Reklam
Reklam
istanbul escort

Damla Kunç Koçman“kitaplarım yazdıklarıma inanmanız için değil, sorgulamanız ve kendi cevaplarınızı bulmanız için.”

Çocuk kitapları yazarı, yaşam koçu, on parmağında on marifet...Damla Kunç Koçman ile editörümüz Onur Sancak'ın yaptığı keyifli söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Damla Kunç Koçman“kitaplarım yazdıklarıma inanmanız için değil, sorgulamanız ve kendi cevaplarınızı bulmanız için.”
Bu içerik 4544 kez okundu.
Reklam

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

 

Kendi sözcükleriyle Damla Kunç Koçman’dan konuşmak isterim. Biraz anlatır mısınız?

Memur ve eğitmen bir ailenin çocuğuyum. Çocukluk yıllarım Türkiye’nin güney ve doğusunda geçti. O dönemlerde Mühendis ya da Doktor olmak daha popülerdi. Babam da kimyacı olduğu için çok istekli olmasam da Hacettepe Üniversitesi Kimya Mühendisliğini bitirdim. Çalışkan, meraklı ve öğrenme isteği çok olan biriyim. Bu nedenle, öğrencilik hayatım birincilikler, burs ve ödüllerle geçti.

Üniversiteyi bitirdikten sonra liseden en iyi arkadaşım ile evlendim ve İstanbul’a taşındım. Yerli ve Uluslararası ilaç firmalarında çalıştım. Sonra kendim işimi kurarak bu firmalara danışmanlık yaptım. O dönemlerde iletişim kazaları yaşamaya başladım. “Çocuklarımla da nasıl daha iyi iletişim kurabilirim?” i sorguladığım bir dönem Koçluk Mesleği ile tanıştım. Hayatı sorgulamaya bu dönemde başladım. Analiz etmek de diğer güçlü özelliklerimden biriydi, iş hayatı deneyimlerim ile birleştiğinde Assesment Danışmanlığı yapmaya başladım. Assesment, kurumlarda davranışlar ve yetkinlikler üzerinden doğru kişinin doğru masaya oturtulmasına yönelik çalışmalar. Aynı zamanda genç girişimcilerin start-up projelerinde mentor ve koçluk yapıyordum. Ben çocukken doğuya gazete iki gün sonra gelirdi. Bu projelerde Urfa’daki gencin de Urla’daki gencin de benzer robot, yapay zeka, QR kodlar üzerine projeler ürettiğini gözlemlediğimde futurizme ilgi duymaya başladım. “Geleceğimizi hayal ederek tasarlıyoruz, peki o zaman gelecek dünyasında neler olacak?” sorusu üzerinde düşünmeye başladım. Çocuklarımızın üniversiteyi bitirdikten sonra işe alınırken hangi yetenekleri geliştirmeleri gerektiğini yakinen takip eden biri olarak bu tohumların 8-12 yaş aralığında atıldığını fark ettim. Bu yaşıma kadar olan öğrendiklerimi anlatma isteği ise beni Bilim Okulu Seri kitaplarını yazmaya yönlendirdi.

Bilim Okulu Proje X ve Bilim Okulu Paralel Evren Yolcuları isimli iki kitabınız var. Biraz kitaplarınızdan konuşalım mı?

Hepimiz yaşadığımız kadarını biliyoruz. Çocuklar için okul ararken Finlandiya eğitim sistemini benimsemiş bir okula gittik. Yukarıda ders yapılırken bir kısım çocuk bahçede tohum ekiyordu. Bir kısım tahtadan kaykay yapıyordu. Çocukları bir tek ders ile değil yaşamsal olarak da hayata hazırlayan bir eğitim sistemi. O zaman cesaret edemedik çünkü bizim eğitim sistemimizin dışında daha çok yabancı ailelerin çocuğunu gönderdiği bir okuldu. Ayrıca, Japon kültürü ile ilgileniyorum onların da eğitim sistemini kültürlerini kaybetmeden uygulamalarını başarılı buluyorum. Şu anda kendime baktığımda üniversitede aldığım eğitim ile hayatımı kazanmıyorum. Mühendis olmanın kimya bilmenin düşünsel anlamda beni desteklediği bir gerçek ama ezber sistemi yaratıcılığı maalesef öldürüyor. Yeni mesleğimi aldığım eğitimler ile ben tasarlıyorum. Rozetler ile çalışmak gibi. Gelecek dünyasında da çocuklarımız bu şekilde kendi hayatlarını kazanacaklar. O yüzden girişimcilik,  tasarlama, yaratıcılık, kendini tanıma, hikâye anlatma, muhakeme yapabilme gibi 21 yy becerilerini kazandırmak kullanmayacakları dersleri ezberlemelerinden daha önemli olacak diye düşünüyorum. Bunun nedeni de gelecek dünyasında yapay zekâdan bilgiyi ve hizmeti insanların alacak olması. Bu amaçla, her kitabımda bir eğitim sistemi, ebeveynlik modelleri ve insanın olgunlaşma yolculuğunu bilim kurguyu araç olarak kullanarak anlatıyorum. İlk kitabım Proje X günümüz dünyasının eğitim sistemi, ebeveyn ve çocuk davranışlarını içeriyor. Birbirini sevmeyen Gül ve Can fen projesi ile bir araya geliyorlar. Birbirlerinin farklılıklarını sevmeyi ve ekip olmayı bir bilgisayar programının içinde yolculuk yaparken öğreniyorlar. Gergen ve Futurgen diye iki diyar var. Gergen diyarında birçok seviyeden çözümü birlikte buldukları sürece geçebiliyorlar. Futurgen diyarda ise, yapay zekanın yönettiği bir dünyada duyguları yok eden kıyafetler, sanal gözlükler ile haz ve bağımlılık oluşumu gibi günümüz dünyasının geleceğe projeksiyonu ne olabilir? Sorusuna cevap aradım. İkinci kitap ise, Kardeshev medeniyet seviyesi 1 olan bir paralel evrene, bir Tesla dünyasına kahramanlarımızın yolculuğu. Edison değil de Tesla kazanmış olsaydı bugün nasıl bir dünyada yaşardık? Burada da sorum buydu. Paralel evrende de eğitim sistemi, ebeveyn ve çocuk temaları işleniyor.

Kitaplarınızda vermek istediğiniz her şeyi verebildiniz mi?

Açıkçası ben kendimi ve çocukluğumu çocuk gözü ile dünyaya bakmayı tekrar hatırladığımda şifalandırdım. İçimde hep hüzünlü bir taraf vardı. Şimdi eğlenceli, neşeli ve coşku dolu bir Damla var. Vermek istediğim mesajları verdim ancak kendim hala yaş aldıkça, yeni deneyimler yaşadıkça değişiyorum. Bazen kitapta yazdıklarım benim algımda genişlemiş oluyor. Paralelinde çocuk atölyeleri yapıyor olmam yeni nesil ile yakın temasım da bakış açımı farklılaştırabiliyor. Bu nedenle, çocuklara “kitaplarım yazdıklarıma inanmanız için değil, sorgulamanız ve kendi cevaplarınızı bulmanız için” diyorum. 

Çocuk kitapları yazarısınız. Çocuk kitapları yazmak zordur. Biraz çocuk kitabı yazmak için nelere dikkat edilmesi gerekir. Siz yazarken nelere dikkat ediyorsunuz. Bunlardan konuşalım.

Kaliteli bir iş üretmek istiyorsanız, sizi tamamlayan iyi bir ekibiniz olmalı. Yazarlık mesleği özellikle de çocuk zihnine tohum ekiyorsanız ciddi bir sorumluluk. Bu nedenle, ben yazdıktan sonra Editörüm ile beyin fırtınaları yaparım. Bilim kurgu türü yazdığım için bilimsel çalışmaları okurum, belgeseller izlerim, işin uzmanlarının fikirlerini alırım. Sonra bilgiyi kurguya yerleştiririm. Türkçe ve imla ile ilgili bölümleri editörüm işin uzmanı olduğu için o değerlendirir ve gerekli düzeltmeleri yapar. Sonra yayınevi ekibi devreye girerek onlar da editörlerine okuturlar ve basıma gider. Bu nedenle, iyi iş iyi bir ekiple mümkün.

Popüler olan bir kitap her zaman iyi olmayabiliyor. Sizce bir kitap nasıl popüler oluyor?

Günümüz dünyasında youtuber olanları insanlar çok seviyor. Onunla kendini özdeşleştiriyor. Bunu yetişkinler de çocuklar da yapıyor. Eğer kendiniz ile ilişkiniz olgunlaşmamışsa ki kitabımda ikinci çocuk olgunlaşma kurgusunda ilerliyor, o zaman bunu ünlü olmada, insanların ilgisini çekmede arıyorsunuz. İnsanlar da sizi gördüklerinde ve resim çektirdiğinde kendini değerli zannediyorlar. Mesela kitap fuarlarında, imza günlerinde kitap almayan ama benimle fotoğraf çektirmek isteyenlere rastlıyorum. Kitabımı okumak zorunda değilsin ama sevdiğin bir kitabı okuma kaydı ile resim çektiririm diyorum. Çocuk kitaplarında özellikle çocuk yazarı severse onu takip ediyor. Ben atölye çalışmaları, okul söyleşileri ve imza günlerimde, onlarla iletişime geçiyorum. Sunumlarımda bile şifreler koyarak onların ilgisini canlı tutmaya çalışıyorum. Bazı kitaplar ise bence PR yüzünden, size yatırım yapan bir sponsor desteği ile güçlenebiliyor. Bu kısımları ben pek anlamıyorum, yorum yapmam da doğru bir bakış açısı olmaz.

 

Popüler kültürün bir parçası olan tanınmışlık sizin için ne kadar önemli?

Daha çok çocuğa ulaşmayı onlar ile sevgi bağı kurmayı önemsiyorum. Çocuk sadece varoluşsal olarak değerli hissetmek, kaile alınmak ve sevilmek istiyor. Günümüz dünyasında, ebeveynler yaralı ergenler, çocuklar zaten çocuk. Bu nedenle ben geçtiğim yolu ve deneyimlerimi insanlara anlatmak, birlikte sorgulamak ve geleceğin ebeveyni olacak günümüz çocukları ile doğru varoluşsal bağı kurmada ebeveyn ve çocuk arasında köprü görevi görmeyi amaç edindim. 17 ve 13 yaşında iki kızım var bende ebeveynliği onlar aracılığı ile deneyimliyorum. Yaptığım bütün çalışmalar da insanların kendi modellerini anlamaları ve tasarlamaları üzerine. Genel kurallar var ancak, herkes kendi yolunda yürümeyi öğrenmeli bu dünyada. Bu nedenle, ben popülerlikten çok yaşam amacıma odaklanıyorum. İşimi kalpten ve sevgi ile yapıyorum.

Gündelik hayat akarken, siz, haftalarca anlatmak istediğiniz hikâyenin anlatıcısı olarak, başka bir boyuttan bakıyorsunuz mutlaka hayata. Biraz bu hikâyenin anlatım aşamasında yaşadıklarınızdan bahseder misiniz?

Burası çok zor ama çok kolay. Ne taraftan baktığınız ile ilgili. İnsanı ilk kitabımı yazarken makine olarak tanımlıyordum şimdi ise kuantum fiziğine ve yeni bilimsel verilere göre enerji alanı olarak ifade ediyorum. Hepimiz evrende, gördüğümüz ve göremediğimiz alanlarda tek şey için varız: Kendimiz olmak. Bu süreçte, çok enteresan deneyimlerim var. Yaratımım durduğunda bazen günlerce tavana bakarım. Duyuları tetikleyerek duygularım ile yazmaya çalışırım, olmaz. İşte o an her şeyi bırakırım ve ya bir haber duyarım, ya bir olay gelir başıma, ya da bir şey olur ve işte o zaman ifadelerim genişler ve yazarım. İlk kitabımda Kum cüceleri bölümünü böyle yazdım. İyilik ve paylaşmayı anlatmak istiyordum. Kurgu yavan kaldı ve bıraktım. Arabada giderken bir haber duydum, Hindistan cevizi ağacından düşen cevizler insanları yaralamış. Newton’un kafasına elma düşmesi gibi ( hikâye doğru değil diyenler de var bu arada). Ben de Hindistan cevizi adasında 3 çirkin kum cücesi tasarladım. Hikâyeyi anlatmayayım, kitabı okumak isteyenler olabilir.

Çok yönlüsünüz. Bu çok yönlülüğün yaşama katkısı açısından avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Çok yönlü olmak, karar aşamasında zorluk çıkarıyor. Tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan misali belki de kararsızlık çok yönlülüğü oluşturuyordur. Bunu fark ettiğimde, hislerim ve zekâmı kullanarak karar alıyorum bu nedenle daha odaklı ilerleyebiliyorum.

Profesyonel Koçsunuz biraz da bundan konuşalım.  Nasıl karar verdiniz Profesyonel Koç olmaya? Neden Profesyonel Koçluk?

İlaç firmalarına danışmanlık yaptığım dönemde çok yoğun çalışıyordum ve iyi de para kazanıyordum. Hayalimdeki mükemmeli oluşturduğumu düşündüğüm bir dönemdi. Seyahatten geldim ve kapıyı küçük kızım Biriz o zaman beş yaşındaydı şimdi on üç, açtı. Heyecanla elinde yaptığı resmi anlatmaya çalışıyordu ben ise yorgundum. Aniden durdu, yüzüme baktı baktı ve “Sen mutsuzsun” dedi. Ben her ne kadar sahip olduklarımızı anlatıp onu ikna etmeye çalışsam da sözümü kesti ve “senin yüzün hiç gülmüyor” dedi. O zaman içimde çok derinlerde uyuyan hüznü ilk defa hissettim. Ondan sonrası sorgulama dönemi başladı. Ben ne için yaşıyorum? Mutluluk nedir? Bu arayış beni yaratıcı yazarlık ve Profesyonel Koçluk mesleği ile tanıştırdı. Bu konuda eğitimler almaya başladım. Kendim ile tanışmak, kendimi sevmek ve kendimle barışmak bana çok iyi geldi. Aynı şekilde yazmak, yazarken ağlamak bazen gülmek, duygularımı tekrar hatırlamak bana iyi geldi. Bu soruları hala kendime soruyorum ve her seferinde ben büyüdükçe cevaplar da değişiyor.

Kendinize bu alanı seçtikten sonraki adımlarınız neler oldu?

Uluslararası Koçluk Federasyonu (ICF) diye bir dernek var. 8 aylık bir eğitimden geçiyorsunuz ve 100 saat bireysel koçluk yaptığınızda akredite uluslararası koç oluyorsunuz. Diplomanız Türkiye dışında da geçerli oluyor. Bu nedenle, bu mesleği seçiyorsanız ICF akredite bir eğitim almalarını tavsiye ederim. Türkiye’de koçluk mesleği eğitimi veren kurumlar var ancak kendinizin farkında olmadan başka bir insana vizyon vermeniz pek mümkün olmuyor, yaptığınız çalışma sığ kalıyor. Amaç kişinin kendi yolunu bulması, bu nedenle güçlü ve derin sorular sormak, 5. Seviye dinleme yapabilmek önce kendinizi bilmenizden geçiyor. Bu nedenle, sürekli kendinizi geliştirmeniz hele günümüz çağında her şey bu kadar hızlı gelişirken bir zorunluluk.

Nasıl bir birikim gerekir de kişi kendisine “tamam artık ben bir yaşam koçuyum” der?

Yurtdışında, yaş ve en az beş sene iş deneyimi istiyorlar. Ülkemizde bu tip sınırlamalar yok. Ancak insanın yaş ile birlikte geçtiği her yedi yılda bir dönüştüğü döngüler var. Bu aşamalardan bilinçli geçmiş olmak ve kendini tanıması, çalışma yaptığı kişiye rehber olabilmesi için önemli diye düşünüyorum.

Koçun deneyimlere ulaşması, kendi sesini duyurması, insanlara ulaşması nasıl olacak?

Memnun kalan referans veriyor.

Hizmet almak isteyen kişiler genellikle ne tür sorunlardan dolayı size ulaşıyorlar?

Genellikle ilişkiler ile ilgili, hayır diyememe, kariyer planlaması, yaşam ile ilgili tekrarlayan döngüler, kendini tanıma gibi konular ana başlıklar. Yönetici koçluğunda ise daha çok kurumun beklentilerine göre kişinin gelişimi ve güçlü yönlerine odaklanılıyor. Temelde koçluk alanı ne olursa olsun hepsi kişinin kendi ile daha iyi bir ilişki kurması, huzurlu ve mutlu bir yaşama ulaşabilmesi.

Genellikle hangi sektörlerden müşterileriniz oluyor?

Konu insan ve yaşama dair olunca kimliklerin çok bir önemi olmuyor. Bu nedenle, yöneticiler, sanatçılar, firma sahipleri, ev hanımları, öğrenciler, girişimciler... Her gruptan kişi var.

Koçluk yaparken yaşadığınız ilginç bir deneyiminiz var mıdır?

Koçluk mesleğinde gizlilik ilkesi ile çalışıyoruz ve referans olarak isim veremiyoruz. Kişilerin yaşantıları da aynı kapsamda ve benim hassas olduğum bir konu, izin almadan paylaşmıyorum. Ancak beni heyecanlandıran her insanın hikâyesinde kendi uyanışlarına şahitlik etmek, yol arkadaşlığı yapmak ve destek olmak benim açımdan da muhteşem bir deneyim.

Siz koçluğu nasıl tanımlıyorsunuz?

Koçluk benim için ışık metaforu ile örtüşüyor. Her insanın kendi yolculuğuna saygı duyarak, sevgi ile onların yoluna ışık tutmak.

Peki, profesyonel koç olarak genç girişimcilere vermek istediğiniz tavsiyeler nelerdir?

Çevreleri ne derse desin, kendilerine inanmaya devam etsinler çünkü en çok yapamazsın, olmamış laflarını duyacaklar. Kendilerini geliştirsinler ve kendilerini tanısınlar. Güçlü yönlerine sahip çıksınlar, yeteneklerinin farkında olsunlar. İnsan davranış modellerini öğrensinler. Geçenlerde iyi bir finansçı ile sohbet ederken, “artık para akışında insan davranışlarına göre ürün satıyoruz” dedi. Bu önemli bir done bence. Kendilerini tanırlarsa insan hakkında da fikir sahibi olurlar.

Sizin hedefleriniz neler?

Benim tek hedefim var her seferinde kendimi aşmak ve beni olabilecek en iyi versiyona dönüştürmek. Ne yaparsam daha önce söylediğim gibi kalpten yapıyorum yapacaklarım da biraz yolda gözükmeye başlıyor.

Yeni kitap yazılmaya başlamıştır bile. Biraz da bundan konuşalım mı?

Evet başladım . Üçüncü kitap gelecek dünyasını anlatacak ve biraz ters köşe yapmak istiyorum. Bakalım ne oluşacak ben de meraktayım. Murathan Mungan’ın dediği gibi kendimi şaşırtmaya devam etmek planım.

Sıcacık sohbet için çok teşekkür ediyorum.

Ben teşekkür ederim...

 

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik