Reklam
Reklam

Hakan Altıner "Oyuncu eğer sözcükleri kendi aynası gibi kullanırsa çok iyi hissediyor, çok doğru söylüyor demektir."

Usta oyuncu Hakan Altıner ile yaptığımız güzel ve keyifli söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Hakan Altıner
Bu içerik 406 kez okundu.
Reklam

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

Biraz sizin cümlelerinizle yaşam hikâyenizi dinleyebilir miyiz?

İstanbul’da benim dönemimde henüz YÖK icat edilmeyen mutlu yıllarda iki üniversiteyi birden okuma şansına sahip oldum. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi konservatuarı tiyatro okudum. Bir süre konservatuarda okuduktan sonra kent oyuncularında tiyatro yaparken diğer taraftan da stajımı bitirip avukatlığa başladım. Altı buçuk sene kadar avukatlık yaptıktan sonra Şehir Tiyatrolarında Gencay Gürün’ün sanat yönetmeni olmasından dolayı bana getirdiği teklifle rejisör olmam kesinleşince hayatımın önemli ve radikal kararını aldım. Baroda kaydımı dondurdum. Yaklaşık otuz yıldır tiyatroyla uğraşıyorum.

Sizce sözcükler bir oyuncunun aynası mıdır?

Kullandığı sözcüklere bağlı. Yazar onları yazıyor sonra rejisöre teslim ediyor. Rejisör bir kaptan gibi rota ve yön tayin ediyor. Gerisi seyirciyle yüzleştiği zaman oyuncuya kalıyor. Oyuncu eğer sözcükleri kendi aynası gibi kullanırsa çok iyi hissediyor, çok doğru söylüyor demektir.

Bu dar çok dizinin çekilmesine nasıl bakıyorsunuz? Sizde Hayat bilgisi dizisinde, Selena isimli dizide oynadınız .

Tiyatro oyuncuları için dizi çevirmek tamamen maddi koşullara bağlı bir şey. Tırnak içinde söylüyorum kaba bir tabir olacak ama para için yapıyorum. Tiyatro bizim hayatlarımızı koruyor. Oyunlarımız iyi giderse bizi geçindiriyor, çocuklarımızı okutuyor falan ama dizilerden alınan para bunlarla kıyaslanmayacak kadar yüksek.  Bu iki bazda ciddi enflasyona yol açtı.

Bir oyunculuk bazında. Oyunculuğun uzaktan yakından yanından geçmemiş kişilere sahte payeler, büyük paralar verildi. Böyle bir enflasyon doğdu.  İki televizyon kanalları belliyken iş yapamayan yapım şirketlerinin sayısı o kadar arttı ki verilen projeler o kadar arttı ki kanallar son derece acımasız davranmayı kendilerine hak saydılar. Dolayısıyla bu iki enflasyonun eklenmesi bir de üstüne üstlük yeni çıkan ekonomik kriz eklenince tam bir kaos ortamı yaratıldı diye düşünüyorum. Şu anda dikkatle bakın televizyona sadece oyuncular tarafından götürülen diziler var.

Çevrilen sinema filmlerinin salonları doldurduğu söyleniyor. Gerçekten nitelikli filmler mi yapılıyor?

Türk sinemasında çok önemli bir aşama olduğuna inanıyorum. Nitelik adına da nicelik adına da filmlerde de aynı tiyatro oyunlarında olduğu gibi türleri var. Bir takım sinema seyircisini sinemaya çeken gençlik komedileri var. Ben kendi seyircisine hitap eden bir filmin çizgisini koruduğu sürece seyircisini avama, kötülüğe, çirkine, müstehcenliğe götürecek hevesinin olmadığı sürece çok saygın buluyorum. Yeni yönetmenler yetişti. Yepyeni bir oyuncu kuşağına da şans tanıyacaklar. Neredeyse isimlerini şu anda söylemekte zorlandığımız birçok genç oyuncu yepyeni yüzler olarak karşımıza çıkmaya başladı. Onlarında salonları dolduruyor olması beni çok mutlu ediyor.

Moliere’in “Kibarlık Budalası’ isimli oyununu yönetiyorsunuz. Biraz oyununuzdan konuşalım mı?

Bir edebiyat klasiği.  Moliere’in yazdığı en önemli en hoş, en lafı sözü olan oyunlarından biri. Aradan geçen dört y.y. boyunca da hiç eskimemiş. Biz bu oyuna karar verdiğimiz zaman Tiyatro Kedi olarak, küçük bir tereddüt geçirdim. Etrafında baskısıyla, oyunu modernleştirmek, günümüze taşımak konusunda. Fakat çabuk kaybettim bu tereddütümü. Tekste baktığınız zaman onlara hangi kostümü giydirirseniz giydirin, hangi çağda geçirirseniz geçirin, lafı sözü hala çok kalıcı bir oyun. Güldürürken düşündüren, satır aralarında bu gün hala toplumumuzda var olan, bir takım sonradan görmelikleriyle sahtekârlıklarıyla çok güzel alay eden ve onları hatta terbiye eden bir oyun. Biz Kibarlık Budalasını Haldun Bey’e proje ararken bulduk. Çok mutlu bir konuşma oldu. Hatta uzun bir arayışta başka oyunlara baktık. Yılbaşı tatili için Varşova’dayken Haldun Bey telefon ettik. Telefonda Moliere oynamaya ne dersiniz dedim. O da hayatım boyunca hiç oynamadım, en sevdiğim yazardır dedi. Bu şanslı buluşmayla kibarlık budalasını sahneye taşıdık. Otantik kostümleriyle dönem üsluplarıyla hem de jestleriyle ama velakin bugünün ritmiyle gösteriye çıktık.

İyi bir oyuncu nasıl olmalı?

Bu sorunun cevapları ben konservatuarda ders verdiğim sürece de aynı şeyleri söyledim, söyleyerek de devam ediyorum. İyi bir atlet nasıl olmalı derseniz tanımlanıyor. İşte spor yapmalı, vücuduna dikkat etmeli, yiyeceğine, içeceğine, hayatına her şeyine dikkat etmeli dersiniz. Bunlar oyunculuk içinde söz konusu. Ben kişisel fikrimi söyleyeyim. Ben yeteneğin çok soyut bir kavram olduğuna inanıyorum. Oyunculukta esas olan şeyin zekâ olduğu fikrindeyim. Zeki bir insan nasıl sahne üstünde kendini kontrol ediyorsa, hayatta da kendini koordine etmeyi bilecektir. Kurallar konusunda çok katı değilim. Oyuncu sigara içki içmemeli. Kendi yegâne enstrümanı olan vücudunu ve sesini kullanmayı biliyorsa zaten iyi oyuncu olmaması için denen yoktur.

Ankara desem neler söylersiniz?

Ankara iki şey söyletir bana daima. Çok uzun seneler buraya turneye geliyoruz. Ankara seyircisi bizim için çok ayrıcalıklı seyircidir daima. Son geldiğim turnelerde biraz daha kozmopolit hale gelmiş bulduk Ankara’yı da, seyirciyi de. Dolayısıyla büyük şehrin şartları insanları biraz daha evde oturmaya sevk etmiş gibi gelmişti bize fakat yine son iki yıldır yine tiyatro oyunlarımızda nasıl seyirci adına güven tazelemişsek Ankara seyircisi adına da güven tazeledik. Bunu da bu oyunda yaşayacağız. Bir tane bilet dahi kalmamış. Bunlar Ankara seyircisiyle yeniden buluştuğumuzu gösterir. Özlediğimiz Ankara seyircisinin yeniden ortaya çıktığını gösteriyor.

Çok çaba harcamanıza rağmen başarısız olduğunuz  oyunlar oldu mu?

Tabi olmuştur. Bu her insanın hayatında olabilir. Benim tek şansım şudur. Gerek şehir tiyatrolarında yönetmen olarak çalışırken, özel tiyatrolarda çalışırken bu güne kadar elliye aşkın oyun sahneye koydum. Sevmediğim hiçbir işi yapmadım. O konuda kendimi çok şanslı hissediyorum. Bir şekilde beğendiğim ve sevdiğim işleri yaptım daima. Onların içinde çok içime sinen de oldu. Daha az içime sinen de oldu. Benim sevdiğim ama gişe açısından başarısız olanlar da oldu.

Usta oyuncularla konuşma şansım oldu ve hepsini mütevazı buldum. Başarının sırrı mütevazı olmak mı?

Bence siz mütevazı davranıp bizi mütevazı diye nitelendiriyorsunuz. Başarının sırrı ben ünlü oldum diye insanlardan kaçmamaktadır. Olduğunuz gibi göründüğünüz zaman bir takım yapay jestlerle kendinizi vermediğiniz zaman aynı cadde de yürüyen, bankada işe giden bir bankacıdan, ders veren bir öğretmenden bir ayrıcalığınız yok.

Biraz yeni projelerinizden konuşalım.

Yaptığımız en önemli projelerimizden biri geçen ay perdelerini açtı. Çalı Kuşu seyirciyle buluştu. İnşallah da devam edecek. Çok umutluyuz. Yine Haldun Bey’le başka bir proje düşünüyoruz.  Onun kadrosunu yapmaya çalışıyoruz. Yine komedi olacak ama bu sefer bambaşka bir konsepte yapmayı düşünüyoruz. Çalıkuşu bizi çok heyecanlandıran bir proje oldu. Sizin gibi değerli arkadaşımın biri sorarsa bugüne kadar yaptığınız ilk üçe neyi sokarsınız diye. Çalıkuşu’nu mutlaka sokarım. Çok emek verdiğimiz, çok farklı bir proje oldu. İnşallah bahtı açık olur.

Bana vakit ayırdığınız için, sorularımı cevapladığınız için çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Monaco – Monte Carlo
Monaco – Monte Carlo
Yunanistan-Atina
Yunanistan-Atina