Reklam
Reklam
istanbul escort

İpek Çeken

Güzel oyuncu İpek Çeken ile yaptığım röportajı haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

İpek Çeken
Bu içerik 4372 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

İpek Çeken’ den biraz bahsedelim mi?

14 Mart 1966 doğumluyum. Artık kırk bir kere maşallah denilecek yaşa geldim. İlk, orta ve liseyi Ankara kolej’inde bitirdim. Daha sonra Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, İngiliz Dili ve Edebiyatını kazandım. Orada yarım dönem derslere girdikten sonra baktım ki orası bana göre değil. Konservatuarda o sırada açılmış olan, Tiyatro bölümünün, yetenek sınavlarına girdim. Babam Devlet Opera ve Balesinin başkemancısıydı. Benim hiçbir zaman sanatçı olmamı istemedi. Bizim zamanımızda, radyolar, pikaplar vardı. Sen boş ver onları çal, ne diye sanatçı olacaksın dedi ama bilmiyorum sanatçı bir aileden gelmenin benim içime attığı tohumlar olsa gerek. Konservatuarı kazandım. Dört yıl sonra da Ankara Devlet Konservatuarı, Tiyatro bölümünden birincilikle mezun oldum. Sonra stajımı İstanbul’ da “Batı Yakasının Hikâyesi” adlı oyunla bitirdim. Daha sonra Ankara’ ya geldim Ankara’ da çeşitli oyunlarda görev aldım. Halen de Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısıyım. Bundan iki yıl öncesine kadar, beş yıl Ankara Devlet Tiyatrosu müdürlüğü yaptım. Evliyim,  bir tane kızım var. Bu kadar.

“Ferhunde Hanımlar” dizisinin bitmesine rağmen “Nevzat” rolünün üzerinize yapıştığınızı düşünüyor musunuz?

 Üzerime yapışmışlık olarak söylemeyeyim. Bu biraz kelime olarak irite edici bir kelime gibi geliyor. Ben oynadığım, özelimde de, dizimde de, yaptığım hiçbir işten hiç bir zaman pişmanlık duymam. Bu nedenle “Ferhunde Hanımlar” ı da o dönemin Türkiye’ de ki neredeyse ilk sitcomun  adımı olarak düşünürsek halen sokakta insanlar beni “Nevzat” diye çağırıyorsa, evet üzerimde bir nevzatlık var. Ama “Bizim Evin Halleri” yle de sally olarak da tanınıyorum. Ancak ben televizyona çok işler yaptım. Sunuculukta yaptım. Çat kapılar yaptım, çeşitli söyleşi programları yaptım. Tıp alanında canlı yayın programlarım oldu Gap’ ta, TRT1’ de, TRT2’ de.  “Ferhunde Hanımların 1993’ den, 2007’ ye kadar izleri var.  Ben bu anlamda izleyicilerin ilk göz ağrısıyım. Buda bana onur ve gurur veriyor.

-Popüler olmak önemli mi sizce?

-Popüler olmak önemli değil. İpek Çeken olarak konuşursam benim için önemli değil. Kişi yaptığı işlerden zevk alıyorsa zaten kendi popülaritesini kendine kanıtlamıştır, vardır. Çünkü ben devlet tiyatrosu sanatçısı olarak sahnede canlandırdığım rollerle popülerliğimi yakaladım. Sokakta seyircilerle karşılaştığımda beni “Nevzat” diye veya “Sally” diye, sihirli kara kutudan gördükleri kadarıyla tanımalarının dışında geçen gece sizi oyunda seyrettik. Söylediğiniz, böyleydiniz demeleri de beni bu anlamda gururlandırıyor. Belki Türkiye’ de bir yanlışta olduğumuz için olmadık dizilerde, mankenler, şunlar bunlar olmakta. Bence popülerlik onlar için önemli olsa ki, onlar bu yolda ilerliyor. Ben zaten ailemin içinde, yaptığım işte kendimi kanıtlamış insanım. Popülerlik benim için önemli değil.

Sizin oynadığınız dizide popüler olan isimler oldu. Onları öne çıkaran neydi? Doğru projeler mi?

Güzel bir soru bu. Bu diziden çıkmış popüler olmuş çok insan var. Kesinlikle doğru projelerde oldukları için hala popülerler. Bunlara verebileceğim örnekler var. Sizde biliyorsunuz zaten. Popüler olmuş, şu anda ismi geçen arkadaşlarımızın, çok denemeleri oldu. O denemelerin içinde en fazla bir tanedir popüler oldukları. “Ferhunde Hanımlar” dan sonra popüler oldukları dizi. Hatta “Ferhunde Hanımlar” da popüler değilken bile. Demek ki doğru proje. Buna tiyatrodan örnek vermek istiyorum. Yöneticilik yaptığım dönemlerde tecrübe ederek yaşadım. Tiyatro biliyorsunuz beş faktör olmadan olmaz. Sanatçı, oyuncu, sahne, yönetmen, senaryo ve de tiyatro. Ben şuan ki oyunculukları ona bağlıyorum. Gerçekten doğru bir yönetmenin eline düşmedikten sonra, doğru bir senaryonun içinde bulunmadıktan sonra, o izleyici kitleye ulaşamadıktan sonra çok başarılı olamıyoruz bizler. Bunlar hep birbirini tamamlayan faktörler.  Doğru projeler olmasından dolayı popüler şu anda. İnşallah öyle de gider. Bilmiyorum. Ya popüler oldukları dizi sonsuza kadar gitsin, onlar adına söylüyorum. Ya da kendisinden üste çıkabileceği oyunlarda oynasın ki, daha çok kişi kendini tanısın.

Sanat dünyasında vefa var mı?

Vefa kimine var, kimine yok. Birçok sanatçının, sanatçı demeyeyim, bir çok oyuncunun, çünkü şarkıcılıkta, mankencilikte, sanatçı diye geçiyor. Birçok kişinin çok yalnız öldüğünü gördüm ben. Yaşlı oyuncularla da iletişimim var benim hala. Oyuncunun emekliliği yok. Bu anlamda vefasızlığında sonu yok. Bir eli sayacak kadar az insan kaldık. Yetenek anlamında, bu işi becermek anlamında, bir birimize vefalı olalım. Hep vefalı olalım.

 

Sanatçıların olduklarının dışında bir kimlikle yaşadıklarını düşünüyor musunuz?

Onlarda benmerkezcilik çok mu fazla?

Diğer kişiler adına konuşmak istemem ama ben öyle değilim. Ben, benmerkezci yaşamam. Hatta çok yakın arkadaşlarım benim ne kadar sosyal olduğumu, onlar için bile, en ufak sedye, mutlu günlerinde, mutsuz günlerinde ne kadar koştuğumu bilirler. Ama benmerkezci yaşayan sanatçılar mutlaka vardır.

Dizelerde, televizyonda göründüğü gibi iyi ilişkiler var mı? Set gerisinde oyuncular arasında tartışmalar oluyor mu?

Öyle işlerle meşgulüz ki, dışı sizi yakar, içi bizi yakar durumları. Bu kadar uzun soluklu dizileri yürütebilmemizin en önemlisi çok sevindiricidir ki, ilişkilerimiz aynen ekran önünde göründüğü gibi, ekranın gerisinde de olması. Gerçekten bir aile gibiyiz. Tabi ki o ailede tartışmalar, sorunlar sıkıntılar oluyor. Zaman açısından, kostüm açısından, senaryo açısından. Bunların üstesinden geliyoruz ki, benim televizyona yaptığım dizilerin bölüm adedi, iki bin sekiz yüzü geçti. Bu da iyi ilişkilerden kaynaklanıyor. Bir aile içinde nasıl tartışmalar oluyorsa, aile olup tartışmaları bertaraf edip işimize bakıyoruz. Sıkıntı olmuyor yani.

 

Diğer diziler gibi maddi açıdan getirisi fazla mı?

Diğer diye İstanbul dizilerini kastediyorsanız, hayır değil. Fakat şöyle bir şeyi düşünürseniz, ben doğru, hakkaniyetli, dürüst konuştuğuma inanıyorum. Şu anda hani ticarette de vardır, sürümden kazanmak. İstanbul’a baktığımızda gördüğüm diziler, bundan iki yıl öncesine kadar on üç bölüm anlaşmalı başlardı. Fakat şimdi, bu reyting denilen lanet şey yüzünden ikinci, üçüncü bölümde kalkan diziler var. Bir diziyle yaptığınız anlaşmayı, on milyar, beş milyar üzerinden yapıyorsunuz. Ama ben iki bin sekiz yüz bölümdür yüz milyon bile alsam, bunun verdiği haz, tanınmışlık, artı kazandığım paralar çok çok üstünde.

Az önce çekiminizi seyrettim. Gerçekten zor bir iş. Aynı sahne defalarca tekrar ediliyor. Büyük bir sabır işi. Sabırlı bir insan mısınız?

Gençliğim sabırlı değildi. Ancak çocuk sahibi olduktan sonra Tanrı bana sabrın ne demek olduğunu öğretti. Bu diziler ben çocuk sahibi olmadan önce başlamıştı. Ferhunde Hanımlar buna örnek. Bir işi yapıp, bu işten zevk aldığınız sürece onun sabrı veriliyor. Hayatta bir insanın yaşayamayacağı mutluluk, yaşayamayacağı hüzün yok. Her şey, insan için. Biz bu ailenin içinde ölümlerimizi, doğumlarımızı, evliliklerimizi ya da boşanmalarımızı yaşadık. Ben İpek olarak, sabrın ne demek olduğunu hem meslek, hem ailem içinde öğrendim. Sabırsızdım, ama artık ben sabırlı bir insanım diyebiliyorum.

Dizilerin bu kadar çoğalması olumlu bir gelişme mi? En azından oyunculuk için.

Hayır bu yazarlık için bence olumlu bir gelişme. Oyuncunun skalası çok geniştir. Milattan önce bile tiyatro var. Bir takım törenlerle başlamış bile olsa, kendini ifade edebilme, daha sonra insanı, insana insanca anlatabilme cümleleri içinde kurulmuş ve devam etmekte. Oyuncunun skalası olduktan sonra, binlerce,  yüz binlerce tekst var kendini gösterebileceği. Televizyonda ve sinemada bu işlerin çoğalması açıkçası bizim bu işlerin sıkıntısını çektiğimiz yazarları ilgilendiriyor. Kusura bakmayın böyle söylüyorum, doğru dürüst metinler olmazsa bu popülerlikte olmaz, bizlerde olmayız. Oynayabileceğimiz bir metin yoksa elimizde biz yokuz. Yani niye ortalıkta kendi kendimizi anlatalım. Bu anlamda ben ne olur diyorum, yeni yetişmekte olan arkadaşlarıma ya da yazar olmak için okullarda okuyan arkadaşlara, denemek,  yazmak, çizmek, değişik karakterleri kağıda geçirmek çok önemli. Onlar bunları doğru yazarsa biz varız. Biz onların yazdıklarını doğru oynarsak onlar var. Böylelikle de büyük bir kitle var önümüzde bizi seyreden. Her şey birbirine bağlı. O yüzden ne olur çok yazar yetişsin ki, biz de oynayalım.

Peki, bu konuda bir kısır döngü olduğunu düşünmüyor musunuz?  Hep aynı isimlerin senaryoları, dizileri kabul görüyor. Yeni isimlere pek şans verilmiyor gibi. Ancak çok nadir, özel bir hikâye çıkarsa belki yer alabiliyor.

Televizyon piyasasında, piyasa diyorum buna, maalesef demek zorundayım. Yeni yetişmekte olan, oyunculuk okullarından mezun olan, belki de çok renkli tipler var. Belki de yok bilmiyorum. Ama onlara şans verildiği zaman, şu isimlerin günün birinde gerek yaşları itibariyle, gerek durumları itibariyle artık geri plana çekilecek, şans verilecek diye düşünüyorum. Her zaman insan genç kalmıyor. Belli bir yaştan sonra orta yaştasın, sonra da yaşlanıyorsun. Ben otuz yaşımda popüler olayın desem de olmadı bazı şeyler ama ben yarınımı da karanlık görmüyorum. Ben olduğum sürece, kendimi yetiştirdiğim sürece mutlaka değişik fırsatlar geçecektir elime diye düşünüyorum.

 

Dizilerin kısa soluklu olmasının nedeni yaratıcılık eksikliği mi?

Bu tutma lafları, reyting lafları nedir anlamıyorum. Benim seyrettiğim, mutlaka tutar dediğim diziler var ama tutmuyor. Çok derin konulara girmek geliyor içimden. Gerek siyası, gerek politik kültürel. Eğer biz bu halka sürekli arabesk dinletirsek, arabesk olursak, kolayı becermek kolay. Zoru becertmeye çalışırsak daha güzel olacak. Ufuk açılacak. Eğitim ona göre değişecek. İstiyorum ki, Avrupa’yı, Amerika’ yı örnek alalım. Sanata bu mantıkla bakarsak daha ileri gideceğimizi düşünüyorum.

Diziler seyirci istediği için mi yapılıyor yoksa seyirci bu diziler verildiği için mi seyrediyor?

İkisi de. Seyirci bunu istiyor böyle komik oynayayım. Seyirci bunu istiyor böyle açık giyineyim. Şimdi trend bu. Böyle yapalım diye düşünülüyor. İstenileni vermek gibi bir telaşa düştük. Ben de diyorum ki, istenileni verirken olması gerekeni de içine katalım. İstekleriyle yoğurup verelim. Bizi daha ileriye götürecektir.

 

Sizi sine filminde görebilecek miyiz?

Bana böyle bir iki teklif geldi. Türkiye’ de son on yıldır izlediğim filmlerin içinde bravo ya, bizde bu işi başarabiliyormuşuz dediğim iki üç tane film oldu. böyle bir senaryo, böyle bir film olursa neden olmasın? Yemin ediyorum beş kuruş bile para almadan yapmaya hazırım. Sırf kendimi tatmin etmek, o ortamı görebilmek, seyirciye istediğini verebilmek anlamında. Ama onun dışında hayır.

 

İsimleşmiş herkesi aynı filmin içine almaya çalışıyorlar. Role yakışsın veya yakışmasın. Buna nasıl bakıyorsunuz?

Son zamanlarda fazlasıyla var. Hep aynı tipler. Çok hoşuma gitmiyor. Öyle bir senaryo oluyor bazen, o zaman bütün isimleri oynatabilirsiniz. Ama role yakışmıyor bazen. Parayla kandırabiliyorsunuz bazen oyuncu arkadaşlarımızı.

Bana bu yoğun gününüzde vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

Estağfurullah, ben teşekkür ederim.

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik