Reklam
Reklam
istanbul escort

Fulya Bayraktar “Yazarlar, genellikle iyi gözlemcidirler.”

Tanımaktan onur duyduğum bir isimle sizler için söyleşi yaptım. öyküleri kadar muhteşem kişiliği ile de beni etkiledi. Fulya Bayraktar ile yaptığım keyifli söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Fulya Bayraktar “Yazarlar, genellikle iyi gözlemcidirler.”
Bu içerik 265 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

 

Biraz kendinizden söz ederek başlayalım mı Fulya Bayraktar, neler yaparsınız, günlerinizi nasıl geçirirsiniz? Kendi cümleleriyle Fulya Bayraktar’ı dinlemek isterim. 

Benim her günüm çalışarak geçiyor. Mutlaka önümde bitirilmesi gereken işler, ilgilenilmesi gereken insanlar, yazılması gereken bir metin veya okunması gereken bir kitap vardır. Her yeni gün bana yeni ödevler yükler. Bu, biraz da benim kendime hep ödev çıkarmamla ilgili olabilir. Öğrenmeyi, keşfetmeyi, biriktirmeyi çok seviyorum. Birkaç ay önce emekli oldum, ancak çalışıyor olduğum zamanlardan hiçbir farkı yok günlük ritmimin. Yazmak kadar, sevdiklerimle, gençlerle ilişkide olmayı da seviyorum.

Biraz kitaplarınızdan konuşalım mı? Kitaplarınızın oluşum sürecini anlatır mısınız?

İki öykü kitabım var. İlki 2015 yılında (Yuh!), diğeri 2019 yılında (Bana Öyle Tuhaf Bakma) basıldı. Çok uzun yıllardır öykü yazıyordum. Ancak kitap bastırmayı çok iddialı bir eylem olarak gördüğüm için kitap dosyalarım hazır olduğu halde bastırmaya yeltenmedim. Artık dosyamı kitaplaştırsam mı diye düşündüğüm zaman, on yıldan fazla zaman geçmişti. Her iki kitabıma da tema üzerinden yaklaşmadım, ama kendiliğinden ilk kitabım daha çok kadınların yaşadıkları, etki altında kaldıkları sorunlar üzerine yoğunlaştı, ikinci kitabım ise ötekileştirilen, tuhaf bakılan insanlarla ilgiliydi. Kitaplarımın basılma aşamasında çok sıkıntı çekmedim.

Deneyimlerinizin zaman zaman anlamsız geldiği oluyor mu? Deneyimlerinizin ne kadarını hayata geçiriyorsunuz?

Deneyimlerimiz, bizleri gelecek karşısında daha bilinçli ve bilgili hale getirir, güçlendirir. Bazen duyarlılıklarımızı artırır bazen azaltır. Her durumda, her olayda bilinçli ya da bilinçsiz şekilde deneyimlerimize yaslandığımızı düşünüyorum. Genellikle, denemekten yana tavır gösterir, muhtemel olumsuz sonuçları da göze alabilirim. Aksi halde kendimi ve dünyayı tanımanın mümkün olmayacağını, kendimi yaşamaktan alıkoyduğumu hissediyorum. Belki de önemli olan yaşadıklarımızın, deneyimlerimizin farkında olmak.

Yazma serüvenini, yazarken yaşadığınız duyguları biraz anlatır mısınız? Yazmanın sizin için önemi nedir öncelikle? Örnek aldığınız öykücüler var mı?

Yazmak, çocuk doğurmak gibi bir şey. Acılı, sancılı ama bir o kadar da heyecanlı. Umutlu, umutsuz anlar, azimli ya da bıkkın haller, hop oturup hop kalkmalarla sürer benim yazım sürecim. Genellikle gece geç saatlerde yazabiliyorum. Zamanın geçişini, nerede olduğumu, yapmam gerekenleri her şeyi unutuyorum yazarken. İstediğim ifadeyi bulmuşsam ve istediğim noktaya getirmişsem yazıyı, bir oh! çekip yatmaya gidiyorum.

Seçerek okuduğunuz tüm öykücüler size mutlaka bir şey katıyor. Yazmaya başladığım ilk zamanlarda istisnasız o sıralar kimi okumuşsam, onun gibi yazmak istiyordum. Yazma süreciniz ilerledikçe artık örnek almak değil de beslenmek anlamında kullanıyorsunuz okuduklarınızı. Artık kendim gibi yazmak istiyorum diyebilirim.

Yazarların gözüne ve yüreğine değen, oradan düş ve imge dünyasına yansıyan ve ansızın ortaya çıkan anlarla doludur yaşam. Sizin böyle anlarınız oluyor mu?

Hem de çok... Her ana, her söylenene, her gördüğünüze duyarlı hale geliyorsunuz. Farkındalığınız gelişmiş ise bu durum bir bakıma yaşamınızı zorlaştırıyor. Çünkü genellikle kötücül, olumsuz, elinizden hiçbir şeyin gelmediği olaylar, durumlar dönüyor etrafınızda. Yüreğinizden kaleminize dökülen duygu ve düşüncelerinizi estetik bir halde kâğıda aktarmak pek de kolay olmuyor bu nedenle…

Kitabınızda bir tek sözcüğe takılıp yerine koyamadığınız oluyor mu?

Sözcüklerle çok uğraşan birisiyim. Bazen bir sözcük bir türlü yerine yakışmıyor, söylemek istediğinizi söyleyemiyor. Yeni sözcük, eski sözcük, benzer sözcük derken, bazen umutsuzluk anları bazen de coşku yaşıyorsunuz. Gecenin bir vakti, herkes uyurken, bir sözcük peşine düşmek… Yazmanın en güzel anları da bu anlar sanırım. Çünkü yapmakta olduğunuz şeyin önemini, tatminini, güzelliğini, size özel anlarını fark ediyorsunuz.

Kitaplarınızda gerçek kişiler var mı?

Kurmaca metinlerdeki kişiler ne tam olarak gerçektir ne de tam olarak hayal. Elbette, kurmaca da gerçek hayattan beslenir. Ancak kurmaca kişileriniz bazen yaşadığınız bir duygu bazen de düşüncelerinizle ete kemiğe bürünür. 

Herkesin yaşamı bir roman mı sizce?

Bazen gerçek yaşam, kurmacanın da önüne çıkabiliyor. Edebiyat ve hayat birbirinin içinde deviniyor aslında. Herkesin yaşamı bir roman olmasa da herkesin yaşamından özgün bir roman hatta belki de birkaç roman çıkar.

Anılarınızda olmazsa olmaz insanlarınız var mı?

Elbette. Yazan birisi için çocukluğun anavatan olduğu söylenir. Benim için de doğrudur bu. Çocukluğuma ve okul yıllarıma sıkça dönerim. O süreçte yakınımda olan insanlar hiçbir zaman zihnimden silinmez.

Yazarların şöhret olması için çok ilginç ve medyatik hikâyelere değinmesi gerekir. Sizce her dalda olduğu gibi alıcısının olması için yazarların da medyatik olması gerekir mi?

Medyatiklik, popülerlikle yan yana giden bir kavram. Popülerlik kendinizin ve kitabınızın görünür olmasını sağlayabilir, ancak yazdıklarınızın değerini artırmaz. Yazmayı nitelik ve kalıcılıkla bağlantılı olarak düşünüyorsanız, kısa bir süre içinde hayal kırıklığına uğrarsınız. Belki güncel konularda (popüler değil) iyi metinler ortaya koymak, dolaylı olarak medyatik olmanızda işe yarayabilir. Bu tarz metinlerin edebiyat ortamlarında tartışıldığına ve geleceğe kaldığına pek tanık olmuyoruz.   

Yüreğinizden hiç eksik etmediğiniz şeyler var mı?

Elbette var. İnsan olmanın bilincini, duygusunu hiç kaybetmemeye uğraştığım için, vicdanımı, adalet duygumu, insana, doğaya ve tüm canlılara olan empati duygumu hep yüreğimde taşırım.

Bir yazar, yazdığı kitabın gölgesinde kalabilir mi sizce?

Bir yazar, yazdığı kitabın gölgesinde kalabilir, hatta kalmalıdır. Aslolan ortaya koyduğunuz metindir, üründür.

Yazmak yaşanan kötü şeyleri unutma aracı olabilir mi?

Edebiyat, bir iç dökme alanı değildir elbette. Ancak yazmanın sağaltıcı bir tarafı var. Meselesi, yarası olan insan yazarak rahatlayabilir, içindekileri ifade ederek, paylaşarak iyileşebilir. Ancak edebiyat alanı açısından önemli olan, yazılanların edebi bir değerinin olmasıdır. Yazmak, unutma değil ama unutmaya terk etme aracı olabilir belki.

Sizi diğer yazarlardan ayıran nedir?

Her yazarın nihai hedefi nitelikli, kalıcı metinler üretmektir. Bunu gerçekleştirmeye çalışırken ana malzemesi de dildir. Duyarlılıklarıyla, gözlem ve bilgileriyle dili iyi işleyebilen yazarlar başarılı olur. Ben de yazmaya başladığımdan bu yana bu gayret içerisindeyim. Kendime ait bir dil oluşturma peşindeyim. Başarabilecek miyim, bilmiyorum. Metinlerimde, özellikle ötekileştirici, ayrımcı bir dil kullanmamaya, kısa ama etkili metinler yazmaya, bireyin ve toplumun önemsiz gibi görünen ama bizleri derinden etkileyen sorunlarını anlatmaktan çok göstermeye çalışıyorum.

Bir yazar sabırlı olmak zorunda mı? Bazen sayısız başlangıç yapmak, bilmeden denemek ve olmazlığın tıkanmanın eşiğine ayak diremektir. Siz sabırlı mısınız?

Evet, yazar çok çok sabırlı olmak zorundadır. Yazmak bir yaşam biçimidir. Yazma süreci sıkıntılı, zaman alıcı, korku dolu, uzun bir süreçtir. Aynı zamanda, bu sürecin ortaya nasıl bir şey çıkaracağını da tam olarak bilemezsiniz. Harcadığınız zaman boşa gidebilir, zamanı yanlış yolda kullanmış olabilirsiniz ya da planladığınız metni yazamayacağınıza karar verebilirsiniz. Ayrıca, yazmak insanı yalnızlaştıran bir süreçtir. Bunu da göze almak zorundasınız. 

Günlük yaşamda pek öyle olmasam da yazma konusunda oldukça sabırlı olduğumu düşünüyorum. Bu, hazır gibi görünen dosyamı tekrar tekrar uğraşarak on yıl kadar bastırmadan bekletebilmemden de anlaşılıyor sanırım. Yazdıklarımı çok uzun süre bekletirim, unuturum, sonra tekrar tekrar bakar, yeniden üzerinde uğraşırım. Bir metin için “bitti” demek, çok da kolay değil.  

Sizi neler etkiler? Öykü yazmak için nasıl bir ortam ararsınız? Olaylar mı? Yaşadıklarınız mı? Gözlemledikleriniz mi?

Bahsettiklerinizin hepsi yazmaya ilişkin malzemelerdir. Yazarken, zihninizde biriken tüm anlar, olaylar, bilgiler, duygular harekete geçebilir. Yazarlar, genellikle iyi gözlemcidirler. Yaşadıkları anlar, kulak misafiri olduğu konuşmalar, izledikleri ya da okudukları haberler, hepsi yazar için önemli çağrışımlar yapabilirler. Üzerinde hiç düşünmediğinizi sandığınız bir konuda, bazen birdenbire bir öykü çıkar, kendiniz de şaşar kalırsınız.

Bir kitabı yazarken zamanda yolculuk yapar mısınız? Yoksa anda mı kalırsınız?

Yukarıdaki cevabımda da belirttiğim gibi yazar için her şey, kullanmak isterse birer malzemedir. Geçmiş, bugün, hatta gelecek… Yazacağınız konuya, kişilere ya da yazma biçiminize göre evet, çoğu kez zamanda yolculuk yapmanız gerekebilir. Örneğin, çocukluğu, yazarın sıkça gidip geldiği bir zaman dilimidir.

Yeni kitap çalışmalarınızdan konuşalım biraz da.  Yeni kitap yazılmaya başlanmıştır mutlaka…

Çok planlı bir yazma sürecinde değilim bu sıralar. Ancak, elbette öyküler ufak ufak yazılmaya devam ediyor. Nasıl bir kitap dosyası çıkar bilemiyorum. Bir yandan da daha büyük hacimli bir konu, kafamda dolaşıp duruyor. Sanırım biriktirme sürecindeyim.

Her kitabın bir iletisi olmak zorunda mı?

Böyle bir zorunluluk elbette yok. Doğrudan mesaj verme isteği, edebi metinlere zarar verir. Ancak, yazar biraz da meselesi olan insandır.  Bunu ifade etmese bile… Bu nedenle, doğrudan mesaj vermese de yazdıklarının içine sızar söylemek istedikleri… Okur da bunu mutlaka anlar. 

Teşekkür ediyorum.

Bu ayrıntılı sorular için ben de çok teşekkür ederim. Sevgiler.

 

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik