Reklam
Reklam
istanbul escort

Ethem Baran” Kalabalık ve yoksul bir ailede büyüdüm.”

Magazin Editörümüz Onur Sancak, Değerli yazar Ethem Baran ile çok güzel, keyifli ve samimi bir söyleşi yaptı. Bu güzel söyleşiyi haberimizin devamında okuyabilirsiniz.

Ethem Baran” Kalabalık ve yoksul bir ailede büyüdüm.”
Bu içerik 934 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

Söyleşi: Onur Sancak

 

 

 

 

Ben Ethem Baran’ın çocukluğundan konuşmak istiyorum. Nasıl bir çocukluk yaşadınız?

Kalabalık ve yoksul bir ailede büyüdüm. Okuma yazması olmayan aile büyükleri, tek bir kitabın bile olmadığı bir ev. Ama sevgi dolu. Çoktan kaybettiğimiz o mahalle kültürü. Oyunların doyasıya oynandığı bir çocukluk.

Ben yazma isteğinizden konuşmak isterim. Ne zaman duygularınızı kâğıda aktarmak istediniz. İlk yazma serüveninizden konuşalım mı?

Ortaokulda yoğun olarak okumaya başladım. Halk Kütüphanesi'ne üye olmuştum. Elime ne geçerse okuyordum. Ortaokul ikinci sınıfta Türkçe öğretmenimiz öykü yazma ödevi verdi. Ben bir defter alıp roman yazmaya başladım. Sonra bunu yayımlatamayacağımı anlayınca dergilerde gördüğüm öykülere yöneldim ve dergilere öykü göndermeye başladım. On yedi yaşımda ilk öyküm ulusal çaplı bir dergide çıkınca devamı geldi. 

Kitaplarınızda bozkır anlatımına yer veriyorsunuz. Bozkır sizin için çok kıymetli gördüğüm kadarıyla. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Başlangıçta bu bilinçli bir tercih değildi. Çevremde gördüğüm, aralarında yaşadığım insan hikâyeleri ilgimi çekiyordu. Sonra hayali bir kasaba ve o kasabada hayali bir mahalle yaratmaya çalıştım. Artık her öyküyü alıp o kasabaya ve o mahalleye götürüyordum. Zamanla o kasabada hemen her meslekten, çeşitli karakterlerde insanlar birikti. Ve ben o karakterleri öyküden öyküye, kitaptan kitaba gezdirerek kendi metinlerim içinde bir metinler arası yolculuğa çıktım.

Biraz kitaplarınızdan konuşmak istiyorum. Bize biraz kitaplarınızdan bahseder misiniz?

İlk kitabım Sonrası Ayrılık o zamana dek dergilerde yayımladığım öykülerden oluşuyordu. 1991'de çıktı ama ben dosyamı çok önceden hazırlamıştım. Yayınevinde dört yıl bekledikten sonra yayımlandı. İki baskı yapmasına ve 25 bin satmasına rağmen edebiyat dünyasının gündemine gelmedi. 1994'te Kurutulmuş Gül Mevsimi çıktı ve Türkiye Yazarlar Birliği 1994 Hikâye Ödülü aldı. Bu kitap üç baskı yaptı, 15 bin satıldı ama edebiyat dünyasının yine benden haberi yoktu. 2005'te Dönüşsüz Yolculuklar Kitabı çıkıp Yunus Nadi 2005 Öykü Ödülü alana dek böyle sürdü. Ardından diğer kitaplarım geldi.

Taşra ve şehir geçişlerini çok güzel anlatıyorsunuz. Bu kadar samimi anlatmanız ve hepimizi alıp sizinle birlikte kitabın içinde gezmemizi sağlamanız büyük başarı elbette.  Biraz taşra ve şehir deneyimlerinizden konuşalım mı?

Taşrayı anlatmak gibi bir derdim yok. Ben insanı anlatmaya çalışıyorum. O insanlar taşrada ya da büyük şehirlerin kenar mahallelerinde yaşıyor. O hayatların dikkate değer olduğunu düşünüyorum. Derinliğini, zenginliğini, uzaktan fark edilmeyen ve renksizmiş gibi renkliliğini görüyorum. Samimiyet edebiyatın ıskalamaması gereken en önemli ögelerden biri bana göre. Bir yazarın öncelikle karakterlerine inanması gerekir; ben onlara inanıyor ve onlar gibi düşünmeye, hissetmeye çalışıyorum. İnsan her yerde aynı, nerede yaşadığının o kadar da önemi yok. Aşklar taşrada da merkezde de (öyle bir merkez var mı artık, bilmiyorum) aynı yaşanıyor; dert her yerde aynı dert. İnsanın içinde neler olup bittiğine bakılmalı.

Resim yaptığınızı, müzikle ilgilendiğinizi biliyorum. Biraz resim ve müziğe olan ilginizden konuşalım mı? Bu ilginiz hobi boyutunda mı?

Müzikle ilgim dinleyici düzeyinde. Her tür müziği dinlerim ama favorim türkülerdir. Resimle uzun yıllar ciddi şekilde ilgilendim. Az önce ortaokul yıllarımda romanla yazı hayatıma başladığımı söylemiştim. Aynı yıllarda resimle de uğraşıyordum. Hatta o yıllarda bir çizgi roman hazırlamıştım. Kayboldu sonra. Dergilere hem öykü hem de desen gönderiyordum. Önce desenlerim çıkmaya başladı dergilerde. Üniversite yıllarında birkaç karma sergiye de katıldım. Sonraki yıllarda dergi ve kitap kapakları yaparak sürdü bu ilgim. Kendi kitap kapaklarımı yaptığım da oldu. Son yıllarda resme vakit ayıramıyorum ne yazık ki.

Yunus Nadi Öykü ödülü sahibisiniz. Biraz ödüllerinizden konuşalım mı?

Ödüller önemli elbette. Kısa süreli bir sevinç ve aynı zamanda ağır bir sorumluluk. Ama aslolan eserdir yani metindir. Ödül onun olsa olsa süsüdür. Olmasa da olur yani.

Okurdan çok yazar var deniyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu sözle okur sayısının düşüklüğü kastediliyor diye düşünmek istiyorum. Ya da bazı yazar ve yazar adaylarının az okudukları. Ben de rastlıyorum elbette, öykü yazdığı halde öykünün sınır taşları diyebileceğimiz, bu türe katkıda bulunmuş belli başlı isimleri bile okumamış olanlara. Aynı durum şiir ve roman için de geçerli. Bırakın insanlar yazsın, çünkü yazmak dünyanın en güzel işi.

Siz iyi bir okur musunuz?

Ben her zaman kendimi önce okur olarak tanımlarım. Hatta yakın dostlarıma okumaktan yazmaya vakit ayıramadığımı söylerim. Okumadan geçen günüm yoktur. Merak ederim okumadıklarımı, yeni çıkanları. Bu yüzden, bir bu kadar daha ömrüm olsa ve hiçbir iş yapmadan yalnızca okusam bitiremeyeceğim kadar kitap birikti kitaplığımda. Ve her gün yenileri ekleniyor.

Günümüz öykücülüğüne nasıl bakıyorsunuz?

Güzel öyküler yazılıyor bence. Genç kalemlerden çok iyi olanlar var.

Öyküyle roman arasındaki ilişki nasıldır?

Öykü benim çok sevdiğim bir tür. Okuru tutkuludur ve özeldir. Daha fazla özen, dikkat ve ilgi ister, birikim ister. Yine de türlere takılmamak gerekir. Metindir önemli olan.

İyi bir gözlemci misiniz? Öyküye başlamadan önce gözlem yapar mısınız?

Yazar olmanın en başta gelen şartlarındandır zaten gözlem. Ancak okumayla, yaratıcılıkla, hayal gücüyle desteklenmesi gerekir. Bir yazar hayatın içinde iyi bir gözlemci olarak dolaşıp nefes almalıdır. Hayata, insana ilişkin ayrıntıları toplamalıdır. Çünkü roman ve öykü ayrıntılarla yazılır.

Bir yazarın üslubu önemli midir?

Hem de çok. Yazarın imzasıdır üslup. Onu diğerlerinden ayıran kendine özgü sesidir yazarın. Dil ile arasında kurduğu ilişkidir. Dilden anladığı, dile kattıklarıdır.

Ethem Baran kimleri okur?

Seçerek okuyorum tabii. Ama az önce de söylediğim gibi yenileri, dilimize yeni çevrilenleri de okuyorum. Klasiklere dönüyorum zaman zaman. Beğenmediklerimi yarıda bırakıyorum. Sonra onlara tekrar döndüğüm de oluyor ara sıra. Aynı zamanda e-kitap okuruyum, bu sayede pek çok kitap geçiyor elimden.

Deneyimlerinizin ne kadarını yazıya geçiriyorsunuz?

Yaşadıklarımızın, deneyimlerimizin, bilgi ve birikimimizin yazıya geçmemesi mümkün değil, ne var ki bunlar olduğu gibi geçmez yazıya; yeni bir dile, yazının gerektirdiklerine dönüşür, yeni bir hal alır. Günümüz yaşantısında bizi besleyen en iyi kaynaklardan biri okuduklarımızdır, oradan edindiğimiz deneyimlerdir.

Sizi diğer yazarlardan ayıran nedir?

Onu ben bilemem. Her yazarın kişiliği, mizacı, duruşu, bakış açısı, derdi, acısı, muradı farklıdır. Ben böyle görüyorum, böyle hissediyorum, böyle düşünüyorum, bana göre bu böyledir, böyle olmalıdır, ben böyle ifade ediyorum demektir yazarlık. İnsanı, hayatı, dünyayı kendince okumak sonra da kendi adımını atmaktır.

Sizce bir yazar sanatsal kaygı gütmeli mi?

Edebiyat ve sanat başka nedir ki? Yeni ve tamamen kendinize ait bir dünya yaratıyorsunuz. Bu dünyanın içinde elbette yaşanılan gerçekliğin izleri olacaktır; ona benzeyecektir ama o olmayacaktır, yeni bir gerçekliği işaret edecektir. Bu yeni gerçeklikte tarih, ideoloji, ekonomi, psikoloji, felsefe vb. her şey olacaktır ama kendi kuralları içinde.

Yeni kitap çalışmalarınızdan konuşalım biraz da.  Yeni kitap yazılmaya başlanmıştır mutlaka…

Döngel Dünya'dan hemen sonra bir romana başladım. Notlarını uzun zamandır aldığım bir roman. Ne zaman biter bilmiyorum. Acelem de yok zaten.

Çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik