Reklam
Reklam

Bahadır Tokmak “Tiyatroya ilişkin çok yıkıldığımız, çok üzüldüğümüz anlar oldu.“

"Tiyatro müthiş bir terapi yeri” diyen Bahadır Tokmak'la yaptığımız keyifli ve güzel söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Bahadır Tokmak “Tiyatroya ilişkin çok yıkıldığımız, çok üzüldüğümüz anlar oldu.“
Bu içerik 247 kez okundu.
Reklam

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

 

Bize biraz Bahadır Tokmak’ ın hikâyesini anlatır mısınız?

Öncelikle ben Bahadır Tokmak. Yaşımı yazmamanız kaydıyla, yaşını başını almış bir tiyatro oyuncusuyum. Babam subaydı. Emekli olduktan sonra Ankara’ ya yerleştik. Ankara Halk Evleri’ nde tiyatroyla tanıştım. Ankara Sanat Tiyatrosu, tiyatro okulundan sonra Dil Tarih daha sonra Ankara Halk Tiyatrosu benim için çok önemli bir dönüm noktasıdır. 1985 yılında bir elim trafik kazasında yitirdiğimiz, Erkan Yücel ustanın öğrencisi olmaktan her zaman gurur duyarım. Ve bugün tiyatroda naçizane gelebildiğim noktanın temelinde onun öğretilerinin, onun el uzatmasının, ustalığının çok önemli olduğunu tabi ki kaybettiğimiz için acıyla yad ederim. daha sonra halk tiyatrosunda, Erkan Yücel ölene kadar hem oyunculuk, hem yönetmenlik, daha sonra bize devir oldu yönetim. Halk tiyatrosunu biz devam ettirdik gençler. Orada oyun yazarlığı yaptım. Televizyonla tanıştım ekonomik sebeplerle. Arkadaşım Turgay Yıldız’ la bilinen sabah kahvesi programını yaptık. Birçok televizyon da ödül aldık. Tiyatro güzel bir sevda. döndük dolaştık, özel tiyatro, halk tiyatrosu, vergi borçları, ssk borçları yüzünden kapatmıştık. 1999 yılında Çankaya Belediyesi, Şehir Tiyatroları kurucuları içinde yer aldım. şimdi de tiyatro aktör stüdyo olarak devam ediyoruz.

Yıllarınızı bu işe verdiğinizi biliyorum. Siz olmanız gereken yerde misiniz? Benim yerim burasıydı diyebiliyor musunuz?

Ben maddiyat konusunda sıfır hırsı olan bir insanım. Özel yaşantımda sanat konusunda çok hırslıyım. Hatta babam bana şöyle der. Sen maymun iştahlısın derdi. Tabi bundan paramı kazanıyorum ama emellerimin hepsine kavuştum dersem bizim burada durmamızın bir anlamı olmaz gibi geliyor bana. Müzikle uğraşıyorum ciddi ciddi. Bir dönem karikatür çiziyordum. Sanata dair ne varsa yapmaya çalışıyorum. Buradan da yola çıkarak bir korku var kırkı devirdikten sonra her erkekte mi olut-yor, yoksa bende mi oldu bilmiyorum. Aman zaman kalmadı. Birçok şeyi yapmamız gerekiyor diye bir yarış başladı kum saatiyle.  Allah ömür verirse daha çok şey var yapılacak.

 

Ünlü olunca sanki yapılan işin niteliği artıyormuş gibi davranılıyor. Sizce ünlülerin yaptığı işler iyi mi gerçekten?

Türkiye’ de ünlü kavramı çok karışık. İnsanın yaptığı, uğraştığı ben tiyatroyu kendim yaptığım için, bildiğim için, inandığım için çok asil bir sanat dalı olduğunu düşünüyorum. Tiyatro ve bu işleri yaparak takdir görmek beni çok motive ediyor. Çelik halatlarla hayata bağlayan şey insanların beğenisi bir tatlı tebessümün yolda yürürken mutlu oluyorum açıkçası.

Sanat yaşamınızda neye ağladınız, neye güldünüz, neye güvendiniz, neler dinlediniz?

Tiyatroya ilişkin çok yıkıldığımız, çok üzüldüğümüz anlar oldu. Örneğin tiyatromuzu kapatırken Erkan hocayı kaybedince. Bunca ekonomik sıkıntının, vurdum duymazlığın içinde tiyatro yaparken çok kafanızı tosluyorsunuz. Çok güvendiğiniz dağlara kar yağdığını, yağmaya devam ettiğini gözlemliyorsunuz. Bu özel yaşantınıza, özel yaşantınızdaki girdaplar işinize yansıyor. Türkiye ‘ de yaşayan ayakta kalmaya çalışan her insan kadar darbelere maruz kalıp doğrulup duruyoruz. Bende buna şaşırıyorum. Tiyatro müthiş bir terapi yeri.

 

Sanat yaşamınızda aldığınız büyük dersler var mı?

Tiyatro zaten başlı başına bir ders. Bir başka dünya yaratıyorsunuz. O dünyanın içinde varoluyorsunuz. Eğer algılarınız ve antenleriniz açıksa hayata dair çok şey öğreniyorsunuz. Ben fazlaca tiyatroda yaşadığım dışarıda çok az yaşadığım için kendi adıma bu öz eleştiri, özel hayatımda çok tökezledim. Bazen bir metinden, bazen bir oyundan ders alarak kendi hayatıma monte etmeye çalışıyorum.

Genç oyunculara neler önerirsiniz?

İyi bir seyirci olmalarını tiyatronun onlara getireceklerini bilmelerini ve bununla çok başarı elde edeceklerini düşünüyorum.

 

Sanatla mücadele insanı canlı tutar mı? Siz sanat yaşamınızda neyle besleniyorsunuz?

Sizin gibi bir arkadaşımın beni kaile alması, biz sizin yaptığınız işi değerlendirdik, üç satır bir şeyler söyleyin de gazetemizde, dergimizde bunu yayınlayalım demesi benim en büyük beslenme kaynağım. Bu olmadığı zaman Allah korusun ben ne yapabilirim ki? Çok iyi manifaturacı olamam ki, çok iyi banka memuru olamam ki. Bu ülkenin zor koşullarıyla hem başka tiyatrocularla hem kendinizle yarış halindesiniz. Sizi de, bizi de diri tutanın bu olduğunu düşünüyorum.

“Vefa” desem bu sözcük size neyi çağrıştırır? Buna verilebilecek bir örneğiniz var mı?

Bu soruyu bana bugün sorarsan çok kötü, çok kötümser, çok bunalımda çok acılı anlatırım. Çünkü özel hayatımda çok vefasızlıkla karşılaştım üç dört aydır. Bunu aynen böyle yaz. Buna verebileceğim cevap budur. Ama hayatın böyle olmadığını düşünüyorum.

 

Biraz Sanat merkezinizden konuşalım.

Yaklaşık on bir yıl önce Müjdat Gezen sanat merkezi olarak yola çıktık. Arkadaşlarımla birlikte geçtiğimiz yıllarda üç, dört yıl oluyor, tiyatro stüdyo aktör olarak sertifikalı eğitim veriyoruz. Yine aynı eğitim kadrosu, aynı anlayış, aynı yaklaşım ve aynı hocalarla yolumuza devam ediyoruz. Panora’dayız.  Gururla şunu söyleyebilirim. Bir alışveriş merkezinde bir sanat merkeziyiz. Büyük şehirlerde insanların sığındığı, birlikte vakit geçirdiği bir yer alışveriş merkezleri. Biz de bunun içinde bir sanat merkezini yaşatıyoruz. Bir alışveriş merkezinde  bir kültür merkezinin olması güzel bir şey,  yediden yetmişe herkese sanat anlamında eğitim veriyoruz. Baleden modern dansa, plastik sanatlara, resme, müziğin tüm branşlarına, tiyatroya kadar her alanda eğitim veriyoruz. On yedi yaş üstü ucu açık olmak üzere altmış yaşındaki de eğitim alabiliyor. Onlara da oyunculuk dersi veriyoruz. Kamera önüyle ilgili ayrı bir eğitimimiz var. Bir çocuk tiyatromuz var. Yetişkinlere de oynadığımız oyunlar var. Bunu gurur ve mutlulukla ifade edebilirim.  Hem klasik oyunlarla, hem modern dile sahip oyunlarla, hem yabancı oyunlarla, hem de kendi ürettiğimiz oyunlarla perdemizi açıyoruz. Her türlü oyunlara yer veriyoruz.  Bütün bunları yapmak ekip olarak bizi mutlu ediyor.

 

Sizce sanat dünyayı değiştirebilir mi?

 Ben sadece şunu demek istemiyorum. Sanat benim için araçtır. Hayır sanat benim için araç değil amaçtır da aynı zamanda. Çünkü benim ona ihtiyacım var. Benim bir insan olarak yaptığım işte. Mutlu olamaya başkalarıyla birlikte paylaşmaya ihtiyacım var. Haysiyetli ellerde namusluca kullanılırsa sanatın her dalının çirkinliği değiştirmeye bir adım atabilecek bir şey olarak düşünüyorum.

 

Oyunculuğa bakışınızı değiştirenler oldu mu?

Çok oldu tabi.

 

Mesleğinizi çok sevdiğinizi, sürekli gayret sarf ettiğinizi biliyorum. Sürekli gündemde olup nitelikliymiş gibi bahsedilmek için neler gerekiyor? Fizik mi, oyunculuk mu?

Benim fizikte iddiam olursa çok komik olurum. İlk başta kendi adıma söyleyecek olursam sahnede iş yapıyorum. Oturduğum yerde iş yapmıyorum. Allah’ın bize güç, kuvveti daim kılması gerektiğine inanıyorum. Ben hiç sigara içmedim.  Çok alkol alışkanlığım yoktur. Düzenli olmaya çalışıyorum. Ruh sağlığımı düzgün tutmaya, dik tutmaya çalışıyorum. Benim için önemli olan o.

Bahadır Tokmak aynaya baktığında kendine neler söyler?

Son zamanlar da kendime çok kızıyorum. İşimle ilgili değil. Ben işlimi çok iyi yaptığımı düşünüyorum. Ve bana çok iyi döndüğünü görüyorum. İnsanız neticede. Geçtiğimiz aylarda yaşadıklarımla ilgili kendime fena halde kızıyorum. İnsanın kendisiyle mücadele etmesinin kötü bir şey olduğunu anladım.

 

Bu kadar uzun sanat yaşamında güzel anılar vardır. Bir tanesini bizimle paylaşır mısınız?

Tabi. Çok güzel anılar var. ben yirmili yaşlarda ilk oyunumu yazdım. Ankara Halk Tiyatrosunda iki sezon oynadı. Çok ses getirdi. Rahmetli Turgut Özal dönemini, o dönemin politik, sosyal, siyasi yönünü eleştiren bir oyundu. “Haydi, Çağ Atlıyoruz” diye. Ben bu oyunu yazdım. Gazeteye yansıdı. Ertesi gün Güniz sokaktan bir bey geldi. Bir arkadaş Süleyman Demirel’ in benimle tanışmak istediğini Güniz sokağa beklediğini söyledi. Daha sonra seksen dokuz yılında bizim sayın Demirel’le çok hoş kendisini yakından tanımaktan mutlu olduğum bir dostluğumuz başladı. Aynen bana şöyle dedi: “Yirmi üç yıldır tiyatroya gidemiyorum. Ben bu oyunu çok merak ettim. Tiyatroya gideceğim” dedi. Ve oyunumuzu izledi. Cici hediyeler almış bütün oyuncu arkadaşlarımıza. Ondan sonra Sayın Demirel’ in daha sıklıkla tiyatroya gittiğini duydum. Yirmili yaşlardaydım. Düşünün heyecanımı, mutluluğumu. Hala anarım.

Bu güzel söyleşi için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim. Beni de hatırladığınız buralara kadar zahmet ettiğiniz, vakit ayırdığınız için.  

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Monaco – Monte Carlo
Monaco – Monte Carlo
Yunanistan-Atina
Yunanistan-Atina