Reklam
Reklam

Hakan Salınmış “ Kel bir adamım, saçım yok, biraz göbekliyim ama ben kendimi bu halimle çok beğeniyorum. ”

Usta oyuncu Hakan Salınmış ile yaptığımız keyifli söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Hakan Salınmış “ Kel bir adamım, saçım yok, biraz göbekliyim ama ben kendimi bu halimle çok beğeniyorum. ”
Bu içerik 852 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

 

 

Hakan Salınmış’ ın hayat yolculuğundan biraz bahseder misiniz?

Tabii ki. Ben 1964 yılında Ankara’da doğdum. Çocukluğum, gençliğim hep çok sevdiğim Keçiören’de ki küçük iki katlı evimizde geçti. Ne zaman ki üniversite yaşantım başladı. Benim tiyatroya olan aşkım devam etti. Ben o süre zarfında hem çalışıp, hem de tiyatroyla uğraşmam gerektiği kanısına vardım. Bu tiyatroya olan aşkım ve sevgim ne yazık ki ailem tarafından çok kabul görmedi. Ve çok zorluklar çektim. O zaman babamın isteği ve birazda zoruyla, ben otomobil tamirciliği yapmaya başladım. Halen devam ettiğim bir meslektir. Halen rahmetli babamdan kalan otomobil tamirhanesini devam ettiriyorum. O da benim çok severek yaptığım bir iştir. Bu aşamada tabi hangisi hobim, hangisi gerçek işim ben de bilmiyorum. İkisinden de vazgeçemiyorum. Gençlik yıllarımdan birlikte gelen iki farklı iş. Ama ben bu anlamda inanıyorum ki bir oyuncunun kendini başka bir alanda destekleyecek ve kendi yaratımını sağlayacak başka bir işinin de olması gerektiğini düşünüyorum.

Hakan Salınmış kendini nasıl tanımlar? Nasıl bir insansınız? Nasıl bir aktörsünüz?

Hakan Salınmış biraz özgürlüğüne düşkün. Özgür yaşamayı seven bir insan. Ama bunun ötesinde insanları çok seven, insanlarla hiçbir zaman arasında kötü bir iletişim kurmamaya özen gösteren, alabildiğine hümanist bir insan. Aktör olarak ta bu tabii sizin yaşantınıza yansıyan bir durum. Hani aktörlük bir kenara, otomobil tamirciliği bir kenara, ben eni sonu bir insanım. İnsan olarak ta hayata böyle bakıyorum. O zaman bu sizin aktörlüğünüze de yansıyor, işinize de. Her alanda böyle düşünüyorum. İnsanlar seven, insanlarla birlikte olmayı çok seven ve doğru iletişim kurmayı seven bir insanım.

 

Seyirci tarafından koşulsuz bir sevilme haliniz var. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Ben bunun bir iç enerji olduğuna inanıyorum. Bu benim içimde bulunan hümanizm ve pozitif enerji insanlara mutlaka yansıyor. Onlardan alacağım elektrik ve enerjiyle de asla kötü bir bağ ve iletişim kurma şansımız yok. Tabii onlarda beni bir insan olarak seviyorlar. Ve böyle olması beni çok mutlu ediyor.

Hayatınızda hiç vazgeçemeyeceğiniz şeyler var mı?

Var tabii. Tiyatro var. Çok sevdiğim oğlum var.

 

Kendinize ayırdığınız bir gününüz nasıl geçiyor?

Kendime ayırdığım bir günüm benim genellikle arabamla geçer. Hani kendime ayıracak çok fazla günüm olmuyor. Ama kendime ayırdığım günlerde ben tamirhaneye gidiyorum. Orada kendi arabamla uğraşıyorum. Eşimin, dostumun, sevdiğim arkadaşlarımın hatta iyi müşterilerimin arabalarıyla da uğraşıyorum. Kendime ayırdığım gün böyle bir gün.

Aynayla ilişkiniz nasıl? Aynadaki Hakan Salınmış’ı nasıl buluyorsunuz?

Valla, bu ayna işi tabii biraz sıkıntılı iş. Hele böyle yaş kırklara gelince. Ben genelde kendimle barışık bir insanım. Mesela kel bir adamım, saçım yok, biraz göbekliyim ama ben kendimi bu halimle çok seviyorum, çok beğeniyorum. Böyle oluşumdan da çok mutluyum. Aynayla ilgili hiçbir sıkıntım yok. Ama bana şeyi sorarsan, kendini televizyonda seyredebiliyor musun? Asla böyle bir şeye tahammülüm yok. Hiç seyredemem.

 

Tiyatro sizin için nedir? Tiyatroya hayatınızın merkezi diyebilir miyiz? Tiyatroda olmak bir oyuncuya neler hissettirir.

Tiyatro benim için hayatımın merkezinde çok önemli bir yerde duruyor. Tiyatrosuz bir yaşam artık bu saat itibarıyla çok düşünemiyorum. Türkiye de ne yazık ki tiyatroyla çok para kazanılmıyor. Bütün bu sıkıntılara rağmen dizi mi, tiyatro mu derseniz, tabii ki tiyatroyu tercih ediyorum. Tiyatro oyuncunun gerçek anlamda kendini tatmin ettiği tek mekandır. Tiyatroya bu gözle bakmak lazım. Ve tiyatronun oyuncuyu sürekli geliştirdiğini de unutmamak lazım.

Son zamanlarda ekranda görünme çabası mevcut. Herkes bir an önce ekrana çıkıp, meşhur olma hevesinde. Bu, o kadar kolay bir şey mi? Gerçekten ekrana çıkmak yeterli mi?

Tabii ki değil. Çok önemli özellikler gerekiyor. Bu çok önemli özellikler derken ben kendimi ekran karşısına çıkmış ve çok popüler olmuş, çok star olmuş biri olarak asla görmüyorum. Ama bana sorarsanız, sadece çok iyi oyuncu olmak da yetmiyor. Hele günümüz popüler kültüründe ne yazık ki iyi oyuncu olmanız sizi sürekli ekrana çıkaran, çok sevilen ve star yapmaya yetmiyor. Böyle bir şey yok. Ekran bir güzel sanatlar, aynen tiyatro gibi güzel sanatlar. Ama ekranda bir özellik var. İnsanlar ekranda sadece güzellik görmeye tahammül edebiliyorlar. Eğer çok yakışıklı bir erkekseniz, çok güzel bir kızsanız bu işe sadece bir adım önde başlıyorsunuz.

 

Çok sevimli bir fiziğiniz var. İnsan ister istemez sizi çok samimi buluyor ve kendine yakın hissediyor. Bu sizin için rol seçiminde avantaj oluyor mu?

Bazen oluyor tabii. Ama sürekli böyle hatırlanmak, günlük hayatta böyle hatırlanmaktan çok keyif alıyorum. Çünkü hani daha önceki sorunuzda söylediğim gibi insanları çok seven birisiyim. İnsanların da beni sevmesi çok hoşuma gidiyor. Bu sevimlilik ve sıcaklık evet ekran karşısında da yansıyor. Bir rol için insanlar düşünürken, önce çok sevimli bir adam diye düşünüp alıyorlar. Ama bunun dışında ben senelerdir aynı şeyi oynamaktan sıkıldığım için, artık bekliyorum ki birazda kötü adamı oynayayım. Biraz da başka bir şeyler yapayım. Ama mesela şu çok enteresan, şimdi adını vermek istemiyorum, geçenlerde bir dizi kastı yapılırken, kastı yapan kişi şöyle demiş. Biliyorum çok iyi oyuncu ama çok sempatik, bizim dizi de böyle birine ihtiyaç yok.

Hakan Salınmış şu aralar neler yapıyor?  Yeni projeler var mı?

Var. Şimdi İstanbul’da yalancı yarim diye bir dizi çekiyoruz. Bu genel olarak İstanbul’u sevmeyen bir insan olduğum için,  İstanbul’da öyle bir iş yapmaktan mutlu değilim. Sonuçta keyifli bir iş oda. İyi bir ekip var. Onlarla çalışıyoruz. Ama benim gözüm esas ağustosun yirmisinde başlayacak olan bence çok önemli bir şey, Zeki Ökten’le bir sinema filmi çekeceğiz. Aklım fikrim oralarda şimdi sadece onu düşünüyorum açıkçası.

 

Peki ya hedefler? Hedeflediğiniz noktaya yakın buluyor musunuz kendinizi?

Benim hedeflerim, eğer bunu teatral ve görsel sanatlar anlamında soruyorsanız, tiyatro için asla hedefime ulaşamadım asla. Ulaştığım anda bittiğim noktadır diye düşünüyorum. Ama öbür taraftan görsel sanatlarda özellikle televizyon için söylüyorum daha fazlasını istemiyorum. Bun bana yeter. Ben hayatımı yaşamak istiyorum. Hayatımda tiyatronun dışında televizyonun pek ağırlığı yok. Sinema filmi derseniz olabilir. Onun dışında teknemle gezi yapmak istiyorum. Güzel yerlerde tatil yapmak istiyorum. Ara ara dükkânıma gidip orada çalışmak istiyorum. bunu eğer televizyon anlamında soruyorsanız, evet televizyon benim için bu kadar yeter, daha fazla bir şey istemiyorum.

“Memleketimden İnsan Manzaralarında oynadığınız doktor rolü beni çok etkilemişti. Oyun süresince oynadığınız karakterin kimliğine bürünür müsünüz?

Evet. Bu benim belki oyunculuk tarzım. Öyle kotarabiliyorum bu işi. Ben mutlaka oynarken o insanın neler yaşadığını, neler hissettiğini duymak, anlamak istiyorum. Öyle olunca da ister istemez doktorun içine giriyorum her seferinde.

 

Tiyatroda sahne üzerinde mi? Dizi de setler de mi daha keyifli Hakan Salınmış? Hangisi vazgeçilmezi?

Yüzde yüz tiyatro. Hiç sorgusuz sualsiz.

Dizilerde başrolü oynamak için fiziği düzgün ve yakışıklı olmak mı gerekiyor? İyi oyuncuları çoğu zaman ikinci, üçüncü rollerde görüyoruz. Siz buna nasıl bakıyorsunuz?

Biraz öncede söylediğim şeyle çok ilintili. Yaptığınız iş görsel bir şey. İnsanlar baktıkları zaman güzel şeyler görmek ister. Bu çok doğal. Asla böyle bir şeyi eleştiremezsiniz. Televizyona bakınca ben kendi adıma da söylüyorum güzel bir şey görmek için bakıyorum. Bu sadece güzel şeyler görmek anlamına gelmiyor. Oyunculuğunuzla başka şeyler yapmaya çalışıyorsunuz. Ne yazık ki popüler alt kültürün getirdiği bir şey. Ve onun önüne geçilebilecek gibi gelmiyor bana. Tabii ki insanlar güzel şeyler görmek istiyor.

 

oynamak istediğiniz bir oyun ya da birlikte aynı sahneyi paylaşmak istediğiniz oyuncular var mı?

Giderek bu şey daralıyor. Daha önce birlikte oynamayı düşündüğüm bir sürü insanla bir arada oynadım. Bundan sonra ben Şener ağabeyi çok severim. Şener Şen’i. Ah derim keşke Şener Ağabey ‘le bir projede yer alsak. Onun dışında şimdi adını söyleyemeyeceğim, belki Şener ağabeyi söylemek de doğru olmadı ama bir sürü çok iyi oyuncu var. Hepsiyle ayrı ayrı, tek tek, oynamak isterim. Ama tiyatro da.

Bir oyuna başlarken, senaryo seçimi yapar mısınız? Yoksa hangi senaryo olursa olsun oynarım mı diyorsunuz? Bir oyuncu olarak seçim yaparken ekonomik koşullarda seçiminizi zorlar mı?

Hayır. Çünkü ekonomik anlamda beni maddi anlamda tatmin eden dükkânım var. Benim belki dizilere bu anlamda soğuk bakmamın sebebi bu. Çok fazla maddi kaygılara düşerek ben iş yapmıyorum. Böyle olunca senaryo önemli. Senaryonun ötesinde birlikte sette çalışacağım insanlar çok önemli. Bunları seçmeye özen gösteriyorum. Yapabiliyor muyum bilmiyorum? Böyle davranmaya çalışıyorum. Hatalarım oluyor.

 

seyirciler özel tiyatroları pahalı buldukları için gelemediklerini söylüyorlar. Sizce fiyatlar gerçekten pahalı mı?

Önümüzde öyle farklı bir alternatif var ki, hani devlet tiyatrosundaki oyunları insanlar gelip dört milyona seyrederken, elbetteki bizim oyunlara on beş milyon verip seyretmeleri bir çok insan için pahalı gelebilir. Ama ben başka bir şey söyleyeyim, Türkiye’de sigara içme oranı çok yüksek. İnsanların yüzde sekseni yabancı sigara içiyor. Bir paket sigaraya dört buçuk, beş milyon verirken bir tiyatroya on beş milyon vermek de bana çok fazla değilmiş gibi geliyor. Bu zamanla yerleşecektir diye düşünüyorum.

Sanat yaşamınızda yaşadığınız hayal kırıklıkları oldu mu? Bu benim en büyük hayal kırıklığım dediğiniz bir olay oldu mu?

İnsanları acılar olgunlaştırır ya. Ben bu yaş itibarıyla bu soruyu bir on sene önce sormuş olsaydın, bir sürü şey anlatabilirdim. Ama şimdi herhangi hayal kırıklığı olarak nitelendirmediğim o kadar çok deneyimim var ki. Ama bunları artık hayal kırıklığı olarak görmüyorum. Bunlar beni olgunlaştıran, yaptığım işle ilgili farklı şeyler. O yüzden bunları hayal kırıklığı olarak değerlendirmiyorum bu yaş itibariyle.

 

Oyuncuların üzerine bazen oynadıkları rol yapışır. Sizin böyle bir anınız var mı?

Var. Ne yazık ki, Ferhunde hanımlardan ve bizim evin hallerinden kalan çaycı Memet ve civan karakteri var. Ve ne yazık ki, birçok insan ve yönetmen özellikle kolayına kaçtığı için gelip tiyatro da seyretmediği için sadece o rolle hatırlıyor ve öyle bir tip olduğu zaman aklına geliyorum. Tabi bu kötü bir durum.

Tiyatrolara seyircinin gelmediğinden şikâyetçi oyuncular. Tiyatroya seyirci çekebilmek için neler yapmalı?

Şimdi bu o kadar zor ve ağır bir konu ki, derdimiz tiyatroya seyirci çekmek mi önce onu düşünmek lazım. Bizim Ankara Sanatta yaptığımız şey başka bir şey. Bizim hayata bakışımızla, Ankara Sanatta bize çok fazla seyirci gelsin diye uğramıyoruz. Gönlümüz çok istiyor. Tabii ki salonumuz her gün sürekli dolsun. Ama bizim istediğimiz bize ulaşan seyirci farklı bir dünyadan, farklı bir bakıştan hayata bakmalarını sağlamaya uğraşıyoruz. Hal böyle olunca, farklı bir bakış açısı var. Ankara Sanatın biraz muhalif bir açısı var. Buraya gelen insanların böyle bir kaygısı ve endişesi var. Biz onlara yönelik bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Derseniz ki bunu anakara sanat değil de başka tiyatrolar üzerine konuşalım. O zaman şöyle demek daha doğru olur. Siz kime hizmet edeceksiniz. Sanatı sanat için mi yoksa sanatı insanlar için mi yapacaksınız? Tabii ki ikisi de doğru. Ama eğer siz sanatı ucuza kaçıp, insanlar için yapmaya başladığınızda popüler alt kültürün etkisiyle yapmaya başladığınızda onlara sürekli daha ucuz vererek daha çok seyirci çekerseniz size uzun vadeli çok şey kazandırmaz. En azından ben böyle düşünüyorum.

 

Bir oyuncu seyirciyi iyi tanımak zorunda mıdır?

Şöyle geneliyleyim. Bir oyuncu bulunduğu sosyal düzen içerisindeki insanların yaşamlarını ve hayatlarını bilmek zorundadır. Bir oyuncu bir sanatçı toplumsal acıların  farkında olmak zorundadır. Toplumun yanlış şeylerini görebilmek zorundadır. Toplumun doğrularını bilmek zorundadır. Onlara öyle bakmak zorundadır. Onlara vereceği mesajı da o doğrultuda, doğru ve adam gibi vermek zorundadır.

Eğitimli oyuncular genelde alaylı oyuncularla bir çatışma halindeler. Sizin alaylı bir oyuncu olduğunuzu biliyorum. Siz hiç böyle bir çatışmanın içine girdiniz mi? Eğitimli oyuncu olmak şart mı?

Şöyle söyleyeyim. Keşke okusaydım. Keşke bu işin eğitimini alabilseydim. Bu insanı biraz daha dolu ve altını daha sağlam tutmasını sağlayan bir durum. Ama ben bu konuda kimseyle çatışmadım. Bu güne kadar, bir çok sıkıntım oldu. Bunu kendine problem haline getirmiş insanlarla bir arada olduğum zamanlarda bu böyle bir problem gibi oldu ama ben kimseyle bunu açık açık tartışmadım. Ve tartışmakta istemem. Tabii ki keşke eğitimli olsaydım, keşke okusaydım. Ama olmadı. Öyle bir şansım olmadı. Ben şimdi işimi yapmaya çalışıyorum. Yanlışlarım oluyorsa, karşı tarafında oluyordur. Eğitimli insanlarında oluyordur. Bunları doğru bir yerde, ortada bir yerde buluşup halletmek daha doğru gibi geliyor.

 

Siz olsaydınız Hakan Salınmış’a ne sorardınız?

Sorulacak o kadar çok şey var ki Hakan Salınmış’a. Ben olsaydım Hakan Salınmış’a ne sorardım. Bir gün tiyatro yapamazsan ne hissedersin diye sorardım. Bu benim için trajik ve acımasız bir soru olurdu.

Cevap verir miydiniz?

Cevap verirdim tabii. Bir daha tiyatro yapamazsam herhalde hayatımın tadı, anlamı ve değeri kalmayacak ve ben çok mutsuz bir insan olarak öleceğim diye düşünürdüm.

Bu sıkışık zaman içinde bana vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum. Çok keyifli bir söyleşiydi.

Çok teşekkür ederim. Ayağına sağlık. Seni biraz yordum ve beklettim kusura bakma.

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik