Reklam
Reklam
Ruhumu Özgür Bırak
Onur Sancak (Yaşam Koçu)

Ruhumu Özgür Bırak

Bu içerik 504 kez okundu.
Reklam

            

          

 

 

 

 

 

 

                 

             Ne kadar zavallıydım! Çaresizlikten kurtulamadığım için kendime acıyordum. Neydi beni ona bağlayan? Yıllar olmuştu onunla aynı yatakta yatmayalı. Artık oğlanın da eli ekmek tutmuştu, çekip gitsem ya… Daha ne bekliyordum? Neden bu adamın kahrını çekiyordum? Aslında ona karşı hiçbir şey hissetmiyordum. Bir kere olsun yüreğim kıpırdayarak öpüşmemiştim. Hatta her öpüşmemde dudaklarımı parçalarcasına yıkıyordum. Sevmeden birisine dokunmak korkunç bir şey! Onunla aynı evi paylaşmak, aynı sofrada ağzını şapırdatarak yemek yemesini seyretmek, katlanılmaz bir işkenceydi. Üstelik ekonomik özgürlüğüm de vardı, özel bir şirkette muhasebe müdürü olarak çalışıyordum. Neden, neden hala sevgisizlikle sarmaş dolaştım… Belki de ondan nefret etmeme rağmen incitmek istemiyordum. Olamaz mı? Evet, bence tek nedeni buydu. Onu incitmek istemiyordum. Her sabah uyanınca yorganın altındaki kıllı vücudunu görmeye alışmıştım. Gerçi yaşlandıkça göbeği de çıkmıştı ama olsun, o iğrenç göbeğine bile alışmış olabilirdim.

            Yıllardır ev gezmelerine gitmiyordum. Konuşulan konular belli… Onlardan, kocalarıyla cinsel hayatlarından bahseden kadınlardan nefret ediyordum. Abarta abarta kocalarının ne kadar azgın olduğunu anlatıyorlardı. Benim kocam azgın mıydı? Hiçbir şey hissetmiyordum ki bunu fark edeyim. Zaten yıllardır iki arkadaş gibiydik.

            Aslında o da bundan şikâyetçi değildi. Sanırım bir sevgilisi var. Yoksa hiçbir erkek bu kadar anlayışlı davranmaz. Pek umurumda da değildi açıkçası. Benden uzak olması işime geliyordu. Bazen bu ayıya katlanan kadınla tanışıp kutlamak istiyordum. Hatta ona madalya bile verilebilirdi. Garip, hiç kıskanmak gelmiyordu aklıma. Kıskanmam gerekir miydi? Galiba bunun için önce sevmek gerekiyordu.

            Ondan neden bu kadar nefret ettiğimi bile bilmiyordum. Ya da ondan nefret etmek için bir nedenim var mıydı? Beynimden bazı şeyleri silmiştim. Hatırlamamak en güzeliydi.

            Peki, benim bir erkeğe ihtiyacım yok muydu? Kırk yaşıma girdiğim şu günlerde buna dayanılmaz istek duyuyordum. Gerçi böyle düşündüğüm için de kendimden utanıyordum. Sonuçta ben, kocasıyla bağı kalmamış da olsa, evli bir kadındım.

            Geçenlerde iş çıkışı otobüse binmiştim. Yanımdaki koltukta oturan, benden daha genç görünümlü adamın bacağını bacağıma sürtmesi nedense hoşuma gitmişti. Ben de bacağımı ona yasladım. Belki adam gel dese, arabadan onunla inecektim. Aklımdan geçenler yüzümü kızarttı. Sapıksın sen kızım, dedim kendi kendime. Acaba gel dese gider miydim onunla? Bilmiyordum. Ama bir şeyler içimi gıdıklamıştı.  İnanılmaz sevişme isteği duydum. Adamın pantolonunun önündeki kabartı beni daha da tahrik etmişti. O inerken kalktım, peşinden inmek istedim. Yine de bir şeyler tuttu beni. Ah, bir koparabilseydim kendimle, içimdeki çılgınlık bağını, her şey çok daha kolay olacaktı.

            Garip bir duyguydu bu. Yoksa kırkımdan sonra azıyor muydum? Annemin bir lafı vardı: Kırkından sonra azanı teneşir paklar, diye. Demek ki bu yaşlarda, bu duygular tehlikeliydi. Ama ne yaparsam yapayım bunları düşünmekten kendimi alamıyordum.

            Aynı evde iki yabancı gibi yaşamak çok gücüme gidiyordu. Oysa ben boynuna sarılıp kokusunu içime çekeceğim, omzuna yaslanıp ağlayacağım birisini istiyordum. Öylesine ihtiyacım vardı ki buna… Ben evli miydim, benim bir kocam var mıydı artık bilmiyordum. Akşam kocamın işten geleceği saat yaklaşınca heyecanlanmak istiyordum. Kapıyı açınca onun için özenerek yaptığım yemekleri, bütün yüreğimi ortaya koyarak hazırladığım sofrada, ona sunmak istiyordum. Ne acıydı, çoğu akşam yemek bile yapmıyordum. Zaten o da dışarıda yiyip gelmiş oluyordu. Genellikle, kapıyı ona benim açtığımın bile farkında olmuyordu. Belki o da benim tavrımdan bıkmıştı. Onu sevmediğimi biliyordu. Hatta nefret ettiğimi… Böyle bir durumda beni sevmesini bekleyemezdim. Yine de bir kadın olarak bu tarz davranışlar beni üzüyordu. Ben ondan nefret etsem de, onun beni sevmesini istiyordum.

            Sonunda bir akşam oğlumla yemeğe çıktım. Ona, “Galiba babandan boşanacağım.” dedim. Ondan hiç beklemediğim bir davranış sergiledi. Hiddetle, “Delirdin mi sen anne, bu yaştan sonra? Otur oturduğun yerde.” dedi. “Ama ben…” diye açıklamaya çalışsam da kabul etmedi.

            Galiba beni destekleyecek birine ihtiyacım vardı. “Haklısın.” diyecek, beni yüreklendirecek biri olmalıydı. Yoksa ben tek başıma bu kararın altından kalkamayacaktım.

            Neden korkuyordum bilmiyorum ama korkuyordum. On yedi yaşımdan beri, yani evlendikten sonra hiç tek başıma kalmamıştım. Onun korkusu muydu bu? Bilmiyordum. Oysa çalışan, ayaklarının üzerinde duran bir kadındım.

            Avukat arkadaşım Şule, sen bu işi bana bırak, seni tek celsede boşarım, o herifin de donuna kadar alırım, demesine rağmen bir türlü cesaret edemiyordum. Belki de onunla birlikte oğlumu da kaybedeceğimden korkuyordum.

            Ne kötüydü, yağmurlu akşamlarda buharlaşan cama, yüreğine kazıdığın bir ismi yazamamak…

            Bazen akşam olunca pencereden dışarıya bakıp düşünüyordum. Benim durumumda kaç kadın vardır diye. Mutlaka çok fazladır. Ama ben, aşkı tadan da çok kadın olduğun inanıyordum.

            Kadın olmak zordu bu ülkede. Belki de dünyanın birçok yerinde, ya da her yerinde, bilmiyordum. Ama zordu. Erkek olsaydım aşkı tadar mıydım?

            Son bir kaç yıldır sevgililer gününde başıma siyah kurdele bağlıyordum. Hiç kimse bilmiyordu ama ben o kurdeleyi niye taktığımı biliyordum. Yastaydım. Benim yüreğim ölmüştü...

            Bir çiçek bile almamıştı şimdiye kadar. Bir buket çiçeği ondan almak beni mutlu eder miydi? Artık hiçbir şey bilmez durumdaydım, bunu da bilmiyordum ama çok bekledim. Belki o akşam bir gül alır gelir diye. Böyle günleri manasız bulduğunu söyleyip geçiştirirdi. Oysa benim için anlamı vardı. Ama o benim sevgilim değildi ki… Evet, evet böyle özel bir günü onunla kutlamak istemezdim. Şimdi düşünüyorum da almadığı daha iyi olmuş. Sevgilim olmayan birinden çiçek almak beni mutlu etmezdi. İyi ki almamış…

            Aniden Şule’yi aramaya karar verdim, onunla buluşup bu işi halletmeliydim. Bu şekilde daha fazla yaşayamazdım. Artık buharlaşan camlara yazabileceğim bir isim olsun istiyordum. Bunu çok özlüyordum.

           Şule’nin yerinde olduğunu duyunca koşar adımlarla taksiye bindim. Bir daha kendimde bu cesareti bulamayabilirdim. Hazır bu kadar cesurken bu işi halletmeliydim.

            Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu. Korkuyla karışık bir sevinç yaşıyordum. Tuhaf bir duyguydu bu ama bana zevk verdiğini söyleyebilirdim. Uzun zamandır bu kadar zevk almamıştım.

            Şule’ye vekâletimi verdiğim an, bugüne kadar atmaya cesaret edemediğim o ilk adımı atmıştım. Yıllardır üzerimde taşıdığım o boğucu duygudan kurtulmuştum. Rahatlamıştım açıkçası. Mahkemeden boşanma davetiyesini alınca yüzünü görmek istiyordum.

            Artık ben zavallı değildim. Çaresizlikten kurtulmak için ilk adımı atmıştım.

     

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik