Reklam
Reklam
istanbul escort

Süreyya Köle “İyi yazılmış bir aşk romanı bir anda herkesi okuru haline getirebilir.”

Değerli Yazar Süreyya Köle ile Zımba Atölye'de yaptığımız keyifli ve güzel röportajı haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Süreyya Köle “İyi yazılmış bir aşk romanı bir anda herkesi okuru haline getirebilir.”
Bu içerik 549 kez okundu.
Reklam

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

 

Süreyya Köle kendisinden bahsetmek istese neler söyler?

Zor bir soru. Bu biraz da kendinizi nereden tanımladığınızla ilgili. Belki şu şekilde söylemek mümkün, edebiyatı yaşamının merkezine koymuş biriyim. Başka bir deyişle, kendini “herhangi”likten kurtarmak için yazmaya sarılmış biri.

Biraz kitaplarınızdan konuşalım. Konularınızı seçerken anılarınızdan yararlanır mısınız?

Anılarını yazan bir kere yazar. Oysa edebiyatçı tekrar tekrar yaratmak zorundadır. Yaşanmışlıklar tetikleyici rol oynayabilir ancak. Unutulmamalı ki bir yazarın kaleminden dökülen gerçeğe ne kadar yakın olursa olsun asla yaşandığı gibi değildir. Dilin ve kurmacanın devreye girdiği yerde yalnızca sahicilik aranmalı, anılar değil.   

Sizce bir yazar “yazmalıyım” der öykü avına mı çıkar? Yoksa öykü mü zorlar yazarı çıkma çabası ile? Yani sizce öykü mü yazarın ayağına gider, yazar mı öykünün? Siz nasıl yazıyorsunuz? O mu geliyor, siz mi gidiyorsunuz?

Bunun herhangi bir matematiği yok. Her olasılık mümkün benim açımdan ve pratikte karşılığı var. Ötesi, istek üzerine yazmak. Bu durumu sipariş diye tanımlayan da var. Bazen bir proje oluşur ve o projeye uygun öykü istenebilir sizden. Genelde ilham üzerine yazıldığı düşünüledursun, konu daha çok, neyin öykü olduğu ya da olabileceği ile ilgilidir. Av, avcı ilişkisinden öte, devreye giren algıda seçiciliktir diyebilirim.

Kitaplarınız nasıl şekilleniyor? Önce kurgu sonra giriş ve final mi oluyor? Sonra da ahenk ve uyumu mu sağlıyorsunuz? Yoksa bir çırpıda mı çıkıyor bütün bunlar? Sizin kitabınızın oluşma sürecinde hangi aşamalar var?

Çalışmalarınız türlü şekilde oluşabilir. Farklı biçimlerde, farklı tekniklerle bir ürün ortaya çıkarabilirsiniz. İş asıl, bitti, dediğinizde başlar, üzerine çalışmakla. Bu, edebiyatın tüm türleri için geçerli bir yaklaşım. Okurun karşısına en “edebi” olanla, en “kusursuz”la çıkmak tüm yazarların öncelikli derdi kuşkusuz. Bunu başarmak için izlenen yola gelince, ne kadar yazar varsa alabileceğiniz o kadar özgün yanıt var açıkçası.   

Sizce bir yazar sanatsal kaygı gütmeli mi?

Elbette. Yoksa neden yazıyor olsun? Şimdi yazar deyince, ders kitabı yazarı da kendini yazar olarak tanımlıyor, reklam metni yazarı da… Burada sözü edilen edebiyatçıysa, kurmaca yazarı, elbette yazdıklarında sanatsal bir yan arayacağız. Bu, işi edebiyat yapmaya vardırmadan, edebi olmanın suyunu çıkarmadan tabii.

Her kitabın bir iletisi olmak zorunda mı?

Bangır bangır bağıran bir yerden değilse de, iletiden çok, ortaya konulanın bir derdi olmalı. Yoksa yazarıyla, okuruyla neden zamanımızı harcayalım? Kitap dediğiniz boş söz yığını değildir. En azından ben öyle olsun istemem.

Son dönemlerde Türk hikâyesini nasıl görüyorsunuz?

Hikâye gerilerde kaldı artık. Öykü ve öykücüler var nicedir; çok iyi yazan, sıkı kalemler... Her geçen gün yenileri ekleniyor listeye. Yazılacak onca öykü için yeni yeni öykücülerin çıkması Türkçe edebiyat için hem taze kan hem de dinamizm demek. Ne güzel!

Hikâyelerdeki mesaj kaygısının sizce bir edebiyat eserinde yahut sizin hikâye anlayışınızdaki dozajı nedir veya ne olmalıdır?

Öğretmen, öğrenci ilişkisi çoğu zaman sevimsiz bir ilişki biçimidir. Okul yıllarıyla sınırlı kalmalı. Mesaj verme çabasını öncelediğinizde, bir de bakmışsınız adamakıllı öğretmenliğe soyunmuşsunuz okurun karşısında. Ortaya çıkan anlatım edebiyattan uzaklaşıp öğretici bir hal almış. Öğrenmek isteyen ders kitabı okur, sizi neden okusun?  

Aşk üzerine romanlar, her zaman bir şekilde edebiyat okuyucusu olmayan okuyucu gurubunu çeker. Aşk üzerine yazmak kolay bir yol mudur sizce?

Ayrıma gitmeye gerek yok. İyi yazılmış bir aşk romanı bir anda herkesi okuru haline getirebilir. Aşk üzerine yazmak çok da çantada keklik bir seçim olarak görülmemeli. “Aşk” için, rekabetin en güçlü olduğu alan diyebiliriz rahatlıkla. Sizden önce yazılmış, aşmanız gereken onca aşk öyküsünü düşününce o bumerang sizi fena vurabilir.

Amerikan romanlarının değişik bir yanı vardır. Daha çok filme çekilme ihtimalleri olduğundan mıdır nedir filmleri birçok kez romanın kendisinden daha iyi olur. Biz de tam tersidir. Roman her zaman tasvirleriyle, anlatımıyla görselliğin önüne geçer. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu okumayla olan ilişkinize bağlıdır biraz da. Yazarın sözcüklerle yaratmaya çalıştığı dünya kafanızda ete kemiğe bürünürken sizi fazlasıyla doyuruyorsa, nitelikli bir okursanız, o kitaptan yola çıkarak film yapan sinemacının işi zor bu durumda. Sizi ikna etmesi güç. Roman mı daha iyi, romanın filme çekilmiş hali mi, noktasında bir genellemeye gitmek çok doğru bir sonuca götürmez bizi. Olayı daha spesifik bir yerden, örnekler üzerinden değerlendirmek daha doğru olur sanki. Türkiye’den “Ağır Roman” örneğini verebilirim size. Ben romanını sevenlerdenim, oysa çok sayıda arkadaşım filmini daha başarılı bulur. Bu anlamda örnekler çoğaltılabilir, ancak kesin bir sonuca varmak güç.

Satış rakamıyla siz düş kırıklığına uğratan bir kitabınız oldu mu?

Bu soruyu “çok satan”lardan birine sormanız daha doğru olacaktır. Çoğu yayıncı bir kerede 1000 kitap bile basmıyor artık. 500, 500 basılıyor çoğu kitap. Telif konusuna hiç girmeyelim, içinden çıkamayız çünkü. Çoğu yazarın tek derdi, çalışması basılı hale gelsin, göreceli de olsa, kalıcılık sağlansın. Satış rakamı üzerinden düş kurup, hayal kırıklığı yaşayan az sayıdaki yazar için sevinsem mi üzülsem mi karar veremedim şimdi.

Hep bir şeyler üretmek zorunda hisseder misiniz kendinizi?

Her zaman aynı ölçüde olmasa da, haliyle… Hiçbir şey yapmasanız, yolu edebiyattan geçen işlerle uğraşıyor bulursunuz kendinizi. En edilgen halinizde, ya kitap okuyorsunuzdur ya da bir öyküyü taşıyıp duruyorsunuzdur kafanızın içinde.

Çok satan bir kitap için yazarı mı, yayıncıyı mı kutlamamız gerekir? Bir kitap içeriğiyle mi, tanıtımıyla mı çoksatar?

Çok sattığı için değil de yazdıklarından çok etkilendiğim için kutlamak isterim bir yazarı; ya da onu okurla buluşturan yayıncısını. Oysa kimi zaman öyle kitaplar çok satanlarda ki kutlamanız halinde yazarı da yayıncısı da alınganlık gösterebilir, kendileriyle alay edildiğini düşünebilir.

Nasıl “çok satar” olduklarına gelince, piyasa koşullarına hakim bir anlayışla iş yapıldığı açık. Olayı arz, talep düzleminde değerlendirip geçelim derim.

Yeni bir kitap hazırlığınız var mı? Bundan biraz bahseder misiniz?

Bir Çukurova romanı yazıyorum. Yalnızca bu kadarını söyleyebilirim.

Bir yazar, yazdığı kitabın gölgesinde kalabilir mi sizce?

Bir yazar bundan başka ne isteyebilir, hatta ne dileyebilir ki? İş ki kitap, yazarının gölgesinde kalmasın. O zaman yazık olur işte.

Sizi etkileyen bizimle paylaşmak istediğiniz bir anınız var mı?

“Ne var ne yok” sorusuyla bilgisayar sistemini çökerten Temel’in durumuna benzedi bu şimdi. Bu öyle bir soru ki aklınıza üşüşen anılar kişisel belleğinizi çökertebilir bir anda. Genel olarak, tüm o yaşanmışlıklardan ne çıkardığımı söyleyebilirim yine de size. Bir Arap atasözü der ki: “Gülersen dünya seninle güler ağlarsan tek başına ağlarsın.” 

Yazarların şöhret olması için çok ilginç ve medyatik hikâyelere değinmesi gerekir. Sizce her dalda olduğu gibi alıcısının olması için yazarların da medyatik olması gerekir mi?

Yazarın çok sayıda okura ulaşmak gibi bir derdi olabilir, ancak öncelikle şöhret olmak gibi bir derdin sahibi olabileceğini düşünmek istemem. Yazarlık başarısından kaynaklı bir tanınmaya kimsenin sözü olamaz elbette. Bu arada, medyatik diye tanımlanan insanların da yazma hakkı var. Tanınmış olmak kötü bir şey gibi görülmemeli. Dikkate alınması gereken ortaya konan üründür. İnsanların kendini kanıtlamasına fırsat tanınmalı.

Yüreğinizden hiç eksik etmediğiniz şeyler var mı?

Bu soruya çok daha genel bir yerden yanıt vermek de mümkün, ancak nedense aklıma sevdiklerimi getirdi bu soru. Kedilerim Shera ve Sonya, torunum Can, kızlarım Damla ve Arzum… Kalbimin tahtına kurulmuş, adı bende saklı başka isimler sonra… Hepsinin ötesinde, şairin dediği gibi, “Şarjörüm” değilse de “Yüreğim bahar dolu…”

Çok teşekkür ediyorum.

Ben teşekkür ediyorum, ilginize, emeğinize…

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Ülkü Alasya     0000-00-00 Mükemmel bir röportaj olmuş.. tebrikler..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik