Reklam
Reklam
istanbul escort

Öğretmenlik mesleğimde beni derinden sarsan ölüm!

Ayfer Yılmaz'ın güzel yazısı kalbinize dokunacak. Bu güzel yazıyı haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

 Öğretmenlik mesleğimde beni derinden sarsan ölüm!
Bu içerik 230 kez okundu.
Reklam

 

 

 

Yazan: Ayfer Yılmaz

 

 

 

 

 

Öğretmenlik mesleğim boyunca günlük tuttum. Tuttuğum bu not defterimden bir anımı sizinle paylaşmak istedim.

Gül Kokulu Ebru’mun Anısına…

Ebru birinci sınıfa başladığında, zayıf, çelimsiz, açmaya çalışan bir tomurcuk güle benziyordu. Diğerlerinden farklıydı. Biraz çekingen, ürkek, oldukça sakin bir çocuktu. Annesi ilk gün sağlık durumundan bahsetti.

  Ebrunun rahatsızlığı kalbinin sürekli büyümesiydi. Kalp nakli gerekiyordu. Bu da pek mümkün değildi. Kalbi pille çalışıyordu. O küçücük bedeniyle, hayat dolu bakışlarıyla kendince farkında olmadan yaşam mücadelesi veriyordu.  Durumunu öğrendiğim ilk günden sonra kendisiyle daha farklı ilgilenmeye başladım. Onunla aramızda inanılmaz bir sevgi bağı oluşmaya başladı. Aramızdaki sevgi alışverişinin Ebru’nun hayatında olumlu değişimlere sebep olduğunu gördükçe mutlu oluyordum. Ve onunla daha çok ilgileniyordum.  Onun gülümsemesi ve mutlu olması için çalışıyordum.

Bir gün telefonum çaldı. Arayan Ebru’nun annesiydi.  Yalvarır gibi heyecan içinde ‘’ Hocam hastaneden arıyorum. Ebru yoğun bakımda, sabah gözünü açtı. Sizi istiyor. ‘’ Heyecanlandım. Korktum. Çünkü Ebru’ya her an bir şey olabilirdi. Yani o küçücük kalbi durabilirdi. Hemen atlayıp hastaneye gittim. Gittiğimde çaresiz, bitkin bir halde gördün annesini. Beni görünce Ebru’ya bir şey olmayacakmış gibi inançlı gözlerle baktı yüzüme. Nitekim de korkulan olmadı. Ebru o yazı mutlu ve olabildiğince sağlıklı geçirdi. Böyle böyle iki yaz daha geçirdik.

Bir Haziran ayı son ders zili çaldı, okullar kapandı. Artık Ebru mezun olmuştu. Büyük bir rahatlık içerisindeydim. Çünkü doktorların biçtiği ömrü atlatmış, gönül rahatlığıyla Ebruyu mezun etmiştik. Yaz tatili geçip, eylülde okullar tekrar açıldığında,  ben 1. Sınıf öğretmenliğine yeniden dönmüştüm. Mezun ettiğim öğrencilerim büyümüşler ve artık ortaokullu olmuşlardı. Onlarla aynı binayı paylaştığımız için teneffüslerde beraber oluyor, ders zamanları ayrılıyorduk. Gözüm yine içlerinde Ebruyu arıyordu. Yakın arkadaşları olan Kübra ve Güler’e onu sordum. ‘’ Öğretmenim Ebru artık okula gelemeyecek, takati kalmamış’’ dediler. O sırada içimde fırtınalar koptu ama çocuklara belli etmedim.

Bir gün bir haber aldık. İnanılmaz ama gerçekti. Sınıfa Ebru’nun kardeşi  Ayşe geldi.  ‘’ Öğretmenim, ablam sizi istiyor, okula gelmek istiyor!’’ dedi. Ben hiç tereddüt etmeden hemen koştum. Arabam okulun bahçesindeydi. Arabaya doğru giderken bahçede eski öğrencilerimden Kader ve Kübra’yı gördüm. Ebru’nun onları çok sevdiğini bildiğim için ‘’Çocuklar hemen Ebru’ya gidip gelelim!’’ dedim. Çocuklarla arabaya bindik, okulun biraz aşağısında olan evlerine gittik. Ebru’yu görecektik.  Ben arabayı park edene kadar çocuklar Ebru’nun yanına çıktılar. İçimde anlatılmaz bir sıkıntı vardı. Arabayı okula doğru çevirmek istedim. Ebru indiğinde yorulmamalı, hemen binmeliydi. Benim geldiğimi duyunca son gücünü toparlayarak kalkıp bana doğru gelirken evin çıkış kapısında olduğu yere düşüp kalmış. Küçük Ayşe telaşla yanıma koştu. ‘’ Öğretmenim, koş ablam hastalandı!’’ dedi. Nasıl koştuğumu hatırlamıyorum. Geldiğimde kapının eşiğinde ebru oturmuş, diğerleri onun başındaydı. O an ne yapabileceğimi düşündüm. Annesi ‘’ Polikliniğe götürelim.’’ dedi. O anda yanağına dokundum, sıcacıktı ama gözleri kapalıydı. Annesi ağlıyor, çocuklar ağlıyordu. Ben hem şaşkın hem ağlıyordum. Çocuğu hemen polikliniğe götürdük, oradan hastaneye götürmemiz istendi. ‘’ Ambulans yok mu ?’’ diye bağırdığımı hatırlıyorum. Arabayı çalıştırmamı istediler. Hepimiz bindik. Hacettepe’ye nasıl gidilir, nasıl yetişilir bilmiyordum. Şaşkındım ve korkuyordum. İçimden sürekli dua ediyordum. ‘’ Allah’ım korktuğumuz başımıza gelmesin’’ diye.

 

Ebru bana geldiğinde bir bebekti. Birlikte geçirdiğimiz beş yıl içerisinde büyümüş, genç kız olmaya başlamıştı, o ölmemeliydi. Hele hele benim yanımda, kurtarmalıydım onu. Bunları düşünmemeye çalışıyordum. Sürekli Ebru’nun kurtulması için dua ediyordum. Yollardan nasıl geçtim, arabayı nasıl kullandım bilmiyorum. Devamlı korna çalıyor, elimle yolu açın işaretleri yapıyordum. Bir an önce hastaneye ulaşmak istiyordum. Ebru’nun yolda iki defa sesini duydum. Arabayı kullandığın için bakamıyordum ama hissediyordum. O minicik yavrum, dünya tatlısı kızım benim çabalarımla kurtulabilirdi. ‘’ Allah’ım çabam boşa çıkmasın’’ diyordum. Nihayet hastaneye yetiştik. Acilde doktorlar hemen müdahale ettiler. Aradan geçen zaman içinde doktorlar olumlu bir şey söylemiyordu. Zaman geçtikçe ümitler tükeniyordu. Doktorlar arada bir gelip ‘’ Tedaviye cevap vermiyor, durum çok kötü!’’ diyorlardı. Doktorlar son geldiğinde babasına bir şeyler söylediler. Babası yere yığılıp kaldı. ‘’ elimizden geleni yaptık, kurtaramadık, Ebru’yu kaybettik !’’ demişlerdi. O ana kadar yanımda bana sarılı olan annesi ise fırlayarak yavrusunun yanına gitti. O da orada bayıldı. Ben çaresiz, sessiz, son derece perişan ve üzgündüm. Tüm gayretlerime rağmen Ebru’yu kurtaramamıştık. Allah’ım kimseye o anı ve evlat acısını yaşatmasın.

 

                

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik