Reklam
Reklam

Bülent Usta "Dostlar yoksa hayatı kimle paylaşacağım. Paylaşmayacağım hayatı ne yapayım?"

Çok yönlü bir isim, yazar Bülent Usta ile yaptığım keyifli söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Bülent Usta
Bu içerik 721 kez okundu.
Reklam

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

Biraz Bülent Usta’nın yaşam hikâyesini dinleyebilir miyiz?

Kıbrıs çıkartması dönemi doğduğumdan ailem çok orjinal bir hareketle dönemin başbakanın adını vermiş bana. Soy isim zaten Usta. Karizmatik bir kişi olmayacağım o yıllarda belli olmuş yani. Bu nedenle izlenenden çok izleyen ve biraz da not tutan taraf oldum hep. Bu notlar biriktikçe de yazmaya başladım.

Yazma serüveninizden konuşalım mı?

Yazma serüvenim ODTÜ’de öğrenciyken başladı. Leman’a karikatür esprileri verdim. Ardından British Council’in oyun yaz projesine katıldım. Burada İngiltere’nin önemli tiyatrolarından gelen hocalardan dersler aldım. Ardından tiyatro oyunları geldi.

Tiyatro oyununuzdan konuşalım mı?

Oyunlarım 11’i buldu. İki tanesini de yönettim. Son oyunum Terapi – Dark Cabaret ise çok değişik bir iş oldu. Çok farklı bir ekip bir araya geldik. Müzikalci, dansçı, oyuncu, müzisyen, bilgisayar mühendisi… Her çeşit kafanın farklı bir işi oldu.

Popüler kültürün bir parçası olan tanınmışlık sizin için ne kadar önemli?

Aslında bu daha çok sahnede olanları ilgilendiren bir soru. Türkiye’de yazar ve yönetmenler tanınmaz. Dünyada da biraz böyledir. Ama bizde kesinlikle tanınmaz.

Kendinizi sık eleştirir misiniz?

Sık göreceli bir kavram. Ama hata yaptığımda hunharca eleştiririm. Gözümün yaşına bakmam.

Kendinizde neleri beğenmiyorsunuz?

Fiziksel olarak “love handle” diye şirinleştirilen karın çevresi yağlarımı mesela sevmiyorum. Bir de aceleci oluşum herhalde.

Eğitim mi, yetenek mi?

Fifti fifti derim.

Bol reytingli işler başarılı mıdır?

Yaptığınız işin ortalamaya hitap ettiğini biliyor ve bundan mutlu oluyorsanız bol reyting başarı demektir. Ben biraz daha acayip insanları seviyorum. Onların beynini tokatlamak istiyorum. O nedenle bol reyting benim için başarı kıstası olmayabilir. 

Ödüllere nasıl bakıyorsunuz? Ödüller hep hak edenlere mi verilir?

Kesinlikle hayır. Tiyatroda sırayla veriliyor mesela.

Dostlarınız var mı?

Olmaz mı? Dostlar yoksa hayatı kimle paylaşacağım. Paylaşmayacağım hayatı ne yapayım? Elbette var.

Zor musunuz?

Umarım.

Mütevazı mı yaşarsınız?

Genelde. Ama bazen şımarıklık yaparım.

Hayatı ne kadar ciddiye alırsınız?

Gençken ciddiye almazdım. Ama şimdi sanki alıyorum. Hayatla ilişkimde gereksizce ciddileştim maalesef.

Neden tahammülsüz olduk?

Tahammül Türk toplumuna ait bir özellik değil. Bizden değilse ölsün! Fikri var bizde. Depremde ölenlere siyasi görüşüne göre ağlayan bir millet olduk. Değildik de böyle mi olduk bilemiyorum. Ama olduysak demek ki olmaya müsait bir milletmişiz.

Bir ünlü ulaşılmaz mı olmalı?

Evet. Ulaşınca büyüsü gidiyor ünlünün. Yazar da biraz ulaşılmaz olmalı. Biraz kahraman olmalı. Ulaşınca kahramanın insani yönlerini görüyorsun ve hatta eleştirmeye başlıyorsun. O büyü kayboluyor. 

Aynalarla aranız nasıl?

Pek iyi değil. Bakınca gözümü kaçırıyorum. Sadece asansör aynaları iyi. Yalnızken asansörde o aynalara bakarak karate yapıyorum.

Çok fazla dizi var. Ekranda bu kadar çok diziye ihtiyaç var mı? Bu durum yapılan işlerin niteliğini azaltır mı?

Çok dizi var ve uzun olmaları niteliğini azaltıyor. Bir kere harcanan emek karşılığını almıyor. 90 dakikalık film olur. Dizi olmaz.

İyi oyuncu tanımınız nedir?

İyi oyuncu bence rol kendisinde değilken yani susarken izlenmeli. Başkası oynarken sahnede karakterini güzel oynuyorsa iyidir. Bir de provalara vaktinde gelmesi önemli. Bunu yönetmen kimliğimle söyledim.

Neden herkeste çabucak şöhret olma merakı var?

Çünkü olanlar var. Güzel kızlar yakışıklı erkekler pek de bir çaba sarf etmeden olabiliyorlar. Karakter oyuncusu sonra olunur. Zamanla olur o iş. Ama hemen jön olabilir bir oyuncu. Başlarda odun gibi oynasa da güzelliği örter hatalarını. Sonra da çalışırsa eğer şöhret basamaklarını çıkar üçer beşer. Bunu görenler de elbette “ben neden şöhret olmuyorum” diye düşünebilir.

Biraz kitaplarınızdan konuşalım.

İki tane kitabım var. Birincisi daha çok mizah üzerine, ikincisi bir roman. Adı “Sen Kaç Ben Onları Oyalarım” Murat Menteş’in afilli filintaları tarzında bir roman. Sinem tadında diyen de var. Hızlı. Tıpkı günümüz gibi. Hep iyi eleştiriler aldım. O nedenle Romanın içime sindiğini söyleyebilirim.

Gündelik hayat akarken, siz, haftalarca anlatmak istediğiniz hikâyenin anlatıcısı olarak, başka bir boyuttan bakıyorsunuz mutlaka hayata. Biraz bu hikâyenin anlatım aşamasında yaşadıklarınızdan bahseder misiniz?

Aklıma ilk geleni yazmam. Biraz hikayenin çevresinde dolanırım. Sağına soluna bakarım. Gizli kalmış görünmeyen şeyler ilgimi çeker. Üslup olarak alaycıyımdır. İçimde bir şey var ciddi olduğum anlarda beni geri çekip daha ironik bir tavra sokuyor. O artık içimdeki çocuk mudur? Yoksa ruh hastası mıyım onu bilemem.

Çok yönlüsünüz. Bu çok yönlülüğün yaşama katkısı açısından avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Çok yönlü olmak iyidir. Farklı düşünmek sizi öne çıkartır. Dezavantajı ise şu; bazen aptalca şeyler yapmak zorunda kalırsınız özellikle de işinizde. Bunları yaparken çok zorlanıyorum. Tek düzelik ve boş işler beni çok hızlı sıkıyor.

Başarısız oldunuz mu?

Tabii ki. Çok olmuştur. Ama yenile yenile yenmesini öğrenecek savaşlarım olmadı. Başarısızlıklardan ders çıkardım bu doğrudur.

Senaryo yazdığınızı biliyorum. Senaryo yazarken nelere dikkat etmeliyiz?

100 tane şey sayarım size. Ama en önemli şey hikayenin çatısı bence. Sağlam bir çatı kurmak gerek. Esprili bir hikaye ve akıcı bir anlatım gerek. Bunlar daha çok yazarak olan şeyler.

Bir iki bölümde oynayan kişiler, oyuncuyum diye ortalıkta geziyor. Oyuncu olmak bu kadar kolay mı?

Oyunculuk zor iştir. Emek ister. O bir iki bölümde oynayıp gezenler “oyuncuyum” derken kendileri bile inanmıyor. Ama dizide gözüktüm demekten daha havalı oyuncu oldum demek.

Projelerinizden konuşalım birazda. Şimdi neleri plânlıyorsunuz?

Demin biraz bahsettim Dark Kabare yapıyoruz şimdi. Türkiye’de ilk defa yapıldığını söyleyebilirim. Bu işe yoğunlaştık. İnsanların beyninin derinliklerine girip en gizli sırlarına dokunuyoruz. Ama merak etmeyin kimseye söylemiyoruz. Her şey o gece aramızda kalıyor. Sizi de bekleriz. Merak etmeyin her şey aramızda kalacak.

Bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

 

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Monaco – Monte Carlo
Monaco – Monte Carlo
Yunanistan-Atina
Yunanistan-Atina