Reklam
Reklam

Engin Dinç " Kendi ayaklarım üzerinde durmak için 19 yaşımda evi terk ettim."

Genç yazar Engin Dinç ile yaptığımız keyifli ve güzel söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Engin Dinç
Bu içerik 1066 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

Biraz sizi tanıyabilir miyiz?

1988 yılında İstanbul da dünyaya gelmişim, ücra mahallelerin ilk ve ortaokullarında çocukluğumu geçirdikten hemen sonra çalışmaya başladım. Yarım, dağınık, ekonomik zorluklar içerisinde geçti çocukluk ve ergenlik dönemim. Kendi ayaklarım üzerinde durmak için 19 yaşımda evi terk ettim. Roman olacak bir hayatım var aslında; sokaklarda yattığım dönemler de oldu, protokol masalarında lüks mekânlarda ağırlandığımda… 2011 yılında Adalet Bakanlığı’nda zabıt kâtibi olarak göreve başladım. Açık öğretim lisesi ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunuyum. Şimdi ise öğrenim hayatıma Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet Bölümü’nden devam ediyorum. Bir sonraki hedefimde hâkim olmak var. Sokaklardan, hâkimlik koltuğuna… Neden olmasın!

Biraz yazma serüveninizi konuşalım. Neden yazma ihtiyacı duydunuz? Neydi sizi yazmaya iten.

Yaşadığım, büyüdüğüm mahalle buna ön ayak olmuş olabilir. Dedim ya biraz zor bir hayatım oldu. Birçok insan gördüm. Lüks masalarda israf edenleri de çöpten ekmek toplayıp yiyenleri de… Sanırım onları anlatma çabası, satırlara dökülen isyanlar benim ki…

Son kitabınızdan bahseder misiniz?

Son kitabım Aşk-ı Sani’yi kaleme almak bir rüya ile başladı. Rüyamda Allah-u Teâlâ’nın hikmetiyle kendimi cennette peygamberler arasında gördüm. Peygamberler sohbet ediyorlardı ve yanlarında Abdülkadir-i Geylani hazretleri vardı. Uyandığımda rüyanın çokça etkisinde kaldım. Peygamberlerin arasında bir evliyanın ne işi olabilir sorusundan yola çıkarak Abdülkadir-i Geylani’nin hayatını araştırmaya karar verdim ve sonunda bu biyografik roman ortaya çıktı.

Bir okur okuduğu bir kitabın yazarını eleştirirken kendi bakış açısıyla mı yoksa yazarın bakış açısıyla mı yaklaşmalı?

İnsanlar ister istemez kendi bakış açılarıyla yaklaşıyorlar konuya. Rüyamı anlatıyorum diye dini pazarladığımı söyleyen dahi oluyor. Fakat benim ticari bir kaygım hiç olmadı bunu yakın dostlarım daha iyi bilmektedir. Derdim yazdıklarımdan para kazanmak değil, okumak isteyen herkese ulaşabilmek. Okurlar kendi bakış açılarını biraz değiştirsinler diye yazılıyor bu kitaplar fakat maalesef ülkemizde bakış açısını değiştirmek de, çok kitap okunmasını sağlamak da çok zor…

Yazarken çok beğenilmek ödül alma kaygısı güder misiniz?

Hiç aklıma gelmemiştir, hiç umurumda da olmaz. Ödüller yalancı dünyaların oyuncaklarıdır. Nobel verilse almaya gitmem bile. Bana bir tenekeyi alkışlar altında vereceklerine bir kitap daha fazla basılmasını ve okunmasını sağlasınlar; derdimizle dertlensinler bu bana yeter…

Yazdığınız yazılarda kendinizi yansıtır mısınız?

Kesinlikle yansıtırım. Yazılarımda hep bir öğreticilik de vardır. Bu öğreticiliği en fazla kendim için kullanır. Kendime öğütler veririm yazdıklarımda...

Sanatçıyı diğer insanlardan farklı kılan şeyler nelerdir?

Sanatçı başlı başına bir farklılıktır. Sanatçı denince aklınıza şu meşhur şarkıcılar, çok satan yazarlar falan gelmesin. Onlar lobilerin şişirdikleri balonlar. Gerçek sanatçılar yaptıkları işlerde fark yaratan, çağ atlatan ve paraya değil, o işe hizmet eden kişilerdir. Sanatçı küçük şeyler için büyük emek sarf etmekten kaçınmayan kişidir. Şöyle düşünün; sahilde saatlerce ulaşıp kocaman gösterişli bir kumdan kale yapıyorsunuz fakat bir dalga gelip yerle bir ediyor. İşte sanatçı böyle bir kişidir. Dalga defalarca yıksa da o kumdan kaleyi tekrar tekrar inşa eder.

Kolay hoşça kal der misiniz? Sizce bir yazar kolay hoşça kal diyebilir mi?

Kolay hoşça kal derim, çünkü her gidiş içinde bir kalış, her kalış içinde bir gidiş saklar. Eğer bir insanın sizden hiç gitmemesini; onun hep yüreğinde olabilmeyi isterseniz ondan gidin. Bedenler ayrılacak ama ruhlar sarmaş dolaş olacaktır.

Yalnızlıkla ne kadar arkadaşlık yapıyorsunuz? Bir kitap bitene kadar mı yoksa kitap bitse de peşinizi bırakmıyor mu?

Benim bir kardeşim yok, ailem sıkıntılı annem, babam, amcam, dayım, halam yok. Kalabalık bir ailede büyümedim. Evde kardeş niyetine kedilerim vardı. Ondan yalnızlık kadar bana yakın hiçbir şey olmamıştır. Bir kitabı okur, o kitabı yeniden yazabilirim. Kitap biter, kitaplar biter ama yalnızlık hep başucumdadır.

Öykülerde saklı kalmış dünyalar, okuyucu o satırlarda gezinirken mi ortaya çıkar?

Yazılan bir öyküyü, romanı, şiiri değerli kılan onu yazan değil, onu okuyandır bence. İstediğiniz kadar yazın eğer yazdıklarını okuyan ve içselleştiren birisi yoksa yazılan birkaç mürekkep damlası olmaktan öteye geçmez. Öyküleri de değerli kılan okuyucunun satırlarında dolaşırken kendi ruh dünyasında bulduklarıdır. Onlar satırlarda gezindikçe daha fazla ortaya çıkar saklı kalmışlıklar...

Bir yazar yazdığı öyküyle, kendi yaşamı arasında sıkışır kalır mı?

Kalacağına inanmıyorum. Yazarlar her ne kadar hayal dünyası gelişmiş insanlar olsalar da toplumun içindeki kişilerdir. Metroda tıklım tıklım giderken terleyen, ekonomik sorunlarla başa çıkmaya çalışan, benim gibi bazen kucağında bebek sallayan kişilerdir. Senin benim gibilerdir yani... Ayrıca öyküsündeki karakterlerine fazla odaklanması psikolojik sorunlar yaşamasına sebep olabilir.

Yazılan kitaplar, hak ettiği değeri buluyor mu? Çok satan kitaplar her zaman iyi midir?

Günümüzün yazın dünyası edebiyattan koparak ekonomik kaygılar dünyasına dönmüş durumda. Bazı yapılanmaların eline geçen edebiyatımızda birileri ne isterse o okunuyor. Yani bir kitap daha ilk günden çok okunan, çok satılan listelerinde birinci sırayı alabiliyor. Adını birçok kişinin bilmediği yazarlar en tanınan yazar diye piyasada reklamı yapılabiliyor. Bunların yapılma amacını biraz ekonomik biraz da siyasi… Ekonomik neden malum, siyasisi de şöyle; yazdıklarıyla kitleleri etkisi altına almak isteyen bazı otoriteler; özellikle sosyal medya ajanslarının da desteğiyle milyonlarca insana ulaşarak bu kitapları okutuyorlar. Bu kitaplarla insanların zihinlerine bazı şüpheleri düşürüyorlar. Onlarca yıl sonrası için gerekli psikolojik ortamı oluşturmak için çalışmalar yapıyorlar. Okurlar bu durumun bugün farkında değiller, bunu görmek için ya yazın hayatının içinde fiilen bulunacaksınız, bu dünyayı bileceksiniz ya da geleceği iyi sezen birisi olacaksınız. Yoksa “Yo! Bence o kitap çok güzel siz iftira atıyorsunuz” diyen birisi olur çıkarsınız. Böyle demek bile zihninizin ele geçirildiğinin bir kanıtıdır aslında. Subliminal mesaj size iletilmiş ki siz o kitabın iyi olduğuna inanmış olarak başkalarına da önerecek ve satışının yapılmasını sağlayacaksınız… Bu zincir böyle devam edecek ve milyonlarca satışı yapılan kitap sayesinde milyonlarca lira toplanarak bazı fonlara aktarılacak ve bu kısır döngü hep böyle sürüp gidecek…

Bu kitaplar ne kadar sürelik bir çalışmanın ürünü?

Lise sıralarından bu yana yazmaya devam ediyorum. Bir kitap olsun diye değil, o gün içimden gelenleri, dertlerimi satıra dökmek için yazıyordum. Sonunda elimde bu kitaplar oluşmaya başladı. Her gün doyumsuz olarak araştırma yapmaya, yeni konular öğrenmeye çalışıyorum. Fakat o kadar çeşitli konu var ki dünyamızda bir noktaya odaklanma sıkıntım büyük... Daha birini kavramadan merakımı cezbeden başka bir konuya el atabiliyorum.

Aşkı siz nasıl tanımlıyorsunuz?

AŞK’ı büyük harflerle yazanlardanım ben. Bir erkeğin kadına, kadının erkeğe hissettiği libido değil benim aşk anlayışım. AŞK; Hakkın ta kendisidir. Sadece bizi var edene hissedilir. Muhabbetullahtır; AŞK.

Biraz da projelerinizden konuşalım.

Yeni kitap çalışmalarım, yeni konularım var. İnşallah onları da sizlerle buluşturacağım. Şimdilik detay vermeyelim ama biraz tarzımı değiştirebilirim. Belki aile hayatıyla ilgili, belki sosyal sorunlar, belki de liselilerin bayıla bayıla okudukları cicili, bicili sözlerle dolu hikâyeler! Niteliksiz olmayacaktır, bunu söyleyebilirim.

Çok teşekkür ediyorum.

Ben size teşekkür ediyorum. Tanışmaktan onur duydum. Onur duydum diyorum yıllar önce bir gün oyuncu Abidin YEREBAKAN ile karşılaştım. Şöyle demişti: “Biz gururlu değil, onurlu olalım çünkü gurur şeytana hastır...” Ne diyelim; AŞK olsun...

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Aşkın kılınç     0000-00-00 Kardeşim seni en iyi tanıyan biri olarak yüreğinden geceleri cümlelere güzel dökmüşsün başarılarının devamı diliyorum inşallah...
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Monaco – Monte Carlo
Monaco – Monte Carlo
Yunanistan-Atina
Yunanistan-Atina