Reklam
Reklam
istanbul escort

Adnan Gerger: “Gerçek yazarlar, hiçbir zaman bitiremeyeceği romana başlamazlar.”

Adnan Gerger, hayatını yazarak kazanan bir yazar. Hayatı boyunca hep yazmış. Yazın hayatına gazetecilikle ve edebiyatla iç içe başlamış. Edebiyat, ta küçüklüğünden bu yana vazgeçilmezi… Son yirmi yıldır kendini romana adamış… Onun romanlarında bir karşı çıkış var. Bu karşı çıkışlar, metinler arasındaki ilişkilerinde de, dilinde de ve kurgusunda da çok net karşımıza çıkıyor. İşte Adnan Gerger’i birçok yazardan ayıran özelliği bu... Bu tavır, onun yapıtlarını benzersiz kılıyor ve okuyanların hem dimağında hem damağında müthiş bir estetik tat bırakıyor. Adnan Gerger’le bir etkinlik sonrası sizler için söyleştik. Ben çok keyif aldım. Siz de okuyunca aynı keyfi yaşayacaksınız.

Adnan Gerger: “Gerçek yazarlar, hiçbir zaman bitiremeyeceği romana başlamazlar.”
Bu içerik 1397 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

İtirazın ve suskun bir aşkın sesi…

 

 

*** Bir edebi yapıtta hem estetik dilin çatısını kuracaksın hem de o çatı sadece sana ait olacak. Uzaktan bakanlar senin çatın olduğunu anlayacak. Ancak bu o kadar göründüğü gibi kolay değil. Bunu yapabildiğin takdirde iyi bir yazar olabilirsin.

                                                                                             

 

Adnan Gerger’in yaşam penceresini aralarsak neler görünür?

Hep yazma tutkusu… Hep okuyup yazma… En iyi okur olma arzusu, en iyi yazma çabası… Yazarken yazdığı şeyin kuramsal ve kavramsal niteliklerini de göz ardı etmeden… Bütün ömrü boyunca okuyarak yazarak hayatını sürdürdü… Yaşam penceresini araladığında her insan gibi yenilgiler gördü, kötü insanlar gördü, hatalar gördü, özce insana dair ne kadar kötü şey varsa gördü, çok gördü. Elbette insana dair güzel şeyler de gördü ama bu güzel şeyler çok azdı.  Bazıları da kendi emeğiyle kötüyü güzelliğe çevirdiği şeylerdi. Hiç pişman olmadı. Çünkü o yaşam penceresini açtığında gördüğü her şey okumaya ve yazmaya dâhildi. Bunu bir fırsat bildi, bazen bir şans…

Biraz romanlarınızdan konuşalım mı? Faili Meçhul Öfke, Bir Adı Cehennem, Yüzsüz Hayat, Ses ve Sus…

Konuşalım. Hepsi de popüler olmayı reddeden ama iyi edebiyat adına üretilen yapıtlardı. Bir estetik dil oluşumu üzerinden ezber bozmaya çalıştım. Tüm romanlarım itiraz üzerine yazıldı. Evet, itiraz romanlarıdır. Kendime itiraz… Bu ülkeye itiraz… Yaşadığım ve yaşamadığım aşklara itiraz… Sevgililere ve sevgili olmayanlara itiraz… Teknolojik yani sanal ilişkilere itiraz… Gördüklerime itiraz…  Bildiklerime ve bilmediklerime itiraz... Yaşadıklarıma ve yaşamadıklarıma itiraz… En önemlisi,  bize aforizma sözlerle haz hapı gibi yutturulan edebiyata, müptezel imgelerle dolu reklam metinleri gibi allı pullu cicili bicili metinlere itiraz… Yazar olarak ilan edilen yazanlara itiraz...  Yazın hayatında kendisine paradigmalarla ve kümeleşerek yer arayanlara itiraz…  İnsan bedenin üzerinden çekilen ve çektirilen acılara itiraz...  Edebiyatın felaketi ve hazzı normalleştirilmesine itiraz… İnsan bedeni üzerinde tabuların çoğaltılmasına ve tek tip yaşam dayatılmasına itiraz… Ahlak ve adalet anlayışının kutsal değerler adına kullanılmasına itiraz…

Kitaplarınızı kalıplara uydurmaya çalışarak mı yazıyorsunuz?

Asla…  Evet, kitaplarımı yazdığım türün disiplinine uyarak yazmaya çalışırım. Doğru bu. Ama belli kalıplara uydurmaya çalışmam.  Ki artık kendimi roman yazmaya adadım ve nitekim yaklaşık son on beş yıl romanla uğraşıyorum. Bu on beş yıla dört roman sığdırdım.  Neredeyse dört yılda bir roman çıkartıyorum. Bu az gibi görünebilir.  Ama her şeyden önce ben güncel olan konularda ve yayınevlerinin isteği doğrultusunda yazmayı kabullenmeyen bir yazarım.  Çünkü bir kitabın insanlara estetik duygu ve düşünceler açısından katkı sunmasını savunurum. Bu da ancak yazarın entelektüel bilinciyle olabilir.  Hatta kitaplarda kalıplara uyarak değil kalıpları yıkarak yazmaya çalışırım. Çünkü yazılmadık bir şey kalmadı. Denenmemiş bir kalıp da yok.  Bu nedenle, nasıl anlatabilirim üzerine  kaygılanırım.

