Reklam
Reklam

Şebnem Gürsoy “Biz oyuncular, üstümüze bir rolün yapışıyor olmasından her zaman rahatsızlık duyarız."

“Şimdi ben yirmili yaşlarda olsaydım, bunun sıkıntısını daha fazla hissederdim. Kırk yaşımdayım, bundan sonra bir rolün üstüme yapışmasına engel olabiliyorum. Belki de oyunculukta olgunlukta o. Belli bir olgunluğa eriştikten sonra engel olabiliyoruz. Zaman zaman başka projelerde rol almak yapışıklığı kesiyor.” diyen Şebnem Gürsoy ile yaptığımız keyifli söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Şebnem Gürsoy  “Biz oyuncular, üstümüze bir rolün yapışıyor olmasından her zaman rahatsızlık duyarız.
Bu içerik 1248 kez okundu.
Reklam

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

 

 

 

 

Bize biraz Şebnem Gürsoy’ u anlatır mısınız?

Ankara doğumluyum. 1964 yılında doğdum. Babam subaydı. İlkokulu Türkiye’nin dört değişik kentinde bitirdim. Daha sonra Ankara’ya geldik. Liseyi Atatürk Lisesinde okudum. Tiyatro maceram liseyle birlikte başladı. Yıllardan beri bilinçli seyircisi olduğum Ankara Sanat Tiyatrosunun, tesadüfen kurslarına katıldım. En genç oyuncu olarak 1981-82 Tiyatro döneminde Galile oyununda Kerim Afşar’ın kızını oynadım. Bu bana verilmiş çok büyük bir şanstı. Ankara Sanat Tiyatrosu’nda oyunculuğum devam etti. Kendimi hala çok şanslı buluyorum. Çok büyük değerlerle çalıştım. Ankara sanat Tiyatrosu, özellikle  bana, hayat görüşü, insanlara bakışı öğretti. Bu işi tamamen bir birliktelikle gerçekleştirip Türkiye gerçeğinden asla ayrı olmadığını gösterdi. Üniversitede sosyoloji okudum. Bunların ikisinin de tamamen birbirini besleyen aynı doğrultuda ilerleyen bir meslek olduğunu gördüm. Tiyatronun tamamen büyük özveriyle yapılabileceğini gördüm. İnsanlara hesap vermeyi, dahası bir çok sorumluluğu bana AST öğretti diyebilirim. Şebnem Gürsoy şu anda bir anne. Çok küçük yaştan beri bu işi yapıyorum. Bir oğlum var. Benim tiyatroya başladığım yaşta şu anda benim oğlum. Bakıyorum aynı bilince sahip miyiz diye. Tabi ki Türkiye’ nin sosyo ekonomik şartları çok değişti ama maalesef gençlerde kültür erozyonu görüyorum. Bu beni çok üzüyor. Benim oğlum gerçekten çok bilinçli, buna rağmen bir anneyim. Dizi çekimi çok büyük zamanımı alıyor. Türkiye’ de bir ilkiz.1300 bölüm çektik. TRT’ de başladık, şu unda Kanal 1’ deyiz. Onun dışında çokta iyi bir ev hanımı olduğumu söylerler. Ben şöyle söyleyeyim kendimi met etmek yerine, çok domestik yanım var. Tipik bir Yengeç burcu kadınıyım. Diyorlar ki Tiyatrocu olmasaydınız ne olurdunuz. Modacı sanırım. İlkokul birdeki defterlere baktığımızda kostümler çizmişim, tasarlamışım. Yine sanattan kopuk olmayacağım, tiyatro kostümleriyle, yada sanat yönetmenliğiyle yine bu mesleğe hizmet ederdim. Ben mesleğimi çok seviyorum. Macide Tanır, ablam, çok değerli büyüğüm, ustam. Ondan öğrendiğim bir şey vardır. Özel hayatı tiyatronun önüne geçirdiğiniz anda sıradanlaşırız.. Bu meslek affetmiyor. Bu mesleğe baş koymanız gerekiyor. Ben aylarca çocuğumu görmediğim oluyordu, tiyatro yaptığım dönemlerde, turneye çıktığım dönemlerde. Hayat biçimi olarak, yaşam biçimi olarak bu işi gören kim varsa buyursun yapsın diyorum. Ama onun dışında mankenden oyuncu olsun mu deniliyor, buyursun olsunlar. Kimseye karşı değilim. Elbette yeteneği olan olsun. Ben normalde çok sıcakkanlıyımdır. Çok girişkenimdir, ev hayatını çok severim. Onun dışında tabi ki her anne gibi oğluma çok düşkünüm. İşimi çok seviyorum. Normal bir kadınım işte.

 

Biraz Bizim Evin Halleri dizisinden konuşalım. Diziden ve rolünüzden bahseder misiniz?

Ben rolümü çok seviyorum. Çok hoş bir rol. Şebnem’le, Rikkat’in örtüştüğü çok yön var. Rikkat’in de iş hayatı ve ev hayatı var. Benim de öyle. Rikkat’ te çocuklarına çok düşkün, ben de öyle. Rikkat zaten kelime anlamıyla, zariflik, incelik demek. Çok duyarlı çok hassas. İş karar vermeye geldiğinde çok mantıklı olabilen bir karakter. Ve çok güçlü bir karakter. Kadın hakları savunucusu, insan hakları savunucusu. Benimle çok uyuşuyor. Rolümü çok seviyorum. Rikkat böyle bir kadın.

Uzun soluklu bir dizinin içindesiniz. Böyle uzun süre devam eden bir dizide oynamanın avantajları olduğu gibi, dezavantajları da vardır mutlaka. Dezavantajları nelerdir?

Olmaz mı? Elbette. Biz oyuncular, üstümüze bir rolün yapışıyor olmasından her zaman rahatsızlık duyarız. Şimdi ben yirmili yaşlarda olsaydım, bunun sıkıntısını daha fazla hissederdim. Kırk yaşımdayım, bundan sonra bir rolün üstüme yapışmasına engel olabiliyorum. Belki de oyunculukta olgunlukta o. Belli bir olgunluğa eriştikten sonra engel olabiliyoruz. Zaman zaman başka projelerde rol almak yapışıklığı kesiyor. Başka roller onuyoruz. Türkiye de bir ilk. Sekiz yıldır, bir rolü oynuyor olmak, bundan aynı tadı almak çok zor. Tabi sevmekle çok ilgisi var. Böyle bir handikaba bilinçli insan kapılmaz. Başka rolleri her an oynayabilir diye kendini oyunculuk anlamında da yoklayıp besliyor olmak gerekir. Kendinin farkında olmak gerekir.

 

Şebnem Gürsoy bu kadar uğraş, bu kadar çabadan sonra, olması gereken yerde mi?

Olması gereken yerden ne anladığınıza bağlı. Ben kendimi çok şanslı buluyorum. Çok büyük ustalarla çok küçük yaşta çalışmaya başladım. Bir doygunluk, bir olgunluk getirdi. Ben hiçbir zaman kişisel tercih olarak popüler olmanın yoluna düşmedim. Yolda yürürken elbette tanınıyor olmak çok hoşuma gitti.  Şu an da sizin olduğunuz gibi, ben sizi bilmem kaç yılında AST’daki bir oyununuzda dediği zaman, ya da şu an herhangi bir üniversite de öğretim görevlisi biri Şebnem Hanım, ben sizi çocuk oyunlarıyla hatırlıyorum dediği zaman bundan daha büyük bir keyif olamaz. Bu beni aylarca mutlu ediyor. Şu anda Türkiye de nelerin çok kolay yapıldığını bilmiyor değiliz. Elbette biliyoruz. Bunların çok kolay olduğu, neleri yaparsak bizden flaş, flaş diye bahsedileceğini biliyoruz. Asla böyle bir tercihim yok. Kendi adıma da konuşmuyorum. Ekip arkadaşlarımın birçoğunun da böyle bir tercihi yok. Oyuncu olarak Hisar Buselik diye bir dizi çekmiştik, İstanbul’ a bir iş görüşmesi için gittiğim zaman, bana bazı asistanlar, bazı yönetmenler, biz sizi o rolle hazırlıyoruz dedikleri zaman o bana yetiyor. Hakikaten şu an da oyunculuk anlamında olgun bir döneme girmiş olmanın keyfini yaşıyorum.

Peki, çok büyük paralar kazanmak için medyatik olmak gerekiyor mu?

Elbette gerekiyor. Gerekmiyor desek yalan söylemiş oluruz. Tabi ki gerekiyor. Çünkü hiç hak etmeyenlerin ne paralar kazandığını görüyoruz. Altmış yaşına gelmiş çok iyi oyuncular var Türkiye’ de. Onun için diyorum ki Şebnem kendini katmadan ustalarına bak. Kimbilir onlar nasıl üzüntü duyuyorlar. Emeğe saygı konusunda, maddi anlamda, bariz bir istikrarsızlık olduğunu görüyorum. Dengelerin değişmiş olduğunu görüyorum. Gerçek değerlerin, gerçek anlamda maddi karşılığını alamadığını hepimiz görüyoruz. Hak etmeyenlerin ne kadar çok kazandığını görüyoruz. Kendi adıma asla bunların peşinde olmadığımı söyleyebilirim. Beni başka şeyler mutlu ediyor. Beni başka şeyler kamçılıyor. Benim hedeflerim çok daha farklı.

 

Şu anda tiyatro oyununuz var mı?

Hayır yok. Zaten günlük dizi çektiğimiz için zamanım da yok. Ankara Sanat Tiyatrosundan ayrılmadım. Şöyle ki uzun yıllardır oynamıyorum. Ama orası benim yuvamdır. Her ihtiyacı olduklarında, ya da benim oynamam gereken bir rol olduğunda yine koşarak giderim.

Şebnem Gürsoy aynalara baktığında, aynalar ona neler söyler?

Ben çok kendiyle barışık bir insanım. Gözlerimde hüzün görüyorum. Zaman zaman çok hoşuma gidiyor. Ama şuram şöyleydi, buram böyleydi diye bir kaygım yok. Şu anlamda var elbet. Bir oyuncunun enstrümanıdır fizik. Ona iyi bakmalıyız. Ama memnun olmadığım hiçbir tarafım yok  diyebilirim. Hatalarıyla kusurlarıyla çok memnunum kendimden. En beğendiğim yerim gözlerim diyebilirim.

 

Şebnem Gürsoy sinema filminde oynayacak mı?

Ben yıllar önce bir sinema filminde oynadım. Düttürü Dünya’ da oynadım. O da Ankara film festivalinde ödül almış, bir Kemal Sunal filmi. Çok hoş, derinlikleri olan bir filmdi Zeki Ökten’le çalıştım. Sinema filmini çok istiyorum elbette. Türk sinemasının içinde bulunduğu şartları, kendi arkadaşlarımdan ve medyadan biliyorum. Kendini kurtarmaya çalışan, imkânsızlıklarla bir şeyler yapmaya çalışan o kadar çok sinemacı var ki. Hepsine saygı duyuyorum. Çok da başarılı Türk filmleri var. İzlerken keyif alıyorum. Oynamayı elbette çok istiyorum. Oyunculuğumu tırmandıracak daha  karakter roller istiyorum. Oyunculukta bu olgunluk dönemine girerken, çok verimli olabileceğimi düşünüyorum.

Şebnem Gürsoy nasıl bir oyuncu? Zaman zaman kendini eleştirir kızar mı?

Çok inanılmaz kızar. Şöyle  bir şansımız var. Her gün dizi çektiğimiz için, her gün seyredebiliyoruz. Ve seyrettiğimiz için kendimizi eleştiriyoruz. Objektif bakıyoruz. Herkes bir birine hatalarını söylüyor. Ah şunu keşke böyle yapmasaydım da, şöyle yapsaydım diye. Kendimi çok eleştiririm. Yanlış Türkçe’nin en az kullanıldığı bir dizidir bu. Herkes oyuncudur. Özellikle yanlış Türkçe konuşma çok rahatsız eder.

 

Sık programlara çıkmak, ya da iyi bir projede yer almak için birine sataşmak ya da kavga yapmak gerekiyor. İyi oyunculuk artık prim yapmıyor mu?

Yapmaz olur mu? Ona dönüş olacağını düşünüyorum. Atlan Erkek’li Türkiye’nin sayılı oyuncularından biridir. Atlan seyirciyle buluşunca, sanki yeni keşfedilmiş bir oyuncu muamelesi gördü. Biz Ankara Sanat Tiyatrosun da gerçek emekçilerdik. Kostümlerimizi kendimiz taşırdık. Dekar kamyonunu gerektiğinde Atlan kullandı. Biz böyle yaşadık. İyi oyunculuk örneğinde, televizyonculara, yapımcılara çok iş düşüyor. İki gün önce bilmem ne yarışmasından çıkan birinin başrol oynaması seyircinin de özellikle, genç kuşağında, iyi oyuncuymuş gibi görmesini sağlıyor. Halbuki böyle bir şey yok. Türkiye de çok iyi oyuncular var. Biz çok iyi oyuncuları gösterirsek, seyirciler çok bilinçliler, onlar bunu ayırt edeceklerdir.

Birçok sanatçı dostane bir tablo sergilemesine rağmen, bir çekişme içindedir hep. Sizin dizinizde de dostane bir ilişki görülüyor. Set gerisinde de bu ilişki devam ediyor mu?

Ediyor. Bunu biz her zaman söylüyoruz. Ben on üç bölüm oynayan bir dizinin oyuncularının, çok uyumlu bir kadromuz  var gibi verdiği demeçlere inanmıyorum. Önemli olan uzun yıllar, günün bilmem kaç saati bir arada olup, dostane kalmayı başarmaktır. Türkiye de en zor işi biz yapıyoruz. Biz ailemizden daha çok bir aradayız. Şu anda bizim ekibimiz de düşmanlık boyutunda, bir birine çelme takma boyutunda bir şey yaşanmaz. Buna da izin verilmez zaten.

 

En büyük pişmanlığınız neydi? Sık pişman olur musunuz?

Benim hayatımda ne keşkelerim, ne de iyi kilerim çok fazla. Ben dengede tutmaya çalışıyorum. Elbette pişmanlıklarım var. Özel hayatıma  dair de, iş hayatıma dair de var. Ama iyi kilerim de çok fazla. Hep böyle yaşadım. Hayatımda tepe taklak durumlar olduğu zaman, önce kendime bakıyorum. Kendimi yargılıyorum. Kendimi suçlamaya çok meyilliyim. Ama işin içinden hep böyle çıktım. Doğru olan hep bendim. Karşımdaki  bunu değerlendiremediyse, benimle aynı hassaslığa sahip değilse ben ne  yapabilirim.

Bana vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Ben çok teşekkür ederim çok keyifli bir sohbetti.

            

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik