Reklam
Reklam

Mustafa Diyar Demirsoy “Aşkın en berbat yanı, aklını ve ruhunu teslim ettiğin kişinin, onu kendisiyle alıp götürmesidir. .”

Oyuncu, yönetmen ve senarist. Çok yönlü bir kişilik. Biz Mustafa Diyar Demirsoy ile yaptığımız keyifli ve güzel söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Mustafa Diyar Demirsoy  “Aşkın en berbat yanı, aklını ve ruhunu teslim ettiğin kişinin, onu kendisiyle alıp götürmesidir. .”
Bu içerik 346 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

Biraz kendi cümlelerinizle sizi tanıyabilir miyiz?

Urfa Suruç’un Atlılar (Haraphalil) köyünde 1976 da doğmuşum. Çocukluğumun bir kısmı bu köyde geçti. Ailem o dönemde köyde kendi küçük arazisinde çiftçilik yapıyordu.  Daha sonra ailemle birlikte Çukurova’ya yani Adana Ceyhan’a geldik. Çocukluğum ve gençliğimin bir kısmı Adana, Ceyhan’da geçti. Ailemle birlikte tarım işçiliği yaptım. Pamuk toplamaktan tutalım da karpuz yükleme işine kadar. Ortaokul ve Liseyi Ceyhan’da,  Üniversiteyi ’de Konya’da okudum. Selçuk Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Gazetecilik bölümünü bitirdim ve Sınıf öğretmenliği formasyon derslerini aldım… Okul bittikten sonra bir yıldan fazla CRT televizyonunda ve CRT gazetesinde yayın yönetmenliği ve gazetecilik yaptım. Gazetede köşe yazarlığı yaptım. Daha sonraları sinema yapabilmek için İstanbul’a geldim.  İlk başlarda vekil öğretmenlik yaptım bir yıl boyunca, bir yandan da 2002 den itibaren çeşitli dizilerde oyuncu olarak oynamaya başladım. Daha sonraları tamamen kendimi sinemaya verdim. İlk sinema filmim 2005 te çektiğim Adressiz Sorgular filmidir. Aynı zamanda ilk başrol oynadığım filmdir.

Oyuncu, senarist ve yönetmen olarak birçok proje de imzanız var. En son yaptığınız işlerden bahseder misiniz?

 2018’ın Nisan ayında yönetmenliğini yaptığım ve aynı zamanda rol de aldığım ‘’Horoz Bayram’’ adlı komedi sinema filmim Türkiye ve Azerbaycan da gösterime girdi. Horoz Bayram herkese borçlanmış Bayram diye bir adamın borçlandığı kişilerden kurtulmak için sihirbaz arkadaşından kendisini horoza dönüştürmek istemesiyle başlayan ve devam eden olayları anlatmaktadır.   Çekimleri Eylül 2018 de biten ve 2019 25 Ocakta ‘’Musabbar’’ korku ve macera sinema filmim gösterime girecek. Filmin Süpervizörlüğünü yaptım, aynı zamanda oyuncu olarak ta yer aldım.  E.Rotin ve Erdal Tutuş filmin yönetmenliğini üstlenmişlerdi. Yine ekim 2018 de senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığım aynı zamanda oyuncu olarak bulunduğum Roza’nın Umudu dram macera türündeki sinema filmimin montaj ve kurgusu devam etmektedir. Rozan’nın Umudu Suriye’deki savaştan İşidten kaçan bir anne ve üç çocuğun Türkiye de başından geçen olayları anlatmaktadır.  Bunların dışında uzun soluklu bir iş olan ‘’Öteki Yılmaz Güney’’ isimli belgeselimin çekimlerini yapmaktayım. Yani son dört beş aydır üç farklı işin çekimlerini yaptım. Yoğun bir dönem geçirdim.

 Sizi diğer yönetmenlerden farklı kılan şeyler var mı?

Herkes bu veya şu şekilde zaten bir birinden farklıdır. Herkesin yaşama bakışı farklıdır. Ve bu farklılık haliyle yaptığı işlere de yansır. Ben sosyal içerikli toplumsal sorunlara parmak basan filmlerde çektim. Komedi filmi de çektim. Korku gerilim tarzında filmde çektim.  Kendimce toplumun bendeki yansımalarına ayna tutum, toplumu insanı anlatırken kendimi de anlatmaya çalıştım. Kameramı topluma çevirdim, sokağa çevirdim bazı filmlerimde. Benden önce yapanlar yok mu tabi ki var. İnsana dokunan, gerçekçi yönleri olan başka filmler çekmek istiyorum.  Toplumun gerçeklerini anlatmak istiyorum. Ötekileştirilmiş görmemezlikten gelinen hayat hikâyelerine odaklanmak istiyorum. Sebep ve sonuçlarını anlatmak istiyorum. İnsanlarımız her gün devasa sorunlar yaşıyor. Bir sinemacı bunları görmemezlikten gelmemelidir. Tabi bunu da sinemanın kendi diliyle anlatmalı. Benim içinde bulunduğum bazı filmlerde faili meçhullerde cinayetlerde anlatılmıştır insanın gözüyle anlatmak istiyorum..

Üslubunuz sert midir?

Yaşamın kendisinde sertlik varsa ve yaşamın kesitlerine odaklanmışsan tabi yaptığın işlerde de sonuç itibariyle yer yer sert bir anlatım tarzı ister istemez ortaya çıkar. Bazen sert bir mizah tarzıyla da olabilir. Bazen dramatik öğelerle de olabilir.

Oyuncu, yönetmen ve senarist. Çok yönlü bir kişilik. Biz mustafa Diyar Demirsoy’u hangi kimliğiyle tanımalıyız.

 Böyle bir soruya cevap vermek zordur. Ben kendime bir tanımlama getirmek istemiyorum. Bir insanın kişiliği bir tanımlamaya sığmayacak kadar çeşitlidir. Mustafa Diyar Demirsoy Senaristlik, oyunculuk ve yönetmenlik yapmaktadır bunların hepsidir. Bu bahsettiğiniz üç alanı da seviyorum. Her birinin kendi içinde farklı yönleri vardır. Yeri geldiğinde bu durum avantaja da dönüşmektedir.

 Beyoğlu’nda Kelebekler isimli bir film projeniz vardı onu biraz anlatır mısınız?

 Beyoğlu’nda Kelebekler film projesini rafa kaldırmıştım. Yeterli finans sağlayabilirsem ya da sağlam bir yapımcı bulursam çekeceğim.  Beyoğlu’nda Kelebeklerde biraz İstanbul’un günümüz gerçekliğine ve buradaki insanların yaşadıklarının bir kesitine odaklanıp anlatmak istiyorum. İstanbul herkes için bir cazibe merkezi olmuştur. Kimisi de İstanbul’un taşı toprağı altın diyerek zamanında gelmiş ve hayal kırıklığına uğramıştır. Kimisi bazı olanaklardan faydalanarak tabiri caizse küpünü doldurmuş kendine daha konforlu bir yaşam kurmuştur.  Kimisi de zorunlu göç etmiştir ya da savaş gerçekliği yüzünden göç ettirilmiştir… Farklı memleketlerden gelen ve İstanbul’da yaşayan insanların hikâyelerinin kesişmesi anlatılıyor. Üç kadın ve bir erkeğin hikâyesinden oluşuyor. Etilerde yaşayan hali vakti yerinde olan bir kadın, başka bir barda sahne alan kadın şarkıcı, üniversite de okuyan bir kız öğrenci ve bar işletmesi yapan Baran isminde bir karakter var. Dördünün yolunun kesişmesini anlatıyor. Bunların İstanbul’da yaşadığı trajediler var. İstanbul’un kalabalığı içinde bazen görmezlikten gelinen ya da dikkatlerimizden kaçan insanların hikâyesidir.

 Neden Beyoğlu? Sizi çeken nedir?

Beyoğlu bazen kalabalıkların yalnızlık içerisinde kaybolduğu, bazen de yalnızların kalabalıklarda kaybolmak istediği bir yerdir. Bazen insanların serbestçe dolaşabildiği bazen de tedirgin his ettiği bir yerdir. Bazen küskündür, bazen sevecendir. Bazen insana kucak açan, bazen insanı ezen bir şekil alır. Kimisi için yirmi dört saat canlı yaşanan bir semttir. Kimisi için de insanların ruhlarının söndüğü yavaş yavaş yavaş eriyerek canından olduğu bir semttir. Bu da benim ilgimi çekiyor. Zengindir. Beyoğlu’nda her türlü rengi bulabiliyorsun. Her türden insanı bulabiliyorsun. Transıyla, entelektüeliyle, sarhoşuyla, delisiyle, dilencisiyle esnafıyla, protestocuyla renklidir. Düşünsenize istiklalde halay çeken gençleri de, horon tepen gençleri de görebiliyorsun. İstiklal Caddesinde Çellosuyla müziğini yapan kadını da görürüsün, elini kulağına götürmüş bir destanı söyleyen Dengbeji de görürsün az öte de tualini önüne koymuş resim yapan ressamı da görürsün. Her birisi ayrı bir dünya.  Dünyanın merkeziymiş gibi gelir bazen. Bütün bu yanlarını seviyorum. Zengindir bazen yorucu bazen de coşkuludur.

Çok fazla keşkeleriniz oluyor mu?

 Tabi ki insanların keşkeleri her zaman vardır. İnsan yitirdiği çok şeyi acaba biraz daha emek verseydim yitirmeyebilirdim der. Yaptığı bir iş bittikten sonra şöyle yapsaydım daha iyi olabilirdi Veya sevdiği ama sonra yol ayrımına düştüğü sevdiği insan için keşke şunu da yapabilseydim der. Hatasız insanın keşkeleri olmaz. Hatasızım diye el kaldıracak bir insanın da olabileceğini düşünmüyorum. Keşkeler vardır.

Şöhret sizin için nedir?

 Yaptığımız iş görseldir ve haliyle biraz popüler yanı da vardır. Ancak ben işimi kendimi anlatmak için yapıyorum. Sinema kendimi gerçekleştirme aracımdır. Şöhret olayım, büyük paralar kazanayım değil. Tabi ki insan yaptığı işin bilinmesini daha çok insana ulaşmasını ister, sevilmek ister, insanların sevgisini kazanmak güzel bir şeydir. Ama illa şöhret olayım, şurada burada gözükeyim diye değil. Saf, temiz insan sevgisiyle evet kabul ederim. Ama başka şeyler ise taraftar değilim.

 Biraz da tiyatro çalışmalarınızdan konuşalım.

 İlk tiyatro çalışmam üniversite öğrencisiyken oldu.1997 de 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde yapmıştık. Berdel diye bir oyundu. Hikâyesi bana aitti bir arkadaşım da oyunlaştırmıştı. Bir grup kadın ve erkek arkadaşımızla oynamıştık. Daha sonra İstanbul da 2009 da Garip Çelik arkadaşımla bir grup kurduk. İlk oyunumuz Hrant Dink’in son gününü anlatan Geçmiş Sular Yüzünde isimli oyunu oynadık. Sahne tozu yutmak ayrı ama tiyatro çok meşakkatli bir iştir. Sinemaya kendimi daha yakın hissediyorum ama tiyatrodan da uzak biri değilim.

Bugünkü çekilen filmleri nasıl buluyorsunuz?

Film eleştirmeni değilim. Şu film şöyle bu da böyledir diye analizler yapmakta doğru değildir. Çünkü benim işim üretmektir. Ortaya kendimce doğru, güzel ve iyi bulabileceğim filmler çekmektir. Dünya ölçeğinde çok filmimiz yok. Burada sadece bu işin sanat kısmını yapan insanlara suç atmakta doğru değil. Bu işin finans kısmı var. Yapımcılar daha çok kar getirecek işler istiyorlar. Bunun sonucu bir komedi filmleri patlaması yaşandı. Bütün bunların sonucunda çok iyi filmlerimizin sayısı azdır.

Kendinizi tek bir sözcükle anlatsanız nasıl anlatırdınız?

 İnatçı ve duygusal ve yapmak istediğinden asla vaz geçmeyen bir insanımdır.

Hayatımın projesi dediğiniz ve hayata geçirmeye çalıştığınız bir proje var mı?

Bir tane değil birçok proje var. Ama Esmer Zamanlar diye bir film projem var. Yıllardır onu hayatta geçirme istediğim vardır.  Esmerleri anlatıyor. Sokakta, tarlada şurada burada yaşayan insanların duygu yüklü dünyalarını anlatıyor. Esmerlerin kendi aralarındaki ilişkileri, çelişkileri başka sınıflarla aralarındaki uçurumlar anlatılıyor. Bu hikâyede güneşten buz kopararak yaşamda kalma mücadelesi veren insanların dramı anlatılıyor. Filmin hikâyesi Adana Ceyhan, Çukurova, Gaziantep, Şanlıurfa ve Diyarbakır da geçiyor. Yedi ana hikâyeden oluşuyor. Yaklaşık üç saat uzunlukta bir film olacak eğer çekilirse. Bunu çekmek istiyorum ama bunun içinde bayağı bir ekonomik güç gerekiyor. Mutlaka çekeceğim. En büyük hayallerimden biri bu filmi çekmektir.

Aşk?

Aşkın en berbat yanı, aklını ve ruhunu teslim ettiğin kişinin onu kendisiyle alıp götürmesidir. Her şeye rağmen yine de aşk insanın yaşamında olması gereken bir şey. Aşksız bir yaşam düşünemiyorum. İnsan aşık olduğu zaman daha farklı düşünüyor daha farklı dünyaya bakıyor. Bazen fırtınalı şeyler yaşıyorsun. Midene kramplar girdiği de oluyor. Bazen de süt liman bir dünyan oluyor onun yanında kendini güvende his ediyorsun. Bir insanla dünyayı paylaşmak en güzel şeydir.

Hedefleriniz neler?

 İnsana ve insanlığa dair hikâyeleri ve kendi hikâyelerimi en güzel şekilde anlatabilmek ve insanlara ulaşmasını sağlamaktır. Bunu da sinema ve roman yazarak yapabileceğime inanıyorum.

Roman Çalışmalarınız var mı?

Bazı dergilerde yazılarım yayınlanmıştı daha önceleri. Senaristlik te yapıyorum. Tabi roman yazmak daha farklı bir alan. Evet şuan bir roman çalışmam var eksiklerini tamamlamaya çalışıyorum. Bu roman aslında 2007 de yazmış olduğum Esmer Zamanlar isimli senaryonun roman versiyonu olacak. Genelde romanlar yazılıp ondan senaryolar uyarlanıyor. Bu sefer tersi oldu. İki yıldır bu romanı yazma kararı almıştım. Film çekimlerim başka aksamalar yüzünden yazımı gecikti tabi. Ama en kısa zamanda bitecektir. Onun dışında üstünde çalıştığım başka yazı dosyalarım da vardır.

Zor biri misiniz?

Zorum bazı olmazsa olmazlarım vardır. Tabi her konuda değil.

Kendinizi yalnız hisseder misiniz?

İnsanların çoğu kendini yalnız hisseder. Özünde hepimiz bir noktadan sonra da yalnızız. Yanında birçok insan olsa da, kalabalıkların içerisinde olsa da, yalnız hisseder. Ben kendi mi zaten hep yalnız hisseden bir insanım.

Yaptığınız en çılgın şey nedir?

Bir köylü çocuğunun sinema yapmaya kalkışması kendini gerçekleştirmek için, oradan oraya kendini vurup yoluna devam etmeye çalışması. Ve yapıp etiklerini yeterli görmeyip bunu yapmak için daha da çok şeyler yapması.

 Neden sinemaya bu kadar aşıksınız?

 Hani klişe bir söz vardır ya bir roman okudum hayatım değişti. Benim de çocukluğumda elektriğin bile olmadığı bir köyden Suruç’a gelmiştim. Bir bayram günüydü ve ağabeylerle gelmiştik tabi kayboldum ve bir sokakta insanların sıraya girdiğini gördüm. Bende onların arasına karıştım hatta orada üstümdeki para da biri tarafından çalınmıştı ve mutsuzdum ağlıyordum bir yandan. Herkesin girdiği sıraya girdim. Başlıyor başlıyor üç film birden başlıyor diyen adamın sen küçüksün diye bütün itirazlarına rağmen karanlık bir yere girdik. Ve sonra sinema perdesine yansıyan bir dünya gördüm. Bir yaşam gözümün önündeydi şaşkındım. Hayatım değişti (gülüyor), o Hayal Perdesi o kadar çekici ki onun aşkına kapılan bir daha iflah olmaz. Yani insanlar tarafında yaratılan o yenidünyayı yaşamı gördüm ağlamayı da kestim çalınan paralarımı da unuttum. Sonraları köye elektrik geldi ilk televizyonu zengin bir akrabamız aldı akşamları pencerelerden televizyonu izleyebilmek için ben ve yaşıtım arkadaşlarım bir birimizin omuzlarına çıkıp izleyebiliyorduk. İzlediğim filmler dedem ve ninemin anlattığı masallarla bir birine karıştı zamanla. Ve ben de bir gün sinema yapacağım dedim. Bilmiyorum sorunuzun cevabını verebildim mi?

 Etkilendiğiniz bir yönetmen ya da oyuncu var mı?

Etkilendiğiniz birçok insan olabilir ama bunların içinden bazen bir tanesi çıkar bütün yaşamını etkileyebilir. Beni etkileyen de, sinema dili, sinemaya bakışı, topluma bakışı, oyunculuğu. Senaristliği, yönetmenliği ile Yılmaz Güney’dir. Filmlerini sevdiğim önetmenler ve oyuncularda vardır hani hayranlıkla izlersiniz. Bir kaç tanesini söyleyeyim Theodoros Angelopoulos , Andrei Tarkovski, Emir Custurica ve daha başkaları da var bunlar sevdiğim yönetmenler.. Oyuncu olarak Al Pacino ve Robert De Niro başka oyuncularda var. Yani bu dediklerimi severim.

 Filmle gerçek arasında karıştığınız dönemler oluyor mu?

Tabi ki oluyor. Yolda yürürken bile bazen kendimi bir sahnede oynuyormuş gibi hissediyorum. Bir şeyi yazarken de kendimi kahramanın yerine koyuyorum. Kendimi başka bir boyutta hissettiğim oluyor. Başkasına komik ve saçama gelebilir ama ben böyle his ediyorum. İstanbul’da böyle güzel ve sıcak bir söyleşi beni çok mutlu etti.

Beni düşüncelerinizle ve varlığınızla yalnız bırakmadığınız için çok teşekkür ederim.

 Ben teşekkür ederim. Bu güzel röportajı benimle yaptığınız için.

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Andorra, Andorra la Vella
Andorra, Andorra la Vella
Monaco – Monte Carlo
Monaco – Monte Carlo