Reklam
Reklam

Tilbe Saran ''Dünyaya iyi baktığınız zaman dünyadakiler de size iyi bakıyor.''

“Ben karşımdaki herkesin benim bir aynam olduğunu düşünüyorum. Siz biraz önce geçmişte kalan ilk buluşmayı anlattığınızda bana bir aynaydınız. Ben orada kendi geçmişimi hatırladım. Ama doğrudan aynaya sabah yüzümü yıkarken bakıyorum.” diyen Tilbe Saran ile güzel ve Samimi bir röportaj gerçekleştirdik. Bu güzel röportajı haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Tilbe Saran ''Dünyaya iyi baktığınız zaman dünyadakiler de size iyi bakıyor.''
Bu içerik 906 kez okundu.
Reklam

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

 

 

Tilbe Saran desem neler anlatırsınız bize?

Çok uzun. İnsanın kendini anlatması çok zor. Nasıl özetlemeye çalışırım diye düşünüyorum yine çok zor. Bir tane Tilbe Saran yok ki. Bir sürü var. Bir sürü şapkası var. Hepimizin öyle. İşte, evde, sokakta, denizde, kara da, özetle her ne kadar bugün içinde yaşadığımız koşullar, çevre bunaltıcıda olsa ben yine de iyi ki hayattayım diyorum. Bugün böyle biri var. yarın bunun tam terini söyleyebilirim. Yaptığım işi çok seviyorum. Bu hayata katlanmamı sağladığını düşünüyorum. Çok beni zenginleştirdiğini, büyüttüğünü acılarımı hafiflettiğini, yaşama sevinci verdiğini düşünüyorum. Ne diyeyim. Daha saatlerce anlatılabilir.

Yılların sizi çok değiştirmediğini gördüm.

Ay ne güzel.

 

Güzelliğinizi korumak için bir reçete var mı?

Belki şöyle. Dünyaya iyi baktığınız zaman dünyadakiler de size iyi bakıyor. Tek reçete bu olabilir.

Oynadığınız rolle gerçek kişiliğiniz arasında karıştığınız dönemler oldu mu?

Bütün oyunlarda zaten kendi içimizde ki biraz önce söylediğimiz şapkalar var ya. Onlar hepimizin içinde var. İçimizde ne katiller, nice yüce gönüllüler, nice hırsızlar, nice sevgisi taşan insanlar taşıyoruz. Bazen bir duygu, bazen bir başka duygu öne çıkıyor. Onların hepsi benim zaten.

Uzun zamandır televizyonda yoksunuz. Bu süre içinde neler yaptı Tilbe Saran?

Ders veriyorum. Ağırlıklı olarak ilk ve tek göz ağrım tiyatroyla uğraşıyorum. Onu dışında mesleki aktivite olarak sayabileceğim bir şey yok ama. İstanbul’ da kitap okuma projelerimiz var, onları yapıyorum. Sinema ve televizyonla ufak ufak flört ediyorum. Ama şimdilik karşılıklı olarak gönlümüzün bir birine düştüğü zamanın ve mekânın olduğu bir çalışma olmadı. Bir uzun metrajlı film provaya denk düştü ve son dakika da vazgeçmek zorunda kaldık karşılıklı. Onun dışında televizyon ve sinemada bir şey yok.

Tilbe Saran’ ın hüzünlü olduğu nasıl belli olur?

Bence hüzün hayatın her anında var. Aşkta, hayatın her anında var. Hüzünde her anında var. Bazen biraz daha ağır basıyor biri unutuyoruz güzellikleri. Bazen tam tersine gözümüz kamaşıyor onlarla. Acılarımızı unutuyoruz. Bir ileri bir geri, bu dünya da yaşayan milyonlarca insandan biri gibi. Bir ağacın yaprağı gibi bizde bir bahar doğuyoruz, bir kış gideceğiz.

Sinema filmi yapabilmek için göz önünde olmak mı gerekiyor. Tilbe Saran’ ı bir sinema filminde görmeyi çok isterim.

Ben de çok isterim. Bu yapacağımız çalışma tamamen bir zamanlamaya kurban gitti. Bütün  ekip dağılmak zorunda kaldı. Hiç kimsenin zamanı bir birine denk gelmedi. Göz önünde olanların daha fazla şansı oluyor ama aynı zamanda bir de dezavantaj olduğunu düşünüyorum. Hele hele televizyonun oyuncuyu kalıplaştıran bir tarafı var. bir kez içine düştünüz mü oradan çıkmanız zor.

Son zamanlarda filmlere bakarsak, role yakışsın yakışmasın her hangi bir yerde görünüp ismi duyulmaya başladığında o isimlerin hepsini bir film içinde görebiliyorsunuz. Zannederim bu ekonomik kaygıdan kaynaklanıyor. Televizyondan tanınan insanlardan oluşan bir ekibin sinemada izleyicileriyle daha kolay buluşacağını düşünüyorlarsa, onu tercih ediyorlarsa  söylenecek bir şey yok. bu da yapımcının yönetmenin en doğal hakkı.

Dizilere nasıl bakıyorsunuz. Ekranda dizi kirliliği olduğunu düşünüyor musunuz?

Her şey kirli. Sadece diziler değil. Hava kirli, su kirli, dizi kirli, dünya kirli. Savaş burnumuzun dibinde. Kirlilik aştı d boğuluyoruz, farkında değiliz. Türkiye özel kanallara geçtikten sonra böyle bir şey olacağı belliydi zaten. Zaman içerisinde yavaş yavaş eğrisi doğrusuna uymaya başlayacak. Ama bence buradaki en büyük eksiklik bir oyuncu sendikasının olmamasıdır. Aynı zamanda teknik işçilerinin de sendikası yok. Gerçekten maden işçilerinden daha ağır koşullarda çalışılıyor. İnsanlar hep parıltıyı fark ediyorlar. O tozu dumanı, kokuyu görmüyorlar. Hakikaten bu ne için yapılıyor onu da anlamak çok kolay değil. Kırk sekiz saat uyumadan çalışan set işçilerinin, emekçilerinin olduğunu biliyorum. Ben b u ortamlarda soluk alamayacağım için bir sürü şeye hayır diyorum. Ama bu çaresizlik vahşi kapitalizmin çok işine yarıyor.

Bir projeyi kabul ederken nelere dikkat ediyorsunuz?

Oyuncu olarak heyecanlandırıp, heyecanlandırmamasına.

 

İyi bir oyuncuda neler olmalı?

Bence önce merak olmalı. Mesleğiyle dünyayla, bilimle yaptığı işe tutkulu ve meraklı olmalı. Ondan sonra eğitimle bu merakı doyurmaya gayret eden birisi olmalı. Pes etmeyen birisi olmalı. Bir de adını koyamadığımız, sahnede ışığı olan parıltısı olan neyse o yetenek dediğimiz şey olmalı.

Oynayacağınız rol sizin için önemli mi? Yoksa ben oyuncuyum her rolü oynarım mı diyorsunuz?

Tabi ki. oynayacağım rol çok önemli. Ama onun kadar oyunun iyi olup olmaması, metnin neyin anlattığı, bir oyuncu olarak beni ne gıdıklıyor, ne heyecanlandırıyor. Diğer oyuncuların kim olduğu tabi ki yönetmen bunların hepsi önemli. Sonuçta hepimiz aynı ipin üstünde dolaşan cambazlarız. Hiç birimiz diğerinden az önemli değil tiyatroda.

Popüler olmayan oyuncuların oyunları çok da iyi olsa ilgi görmeyebiliyor. Popülerlik çok mu önemli sizce?

Bir sürü isteğinizi gerçekleştirmenizde kolaylık sağlıyor. Ama öyle bile olsa ben düşünüyorum, hiç popüler değilim ama ben şimdiye kadar istediğim pek çok şeyi yaptım tiyatroda. Dediğim gibi herhangi bir popülaritem yok. Beni sokakta herhangi biri tanımaz. Eğer popülerlikten kastedilen oysa. Hakikaten postmodern dünyada herkes beş dakikalığına, üç dakikalığına da olsa bir haftalığına da olsa zaten popüler. Önemli olan imgenin daha kuvvetli hale gelmesi. Popülerliğin en büyük tehlikesi onu yaşayan kimseye, kendi gerçeğini kaybettirmesi ve imgesini kendisi zannetmesi. Bu çok tehlikeli bir şey.

Tilbe Saran aynalarla konuşur mu? Aynalar ona neler söyler?

Ben karşımdaki herkesin benim bir aynam olduğunu düşünüyorum. Siz biraz önce geçmişte kalan ilk buluşmayı anlattığınızda bana bir aynaydınız. Ben orada kendi geçmişimi hatırladım. Ama doğrudan aynaya sabah yüzümü yıkarken bakıyorum.

 

İyi oyuncu kendi sesiyle oynar görüşü var. Dublaj oyuncuya yardım eder. Filmde kendi sesiyle oynamak iyi oyunculuğun ölçütü müdür?

Böyle bir şey zaten soru bile olmaz. Kendini konuşmayan oyuncu,  oyuncu değildir zaten.

Herkes oyuncu gibi görünüyor. Bu kadar dizinin çekildiği bir dönemde oynayan herkese oyuncu der misiniz?

Tüm insanlar oyuncu Sheakspear’ in dediği gibi. Dünya bir sahne, kadın erkek hepimiz oyuncularız. Biz insanlar hayatı deneyerek öğreniyoruz. Taklit ederek, deneyerek, ve oyun oynayarak öğreniyoruz. Dolayısıyla oyunculuk, oyuncuların yapması gereken yasaklı bir bölge değil. İnsanın gönlü istiyor ki, bu mesleğe şu yada bu şekilde aklında yokken bulaşanların taraflarını hiç olmazsa tamamlamaya gayret etmeleri gerekir. Herkes hayatında örgü örmek isteyebilir, resim yapmak isteyebilir, hayır sadece bunu ben yaparım başkaları yapamaz değil. Yapıyorsanız, o kendi alanınıza gösterdiğiniz saygının neticesinde eksik taraflarınızı bilip onun gereklerini yerine getirmeniz gerekir.

Natalie’ den konuşmak istiyorum. Biraz oyununuzu anlatır mısınız?

Bu bir kadın oyunu. Bu erkekleri ilgilendirmiyor anlamına gelmiyor. Tam tersine. Çünkü bir erkek üzerinden anlatılıyor. Benim oynadığım karakter Sonia bir opera sanatçısı. Kocasıyla ayrılmışlar henüz boşanmamışlar ama çok kötü bir ayrılık yaşadığı için, kendince, kendi kırıldığı kadar eski kocasını da kırmak üzere bir plan geliştiriyor. O planın parçası da diğer kadın. Diğer kadın bir fahişe. Bir fahişe kiralıyor. Kocasıyla ilişkiye girmesini sağlıyor. Kocasının tabi onun fahişe olduğunu bilmemesi gerekiyor. Hayat öyle değil midir? Ben şimdi plan yapıyorum, tiyatroya gideceğim diye. Yolda bir tanıdığa rastlıyorsunuz ve hiç aklınızda olmayan bir şeyi yapabiliyorsunuz. Ya da sizi çok üzen bir şeyi öğrenebiliyorsunuz. Bir telefonun ucunda her şey. Burada da öyle hiç planladıkları gibi bir ilişki olmuyor. İnsan ilişkilerinin ne kadar özgün olduğunu anlatan bir tarafı da var. böyle bir oyun.

Bana vakit ayırdığınız için yarım kalan anımı tamamlamama yardımcı olduğunuz için çok teşekkür ediyorum.

İnsan kendisine değer veren biriyle buluştuğu zaman, o değere laik olmaya çalışıyor. Bende çok keyif aldım. Eskiye gittik beraber. Ama şuan da anınızı tamamlamış değil de bir virgül koymuş olmayı yeğelerim. Yıllar yıllar var. İnşallah sağlıklı biçimde başka anılarımız olur.             

 

     

 

  

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Monaco – Monte Carlo
Monaco – Monte Carlo
Yunanistan-Atina
Yunanistan-Atina