Reklam
Reklam

Caner Menemencioğlu "Profesyonel filmler çekmeye başladığımdan bu yana, tanınmış oyuncularla çalışıyorum."

On parmağında on marifet, eğitimci, yönetmen, oyuncu, müzisyen...Caner Menemencioğlu ile yaptığımız mükemmel söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Caner Menemencioğlu
Bu içerik 1572 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

Biraz sizi tanıyabilir miyiz?

Ankara’da doğan büyüyen, okuyan, gelişen ve bu sanat için, özellikle sinema için, müzik için ve eğitim için üretmeye programlanmış biriyim.  Bir taraftan öğretmenlik, bir taraftan film yönetmenliği ve diğer bir taraftan da pop müzik üzerine özgün çalışmalar yapmaya çalışıyorum.

Kısa film yolculuğunuzdan konuşalım mı birazda?

10 yıl öncesinde Ankara’da yoğun bir tiyatro ve müzik hayatı yaşarken birden Çorum’un küçük bir ilçesine öğretmen olarak atanmıştım. Sudan çıkmış balığa dönmek deyiminin yaşayan karşılığıydım resmen. Çünkü okuldan sonra kalan zamanlarda yapacak hiçbir şey bulamıyor, hatta can sıkıntısından her gün araba yıkıyordum.  İskilip çok şirin ve çok güzel bir ilçe. Doğayla iç içe. Yıllar önce Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun oraya geldiğini ve ilçeye hayran olduğunu, en iyi resimlerini ve şiirlerini orada yazdığını öğrendim. Hatta “Karadutum çatal karam çingenem” diye bildiğimiz şiiri orada yazmış. Çok etkileyici bir hikâyeydi ve bu hikâyeyi ölümsüzleştirmem gerektiğini hissettim. Yaptığım iş “En İyi Belgesel” ödülünü aldı. Film üretmek, bunu insanlara sunmak onların duygularına ortak, tercüman olmak çok lezzetli çok keyifli bir işti. İşte Film üretmenin büyüsü, tam anlamıyla o günden sonra kanıma girdi. O gün bu gündür, FİLM benim hayatımın çok önemli bir kulvarıdır.

 Biraz Türkiye’de kısa film ve festivaller üzerine konuşalım.

Türkiye’de her yıl ortalama 100-150 festival yapılırken,  600-800 kısa film üretiliyor. Burada iyi-kötü film ayrımı yapmıyorum. Festivallere gönderilen filmlerin sayısal sonuçları bunlar. Bakıldığında bu iyi bir sayı gibi görünüyor. Fakat gerçekte tanık olduğum birçok sıkıntı var tabii.

Ödül alan eserlere nasıl bakıyorsunuz? Ödül alan tüm eserler nitelikli midir? Ödülü hakkıyla mı almıştır?

Aslında bu, festivalin niteliğine göre değişiyor. Bir festivali oluşturan tüm bileşenler nitelikli ise ki bu ülkemizde maalesef iki elin parmağını geçmiyor, haliyle ödüllendirilen filmler de gerçekten hak etmiş olabiliyor. Ben yönetmen olarak, bir filmin ödül alıp almamasından öte finalist olup olmamasına bakıyorum. Yüzlerce filmin içinden ilk 10, ilk 20 içine girmek zaten başarıdır. Gerisi artık ana jürinin not defterine kalmıştır. Burada önemli olan ve bence kesinlikle olması gereken; ön seçici jürinin ve ana jürinin sinemanın içinden gelmiş ya da sinema eleştirmeni kategorisinde sayabileceğimiz kendini kanıtlamış kişilerden oluşmasıdır. İşte en büyük sıkıntıyı burada yaşıyoruz. Bazı festivaller, katılımı arttırabilmek için ya da bilmediğimiz başka sebeplerden ötürü, işle ilgisi olmayan ama medyatik isimleri, ya da hiçbir mecrada adı duyulmamış, bir üretim macerasına katılmamış, sinemayla yakından uzaktan alakası olmayan kişileri özellikle ön seçici kurula seçiyor. Bu da belki de çok iyi filmleri asla göremememize sebebiyet veriyor. Çünkü ülkemizde kısa film festivallerinden başka, filmlerinizi gösterime sokabileceğiniz bir anlayış, bir mecra bulunmuyor. Bunu ancak internet aracılığıyla yapabiliyorsunuz ama orası derya deniz. Kaybolup gidiyor.      

Kısa filmi çekerken birkaç dakikaya anlatılmak istenen her şey sığdırılabilir mi?

Elbette… Hatta birkaç saniye ile birlikte anlatabilirsiniz. Aslında hayatımızda her şey “an” lardan oluşur. Aşk bir an’da oluşur. Korku bir an’da. Ayrılıklar andır. Kavuşmalar andır. Eğer siz olayı, ya da olaylar örgüsünü anlatmak istiyorsanız yanlış yerdesiniz. Örneğin; Yalnızlığı mı anlatmak istiyorsunuz? Yorgun bir adamın; kapalı, kirli bir pencerenin ardından dışarıya doğru bakışını tek bir detay açıyla 3 saniye çekersiniz… Hatta dur ya (heyecanlandım) …Adamı oraya hiç koymayalım… İşte size yıllanmış yalnızlık…. İşte kısa filmin gücü.

Senaryo yazdığınızı biliyorum. Senaryo yazarken nelere dikkat etmeliyiz?

Öncelikle samimiyet. Önce yazdığına inanmalı insan. İçinde yaşamalı. Elbette biraz da okumalı. Başkaları neler yazmış, nasıl yazmış… Bu bir esinlenme değil. Tarz oluşturmaya ilk adım bence. Sonra denemeler yapmalı ve fikrine güvendiği insanlara, senaryo doktorlarına okutmalı, danışmalı, eleştiriye açık olmalı ve kendini geliştirmeli. Film senaryosu yazmak çok farklı. Gerçekten belirli kriterleri var. Hele ki bu bir kısa film senaryosuysa biraz önceki sorunuza döneceğim; birkaç saniyeyle anlatılacak o duygu’yu, o an’ı çok iyi betimlemeli.  Bununla birlikte yazılan şeye ihtiyaç var mı? Derdimiz nedir? Bunu yazıyoruz tamam da; Peki film olduğunda ne olacak? Birinin kalbine ruhuna ulaşabilecek miyiz? Bir farkındalık yaratabilecek miyiz? Bizi farklı kılan nedir? Bu sorulara inandığı cevapları net verebilmeli. Ve tabi ki özgün ve özgür olmalı.

 

 

Çektiğiniz filmlerdeki oyuncu seçiminden bahsedebilir miyiz? Bilinen oyuncularla mı yoksa daha evvel hiç görmediğimiz oyuncularla mı çalışıyorsunuz?  Neye göre seçiyorsunuz oyuncuları?

Profesyonel filmler çekmeye başladığımdan bu yana, tanınmış oyuncularla çalışıyorum. Tüm ekip her zaman böyle olmuyor ama diğer oyuncuların da mutlaka oyunculuğu bilen, ya da rolü hakkıyla yaşatanlarla çalışıyorum. Ünlü oyuncu gerekli mi derseniz evet gerekli. Tanınmış oyuncu (ben onlara aktör ya da aktrist demeyi daha çok seviyorum) tecrübeli oluyor. Kritik zamanlarda pratik çözüme çabuk ulaşabiliyor. Ekibi sürüklüyor, karşısındaki oyuncuya enerji, yönetmene güç veriyor. Ekibin projeye olan inancı kamçılanıyor. Aktörü ya da aktristi seçerken, tiyatro oyuncusuysa bir oyununa gidiyorum,  filmleri varsa dikkatle izliyorum, daha önceki işlerine bakıyorum açıkçası, hatta imkânım varsa onunla öncesinde uzunca bir sohbet ediyorum. Projemi anlatıyorum. Eğer heyecanlanıyorsa, yani bana inanıyorsa öyle başlıyorum. Ajanslarla asla çalışmıyorum. Araya para denilen aracı sokmaktan hiç haz etmiyorum. Amacım sanatın yaşamasından başka bir şey asla olmadı ve olmayacak. Samimiyetin, içtenliğin, organik bağın olmadığı işlerin getirisiyle asla ilgilenmiyorum ve ilgilenmeyeceğim. Bunu da buraya yazıyorum.

Gündelik hayat akarken, siz, haftalarca anlatmak istediğiniz hikâyenin anlatıcısı olarak, başka bir boyuttan bakıyorsunuz mutlaka hayata. Biraz bu hikâyenin anlatım aşamasında yaşadıklarınızdan bahseder misiniz?

Ben tiyatro kökenliyim. 15 yaşından beri tiyatro oyunculuğu yaparak başladığım bu sanatın; rejisörlüğünden, suflörlüğe, sahne amirliğinden malzemeciliğine, yönetmenliğine kadar hatta tiyatro kurmak gibi bir çılgınlığı bile yapmış biri olarak tabii bol bol dış dünyayı gözlemliyorum. Kuşların ekmek kırıntılarını yemelerinden tutun, yaşlı bir kadının bastonundan aldığı güçle ayakta durma dirayetine; bankamatik kuyruğunda telaşlı ve telaşsız insanların aynı sıradaki hallerinden, dalından düşen son yaprağın yerçekimine yenik düşmesine kadar her ayrıntıyı büyük bir dikkatle gözlemliyorum.

Filminin son hâli, sizin hayal ettiğinle denk geldi mi?

Her zaman değil. Çünkü burada bütçesizlikler, maddi olanaksızlıkların o sevimsiz etkisi karşımıza çıkıyor. Hayaller ve gerçekler klişesi yani. Ama son filmim IVANKA tam istediğim, düşlediğim gibi oldu. Her şeyiyle, gözümde ne canlandırdıysam hepsini yapabildim. Yapabildik hatta. Tekil konuşmaktan çok haz etmiyorum. Bu yolda yanımda olan herkes, rolü görevi ne olursa olsun herkes, bir hayal zincirinin halkası. Hepsi yerli yerinde, öyle güzel tutundular ki birbirine… (gözlerim doluyor bak) Destekleyen tüm güzel insanlar… Hepsine tekrar tekrar teşekkür ediyorum. Bu yol yalnız gidilecek ve yalnız bitirilecek bir yol değil. Hatta bu yol; yalnız olana, “BEN” diyene,  çıkmaz sokaktan başka bir şey değil.

Bir filmi oluştururken “Yönetmen yalnızlığı” yaşıyor musunuz?

Hem de nasıl… Yani bir film yapımı aşamasında, daha doğrusu senaryolaştırma sürecinde, dışardan tamamen yalnız bir adamım. Ama içimde fırtınalar kopuyor. Bütün oyuncularla hayali ortamımızda dertleşiyor, tartışıyor, kavga ediyor, sonra barışıyoruz. Çok eğleniyor, hüzünleniyor, heyecanlanıyoruz. Sonra kendime geliyorum… Asansörde kendine bakan beni görüyorum, ya da evin yolunu 2 km uzatmış bir ben… Gülüyorum… Olacak diyorum sonra. Çok güzel olacak.

Çektiğiniz filmlerde her zaman ilk sıranızda yer alan film nedir?

Ivanka… Tartışmasız… Aşk’ı anlattım… Ölümsüz Aşk’ı… Montajını da ben yaptım. Ben yapmalıydım. O görüntüleri bilgisayarıma yüklediğim zamanki mutluluğumu görmeniz lazımdı. Hayalimin tüm puzzle parçaları elimdeydi. 5 yaşındaki bir çocuğun uçan balon alması gibi mutlu, içi içine sığmayan bir ruh hali. İyi ki bir film yönetmeniyim dedirten filmdir. İyi ki yönetmen oldum ve bu filmi çektim diyorum kendi kendime. Çünkü aşk bu hayattaki en saygı duyduğum duygudur. Ölümsüzdür.  Ben de aşk’a bir kıyak yaptım,  ona hayranlığımı ölümsüzleştirdim.

Bir filme başlarken sancılı bir dönem yaşıyor musunuz?

Çok değil. Belki de tek sancım para oluyor. Çünkü düşlediğiniz şeyler pahalıya mal olabiliyor. Gücünüzün yetmediği yerde düşlerinizden kırpmaya başlıyorsunuz. İşte orada bir hüzün yaşanıyor. Bunun haricinde hiçbir sıkıntım olmuyor. Çok tecrübeli, işlerinin ehli, Ankara’nın en iyileri diye nitelendirdiğim ekip arkadaşlarım var. Çok sayıda tiyatrocu sinemacı büyüklerim arkadaşlarım küçüklerim var. Teknik ve oyunculuk anlamında her şey tamam. Ah bir de zengin olsam.

  

Filminizde oynatmak istediğiniz bir isim var mı?

Buradan kendilerine sevgi ve saygılarımı, bol muhabbetlerimi gönderiyorum… Sevgili Tarkan ve Üstat Fazıl Say’ı bir projemde görmekten büyük mutluluk duyardım galiba… Hatta mutluluktan  havalarda uçabilirdim. Şaka bir yana, gerçekten bu isimlerle çalışmak istediğim bir projem var.

  

Film çekmek isteyen genç yönetmen adayları, hangi aşamaları geçirmeleri gerekiyor?

Sabır aşamasını başarıyla geçmeliler. İşin püf noktası burası. Vazgeçmemeliler. Vazgeçtikleri  an önceki tüm uğraşılarını çöpe atacak kadar bonkör olmamalılar. Ve ilk aşamalarda film çekmekten şüphe duymamalılar. Kesinlikle bol bol film denemeleri yapmalılar. Çok kötü olabilir, çok amatör olabilir, hatalar yumağıyla dolu olabilir. Sonra onlardan koca bir başarı yapısı oluşturacaklar. Önemli olan doğru insanlar, doğru projeler, doğru niyetler ve doğru hedefler…

Önce film çekmeye mi karar veriyorsunuz öykü arıyorsunuz yoksa öyküyü bulup film çekmeye mi karar veriyorsunuz?

Her ikisi de olabiliyor. Çoğunlukla kendi hikâyelerimi film yapıyorum ama öyle güzel öyle farklı hikâyeler duyuyorum ki bazen, kendi düşüncelerimi bile askıya alabiliyorum. Çünkü kısa film de olsa bir filmin başlamasıyla bitmesi benim için en az 3 ay en çok 2 yıl… Evet, 2 yılda bitirdiğim filmlerim var. Evet evet… Bakmayın öyle. Evet, Kısa film.

Hedefiniz nedir?

Ömrüm yettiği sürece hep bir önceki filmimden daha iyi bir film yapmak.  Bol izleyiciyle buluşabilen bir uzun metraj film çekmek. Bunları söylerken bile zorlanıyorum aslında. Sözcüklerden çok kolay çıkıyor ama uzun metraj bir film yapmak (Burada film yapmak derken, derdi olan, özgün olan, tartışma ortamı yaratan, üzerine konuşulacak, kalbe beyne ruha dokunan gerçek filmden bahsediyorum) bu kulvarın Nirvana ‘sıdır. Ulaşması zor, yolu uzun, meşakkatli, engebeli… Ben ve arkadaşlarımda o cesaret hep var. Bir gün olacaktır elbet. Bunu da buraya yazıyorum.

Favori oyuncu ve yönetmenleriniz kimler? Yerli ya da yabancı.

Morgan Freeman ın olduğu her film iyidir. James Cameron’un yönettiği her filmin iyi olduğu gibi.

Çok yönlüsünüz. Bu çok yönlülüğün yaşama katkısı açısından avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Konuşmamız hep film üzerine sürdü ama bir bu kadar da müzik var aslında biliyorsunuz. Tüm parçaları bana ait olan bir albüm yapıyoruz sevgili aranjörüm Tarık Kavut ile birlikte.  Hatta bu aralar son klibimizi yayınladık. Çok eğlenceli, farklı bir çalışma oldu “Çiğ Köfte” … Klibimizde ünlü manken Nady BONDAR eşlik etti. İzleyenlerin bir kısmı şarkıyı yadırgarken bir kısmı çok beğendi. Çünkü şarkı isminden sözlerine, klipteki anlatılandan aranjesine kadar hep ters köşeler var. Bu benim tarzım ve tarzımı yaşatabildiğim sürece bu işi de yapacağım. İşte bir yandan müzik bir yandan film ve asıl işim eğitimin çok kenarlılığında kendime çok vakit ayırdığım söylenemez. Bazen diyorum ki, bugün yatacağım televizyonun karşısında, sağlıksız beslenip bir dolu film izleyeceğim… Sonra bir bakıyorum ki elimde gitar şarkı yapıyorum, ya da aklımda deli senaryolar dolanıyorum yollarda. Sanırım ben bu işleri yapmaktan mutluyum ve sanıyorum ki aslında ben hep kendime vakit ayırıyorum. Çünkü bu işler varsa ben de varım.

Şimdi neleri plânlıyorsunuz?

Dediğim gibi bir film projem var. Öncekilerden çok farklı…  Bir dili yok, bir coğrafyası yok, bir kültürü yok… Tüm dünyada seyredilebilecek, insani tüm ortak duyguları içinde barındıran, izledikten sonra insanı oturduğu yere çivileyecek, çok etkili bir kısa film çekmek istiyorum. Çok güçlü isimlerle, hatta belki yabancı aktör/aktristlerle çalışmak istiyorum. Hayırlısı diyelim ve Tarkan’a ve Fazıl Say’a tekrar selam gönderelim.

Çok teşekkür ediyorum. Çok keyifli bir söyleşiydi?

Kendimi ifade edebilmemi sağladığınız için asıl ben teşekkür ederim. Harika bir sohbetti. 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Monaco – Monte Carlo
Monaco – Monte Carlo
Yunanistan-Atina
Yunanistan-Atina