Kitaplarınızı yazarken belli koşullar arar mısınız?

Kastınız fiziksel koşullar ise evet, ararım. Sessiz ve huzurlu bir ortam olsun isterim. Beynimle tüm benliğimle yazmak isterim.  Düşüncelerimde yazdığım konudan başka şey olmamalı. Bir çilekeş gibi yazarım. Dünyayı unutarak yazarım. Kendimden vazgeçerek yazmak isterim.  Mekânsal koşullar umurumda olmaz.  Sessizlik olsun. Huzurlu olayım. Bilgisayarım ve çay olsun, yeter bana… Elbette bir de okuma listemdeki kitaplarım…

Öykünün anlatımı dili, yapısı, yazımı yazarın ustalığına yol açıyor demektir.  Sizce ustalık için bunlar yeterli mi?

Kesinlikle. Bu söyleyeceklerim sadece öykü için değil tüm edebi metinler için de geçerlidir. Şimdi az önce yukarıda da dediğim gibi yazarken kaygılandığım tek şey anlattığım konu değil, onu nasıl anlatacağımdır. Çünkü dünyada yazılmadık, konuşulmadık şey kalmadı ki… Önemli olan bilinen sözcüklere onlara yeni anlamlar katmayı başarabilecek derecede sözcükleri kullanabilmen.  Önemli olan herkesin yazabildiği cümleleri değil, daha değişik denenmemiş cümleler kurabilmen. Bir edebi yapıtta hem estetik dilin çatısını kuracaksın hem de o çatı sadece sana ait olacak. Uzaktan bakanlar senin çatın olduğunu anlayacak. Ancak bu o kadar göründüğü gibi kolay değil. Bunu yapabildiğin takdirde iyi bir yazar olabilirsin.

Sizce bir yazar “yazmalıyım” der öykü avına mı çıkar? Yoksa öykü mü zorlar yazarı çıkma çabası ile? Yani sizce öykü mü yazarın ayağına gider, yazar mı öykünün? Siz nasıl yazıyorsunuz? O mu geliyor, siz mi gidiyorsunuz?

Belki bir öykü yazarı benim gibi düşünmez. Bu nedenle her şeyden önce ben bir roman yazarı olduğumu söylemek isterim. Roman birçok öykülerin kesişmesiyle oluşur. Öykü yazarı, belki bir hikâye avına çıkabilir. Yaşadığı, tanıklık ettiği, duyduğu bir olay, bu öykü olabilir, diyebilir. Ama roman yazarken bunu demeniz olanaksız.  Dahası roman yazarken, hangi öykülerin gelip sizin bulacağınızı bilemiyorsunuz. Farkında olmadan ya da daha önce düşünmeden zihniniz başka şeyi yazmaya başlıyor. Bu benim sıkça başıma gelen bir olay.

Romanlarınız nasıl şekilleniyor? Önce kurgu sonra giriş ve final mi oluyor? Sonra da ahenk ve uyumu mu sağlıyorsunuz? Yoksa bir çırpıda mı çıkıyor bütün bunlar? Sizin kitabınızın oluşma sürecinde hangi aşamalar var?

Romanlarımı yazmadan önce kaba saba bir yapısı oluşuyor. Sonra bu yapıyı zenginleştirmek için yazacağım konuyla ilgili araştırmalar yaparım. Hatta bununla ilgili edebi eserleri araştırırım okurum. Sonra yazmaya başlıyorum. Zaten roman yazarken kurgu aklınızdadır. Ama bu kurgu da kaba bir kurgudur. Finali yazarken bile ben bile kestiremem. Buna rağmen bitiririm. Önce onu demlemeye alırım. Hatta bir süre unutmaya çalışırım. Daha sonra onu bir nakış gibi işlerim. Baştan bir daha yazarım. Bu süreç içime sinene kadar devam eder. Yayınlandıktan sonra romanıma yabancılaşırım. Yeniden okurum.  Derler ki, iyi bir yazar yazdığı romanı hiç tamamlayamamış romandır. Doğrusu isterseniz ben Yüzsüz Hayat için öyle derim. Onu yeniden yazmalıyım.

Bir kitabı yazarken başarısız olma kaygısı ya da bitirememe kaygısı yaşar mısınız?

Hayır, hiç öyle kaygılarım olmadı. Çünkü ben romanlarımı çok satsın diye değil, iyi okunsun, nitelikli okunsun diye yazarım.  Gerçek yazarlar, hiçbir zaman bitiremeyeceği romana başlamazlar.

Biçtiğiniz kıyafetler kahramanlarınıza uymuyorsa, uydurmaya çalışır mısınız? Var mı?

İlginç bir soru. Ben hiç uydurmadım. Siz zaten bir karakter yaratıyorsanız onu her haliyle yaratırsınız. Yani anlatacağınız hikâyeye göre ve kurgunuza göre yarattığınız karakterin kıyafetleri de belirgindir.

Sizce bir yazar sanatsal kaygı gütmeli mi?

Mutlaka. Ürettiğiniz bir yapıt sanatsal üründür. Bu nedenle Sanatsal kaygı gütmek zorundasınız. Hatta bunun için de düşünmelisiniz ve emek harcamalısınız.

Kendinize kızdığınız, bu kadar da olmaz dediğiniz bir şey…

Aptal yerine konmaktan nefret ediyorum.  Ki bu son günlerde toplum olarak başımıza çok sık gelen şeylerden biri. Kendime kızdığım şey, çaresiz halim. Bunca kötü şey olurken onları engelleyecek gücüm olmaması. Belki de bunun için yazıyorum.

Her kitabın bir iletisi olmak zorunda mı?

Yukarıda söyledim ya… Mutlaka. Her kitabın bir iletisi olmazsa niye basılır ki… Hele bu kitaplar edebi kitaplarsa… Ama durun. Galiba iletisi olmayan kitaplar da basılıyor. Hem de ne kadar çok. (Gülüşmeler….)

Aşk üzerine romanlar, her zaman bir şekilde edebiyat okuyucusu olmayan okuyucu gurubunu çeker. Aşk üzerine yazmak kolay bir yol mudur sizce?

Bu aşkı nasıl yorumladığınıza bağlı… Aşkı nasıl algıladığınıza… Popülist, sıradan bir aşkı yazıyorsanız kolaydır. Çok satan romanları okursanız anlarsınız. Ben üç-beş yıl öncesinde salt bilgim olsun diye okumuştum. İçinde gözyaşı, ihanet, kıskançlık  ve ayrılık temaları olsun yeter. Hikâyenin ne olduğu önemli değil.  Bu tür kitaplar zaten çabuk tüketilsin, kâr edilsin diye yazılmış romanlardır. Ama eğer siz aşka başka anlamlar yükleyerek roman yazmak istiyorsanız bu her babayiğidin harcı değil. Aşk, gerçekten o kadar kolay yazılacak bir tema değil. Kolay olsaydı, şimdiye kadar çok “Anna Karenina” (Toltsoy) ya da Uğultulu Tepeler (Brontë )  vs gibi aşk kitapları yazılabilirdi.

Biraz ödüllerinizden konuşalım mı?

Konuşmayalım. Gazetecilikte ve edebiyatta çok ödül aldım. Bunlar benim için çalışmalarımın bir ürünü ve gururumun okşandığı onur duyduğum şeyler. Ama inanın ne gazetecilikte ne de edebiyatta ille ödül alayım diye uğraş göstermedim.

Kitabınız, kitapçı raflarında yer aldığında, okuyucudan beklediğiniz tepkiyi almadığınız oldu mu?

Bakınız, artık edebi ürünler dâhil her türlü sanat üretimi her şey endüstrileşmiş. Bir kültür endüstrisiyle karşı karşıyayız. Kitaplarınız basıldığında raflarda yer alması bile o kitapevinin yayıncıyla ya da dağıtımcıyla olan parayla ilişkisiyle belirleniyor. İşte yeni çıkanlar, çok satanlar ve çarpıcı raflar artık bir ticaret, para getiren unsurlar. İşte dergilerde, afişlerde, billboardlarda yer alması okuyucuyu yönlendirme, satın almasına yönelik bir ticaret. Kitapların metalaştırılması. Elbette kitapların satılması gerekir. Ama böyle değil. Eğer siz piyasayı elinde tutan üç beş tekel yayıncıdan kitap çıkartmıyorsanız, raflardan okuyucudan tepki almanız olanaksız. Çünkü kitapçılarda ve göze çarpan her rafta hep belirli yayınevlerin belirli kitapları ön plandadır. Okuyucu ister istemez şartlanır ve o kitabı alır. Sizin yeni kitabınızla ilgili ancak şuralardan buralardan eleştiri yayınlanmışsa ve bu eleştiriyi okuyan ya da hasbelkader daha önce yayınlanmış kitabınızı okumuş okur, kitapçıdan adınızı vererek özellikle istemedikten sonra kitabınızla ilgili tepki almanız mümkün değil. Düşünün. Buna rağmen siz yine de yazdığınızın iyi edebiyat olması için çırpınıp duyuyorsunuz.

Samimiyetiniz, dostluğunuz, ilginiz ve bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik