Reklam
Reklam
istanbul escort

AYŞE ÖVÜR “Kendimi dipsiz bir kuyuya düşmüş gibi hissettiğim zamanlar da oluyor.”

Değerli Yazar Ayşe Övür ile editörümüz Onur Sancak, Zımba Atölyede güzel bir söyleşi yaptı. Bu güzel söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

AYŞE ÖVÜR “Kendimi dipsiz bir kuyuya düşmüş gibi hissettiğim zamanlar da oluyor.”
Bu içerik 807 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

 

SÖYLEŞİ: ONUR SANCAK

 

 

 

Biraz Ayşe Övür’ü anlatır mısınız?

 1971 İstanbul doğumluyum İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik arkeoloji bölümü mezunuyum. Yüksek lisansımı aynı fakültede Eskiçağ tarihi bölümünde tamamladım. Değişik arkeoloji projelerinde çalıştım. Bununla birlikte edebiyat yaşamımda hep yer aldı. İlk romanım Sahra 1911,  2017 yılında Remzi kitabevi tarafından yayınlandı. İkinci romanım Botter Apartmanı 2019 Nisan ayında yine Remzi kitabevi tarafından yayınlandı

Arkeoloji ve tarih eğitimi aldınız. Bu alanlar edebiyatçılığınızı nasıl etkiledi?

 Klasik arkeoloji eğitimim sırasında Homeros'un İlyada ve Odysseia'sı başta olmak üzere pek çok temel eseri ayrıntıları ile öğrenme fırsatım oldu. İstanbul Üniversitesinde iyi bir mitoloji eğitimi aldım. Tüm bu bilgilerin temel edebiyat kültürümü oluşturmada önemli etkisinin olduğunu söylemeliyim. Yazdığım iki romanda da okuyucu arkeoloji ve tarihle olan bağımı görecektir.

Romanınız Botter Apartmanından konuşmak istiyorum elbette. Ana mekân Botter apartmanı.  Biraz Botter apartmanını bize tanıtır mısınız?

 Botter Apartmanı, 2. Abdülhamit'in terzisi Hollandalı modacı Jean Botter için dönemin ünlü mimari İtalyan asıllı Raimondo D'Aranco tarafından tasarlanarak inşa edilmiş. D'Aranco'nun İstanbul'a geliş öyküsü oldukça ilginç. Aslında Paris ve Londra'daki gibi sergi/ fuar inşası için İstanbul'a davet ediliyor. Fakat 1894 büyük İstanbul depremi nedeni sergi projesi iptal ediliyor. Bunun yerine hasar gören binaların onarımlarını yapması isteniyor. Böylece D'Aranco'nun yaklaşık 15 yıl süren İstanbul macerası başlıyor. Pek çok değerli esere imza atıyor. Özellikle New Art / Art Nouveau akımının önemli temsilcisi sayılan eserleri ile ünlü bir mimar. İstiklal Caddesi'nin Tünel tarafında yer alan Botter Apartmanı, İstanbul'daki New Art tarzı binalar içinde yer alıyor.

Botter apartmanının çevresinde Galata Mevlevi hanesi, Narmanlı Han, Galata Kulesi gibi mekânlar geçiyor kitapta. Bu mekânlar kitaba zenginlik katmış elbette. Biraz bu mekânlardan konuşalım mı?

Evet romanda Botter Apartmanı dışında Narmanlı, Galata Mevlevihanesi, Galata Kulesi gibi tarihi mekanları da birer simge olarak kullandım. İçlerinde özellikle Botter Apartmanı'nın tam karşısında bulunan Narmanlı benim için çok özel bir yere sahip. Bildiğiniz gibi yaklaşık 190 yıllık geçmişi var.. Uzun süre Rusya konsolosluğu olarak kullanılmış. Cumhuriyet'in ilanından sonra binayı Narmanlı kardeşler satın alarak sanatçılara, yayın evlerine, gazetecilere kiralamışlar Böylece Narmanlı , Ahmet Hamdi Tanpınar, Aliye Berger, Bedri Rahmi Eyüpoğlu ve pek çok önemli isme ev sahipliği yapmış. Botter Apartmanı. Romanını yazarken çok değer verdiğim Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur romanını Botter Apartmanı'na bakarak yazdığını düşündüm hep. Bu nedenle büyük yazara duyduğum saygıdan dolayı metinde  "zaman" kavramına değindim. Bilindiği gibi Tanpınar için "zaman" kavramı önemlidir. Galata Mevlevihane’sini insanın, kendi travmalarından saklandığı, kendini aradığı alan olarak düşündüm. Galata Kulesi ise, romanın başkarakteri Kaan ile babası ve dedesi arasındaki gizli gerçeğe işaret ediyor. Burada Ümit Yaşar Oğuzcan ve oğlu arasındaki sancılı ilişkiye işaret ederek göndermede bulunmaya çalıştım.

Roman kahramanlarınızda psikolojik saplantılar var, Biraz bu konudan konuşalım mı?

İlk okuyuşta karakterlerin psikolojik sorunları dikkat çekiyor. Gerçekte karakterler başta Oxford mezunu bir psikiyatrist olan Kaan olmak üzere toplumda statü sahibi kişiler.  Romanda karakterlerin maskelerini indirerek onları asıl halleriyle göstermeye çalıştım. Bu nedenle okuyucu psikolojik sorunlara tanıklık ediyor. Oysa herkesten daha farklı ve daha büyük sorunları yok. Sadece maskeleri indirilmiş bireyler olarak okuyucunun karşısına çıkıyorlar. Bizler de gerçek bireyler olarak maskelerimiz indirildiğinde, doğal halimizle aynaya bakmayı başarabildiğimizde, aslında benzer sorunlara sahip olduğumuzu görebiliriz.

Psikolojiyi çok iyi bildiğinizi gördüm. Bu ilgi nereden?

 Psikoloji eğitimim yok. Bununla birlikte insanları gözlemlemeyi seviyorum. Kitabı yazarken pek çok psikoloji kitabı okudum. Ayrıca bazı psikologlara da danıştım.

Kitabınızda vermek istediğiniz her şeyi verebildiniz mi?

Botter Apartmanı romanının yazarı olarak okuyucuya geniş bir düşünme alanı açmak istedim. Metni birbirine paralel iki farklı zaman üzerinden ilerlettim. , Metnin sonunda ise iki zamanı birleştirdim. Geçmişte yaşanan ve artık gücünün bittiğini sandığımız çözülmemiş travmaların zamanın içinden geçerek hayatımızı etkilediğini göstermek istedim.  Yazar olarak bunu yapabildiğimi düşünüyorum.

Anılarınızda olmazsa olmaz insanlarınız var mı?

 Elbette hayatımda yeri olan çok özel insanlar var. Birlikte büyüdüğüm ya da hayat yolunun bir aşamasında karşılaştığım dostlarım benim için çok önemlidir.

Yazmak yaşanan kötü şeyleri unutma aracı olabilir mi?

 Unutmak diyemem ama kötü anıları hafifletmeye ve onları anlamaya yardımcı olabilir. Doğrusu iyi ya da kötü yaşadıklarımı unutmayı pek tercih etmiyorum. Benim için hayat bir deneyim alanı. Bu deneyim alanında önemli olanın dengede kalabilmek olduğunu düşünüyorum.

Yazarken sizin için önemli olan nedir?

 Yazmak benim için iç güdüsel bir durum. Neden yazdığımı çok düşündüm ama somut bir neden bulduğumu söyleyemem.  Günlerce bir metnin başında oturmanın mantıkla açıklanabilecek tarafı olduğunu sanmıyorum. Büyük emek ve birikim gerektiren bir çalışma.

Okuyucularınızla çok rahat iletişim kurduğunuzu gördüm. Aranızda çok güzel bir diyalog var. Bunu neye bağlıyorsunuz? Ayşe Övür’ün çok zeki olmasına mı yoksa okuyucularla nasıl iletişim kuracağını bilmesine mi?

Özel bir davranışım yok. Sadece kendim gibi olmaya çalışıyorum. Okuyucularla iletişimimin samimiyete dayanması benim için çok önemli.  Katıldığım ilk söyleşide samimi olmanın gücünü keşfettim. Ayrıca güler yüzlü olmak insanların size daha kolay ulaşmasını sağlıyor.

Yeni bir şeyler yazmak için masaya oturduğunuz zaman temel ayrıntıları uzun uzadıya düşünüp taşınıp, kafanızda kurmuş, yazmaya çoktan karar vermiş misinizdir?

Masaya oturduğumda ne yazacağımı biliyorum. Yeni bir metne başlamadan önce mutlaka plan yapıyorum. Karakterleri, mekânı, ana tema ve ana duyguyu belirlemek yazma aşamasında işimi çok kolaylaştırıyor. Ayrıca metindeki tutarsızlıkları da önlüyor.

Yazdığınız bir öykünün sonunu getirememe korkusu yaşadınız mı?

 Hayır, şimdiye kadar sonunu getiremezsem korkusuna hiç kapılmadım. Şu anda üçüncü romanımın metnini yazıyorum. Sonunu nasıl yazacağımı daha en baştan biliyorum..

Bir yazar sabırlı olmak zorunda mı? Bazen sayısız başlangıç yapmak, bilmeden denemek ve olmazlığın tıkanmanın eşiğine ayak diremektir. Siz sabırlı mısınız?

Kesinlikle çok sabırlıyım. Bazen sayfalarca yazdığım bir metni bir anda silip başa dönebiliyorum. Sabırlı olmak bir yazarın sahip olması gereken özelliklerden. Aksi durumda roman yazmanın pek kolay olacağını düşünmüyorum.

Bir gece yarısı ya da sabah karanlığında bir öykünün ya da bir kitabın son cümlesine, son noktayı koyduğunuz anın mutluluğunu tarif eder misiniz?

Şimdiye değin iki roman yazdım.  O son kelimeyi bulduğumda, kendimi yorgun ve bir o kadar da keyifli hissettim.

Popüler olan bir kitap her zaman iyi olmayabiliyor. Sizce bir kitap nasıl popüler oluyor?

 Popüler ve çok satan kitaplara her zaman dikkatle yaklaştım. Elbette her popüler kitap vasattır, ortalama beğeni düzeyine hitap eder diye düşünmek yanlış. Pek çok nitelikli eser de popüler olabilir. Ya da son derece sıradan bir roman bir anda yüksek satış grafiği yakalayabiliyor. Bunda yoğun reklam ve yazarın medyada sık sık yer alması bence etkili. Başka faktörlerde var. Yazdığınız bir metin dizi olarak televizyonda gösteriliyorsa bir anda tüm kitaplarınız - bazıları kötü de olsa- çok satmaya başlayabiliyor. Gözlemlediğim kadarıyla okuyucu, yeni yazarlar keşfetmek yerine tanıdığı, adını medyada gördüğü yazarlara daha fazla ilgi gösteriyor.

Ayşe Övür’ün anımsadığı ve gözlerini nemlendiren çocukluğuna dair anıları var mı?

Çocukluğumu mahalle kültürü içinde yaşadım.  O zamanlar yaşama daha umutla bakabiliyordum.  Anılarım pek hüzünlü değil. 1980’lerde ailelerimiz bizi sokağa rahatlıkla bırakırdı. Komşu evlerine girip çıkardık. Şimdi İstanbul'da bunun mümkün olmadığını biliyorum. Varlıklı değildik ama ahlak değerlerimiz çok yüksekti.

Gördüğüm kadarıyla çok pozitif bir yapınız var. Ayşe Övür hep göründüğü gibi midir?

Elbette kendimi dipsiz bir kuyuya düşmüş gibi hissettiğim zamanlar da oluyor. Sonra insanın ölümlü, sonlu bir varlık olduğunu hatırlıyorum. Sonsuz bir boşluğun içinde önemsenmeyecek kadar kısa bir yaşam süresine sahibiz. Sonra her şey yok oluyor. Bu nedenle yaşadıklarımızı fazla da önemsememek gerek. Benim için yaşam bir deneyim alanı. İnsanın bu dünyaya iyi ya da kötü diye tanımlayacağımız farklı deneyimler yaşamak için geldiğini düşünüyorum. Önemli olanın yaşama, erdemli ve vicdanlı yaklaşmak. Böyle olunca dengede olmanın gücünü de hissediyordunuz.

Bir yazar ne zaman özgünlüğünü bozar?

 Yazarın yüksek satış rakamlarına ulaşmak için ödün vermeye başladığı an kişiliğinin dışına çıktığını düşünüyorum. Bozulma da işte bu noktada başlıyor. Eser sahicilikten ve estetikten uzaklaşıyor.

Bir yazar kendini tekrar ederse yazmayı bırakmalı mı?

 Kesinlikle bırakmalı.  Edebiyatımızda son derece nitelikli eserler vermiş bazı yazarların, ileriki dönemlerde kendilerini tekrarladıklarına şahit oluyoruz. Bence bu durumda yayınevi yazarı uyarmalı. Bir yazar da bunu fark ettiği noktada en azından ara vermeli.

Bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik