Reklam
Reklam
istanbul escort

Nermin Bezmen “ Daha önce yazsaydım, okurla ilk tanıştığı anda “ Bestseller” olacak bir kitap yaratılamazdı."

“ Daha önce yazsaydım, okurla ilk tanıştığı anda “ Bestseller” olacak bir kitap yaratılamazdı ve belki seneler sonra dönüp keşke şöyle yazsaydım deyip hayıflanırdım. Hayatta her şeyin kendisine ait bir yeri, zamanı ve sebebi var. Benim yazarlığım da, bana ait tamam zamanda ve en tamam hikâyeyle, en tamam şekliyle, okurumla buluştu. Daha iyisi olamazdı.” diyen Nermin Bezmen ile yaptığımız keyifli ve güzel söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Nermin Bezmen “ Daha önce yazsaydım, okurla ilk tanıştığı anda “ Bestseller” olacak bir kitap yaratılamazdı.
Bu içerik 1131 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

 

Bize biraz Nermin Bezmen’in öyküsünü anlatır mısınız?

Köklerim, Kırım, Prusya, Rusya, Romanya, Kafkasya, Fransa coğrafyasına uzanıyor. Hep, gönülsüz sürgünler diye tanımladığım, mecburi göçlerle buralara sürüklenmiş dedelerim, ninelerim içinde en eski İstanbulluluk, babaannemin tarafından geliyor; I. Abdülhamit devrine kadar geri gidiyor. İşte, bütün bu uzak diyarlardan, farklı kültür coğrafyalarından gelen insanların torunu olarak, hepsinin maceralarını, heyecan, coşku, kavgalarını, keder ve hüzünlerini, kayıplarını, acılarını, yaşam tecrübelerini, en mühimi de var olma ve başarma azimlerini, hırslarını genlerimde barındırıyor ve gururla taşıyor, yaşatıyorum. Onun için aslında “benim öyküm” diye bir şey yok. Ben, bütün bu renkli, heyecanlı geçmişin özet öyküsüyüm.

Nermin Bezmen uzun seneler sonra okurla buluştu. Bu nasıl bir duygu?

Profesyonel anlamda okurla buluşmam, 1991 yılına rastlar. Demek ki, onaltı sene olmuş. Demek ki otuzyedi yaşındaymışım. Tam zamanıymış. Zira o yaşıma dek yaşadıklarım, gördüklerim, duyduklarım, tecrübelerim, tam olgunluk yaşımda hikâyemle buluştu ve en mükemmel kıvamında yazıldı. Daha önce yazsaydım, okurla ilk tanıştığı anda “bestseller” olacak bir kitap yaratılamazdı ve belki de seneler sonra dönüp, “Keşke şöyle yazsaydım.” deyip hayıflanırdım. Hayatta her şeyin kendisine ait bir yeri, zamanı ve sebebi var. Benim yazarlığım da, bana ait en tamam zamanda ve en tamam hikâyeyle, en tamam şekliyle, okurumla buluştu. Daha iyisi olamazdı.

Ressam kimliğinizden konuşmak istiyorum. Tuvalle aranız nasıldır? Kendinizi yazarak mı yoksa tuvalle duygularınızı aktarırken mi daha iyi ifade edebildiğinizi düşünüyorsunuz?

Ressam kimliğim, resim dünyasının zenginliğine bir o kadar da ben zenginlik katabildiğimi hissetseydim, farklı bir yerde olurdu. Ama, yazarlık benim gerçek kimliğim olmakta, diğer tüm sanatsal yetilerimin üzerine çıktı ve beni “yazar” olarak okurumun baş tâcı ettiği noktaya taşıdı. Aslında, tuval üzerinde resmederken de, aynen romanımda kelimeleri sıralarken hissettiklerimi hissederim. Biri fırça darbeleri, renklerle, diğeri kelimelerin birbirini kovalamasıyla ortaya çıkarılan duygular silsilesidir ve yaşamda bu beraberlik, aralarına bir de müziği alıp, hem bir diğerini, hem de beni devamlı beslerler. Ne var ki, ben, kelimelerle, tualimin üzerinde fırça ile olduğumdan daha barışığım. Yazarken yaşadığım mutluluğun derecesi ölçülemez. Çünkü, ulaşacağım okur sayısı, kahramanlarımın gireceği evlerin, kütüphanelerin sayıca çokluğu beni hep heyecanlandırır. Kalıcı olmak hırsımı, gerçek anlamda tatmini, yazmakla gerçekleştirdim.

Kitabınızı uzun araştırmalar ışığında, nakış gibi işlediğiniz detayları, tarihin sessiz kalmış gerçeklerini titizlikle uyarladığınız karakter tahlillerin, gerçekçiliğin vuruculuğuyla roman ve öykülerinize aktarıyorsunuz. Okurlar sizce bu satırlarda kendi düşlediklerini, hüzünlerini, endişelerini veya çok yakınlarından bir esintiyi  yakalayabiliyorlar mı?

Tüm yazdıklarım, kurgu dahi olsalar, aslında hayatın ta kendisidir ve hayatın içinden karakterler taşır. Yaşamı son derece detaycı, izlenimci bir tavırla kucakladığım için, hafızama devamlı olarak nakşettiğim tüm ince unsurlar, çoğunun bakıp da görmediği, görüp de önemsemediği incelikler benim için çok önemlidir ve tüm bu hatlar, romanlarımın anlatım detayında birer birer, kendilerine ait bir niş bulup oraya yerleşir ve okurun gözüne girerler. Bu sebeptendir ki, bir çok okur, ya zaten farkında oldukları ama anlatamadıkları, kimi de hiç farketmediği ama kelimelerimle gözündeki perde aralandığı için, ya kendilerini, ya tanıdıkları veya olmayı özledikleri birini muhakkak bulurlar. Özellikle, tabu bildiği, kendi kendine bile düşünmeye çekindiği cinselliğini, aşklarını, seçimlerini sorgulamaya başladıklarında, birdenbire sahip olduklarını bilmedikleri

Bir yazar olmanın dışında nasıl bir ev hanımı ve annedir Nermin Bezmen.

Ailem, her şeyden önemlidir beni için. Ama, hayata karşı duruşumda, kendimden beklentilerimin ne olduğunu, ancak muvaffak ve kalıcı olduğum takdirde mutluluğumun pekişeceğini bilirler. Onun için, ev için çalışmakla, üretken olmak adına zaman akışını ayarlamakta kimse önüme set çekmez. Yüksek tahsilimi bitirir bitirmez, çok genç yaşta, hem iş kadını, hem anne oldum. Daha yirmibir yaşındayken, benden çok daha tecrübeli, olgun bir erkeğin eşi, ciddi sorumluluğu olan bir iş kadını ve anneydim. Ardından, hemen bir bebeğim daha oldu. Hayatın tadını ve renklerini kaçırmadan, bütün herşeyin hakkını vermek ve sorumluluklarımı yerine getirdiğim gibi, kendime aitliği kaybetmeden hobilerimi de yaşamak üzere, son derece plânlı, programlı yaşamayı öğrendim. Evimizle ilgilenmeyi, dekore etmeyi, duvarları, kapılarını boyamayı, bahçeyi kendim düzenlemeyi, yemek yapmayı, misafir ağırlamayı, hele ailemizi bir araya toplamışsak, hiçbir yorgunluğu umursamadan pişirmeyi ve servis yapmayı çok seviyorum. Davetin cinsine göre kurduğum çeşitli masa düzenleri beni çok eğlendirir. Yaşamın sertliği içinde, hayatın bazı anlarını teatral sahnelerle süsleyip, tatlı kaçamaklar yaratmaktan heyecan duyuyorum. Aslında, fark ettim ki, ben yaşarken de bir yandan yazıyorum. Ama bilgisayarda değil de, çiçekler, peçeteler, perdeler üzerine, mum ışıkları, çiçek demetleri ve müzikle...

Ödüllerinizden bahsedelim mi birazda.

Yazarlık serüvenimde en büyük ödülümü okurlarım verdi. Onun dışında, sadece 2001 yılında Haliç Rotary’nin Meslek Ödüllerinden birini lütfettiler. Ama, kitaplarımın Türkiye’de ve Kırım’da,  liselerde, üniversitelerde okutulması, tez konusu olması bana hep yeni ödüller kazanmışım tadı veriyor.

 

Edebiyata “uyandıran aşk” isimli şiir kitabıyla adım attınız. Şiir sizin için nedir?

Şiir, hayatı özümseyiş şeklidir. İlk kitabım “Uyandıran Aşk” tek şiir kitabımdır ve yayına hazırladığım ilk romanımı piyasaya sürmeden önce basım-yayın dünyasını tanımak adına kurban verdiğim bir çalışmadır. Yoksa, kendimi şair olarak niteleyemem. Kesinlikle şair ruhluyum ama şair değilim.

Kitabınızı bitirdiğiniz zaman roman kahramanlarınızı özlüyor musunuz?

Tabii ki... Kurguladığım ve yazdığım süreçte, kahramanlarım benim için sıfırdan var olup, çalışma odamda benimle beraber yaşamaya başlıyorlar. Onlara can ve ruh veriyorum. Ses tonlarını, mimiklerini, nasıl âşık olup, nasıl kızacaklarını, nasıl gülüp, ağlayacaklarını belirliyorum ve benim için etten, kemikten var oluyorlar. Bir müddet sonra, zaten, anlatıyor, ben yazmaya başlıyorum. Seslerini duyuyor, tavırlarını görüyorum. Enerjileri odayı dolduruyor, beni sarıyor. Sonra... birer birer onlardan uzaklaşma zamanı geliyor ve bu bana en zor gelen kısmı. Sanki, hepsinin ölümü benim elimden oluyormuş gibi hissediyorum. Sanki yazmassam yaşamaya devam edeceklermiş gibi... Roman bittiğinde, hepsinden bir parça bende kalmış oluyor, aynen, hepsi için benden birer ayrı parça gittiği gibi...

Hayatı vakit harcayacak kadar uzun buluyor musunuz?

Zaman, fuzulî harcanmayacak kadar büyük bir lüks. Çok kısa ve çok çabuk geçiyor. Yaşam, ömür boyu keşfedemeyeceğimiz, anlamına tam vâkıf olamayacağımız kadar derin ve sınırsız. Zaman, iki ucu açık bir kavram ama bizim hayatlarımız onun üzerinde başı, sonu belirli bir noktacık. Bir nokta, sonsuz bir çizgiden ne kadar kendine kapabilir ki? Ama en azından dener, kendi kütlesince, kendi zamanınca sonsuzluktan alabildiğini alıp, ayrıca yerinde bir de kalıcı gölge bırakabilir. İşte ben buna uğraşıyorum.

 

Aynaların size hatırlattığı şey nedir?

Çok mutlu olduğumu, şükretmeyi, kendimi sevdiğimi ama kendimden daha iyisini beklediğimi, daha çok çalışmam, daha hızlı çalışmam, daha çok öğrenmem gerektiğini...

 

Kahramanlarınız hep tanıdık mıdır? Yoksa yazarken mi tanışırsınız?

Kahramanlarımın kimi yaşamış göçmüş olup yazarken tanıdıklarımdır. Kimi hayâlimde canlanan ama belki de bir yerlerde zaten yaşamış veya yaşamakta olanlardır. Ama her halükârda, yazarken, hepsini bir başka türlü tanırım. Bana ait olacakları kadar.

 

Yazarken kahramanlarınızın arasında taraf tutar mısınız?

Yazarın tarafsız olması gerektiğine inanıyorum. Okur, kendi sevdiği ve kızdığı kahramanı kendi seçmelidir. Her bir karakterimin birebir yerinde durup, dünyaya onların gözünden bakmaya, onlar gibi düşünüp, onlar gibi algılamaya uğraşırım. Hepsine, ister iyi, ister kötü, cinsiyetleri, milliyetleri, yaşları, inançları ne olursa olsun, muhakkak inanmam gerek ki; okurumun gözünde de inandırıcılıkları olsun. Ve bu kadar yaklaşıp, anlamışken aralarında taraf tutmak imkânsızlaşır. Yazar, kendi oto-biyografisi veya sorulan bir şahsi soruya cevap yazmıyorsa, taraf tutma hakkı yoktur. Bu, diğer kahramanlarına karşı haksızlık olur.

Yazarken satar mı kaygısı güder misiniz? Yoksa kendinizi mutlu etmek için mi yazıyorsunuz?

Hiç bir kitabımı yazmayı plânladığımda ve daha sonra yazarken, “Satar mı?” “Birilerini kızdırır mı?” diye düşünmedim. Ben, sadece, kahramanımın anlatılacak bir hayatı olmasıyla ilgiliyim. Ancak hayatını anlatılmaya değer bulduğum bir karakteri seçiyorum. Onu, kendisine uyacak bir ruh hali ile bezedikten sonra roman kendini yazdırıyor. Romanlarımda da, öykü kitabımda da, biyogrofik romanlarımda da,  her biri birbirinden farklı olmasına rağmen, ne başlarken, ne yazım sürecinde, ne de bittiğinde şimdiye dek en ufak bir kaygı duymadım. Seçtiğim konuya, canlandırdığım karakterlere inanıyorum ve sahip çıkıyorum. Okurum da aynı sahipliği gösteriyor. Ancak, ne var ki; hiç satmasaydı yazdıklarım, belki yine yazıyor olurdum da, yazar olmazdım. Yazanı yazar yapan okuru olmasıdır.

Kurt Seyt& Shura, kurt Seyt&murka, mengene göçmenleri birbirinin devamı kitaplar. Kitaptaki shura fransaya gidiyor. Bu hikayenin devamı gelecek mi?

 Şu an, Shura’nın hayatının 1924’de İstanbul’dan ayrılışından sonrasını yazıyorum İlk üç bölümü bitmiş durumda. Aurora’nın İncileri için katıldığım imza ve sohpet günleri durulur durulmaz, bilgisayarıma dönüp, Shura ile kaldığımız yerde buluşacağım. Shura, dedemin hayatında çok özel bir devirde, çok özel ve önemli bir yeri olan bir kadın. Onu yazarken, neredeyse, dedemin ona âşık olduğu kadar ben de âşık oldum. Ve gerçekliğinin, bıraktığı izlere, çok zor da olsa, ulaşılabilirliğinin, yazım sürecime getirdiği sıcaklık da, beni onunla sürekli  ilişkide tutuyor. Uzun, sancılı, ruhsal transformasyonları çok ağrılı ve kendisinden geriye dönüşü en zor karakterlerimden biridir. Onunla yine satırlarda beraber serüven yaşayacak olmak beni heyecanlandırıyor.

Biraz da yeni kitabınız Aurora’nın incileri  isimili kitabınızdan konuşalım.

Aurora’nın İncileri, rüyada gördüğüm kadın kahramanım Hüma’nın SIR romanındaki öyküsünün devamı. Bu kez, babaanne, torun, iki farklı neslin, bir diğerinin anı defterinin eşliğinde, hayatlarını, cinselliklerini ve cesaretlerini tartarak, sorgulayarak ve şaşırarak yaşayacağımız bir serüven.

 

Yeni kitap projeniz var mı? Birazda bundan konuşalım.

Dediğim gibi, Shura’nın hayatının devamını yazıyorum. Bu meyanda sırada bekleyen ve birer bölümünü yazmış olduğum üç ayrı roman var. Hissettiğim konuları, kafamda heyecanı tazeyken kuru notlar almak yerine, o enerjiyle, en az bir bölüm yazar, öyle dosyalarım. Zira, sonra tekrar o konuyu elime aldığımda, yaşamış olduğum bir şeyi anlatır gibi, aynı yerden hiç duraksamadan devam edebiliyorum. Her bir kitabım için o kadar derin araştırma yapıyor, öyle büyük bir birikim ediniyorum ki, o arşivin içinden devamlı kendisini yazdırmak isteyen yeni kahramanlar çıkıyor ve eteğime yapışıyorlar. Onun için, Allah sağlık verdiği sürece, “Şimdi ne yazayım?” diye düşünmeme gerek olmayacak.

 Bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederim.

 Ben, beni okurlarınızla buluşturduğunuz için teşekkür ediyorum.  

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik