Reklam
Reklam

Cuba - Küba 2

Merak ettiğimiz ülkelerden birisi Küba'ya devam ediyoruz.

Cuba - Küba 2
Bu içerik 1037 kez okundu.
Reklam

 

 

Gezgin: Gülbin Saylık Yamaner

 

 

 

o  Nükleer silahlanma yok! USA nın iddia ettiğinin aksine !!Yıllarca ambargo uyguladığı ülkede bu iddiasının karşılığı olmadığı anlaşılınca kısmi olarak kalkmış durumda..

 

o Küba da yabancı Lider olarak Mustafa Kemal ATATÜRK dışında hiçbir liderin anıtı yok! Onlar için özel bir değeri olduğundan okullarda okutuluyor ve tanımayan yok… Türk olduğumuzu söylediğimizde bir Atatürk ve bir de Hikmet diyorlar. Nazım Hikmeti de tanımayan yok ne güzel ki… Hatta ufak bir dipnot; Havana’nın tepelerinden birinde kurulu Che müze evinin girişinde Che’nin Fidel’den ayrılırken yazmış olduğu veda mektubundan alınmış bir cümle karşılıyor sizi. Ve bu cümlenin içinde Nazım’ın ismine (Hikmet diye anılıyor) kendi satırlarına atıfta bulunulmuş  “ Bitmeyen bir şarkının hüznü gibi veda ediyorum sizlere”  . O müzeyi her sene ziyaret eden milyonlarca insanı Nazım’ın satırları yani….

 

o Ve pek tabi hırsızlık yok… En fazla senede 2-3 vaka görüldüğü söyleniyor…

 

o Ülkede zehirli bitki yok… ve her şey doğal.. plajlar ve her yer halka açık, devletin. Ve dünyanın en güzel plajları ve beyaz kum sahillerine sahipler neredeyse…

 

Ne mi var? Kendi hallerinden gayet memnun, yarışın olmadığı huzurlu ve mutlu insanlar var… Sanat, Spor ve Tıp ülkenin en önem verdiği 3 konu iken nasıl mutlu olmasınlar ki?

 

Havana da 2.günümüz klasik Amerikan arabalarının rengarenk cümbüşü eşliğinde oldu.. Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan Havana old town ve Colomb Mezarlığı ardından Morro kalesini gezdik. Arada girdiğimiz ve güzel kokteyller içtiğimiz her otelde meşhur “Alice” yüz kremlerini sormadan geçmiyorduk. Küba’ya özgü içeriğinde propolis ve plesenta bulunan 3 çeşit olan bu kremleri bulan her turist gibi bizde zulamızı yaptık .. Plesentalı olanı Mayıs aylarında çıktığı için bulamadık ama benim fikrimi soracak olursanız propolisli kremden çok memnunum, almadan dönmemeniz gerekenlerin başında bu olmalı hanımlar..

3.günümüz Pınar Del Rio ya oldu.. burada meşhur Küba purolarının yapıldığı fabrika yı gezdik.. Hiç öyle fantastik şekillerde düşünmeyelim, yok öyle bayanlar bacaklarının üzerinde sarmıyorlar arkadaşım,  fotoğraf çekmek kati yasak olduğu için izledik sadece… Normal desklerin üzerinde gayet matematiksel bir işleyiş gördük. Her puronun yaprağı, büyüklüğü içi, dışı, kesimi ebatı farklı, fiyatı da… Kutusu 200 Euro’dan başlayarak tanesi 250 Euro ya kadar çıkan kaliteli purolar… e bizlerde özellikle erkekler hevesle aldık… Murat’ın verdiği eğitimle yanımızda Baba filminin aktörleri ile geziyormuşçasına bir ambians yaratıldı… Ardından çıktığımız Vinales vadisi gördüğümüz en güzel manzaralardan birisiydi…

4.günümüz ve hala aklımızda bambaşka bir yer olarak kalan Trinidad a.  Kolonyal mimarinin en güzel örneği dedikleri kadar var.. Burada La Canchanchara bar da ismiyle aynı olan yerel içeceğini içip (bal su ve limon ve tabi ki romla yapılan) fotoğraf çekmek için dağılıyoruz… Aman Allah’ım! her bir kare fotoğraflık hatta belgesel tadında… insanlar, giysileri, kent dokusu ,mimari, müzik sesleri, ve sıcak çok sıcak …. Acık hava müzesinde gibiyiz sanki 1950 lerde film setindeyiz… Tek uyumsuz şey biziz. Yani uzaydan fırlamış gibi o güzel şehre gelmiş olan Turistler…küçük bir pazarı var.. her şey gayet uygun ama pazarlığa da açıklar ..Burada 1 cup (turist parası 1 Euro ya eşit) bahşiş verdiğim bir müzisyen çıkartıp bana hediye olarak o da 1 cuc ( cubalıların kullandığı para birimi) veriyor.. Adam o kadar tatlı ki… geri vermek istiyorum hayır sakla senin olsun gibi şeyler diyor… Benim verdiğim 1 cup x 25 katı onlar harcadıkları zaman… Yani biz 25 katı fazla ödüyoruz alışverişlerimize… Olsun. O ülke ve o insanlar tüm mütevazilikleri ile her şeyi hak ediyorlar… Yanımızda götürdüğümüz bazı küçük hediyeleri çocuklara veriyoruz ya da annelerine… Gerçekten bir kalem ya da sakıza, çikolataya bu kadar memnun olan çocuklar ilk kez görüyorum ben. Kendime neden bütün bavulumu bunlarla doldurmadım diye kızıyorum cidden… Dünyanın her yerinde bir çocuğun gözlerinin içini gülümsetebilmek en büyük mutluluk… Trinidad ayrılmak istemediğimiz hatta “ n’oluuuuur beni burada unutun !” dediğim bir yer oldu.

Devam etmeli ve farklı bir cenneti daha görmeliymişiz diyerek ayrıldığımız Trinidad’tan en geç otobüse binen oluyorum. En önemlisi burada hamile evini bulabilmiş olmamız beni çok mutlu ediyor…

Sırada Cayo Santa Maria var…Wuhuuuuuuu…. Otobüsümüzde ilerlerken anlıyoruz. Öyle bir noktaya geliyorsunuz ki sağınız Karayipler solunuz okyanus… Tatil köyüne yerleşiyoruz… okyanus beyaz kum mis.. otel her şey dahil…defile, müzik, 4-5 restoran çeşitlilik bol.. lüx bir tatile geçiş yaptığımız anda Kübalıdan cok Kanada dan soğuktan kaçan turistler ve bir kaç Avrupalı grupla kalıyoruz… tamam güneşlenmek yüzmek süper fakat ben Kübalılarla iç içe bir hayatı tercih ediyorum galiba :/ bu tarz tatiller dünyanın her yerinde var çünkü.. Sürekli olarak aklımda Che’nin verdiği mücadelenin ve bu arada 4 cocugu ve bir eşinin oluşu Fidel in Amerika’ya nasıl kafa tuttuğu, müzedeki efsane fotolar, mektuplar, izlediğimiz kısa filmler dönerken iki dünya arasında bocalıyorum… Hep Murat anlatsın istiyoruz… kırmıyor her sorumuza cevap verip Küba’da yasayarak, tecrübesiyle sabit olan tüm gerçek hayatı ve tarihi anlatıyor..

Dönüş yolunda, bu seyahatin en beklenen kısımlarından biri Che Guevara’nın 37 arkadası ile beraber ebedi istirahatinde olduğu Anıt Mezara gidiyoruz… Santa Clara en çetin savaşlara maruz kalmış bir bölge ve orada zırhlı treni de görüyoruz.. Dinlemek başka görmek ve hissetmek bambaşkaymış…

2 gün yürümekten yorulmuş olan bacaklarımız kışın aldığı güneşten gayet memnun hafif bronz yılbaşı günü dönüyoruz Havana’ya…

Akşam otelimizde Küba nın “one direction” grubu sayılan popüler bir grup çıkacak.. ve hemen hazırlanıp iniyoruz… o da ne Muratcığım bize yılbaşı hediye paketi hazırlatmış… maskeler balonlar pullar vs bi anda yine dünyalı oluyoruz… Havyarından suşisine cok zengin bir menü eşliğinde yiyor içiyoruz… (insan dışarıdaki hayatın bu çeşitliliği görmemesine yine burkuluyor tabi, ama Küba’nın sosyal sorunları ve gelecek bilmecesi bambaşka bir sosyoloji yazısının konusu olabilir)

Otelin barı yerel halkın da katıldığı  “benetton” reklamı şeklinde dans eden, Salsanın Bacatanın dibine vuran bizlerle doluyor ve  gece 02.30 a kadar sürüyor… Ertesi gün Havana da serbest günümüz.. Arka sokaklara dalacağız ki en çok beklediğimiz şeylerden biri…

Bulvarlar ve arka sokaklardaki fark ciddi boyutta… Yılbaşı ertesi olduğu için toplanmamış çöpler de var.. en bakımsız sıvaları dökülmüş evlerin önünde, balkonlarında çocukların ve yaşlıların bile herhangi bir insan görünce el sallaması ,gülümsemesi onların en güzel aksesuarları olmuş.. Umarım biz ya da bizim gibi turistler gittikçe ,ambargo uygulamaları kalktıkça ,zaman ilerledikçe Küba ve Küba insanları bu doğallıklarını korumayı başarırlar..

Okuyucuya küpe:  İlk önce ve muhakkak” Alice “ kremlerini, Puroları ( Cohiba, Bolivar, Diplomaticos Habana)ve 7 yıllık Romları alıyoruz bunlar olmazsa olmaz… Ama bence alabildiğiniz kadar yerel sanatçıların pazarlarda sattığı yağlıboyalardan alın… Vergi ödemek istemezseniz kıyafetlerinizin arasına ya da bavulun en altına giysi gibi serin güzelce derim…

Hep şanslıydım ya yolculuğun başından beri o işte öyle değil yani nazar diye bir şey var o da bende şu şekilde çıktı ;

Che’nin mezarında unuttuğumu sandığım telefon, kaç kez sokaklarda unuttuğum elektronik sigaram, çantam vs hep geri döndü evet ama Bavul gitti !! Hem de Puroları günlerce inceleyip en iyilerini aldıktan sonra. Yerel bir müzik grubundan aldığım muhteşem imzalı Guida müzik aletimin de resmi kaldı elimde, giden ayakkabılarımı vs saymayacağım da THY hala ne bavulu bulabildi ne tazminat ödedi! 2 aydır uğraşıyoruz.. Milli parkta Akbaba’nın ağzından düşürdüğü kemiğin içime girip aklımı yitirecek kadar ormanda korkup çığlıklar atmam üstüne okyanus kıyısındaki odada mini Salamender in misafirimiz olması !!! onlarca nem böceğinin halı deseniyle yerde iken uyumamı saymıyorum bile….:) böylece fobimi yenmiş oldum sayılır bir miktar ..Murat” Peru gezisini sen boş ver ya sana göre değil dedi ama” !!niyeyseeeee.

Yine bir hakkım olsa yine şansım olsa her sene bir kez kış aylarında beni Küba’ya yollasın bu evren. Dileğim budur.

Başka bir ülkede buluşmak üzere sevgiyle kalın.

 

 

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Monaco – Monte Carlo
Monaco – Monte Carlo
Yunanistan-Atina
Yunanistan-Atina