?

Evet. Onu söyleyebilirim çok büyük bir haz yaşatıyor. Nasıl bir iş yaptığınıza da bağlı. Bazen öyle bir iş oluyor ki bu işkence oluyor insana. Memnun olamıyorsunuz yaptığınız işten. Ama bana soracak olursanız oyun atölyesinde sahneye çıktığım her an, bana büyük haz verdi. Belki oyun sırasında bunu anlayamıyorsunuz ama sonrasında büyük bir haz veriyor. Biz de bu hazzı aldığımız için buradayız. Buraya indiğimde çok yorgundum ama şu an, çok büyük bir mutluluk var içimde.

Sinema filmi projesi var mı?

Proje olarak hep var. Yeşim Ustaoğlu’yla bir proje var. Hayata geçecek galiba. Onun haricinde proje çok var, ama hayata geçirme adına vakit ayarlamaya çalışıyoruz. Tiyatronun kapalı olduğu sezona denk getirmeye çalışıyoruz.

 

Birazda aşktan konuşalım. Aşka ne kadar yakınsınız?

Aşka şu ara biraz uzağım açıkçası. Bu ara fazla çalıştım. Sabah, akşam iş yapıyorum. Gerçekten bırakın aşkı, hiçbir şeye vakit ayıramıyorum. Böyle şeylere vakit ayrılmaz mı diyeceksiniz. Gerçekten oraya buraya koşturmaktan vakit ayıramıyorum.

Birazda dizinizden konuşmak istiyorum. Diziniz sanki filminizin devamıymış gibi geliyor. Kadro bana öyle düşündürdü belki de. Sanki aynı başarı olsun diye kadro bir arada tutulmaya çalışılmış. Siz bu konu da neler düşünüyorsunuz?

“Eğreti Gelin” ister istemez küçük bir furya oldu. Konusu itibarıyla çok fazla insanın ilgisini çekti. Ben bu işe başlarken açıkçası, neticede bu bir televizyon işidir. Her türlü pazarlamadan yararlanılabilir. Kötü bir şey olduğunu söylemiyorum. Ama böyle bir pazarlamadan yararlanıldığını düşünüyorum. Ama rolde “Eğreti Gelin” le arasında en ufak bir bağlantı yok. Çok değişik bir konu. Kast konusunda haklısınız. Başrolü Nurgül Yeşilçay’ la paylaşıyorum yine. Ben anladım ki böyle oluyor. İnsanlar sizi nasıl görüyorsa öyle devam etmenizi istiyorlar. Bu kasta da yansıyor. Beni bir daha Nurgül Yeşilçay’ la görmek istediklerini çok kez yazdılar. Tabi bu bizim dışımızda gelişen bir şey. Yapımcılar, bu iş üzerinde çalışan insanlarda böyle düşündükleri için bir araya geldik. Ama bir üçüncüsü olur mu diyorsanız bilmiyorum.

Paraya mı bağlı?

Yok. Çokta paraya bağlı değil.

 

Hedefleriniz neler?

İyi bir oyuncu olmak istiyorum. Hedefim o. Böyle devam etmek istiyorum. Aslına bakarsanız daha mutlu olacağım işlere bakmak istiyorum. Şimdi yirmi bir yaşındayım. Para konusun da fevri davrana biliyorum. Benim şu ara, şu yaşımda biraz yanlış  olduğunu düşündüğüm bazı şeylerin değişmesi gerekiyor. Oyunculuk adına daha yapıcı şeyler yapmam gerektiğini düşünüyorum. Çokta paraya bağlı değil benim şuan ki ideallerim.

Bu güzel günde bana vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum.

Ben teşekkür ediyorum, sağ olun.     

 

 

 

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik