Reklam
Reklam
istanbul escort

Hayrettin İvgin " Şiirin insanlık tarihi kadar, geçmişi de vardır diye düşünüyorum."

Araştırmacı- Yazar Hayrettin İvgin ile yaptığımız keyifli ve güzel söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Hayrettin İvgin
Bu içerik 560 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

Ben öncelikle kendi cümleleriyle Hayrettin İvgin’i tanımak isterim. Hayrettin İvgin kimdir?

Onur Bey kardeşim, öncelikle bu söyleşi için size teşekkür ediyorum, hoş geldiniz diyorum. Onur Bey, insanın kendisini anlatması zordur. Kendimi nasıl ve ne şekilde anlatacağımı bilemiyorum.

Samsun’un Vezirköprü ilçesinde doğdum. İlkokulu ve ortaokulu Vezirköprü’de okudum. Kuleli Askeri Lisesini bitirdim. Ankara’da Kara Harp Okulu son sınıfında iken “20-21 Mayıs Olayları” sebebiyle ayrıldım. Gazi Eğitim Enstitüsünün Edebiyat Bölümünden mezun oldum. Daha sonra Anadolu Üniversitesi Türk  Dili ve Edebiyat Fakültesinde lisans tamamladım. Çeşitli liselerde Edebiyat Öğretmenliği ve Müdürlük yaptım. Milli Eğitim Bakanlığı merkez teşkilatında Şube Müdürlüğü, Daire Başkan Yardımcılığı, Daire Başkanlığı, Genel Müdür Yardımcılığı gibi görevlerde çalıştım. Mektupla Öğretim  Merkezi, Yaygın Yüksek Öğretim Kurumu, Mektupla Ögretim Okulu, Açık Yüksek Okul gibi öğretim kurumlarında çalıştım.

Kültür Bakanlığında Milli Folklor Araştırma Dairesinde Başkan Yardımcılığı, APK Kurulunda Daire Başkanlığı, yaptım. 1993 yılında emekli oldum.

Çeşitli liselerde, yüksek okullarda, üniversitelerde ve konservatuarlarda edebiyat, Türkçe, halkbilimi ve   müzik tarihi gibi dersler okuttum.

Yayınlanmış 63 kitabım ve 2500’i aşkın makale ve yazım bulunuyor.

Araştırma yapmak zordur. Belgelere sadık kalmak, kaynakları doğru vermek zorundasınız. Bir araştırma yaparken nelere dikkat ediyorsunuz?

Sayın Sancak! Ben bir halk bilimi araştırmacısıyım. Halk biliminin inceleme alanı halk kültürüdür. Biz halk bilimcilere göre halk; ortak sosyal ve kültürel özellikleri bulunan insan topluluğudur. Demek ki  halk, her yerde, her yaşta ve her statüde vardır. Bizler halk kültürünün taşıyıcısı olan her şahıstan ve kaynak kişiden derleme yapabilir, araştırmalarımız için belge, bilgi ve doküman elde ederiz.

Bir olayın, bir kültürel ürünün halk kültürü malzemesi sayılabilmesi için bu malzemelerin; halka ait olması, anonim olması, sözlü geleneğe dayalı olması, kuşaktan kuşağa, toplumdan topluma geçerek yayılmış olması gerekir. Biz buna dikkat ederiz. Biz, üç kaynağa başvururuz: Sözlü, yazılı ve maddi kültür kaynaklarına. Binlerce kaynağı, el altında veya kolayca ulaşabileceğimiz  bir yerlerde bulundururuz. Neyi, ne zaman¸nasıl, hangi kaynaktan ve kolayca elde edebileceğimizi çok iyi bilmeliyiz. Halk bilimin de kendine göre araştırma yöntemleri bulunuyor. Gereğinde alan araştırması, gereğinde örnek olay metodu, veya yazılı kaynaklara başvurarak yöntemimizi uygularız.  Alan araştırmasında gözlem ve görüşme bizim ilk uyguladığımız yöntemlerdir.  Türk halk biliminin maalesef tümüyle halk kültürü derlenip toparlanmadığı için yazılı kaynaklar, hâlen gerçek sonuca ve yoruma bizi götüremiyor. Zaman zaman  sözlü kaynaklara başvuruşumuzun sebebi budur. Zaten halk bilimi dinamatiktir, devamlı gelişir, değişir ve üretilir.

Ben biraz da kitaplarınızdan konuşmak istiyorum. Bütün kitaplarınız içinize sindi mi? Keşke şu konuya da yer verseydim, dediğiniz oldu mu?

Biz araştırmacılar, literatürlerde ve elde ki malzeme, ürün ne ise onu değerlendiririz. Bir kitabı yazar, bitirir ve bastırırsınız. Bakarsınız üç-beş sene sonra o konuda yeni belge ve bilgiler bulunur. Kitabınızın, bilgileri, durduğu yerde  eskir ve tam doğruyu yansıtmaz. Gerçi ben kendi açımdan söylüyorum: Benim içime sinmeyen herhangi bir kitabım olmadı. Hepsini sevdim, hepsini birer evladım olarak gördüm. Şuna   inanın bir konuda ortaya koyduğunuz kitabın zaman içinde bilgileri eskiyor ve değişiyorsa; bu bize sadece sevinç verir. Şahsen ben öyle sevinç duyguları çok yaşadım.  Meselâ; Âşık Sıtkı Pervane ile ilgili 1976 yılında bir kitap yayınladım. Ama zaman içinde bu âşıkla ilgili o kadar çok bilgi ve belgeler  ortaya çıktı ki benim kitap yeni bilgilerin yanında yetersiz kaldı. Bu gayet doğaldır. Doğruları hiç değişmeyecek olan bir kitap henüz dünyada ortaya konmadı Sayın Sancak!

Birleşmiş Milletler Öldüler Şurası tarafından 2009 yılı içinde Rusya Edebiyat Akademisince size Moskova’da Aydınlanma Fedakârı Aleksandır Sergeviç Puşkin Edebiyat Ödülü ve Madalyası  verildi. Biraz da bundan konuşalım.

Sayın Onur Bey Kardeşim!  Biliyorsunuz Puşkin büyük bir Rus hikâyecisi ve romancısıdır. Ayrıca çok güçlü bir şairdir. Aleksandır Sergeviç  Puşkin 1799 yılında Moskova’da doğmuş ve yine Moskova’da bir düello sonunda 1837 yılında hayatını kaybetmiştir. İşte bu büyük şair ve yazar adına her yıl ödül verilmektedir. Bu ödül Birleşmiş Milletler Ödüller Şürası’nın denetim ve gözetimindedir. İlk ihdas edildiğinden bu tarafa, Rusya Edebiyat Akademisi tarafından ödül alacaklar tespit edilmekte ve verilmektedir. Neredeyse 130 yıldır bu ödül dünya yazar ve edebiyatçılarına verilmektedir.

Ödüller Şurası’na üye olan en az beş ülkenin teklifi ile gündeme gelen ödülün 2009 yılında bana verilmesi kararlaştırıldı. Bu ödüle; yazdığım ve birkaç dile çevrilen Manas romanı gerekçe oldu. Bu ödül ilk defa bir Türk yazara verilmiş oldu. Ödül töreni 16 Aralık 2009 tarihinde Moskova’da yapıldı.

Bu arada; Rusya Federasyonu Yazarlar  Birliğine de üye yapıldım. Bu birliğe şimdiye kadar Türkiye’den 2 kişi üye yapıldı, birisi benim. Rusya da iken, başka bir gelişmede oldu. Rusya Yazarlar Birliği 1954 yılında kurulmuş. 2009 yılı kuruluşunun 55. yılıydı. Bu sebeple bu birlik tarafından “Dünyada Saygın(Önemli) 500 Yazar” tespit edilmiş. Bu 500 yazar arasına beni de seçmişler. Puşkin Ödülü töreni sırasında “Önemli Yazar Madalyası” bana Rusya Federasyonu Yazarlar Birliği   tarafından takıldı.

Ödüllere nasıl bakıyorsunuz? Sizce ödüller gerçek sahiplerini buluyor mu?

Sayın Sancak! Öyle ödüller vardır ki tamamen  politiktir. Hem de dünya politikası söz konusudur. Maalesef dünya, hakkaniyet ölçülerine uymuyor. Büyük bir küresel adaletsizlik var çağımızda.  Eskiden adaletsizlik yerel idi şimdi küresel oldu. Politik ve maddi çıkarlar, dünya düzeninin temelini oluşturuyor. İster istemez bu ödüller verilirken de politika esas oluyor. Üzgünüm ama, gerek Türkiye’de ve gerekse uluslar arasıalanda verilen ödüllerin gerçek sahiplerine ulaştığını  söyleyemem.

Hayrettin İvgin kimleri okuyor?

Ben herhalde okuma canavarıyım. Elime ne geçerse okuyorum desem yanlış olmaz. Ama yine de seçiciyim. Her şeydan   önce; halk bilimle, halk edebiyatıyla, genel kültürle ilgili ne bulursam satın alıyor ve okuyorum. Bana gönderilen kitapları mutlaka okuyorum. Hikaye-roman ve şiir kitabı çok gönderiliyor. Tabiki halk bilimciler de o türde kitaplarını gönderiyor.

Siyaset kitaplarını hiç okumuyorum, hep yalan-dolan. Son yıllarda bu tür kitaplar çok moda oldu. Ama son yıllarda popüler olan Hanefi Avcı’nın kitabını okudum. Siyaset beni ilgilendirmediği halde  okumak mecburiyetinde kaldım. Bir de çok satan bazı kitapları okudum. Mesela; Orhan Pamuk, Elif Şafak, Canan Tan gibilerini.. Neden bunları okuyorum, biliyor musunuz? Okumaya değer bulduğum için değil. Bu yazarlar hakkında sohbetlerimde, söyleyeceğim sözüm olsun diye okuyorum. Yalnız şunu söyleyebilirim, bunların içinde Canan Tan bir yıldızdır.

Şiire nasıl bakıyorsunuz? Neden şiirin öykü ya da roman gibi okuyucusu olmuyor? Günümüz şiirinin kısır döngüde olduğunu düşünüyor musunuz?

Şiir edebî türlerin en yaygın olanıdır. Şiirin insanlık tarihi kadar, geçmişi de vardır diye düşünüyorum. Ama şu var; roman ve öykü türü insanlığın yazım tarihi içinde geçmişi fazla değil. Yani bunların şiire göre tarihi daha yenidir. Şiir biraz bireysel bir sanattır. Roman ve öykü de bazen bireysel nitelik gösterse de daha çok toplumsaldır. Her roman ve öykü yazarı şiir yazmıştır ama her şair, roman ve öykü ortaya koymamıştır. Şiir mi daha çok okunuyor, roman ve öykü mü? Doğrusunu tam bilemiyorum ama şiir türünde kitapların çok basıldığını biliyorum. Herhalde arz talep sorunudur.

Günümüz şiiri “kısır döngüde “ mi? Evet, kısır döngüde! Şiirin türünün çok çeşitliliğini artık göremiyoruz. Şairler alınmasın ama daima tek bir biçimde şiir ortaya koymak döngüyü kısırlaştırır. Bir şair, şiirin her biçiminde şiirlerini ortaya koymalıdır. Meselâ; sadece koşma tarzında şiir yazmak kısırlıktır. Acaba diyorum bu şair; koşmadan başka bir şiir türü bilmiyor mu? Serbest şiiri denese ya! Tarzerima, sone biçiminde yazsa ya! Aruzu kullansa ya! Aruz ölçüsünü bilmiyorsa bile halk şiirinin yüzlerce biçimi ve tarzı bulunuyor; semai, ayaklı koşma, müseddes, tekrarlı müseddes, cinaslı koşma, tecnis vb. İşte bu sebeble maalesef sizin ifadenizle söyleyeyim: Türk şiiri bir “ kısır döngü”nün içindedir. Her gün, lahmacun yenmez ki… Her öğün yemeğimizin çeşidini ve tadını değiştirmeliyiz. Sadece koşma tarzı şiiri ben ne yapacağım?

Yeni çalışmalarınızdan konuşmak isterim.

Elimde yaptığım ve yapacağım o kadar çok çalışma var ki ömrüm yeter mi bilmiyorum. Yirmi beş senedir ortaya koymaya çalıştığım ama son altı aydır yazmaya başladığım bir çalışmam var. Sanıyorum bir-kaç aya kadar biter ve yayımlanır.  

Hayrettin İvgin olması gereken yerde mi?

Sayın Sancak, ben bulunduğum yerden memnunum. Şu andaki durumumu ve olmam gereken yeri toplum görüyor.

Siz dergi de çıkarıyorsunuz. Ben bu dergileri keyifle okuyorum. Biraz bu dergilerden konuşalım mı?

Onur Bey kardeşim, biz Kültür Ajans olarak dört adet süreli yayın çıkartıyoruz. Bunlardan üçü bilimsel ve hakemli dergiler. Bilimsel dergiler Kültür Evren’i (35 sayı çıktı), Karadeniz ( 40 sayı çıktı), Bilimsel Eksen (25 sayı çıktı) adlarını taşıyor. Bu dergilerde; sosyal bilimlerin yani tarih, edebiyat, folklor, dil, etnoloji, antropoloji, psikoloji, din bilimi vb alandaki bilimsel yazılar yayımlanıyor. Kültür Çağlayan’ı adı ile yayımladığımız dergi ise, şimdi 54. sayısı yayınlanmak üzeredir. Eğitim, kültür, sanat, edebiyat ve halkbilimi dergisi olup iki aylık periyotta yayımlanıyor. Bu dergide, genç-yaşlı, tanınmış-tanınmamış bütün yazarların şiirlerine, öykülerine, denemelerine ve araştırmalarına yer veriyoruz. Hayli okuyucusu bulunuyor.

Son zamanlarda çıkan kitaplara nasıl bakıyorsunuz? Edebi değerleri hakkında neler söylersiniz?

Son zamanlarda  çıkan kitapların bir bölümü gerçekten çok değerli araştırma ürünleridir. Özellikle Batıda yayımlanan sosyal bilimler alanındaki önemli kitaplar, şimdilerde Türkiye’de de yayımlanıyor. Bunlardan çok yararlanıyoruz. Tabi ben kendi bakış açımı söylüyorum. Bu bilimsel kitaplar Batı’da yayımlanır yayımlanmaz Türkçe’ye de çevriliyor ve kitap haline getiriliyor.

Hayrettin İvgin’in Türk dünyasındaki yerinden konuşalım mı?

Sevgili Kardeşim Onur Bey! Batı’da beni tanımıyorlar. Batı dediğim Avrupa ve Amerika… Ben de onları tanımıyorum! Ama şükür ki Türk dünyası ve Doğu ülkeleri az da olsa benim yazdıklarıma, söylediklerime, yayımladıklarıma değer veriyor. Bu da bana yetiyor. Sevgili kardeşim ben size bir şey söyleyeyim mi? Biz aslında Batılı bir toplumuz  ama yerimiz Doğu’dur ve Türk dünyasıdır. Bunu asla unutmayalım.

Hayrettin Bey! Bana göre sizin “Manas” adlı romanınızın  özel bir niteliği var. Sizin gönlünüzde de mutlaka başka bir yeri vardır. Nedir romanı özel ve başka yapan?

Sevgili Kardeşim! Manas, Kırgız Türkünün büyük bir destanıdır. Dünyada geçmişi 1000 yılı aşan ender destanlardandır. Ve de bu destan dünyanın en uzun destanlarındandır. Varyantları ile birlikte 1.000.000 mısrayı aşan bir hacimdedir. İçinde yüzlerce konu ve olay, binlerce isim geçmektedir. Böyle büyük ve hacimli destanı, tek bir romanın konusu yapmak çok zordur. Ben bir milyon mısrayı ve çeşitli varyantları okudum. Yüzlerce konu ve olayı inceledim, binlerce olay kahramanını irdeledim. Ve sonuçta bir roman ortaya çıktı. Ama bunu yaparken bin yıl öncesinin Kırgız hayatını göz önüne getirdim. O yıllarda Kırgız Türkleri henüz İslâmiyet’i kabul etmemişler. O yüzyılların Kırgız inanışlarına ve geleneğine göre romanı kaleme aldım. İşte bu sebeple bu roman benim için özeldir.

Çok teşekkür ediyorum.

Ben çok teşekkür ederim. Çok keyifli bir söyleşiydi.

 

 

 

 

 

 

   

 

 

 

 

                                               

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik