Reklam
Reklam

Zeynep Kankonde “ Yalnızlık yaşamamak adına insan kaybetmemeye çalışıyorum.”

Yeni Gelin dizisinin Usta oyuncusu Zeynep Kankonde ile yaptığımız güzel ve keyifli söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Zeynep Kankonde “ Yalnızlık yaşamamak adına insan kaybetmemeye çalışıyorum.”
Bu içerik 1140 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

Biraz yaşam hikâyenize dokunmak istiyorum.  Bu hikâyede nelerle karşılaşabiliriz?

Çok küçüklüğümü hatırlıyorum doğrusu. Çok fazla anı var biriktirdiğim.  Aksine gençlik yıllarıma ait anılarımı çok fazla hatırlamıyorum. Gençlik anılarımdan özel seçtiğim bir anı yok.  Çok rutin bir gençlik yaşadım. Çocukluk hikâyelerimi ve de yirmi beş yaş hikâyelerimin çoğunu hatırlıyorum.

Yalnızlık yaşar mısınız?

Yalnızlık yaşamıyorum. Doğrusu yalnızlık yaşamamak için elimden geleni yapıyorum. Arkadaşlar için, eş için kolay bir kadın değilim. Kendi çocuğum için de zor bir anneyim. Yalnızlık yaşamamak adına insan kaybetmemeye çalışıyorum. O yüzden hayatımdaki herkese çok fazla emek harcıyorum. Yalnızlık korktuğum bir şey. O yüzden de şimdiye kadar yaşamadım. Ama bundan sonra ne olur bilmiyorum.

Popüler kültürün bir parçası olan tanınmışlık sizin için ne kadar önemli?

Hiç önemli değil. Çok güldüğüm bir şey. Biraz önce arkadaşlarla kahvaltı yaptık. Orada konuştuk.  Popüler kültür bize şunu gösteriyor. Bir sabah kalkıyorsun ve tanınıyorsun. İlgi var. Ne oluyorum diyorsun. Ama emin olun bu geçici bir şey. O ilgi siz göründüğünüz sürece geçerli. Bunu bilmek lazım. Aksi halde hastalıklı bir şey olur.

Kendinizi eleştirir misiniz?

Çok. Yastığa başını koyduğumda, on, on beş dakika uyuyamıyorum. Günün analizini yapıyorum.  Bu analizi yaparken doğrularımı ve yanlışlarımı belirlerim. Ertesi gün özür dilemem gereken birisi var mı diye düşünürüm. Ona göre de hareket ederim.

Kendinizde beğenmediğiniz taraflar var mı?

Fevriyimdir. Bazen kendi doğruma inanırım. Karşının ne söylediğine kulaklarım tıkalıdır. On beş dakikalık kendimle kaldığım ve bütün zihnimin çıplak olduğu zaman karşıyı dinlemediğimi görüyorum. Bir şeye inandığım zaman saman alevi gibi köpürüyorum, kırıyorum sonra duruluyorum. Aradan birkaç saat geçtikten sonra kendimi dövesim geliyor.

Aynalarla konuşur musunuz? Zaman zaman aynalar sizi korkutur mu?

Bunu yaptığım zamanlar oldu. Artık hiç ihtiyaç duymuyorum. Herhalde büyümek ve kendini kabul etmekle alakalı. Ben kendimi böyle kabul ettim. O yüzden aynanın karşısında ben neyim, nereye gidiyorum, üç yıl sonra ne olacak dediğim süreci atlattım. Ve bunu atlatmış olmaktan mutluyum. İyi ki atlatmışım. Ne sıkıcıymış.

Mış gibi yapar mısınız?

Yaparım. Hem de çok yaparım.

Bir projede yer alırken kaygılar yaşar mısınız?

Bir projede yer alırken ilk kaygım ticari kaygıdır.

Yeni yapımları nasıl buluyorsunuz? Nitelikli mi?

Dizilerin yeni başladığı süreçte bir furya vardı. O zamanlar benim evimde dandik televizyonum vardı. Birkaç çizgi film kanalını çekiyordu.  Televizyon seyretmiyordum.  Birkaç yapımcı, yönetmen, televizyon işi yapan kişi görsel bir iş olduğu için, güzel kadınlar, yakışıklı erkekler, görmek istiyorlardı. Ama bir süre sonra bundan sıkılıyor insan.   O dönem dublaj vardı. Dublajla oyunculuklar düzeltilebiliyordu. Artık böyle değil en azından.  Şimdi sesli çekim var.  İnsanlar oyunculuk eğitimi almaya başladılar. Artık daha nitelikli yapımlar var. Yönetmenler yapımcılar iyi oyuncu aramaya başladılar.  İnsanlar çektiği filmlerin karşılığını görmek istiyorlar. Para kazanan sektör elbette daha nitelikli işler yapmak için uğraşıyor artık. Umarım böylede devam eder.

Eğitim mi, yetenek mi?

Tek başına yeteneğin işe yaramayacağını düşünüyorum.  Üç kilo elmanız var, onu yiyemeyeceğinizi düşünüyorsunuz. Eğer hoşaf yapmayı bilmiyorsanız, kek yapmayı bilmiyorsanız bütün elmalar mahvolacak.  O yüzden yeteneğiniz varsa bunu nasıl kullanacağınızı bilmeniz lazım. Yeteneğin yanında eğitim de şart elbette.

Bazen kendinizi hiçbir şey yapmamış gibi hissediyor musunuz?

Hayır. O kadar çok şey yaptım ki…

Seyirci tarafından koşulsuz bir sevilme haliniz var. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Bunu bu aralar çok duymaya başladım. Seyirci beni koşulsuz seviyor mu bilmiyorum. Birkaç defa daha duyarsam inanacağım.

Tiyatroda olmak bir oyuncuya neler hissettirir?

Ben mezun olduktan son sekiz ay turne tiyatrosu yaptım. Eskişehirliyim ve Eskişehir mezunuyum.  Eskişehir’in dışına çıkmamış biri olarak Ankara’ya oyun oynamaya geldiğim zaman ülke dışına çıkmış gibi hissederdim. Sonra tiyatro yapmadım. Okulda öğrendiklerimle dışarıda gördüklerim o kadar farklıydı ki, anlatamam. Şunu anladım. Para kazanmam lazım.  Ödenmesi gereken kiram var, faturalarım var.  Ben profesyonel olana kadar tiyatro bana hiçbir şey vermeyecek. Eğer cebinizde paranız varsa tiyatro denen cengâverliğe atlayabilirsiniz. Paranız yoksa yapamazsınız. Çünkü tiyatro size geri dönüş sağlamaz. Eğer devlet tiyatrolarında çalışıyorsanız o başka. On dört yıl sonra Ece Temelkuran’ın ‘Bütün Kadınların Kafası Karışıktır” adlı oyunda oynadım.  Orada oynarken kendime çok kızdım. On dört yıl sonra sahnede olmak zordu. Sahnede ayaklarım yandı adeta.  Yapamayacağımı düşündüm. Provada seyirci koltuklarına bakınca, oturan insanları hayal ettiğimde dizlerim titriyordu. Bunun acemiliğini bu kadar yaşıyorsam yapmamam gerektiğini düşündüm.  İlk gösteride seyircinin alkışını duyduktan sona şunu hatırladım. Tiyatro ne kadar özlediğim bir duyguymuş, alkışı ne kadar özlemişim. Beni ne kadar büyüten bir şeymiş bunu anladım. Televizyon karşısında yaptığım şeyin tiyatroyla kıyaslanamayacağını düşündüm. Bir oyuncunun asıl olması gereken yerin tiyatro sahnesi olması gerektiğini düşündüm. Bir oyuncunun olması gereken yer tiyatro.

Son zamanlarda ekranda görünme çabası var. Herkes bir an önce ekranda görünme sevdasında. Ekrana çıkmak yetiyor mu? Bu kadar kolay mı?

Şu an çok fazla alternatif var. Dizi, sinema piyasası çok fazla değişkenliği olan bir yer. Siz bu piyasada kendinizi var edemiyorsanız bir sonraki projede aranmazsınız.  Evet, girersiniz. Siz buna şans deyin, torpil deyin, ne derseniz deyin. Orada bir süre kendinizi var edebilirsiniz. Ama sürekliliği olmaz. Ama torpillidir gelmiştir ama yeteneğiyle öne çıkabilir. Oldukça yeteneklidir. Torpil onun oraya girişini kolaylaştırır. Ama sonrası onun yeteneğine bağlıdır. Kedini gösterir ve kalıcı olabilir. Bu da bir ihtimal.

Yüz elli set var. Neredeyse bin beş yüz oyuncu var. Bu kadar oyuncu arasında devam edebilmek zor. Bir projede başarılı olamazsanız refüze olursunuz.  Bu böyle.

Bir oyuncu seyirciyi iyi tanımak zorunda mı?

Çook. Kesinlikle seyircinin nabzını tutmak zorunda. Onar dakikalık reytingler gider şirketlere. O anda hangi seyircinin performansı varsa o reytingi yükseltir. Onu koklayarak gelir bir sonraki senaryo.  Hangi performansınız seyirci tarafından tepki aldıysa, diğer performanslarınız da ona yakın olur.

Peki, çok reyting alan yapımlar hep iyi projeler midir?

Burada iyiyi tanımlamak gerekir. İsim vermeyeyim, çok kaliteli bir projede oynadım.  Ömrü az oldu. Seyirci dediğimiz ölçümlerde iki bin iki yüz kişi var. Çok kaliteli projenin orada karşılığı nedir. Bunu belirlemek lazım. Bazen kötü dediğimiz projelerin bu ölçümde yeri olabiliyor. Ona göre devam ediyor ya da kaldırılıyor. Sonuçta kapital önemli. Para kazandırıyorsa devam eder, kazandırmıyorsa biter. Bu kadar basit.

Neden her şeyi çok tüketmeye başladık. Tahammülsüzlüğümüz nedir?

Üretmeyen bir toplumuz. Artık üretim değil tüketim toplumuyuz.

Birazda diziden konuşalım.

Benim için ’Yeni gelin’  ilk başladığımda derinliği olmayan, eğlenilecek bir projeydi.  Sonrasında senaryolar gelmeye başlayınca değişti. Senaryolar haftalık geliyor, siz bunu haftalık görebiliyorsunuz. Siz istediğiniz kadar hayal edin, bunun bir yaratıcı ekibi var. Onların size verdiği görevi yerine getirmeniz gerekiyor. Ama sonrasında Ersoy Güler ve senaristler açıkçası oyunculardan besleniyorlar. Benim rolüm bir ağanın üç kumasından ikincisiyim.  Benden önce ve sonra birer eşi var ağanın. Sema Keçik (Möhteber) ve Yonca Şahinbaş(Asiye) benim için çok kıymetli arkadaşlarım ve değerli oyuncular. Biz rollerimiz hakkında konuşurken şunu gördük. Bir kuma olayı var. Ve bu da trajik hikâyelerle televizyonda, sinemada ya da roman da anlatılıyor. Bu hep trajik hikâyelerde veriliyor.  Şunu unutuyoruz. Komedide bir eleştiridir. Eleştiriyi hangi dille yapacağınızı seçmeniz lazım. Bazıları trajediyle bu eleştiriyi yapmayı seçiyorlar. Biz komediyle yapmayı seçtik.  Anlaşılmayan bir yer var, biz komedi olarak eleştirimizi yaptığımız için bu yapıyı onayladığımızı düşünüyorlar maalesef diziyi izlemeden eleştirenler. Biz komedinin içinde bu yapıyı o kadar ağır eleştiriyoruz ki.

Bu güzel günde bana vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Ben çok teşekkür ederim Onur. Çok keyifliydi.

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Monaco – Monte Carlo
Monaco – Monte Carlo
Yunanistan-Atina
Yunanistan-Atina