Reklam
Reklam

Büyük Aşk

Güzel bir aşk hikayesinin bir bölümünü veriyoruz size. Büyük aşk. Bu güzel aşk hikayesini haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Büyük Aşk
Bu içerik 433 kez okundu.
Reklam

               

 

 

 

 

Yazan: Bilge Sinan

 

 

 

                Aşkın Adresi Olmadığı Gibi

 

                   Hayatın Kimliği de yoktur… 

 

                         

 

Ambulans yüksek ve acı sesiyle caddelerden geçiyordu. Diskodaki gençlerin dans ederken attıkları kahkaha sesleri, ambulansın feryat figan böğürmesini bastıramıyordu bile. Kırmızı ışıkta geçmesi, hiçbir araca yol vermeden seğirtmesi ürkütücü bir geçiş üstünlüğü sağlasa da, herkesin saygı duymak zorunda olduğu bu araç, yine herkes tarafından biliniyordu ki, bir can hastaneye yetiştiriyordu. Ambulansın hastaneye girişiyle, hastane önündeki kalabalık göze çarptı… Deniz ambulanstan indirilerek İki görevli tarafından sedyeye taşındı. Hemşireler müdahale ettiler. Deniz acil servise getirildiğinde doktor nabzına baktı ve nabzının çok yavaş olduğunu söyledi.

 

Bir Hemşire hemen aletleri alıp, kalp masajı yaptı. Doktor, durumunun çok ağır olduğunu söyledi ve hemen yoğun bakıma alınarak, müşahede altında tutulmasını istedi. Hemşire, yaralının vücuduna EKG aletlerini takıp makineden kalp atışlarına baktı. Bozuk grafikten sonra oluşan düz çizgi Deniz’in hayatını kaybettiğini gösteriyordu.

 

Hastanenin acil servis bahçesine,  3- 4 tane araba gelmişti. İçinden travestiler ve eşcinseller inip, acile koştular.

Doktor:

- Maalesef hastayı kaybettik. Otopsiye götürün, dedi.

 

Hemşire cesetten aletleri çıkardı ve örtüyü yüzüne örttü. Travesti arkadaşları geldiklerinde görevliler onları içeriye sokmak istemediler, küçük itişip kakışmalar oldu…

Ersan:

- Yüksekten düşen bir yaralı hastamız var, nerede? Diye sordu.

O sırada ceset sedye ile götürülürken görevli başıyla, ‘İşte’ işareti yaparak gösterdi:

-Bu mu?

 

Yanına koşup yüzünü açtılar,  Deniz’in kanlı yüzünü gördüler.

 

 Hemşireler ve görevliler travestileri uzaklaştırmaya çalıştıklarında travestiler sinirlendiler.

 

Başka bir travesti bağırıyordu:

 

- Bırakın ulan bizi, niye kurtarmadınız Deniz’i?

 

Polisler geldi. Bir polis:

 

-Sakin olun. Olay nasıl oldu bilen var mı? Diye sordu.

 

Duygu cevapladı:

 

- Neyi bileceğiz, intihar etmiş işte? Niye ettiğini siz bulacaksınız.

 

Diğer polis:

 

- Tamam, biraz sakin olun. Olayı gören var mı?

 

Ersan:

 

- Görmedik, gittiğimizde Deniz’i yerde kanlar içinde bulduk, dedi.

 

Polis:

 

- Tamam, şimdi çıkın buradan, deyince travestilerden biri :

 

-Çıkmıyoruuuuz. Arkadaşımızı verin bizeeee, diye bağırmaya başladı.

 

Bütün Travestiler bağırmaya başlamışlardı:

 

- İnsanca yaşama hakkımız yok mu? Hepimizin sonu böyle mi olacak? Diyorlardı.

Polislerle travestiler arasında arbede yaşandı. Travestiler caddelerde arabalara saldırıp, camları kırmaya başladılar. Trafik alt üst olmuştu. Korna sesleri, kavgalar, gürültüler, bağrışmalar ve kaçışan insanlar,  gece-insan arbedesinin canlı örneğiydi adeta. Üç gencin kavgası, birinin bıçaklanması, diğer ikisinin kaçması da zaten arka sokakların mutlaka bir gece yaşanmazsa olmazıydı sanki…

 

Bu gürültü ve kavga seslerini, pavyon müziğiyle kahkaha sesleri bastırmak için yarışıyordu adeta. Pavyondaki kadınların ve erkeklerin masalarda içki içip gülmeleri, hayatın bir diğer yüzünü haykırıyordu geceye.

 

Denizdeki gemilerin düdük sesleri ve arabaların caddelerden geçişleri, hay hengâm akan bir gecenin sonu, elbette ki güneşin doğuşuydu.

 

* * *

 

YIL:1982…

 

Bir ara mahallede, Derin’in anne babası Hasan ve Meral kamyonete eşyalarını yüklemekteydiler.  Derin ve Murat bir köşede kaldırımda oturmuş, olanları izliyorlardı. Derin 9 yaşında zayıf, saçları lüle lüle zarif bir kız çocuğu,  Murat da 10 yaşında, esmer, bildik tıfıl bir erkek çocuğuydu. Derin’in elinde oyuncak bir bebek vardı. O kadar sıkı tutmuştu ki, sanki bebek elinden kaçacaktı. Üzgün ve şaşkın baktığı kamyonete bir o kadar da öfke doluydu.

 

Ağlamaklı mırıldandı:

 

-Niye gidiyoruz ki sanki?

 

Murat da kamyonete öfkeli bakıyordu:

 

-Siz gidin Derin burada kalsın diye bağırmak istiyorum, dedi.

 

Murat Derin’in elinden tuttu:

 

- Mektup yazarsın değil mi?

 

Derin Murat’a baktı:

 

-Yazarım ama sende mektubuma cevap yaz olur mu?

 

-Yazmam mı, tabi ki yazarım.

 

 Murat’ın annesi Semra hızla yanlarına geldi. Murat’ı kolundan tutup çekiştirerek götürdü:

 

- Ne işin var Derin’in yanında? Sana kızlardan uzak dur, demedim mi? Sen okuyacaksın, serseri olmayacaksın, deyip, iterek Murat’ı götürürken Derin’in de gözleri nemli arkalarından bakıyordu.

 

Murat bir an annesinin elinden kurtuldu, koşarak Derin’in yanına geldi. Cebinden gümüş kalpli bir kolye çıkarıp Derin’e uzattı. Derin kolyeyi almak isterken, o sırada Hasan ve Meral Derin’i, Semra da Murat’ı kollarından tutarak ayrı ayrı yerlere götürdüler. Derin anne ve babasıyla kamyonete bindi. Kamyonet mahalleden uzaklaştı. Murat veremediği kolyeyi ağlayarak cebine koydu.

 

 

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Monaco – Monte Carlo
Monaco – Monte Carlo
Yunanistan-Atina
Yunanistan-Atina