Reklam
Reklam
istanbul escort

Atilla Şenkon "Bugüne değin hiçbir kitabımı iyice içime sinmeden yayınevine teslim etmedim. "

Yazar Atilla Şenkon ile yaptığımız güzel ve keyifli söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Atilla Şenkon
Bu içerik 859 kez okundu.
Reklam

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

 

 

Biraz Attilâ Şenkon’un yaşam öyküsünden bahseder misiniz? Yazma eylemi sizde ne zaman, nasıl başladı?

1962 Ankara doğumluyum. ODTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nden 1984’te mezun oldum. Aynı bölümdeki yüksek lisans çalışmamı da 1987’de tamamladım. Gerçekten çok sevdiğim bu mesleğimi halen Bilkent Üniversitesi’nde sürdürüyorum. Bunun yanı sıra, kitaplarımla yazın dünyasının da içinde yer alan biriyim. Tanrının doğarken hepimizin yüreğine bir armağan paketi yerleştirdiğine inanıyorum. Kimimiz çok küçük yaşlarda farkına varıp açıyoruz bu paketi, kimimiz daha geç yaşlarda. Bu değerli armağan paketini açmadan ölüp gidenler bile var. Ben paketini küçük yaşta açıp içinden çıkan armağanın değerini bilen şanslı kullardanım. Paketten çıkan yazma yeteneğimi geliştirmeyi bildim ben. Okuma yazmayı bilmediğim yıllarda babamın daktilosunun başında başlayan bu serüven, gerçek bir yayınevinden çıkan kitaplara kadar uzandı.

Kitaplarınızdan söz eder misiniz?

Üniversitenin ilk yıllarında ciddi anlamda yazmaya başladığım öykülerimi 1990’da “Her Gün Perşembe Olsa” adıyla kitaplaştırdım. Bu ilk kitabım 1991 Akademi Kitabevi Öykü Özendirme Ödülü’ne değer görüldü. 1993’te ikinci öykü kitabım “Uykusuz Gece Düşleri” yayımlandı. 1995’te bir üçlamenin ilk kitabı olan “Ten Yükü” çıktı. Kitapla aynı adı taşıyan öykü filme alındı ve 19. İFSAK Film Yarışması’nda ödül aldı. 1998’de sevgili dostum Nazlı Eray’ın yaşamöyküsünden yola çıkarak yazdığım ilk romanım “Bütün Düşler Nazlı’dır”, 2002’de üçlemenin ikinci kitabı “Bıyık İzi Yalanları”, 2004’te ise ikinci romanım “Gökkuşağına İki Bilet” okurla buluştu. Üçlemenin son durağı olan “Sustum Duydun mu” ise yayımlanmak üzere Can Yayınları’nda sıra bekliyor.

 

Bir kitabı bitirdikten sonra beğenmediğiniz yanları oluyor mu? Bunun için bir şeyler yapıyor musunuz?

Beğenmediğim bir yanı varsa o kitap benim için bitmemiştir zaten. Kendime beğendirene kadar sabırla, yeniden yazar, gerekli düzeltmeleri yaparım. Bugüne değin hiçbir kitabımı iyice içime sinmeden yayınevine teslim etmedim. Bu nedenle, yayımlandıktan sonra beğenmediğim, pişmanlık duyup ‘keşke’ ya da ‘acaba’ dediğim bir kitabım yok.

Bir yazar kendine nasıl bir ortam yaratmalı yazabilmek için? Sizin böyle bir ortama ihtiyacınız oluyor mu?

Her ortamda, her koşulda yazabilen biriyim. Ne yalnızlığa, ne de sessizliğe gereksinim duyarım. Yazarken ‘kapandığını’ söyleyen yazarlardan değilim yani. Tam tersine, yazma sürecinde kalabalığa karışmak iyi geliyor bana. Çevremde bütün hızı, karmaşası ve gürültüsüyle akıp giden yaşamın kalemimi dolduran bir mürekkep olduğunu düşünüyorum.

 

Kitaplarınızda kendi yaşamınızdan izler var mı? Kurgu ile gerçek yapıtlarınızda nasıl bir denge oluşturuyor?

Her yazar yapıtının içine istese de istemese de sızar. Yazdığı satırlara kendinden bir iz bırakır mutlaka. Bu izin boyutu, derinliği her kitapta farklıdır. Yetmişli yılların Ankara’sında geçen “Gökkuşağına İki Bilet” otobiyografik bir romandır sözgelimi. Olayların ve kişilerin yüzde doksan beşi gerçek, yüzde beşi kurmacadır. Aldatılmış erkeklerle ilgili üçlememin tamamında ise bunun tersi bir durum söz konusudur. “Ten Yükü”, “Bıyık İzi Yalanları” ve özellikle “Sustum Duydun mu”da yer alan öyküler için yarattığım vantrolog, kiralık katil, travesti gibi kahramanlar gerçek yaşamda bana ne denli uzak olurlarsa olsunlar, yine de benden bir parça taşırlar. Bu kaçınılmazdır. Çünkü onlara ruh üfleyen, ses veren kişi benim.

Başladığınız öykünün sonu her zaman belli midir? Yoksa öykü olaylar içinde kendi sonunu mu hazırlar?

Bir öykü bütün ayrıntılarıyla kafamda oluşmadan yazmaya oturmam. Genellikle nasıl başlayıp nasıl biteceklerini bilirim. Ama evdeki hesap her zaman çarşıya uymaz. Şehirlerarası bir yolda araba kullanmaya benzetirim ben bu durumu. Varacağım nokta bellidir, ama yol kenarına dikilmiş tarihi ve doğal güzellikleri işaret eden oklar aklımı rahatlıkla çelebilir. Yan yollara sapıp buraları gezdikten sonra yeniden ana yola dönerek kararlaştırdığım bitişe ulaşırım. Çünkü direksiyon benim elimdedir. Bir itiraf; yarısında benim denetimimden çıkan, freni patlayan birkaç öyküm de vardır.

 

Bazen bir kitaba başlarken sonunu getirememe kaygısı yaşıyor musunuz?

Ya ömrüm yetmezse, ya kitabı tamamlayamadan ölürsem diye düşündüğüm olur. Onun dışında, kurgusal ya da yazınsal anlamda bir ‘altından kalkamama’ kaygısı hiç yaşamadım.

Başka bir kaygıdan söz edelim. Bir kitabı yazarken ödül alma kaygısı yaşar mısınız?

Bugüne değin ne ödül almak, ne de çok satmak için yazdım. Laf aramızda ikisini de isterim elbette, ama bunların gerektirdiği kurallara göre kalem oynatıp yazınsal ilkelerimden asla ödün vermem. Ödünsüz ödüle varım yani.

 

Ödüller gerçekten hak eden kitaplara mı veriliyor, yoksa ödül alacak kitap baştan belli mi?

Bir seçici kurul üyesinin ödüle başvuran yapıtları okumaya başlamadan önce atgözlüğünü ve önyargılarını çıkarması gerektiğini düşünüyorum. Yaratıcılık kadar hassas bir emeğin değerlendirilmesi sırasında başka ölçütler, kişisel yakınlıklar gözönüne alınmamalı bence.

Bir kitabın popülerliği reklamıyla mümkündür. Popüler ve çok satan bir kitap her zaman nitelikli midir?

Sapla samanın iyice birbirine karıştığı garip bir dönemden geçiyoruz. Kitapevlerinin çok satanlar için ayırdığı bölümlere, kitap eklerinin listelerine bakarken utanıyorum. Magazin dedikoducusu bir kadının kitabı ile yıllarını bu işe adamış has bir edebiyatçının yapıtı nasıl bir tutulabilir aklım almıyor. Okur yıllardır bilinçli bir şekilde sığlaştırılmaya çalışılıyor. Dışı parlak, içi bomboş kitaplarla oyalanmaları için ne gerekiyorsa yapılıyor. Elbette aralarında istisnalar var ama ne yazık ki popüler olup çok satan kitapların büyük bir bölümü niteliksiz. Bugün birden parlayıp ‘çok satan bir star’ olmak değil, gelecekte de varlığını koruyup ‘hep satar’ olmak önemli. Edebiyat bugün için yapılan bir şey değil ki. Bizler geleceğe mektup yazıyoruz.

 

Bir yazar kitabını hazırlarken nelere dikkat etmelidir?

Her yazar için yanıtı farklı olacak bir soru bu. Genelleme yapmak doğru olmaz. Kitabını çok satmayı hedefleyerek yazan yazarlar bile var. Yolları açık, okurları bol olsun. Ben öncelikle dili önemsiyor, Türkçeyi olabildiğince doğru kullanmaya dikkat ediyorum.

Teşekkürler.

Ben teşekkür ederim. Hem size, hem de bu söyleşiyi sonuna dek okuyanlara.

 

 

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik