Reklam
Reklam
istanbul escort
Tilki Uykusu
Onur Sancak (Yaşam Koçu)

Tilki Uykusu

Bu içerik 1056 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ersin ile tatile çıkmaya karar vermiştik. Bu karar doğru muydu bilemiyordum tabi ki. Ona göre dünyanın en iyi insanlarından birisi kendisiydi,  bana göre de iyi, ama uyuzdu.

Evet, ona yakışır, güzel bir sözcük bulmuştum. Uyuz. Tam ona uymuştu. Bin defa söyleyebilirdim. Uyuz, uyuz, uyuz…

Anı anını tutmayan tipler vardır ya, Ersin Tilki’de onlardan birisiydi. Adamın anı anını tutmuyordu. Bir bakıyordun mükemmel biri, bir de bakıyordun psikopata bağlamıştı. Ona nasıl davranacağına karar veremiyordun o anda.

Bu tatil bizim için kendimizle yüzleşme ya da yüzsüzleşme olacaktı denilebilirdi. Çünkü kendisiyle ilgili eleştiriye gelemeyen birisiydi. Benim de en büyük zevkim onu eleştirmekti. Bu gezide her şeyi ona söylemeyi düşünüyordum. Varsa benimle ilgili bir şeyler o da bana söylesin istiyordum. Ama bulamazdı. Her zaman alttan alan kişi bendim. Ona sorarsan kendisiydi elbette.

Duygularınızı karıştırmak için Ersin Tilki’den iyisini bulamazdınız asla. Bazen onu o kadar seversiniz ki, içinize sokasınız gelir. Bazen de nefret edersiniz, bir kaşık suda boğmak istersiniz.  Sizi çıldırtsa da onunla olmaktan vazgeçemezsiniz asla. 

Onu ilk tanıdığımda gülümseyen Japon gözlerini sevmiştim. Çipil çipil bakıyordu. Sanki gözlerinin içi gülüyordu.  Evet, beni tavlayan tek şey buydu. Haksızlık etmeyim, ilgiliydi de. Size kendinizi çok özel hissettirir. Hele benim gibi ilgi arsızı birisi için bulunmaz Hint kumaşıdır kendisi.

Espriler yapar, sonra sizin espriyi anlamanızı beklemeden,  kahkahalarla güler.  Siz de onun gülüşüne gülersiniz. İşte böyle tuhaf biridir Ersin Tilki.

Onunla tanıştığımız günü bugün gibi hatırlıyordum. “Merhaba” demişti. Başımı hafifçe çevirip  ben de ona “merhaba“ demiştim.

Önceleri daha temkinli yaklaşsam da,  bir süre sonra yılladır birbirimizi tanıyor gibiydik. Nasıl bu hale gelmiştik ben de anlamamıştım.  Ama onda öyle bir şeytan tüyü vardı ki, kendinizi ondan alamıyordunuz. Şam şeytanı onu çok iyi tanımlıyordu…

İlerleyen saatlerde onun kısasa kısas huyunun olduğunu fark etmiştim.  En nefret ettiğim şeylerden birisi de buydu. Nasıl baş edecektim onunla bilmiyordum.  Bir şey yapıyor, kısasa kısas diyordu. O zaman elimin tersiyle bir şamar atıp, al sana kısasa kısas demek istiyordum.  Söylediğiniz şeyi unutmuyor,  bir an geliyor bir şey yaparak söylediğinizin karşılığını size veriyordu. O zaman Aptal diye bağırmak istiyordum. Aptalllllllllll. Al sana kısasa kısas. Boğasım geliyordu o zaman onu.  Kim bilir, daha sonra beni sinir edecek ne huyları çıkacaktı.

Tilki uykusuna yatıyordu. “Benim her şeyden haberim var uyumuyorum. Benimki tilki uykusu” diyordu.  Çıt çıksa uyanırım deyip zaman zaman göz kapağını hafifçe aralıyordu. Ama horul horul uyuyordu. Horultusu taa alt mahalleden duyuluyordu.

Ben de bunu oyun haline getiriyordum.  Zaman zaman, ben tilki uykusuna yatıyorum diyor, Gözünü kapatıyordu.  

“Ersin.” Diyordum.

“Hıııııııı” diye göz kapaklarını kaldırıyor, sonra yeniden indiriyordu. Ben kahkahalar atıyordum.

“Uyuyor musun?”

“Tilki uykusundayım diyordu. Derin uyuyacağım zaman sana söylerim, haberin olur.”

Bu oyunu defalarca oynuyordum.

Pintilik ödülü verilse kesinlikle kazanırdı. Her ne kadar herkes gibi cimri olduğunu kabul etmese de, çokkk cimriydi. Alacağı her şeyin en ucuzunu arar, bulurdu da. Ben hiçbir şeye bu kadar çok para vermem der,  fellik fellik dolaşır, en ucuz şeyi bulmaya çalışırdı. Bulunca da zafer kazanmışçasına gösterir, kendiyle saatlerce övünürdü. Her zaman ki gibi ben de kahkahalarla gülerdim.

Zaman zaman bilgi yarışması yapardık. Genelini bırak kültürü tartışılır durumdaydı. Buna rağmen cevapları atıyordu. Çok da unutkandı. Benim gibi her anını fotoğraf gibi saklayan biri için hiç de sevimli bir durum değildi. Zaman zaman cevaplarda beni yanıltıyor, bir çocuk mahcubiyetiyle gülümsüyordu. İşte onun bu yönünü seviyordum. Çocuk ruhlu tilki.

Aslında biz onunla doğuyla, batı, kuzeyle güney, Brad Pitt ile Angelina Jolie gibiydik. Son örnek ne kadar uymuştu bilmiyordum ama örnek olsun diye vermiş işte. Gerçi Brad Pitt bunu duysa kahrından ölürdü adamcağız.  Yakışıklılıkta Brad Pitt’in yanında geçemese de, sevimli bir tarafları vardı işte. Hoştu galiba, aman bir gideri vardı. Ama ona sorsan Brad Pitt de kimdi? O daha yakışıklıydı.

Adam kendini dev aynasında görüyordu. Bir metreden biraz fazla boyuyla kendini servi sanıyordu.  Hobit.  Evet ya güzel bulmuştum hobitti.

Bizim Tilki Hobit’in en büyük keyfi beni kızdırmaktı.  Beni kızdırmak için elinden geleni yapıyordu.  Ben de zaman zaman onun tuzağına düşüyordum sinirleniyordum. Bu durumdan acayip zevk alıyordu pislik.

Ondan nefret ettiğim anların sayısı hiç te az değildi.  Adam benim beyaz dediğim her şeye siyah demeyi kendine görev edinmişti. Benimle aynı fikirde bile olsa,  beni kızsın diye tersini söylüyordu.  Acımasızdı.

Bazen elit çizgimden çıkıp mahalle tavrımı takınmak istiyordum ama vazgeçiyordum. Ersin Tilki bile benim çizgimi bozamazdı.

“Neden beni kızdırıyorsun?” diyordum.

“Sence diyordu.  Biliyorsun seni kızdırmak hoşuma gidiyor.”

“Benim de senin o koca kafanı kırmak hoşuma gidiyor.  Ama ben yapıyor muyum?

Öküz seçmekte üstüme yoktu. Ersin gibi bir öküzü seçmemden belli değil miydi?

Ersin’in İçinde o kadar çok insan vardı ki, onlarla baş etmem mümkün değildi.  Tam burcunun insanıydı.   Ama onu tebrik etmek gerekiyordu. Bir insan bu kadar karakteri içinde nasıl barındırır,  şaşırıyordum.

Her ne kadar karşılıklı birbirimizi suçlasak da, en çok yorulan hep ben oluyordum.  Alttan almaktan sıkılmıştım doğrusu. Kaç kişi benim gibi onunla ve içindeki Ersinlerle baş edebilirdi bilmiyordum.

Sevmiştim bir kere.  Telaşlı, koşturan halini, hazır cevaplılığını sevmiştim.  O bende neyi sevmişti bilmiyordum. Pek konuşmayı sevmiyordu bu tür şeyleri.  Kendin anlayacaksın diyordu. Ben de anlamak için çok çaba harcamıyordum doğrusu.

Yolculuğumuzda sık sık beni kızdırıyordu. Ben de ona küsüyordum. Çoğu zaman tek cevap vermeden camdan dışarıya bakıyordum.  Yüzüne bile bakmak istemiyordum.  Böyle zamanlarda nefretim tavan yapıyordu.

İçindeki karakterlerle tek tek uğraşabilsem sorun yaşamazdık ama bu benim için çok yorucuydu. Karakterlerinin bazıları beni çok güldürürken, bazıları öfkelendiriyordu.  Keşke herkes gibi tek kişilikli olsaydı diyordum. En azından ne ile uğraştığımı bilirdim. Hepsiyle baş edemiyordum. Evet yorulmuştum. Mağlup olmuştum.

Tatil sonrası bizim için olmayacaktı galiba. Artık ona katlanamıyordum.  İstanbul’a indikten sonra artık onsuz hayatıma devam edecektim.  Bu kararı almak kolay olmasa da, başka çarem kalmamıştı. Onu ve kendimi üzmeye hakkım yoktu. Onu seviyordum ama artık sevgim de yetmiyordu.

Araçtan indikten sonra yanına yaklaştım. Elini tuttum.

“Buraya kadar dedim.”

“Anlamadım?” dedi.

“Ben yokum. Bitti. Artık yoluma sensiz devam edeceğim.”

“Neden?”

“Yoruldum .”

“Tatil bizi yordu.  Ben de yoruldum.” Dedi.
“ Sen hala işin dalgasındasın. Bu beraberlik beni yordu.”

Hiçbir şey söylemedi.  Elini çekti. Olduğu yerde öylece duruyordu.   Donmuş gibi çekik gözleriyle, üzgün üzgün gözlerime bakıyordu. Tek bir sözcük bile söylemeden arkamı döndüm.

Hayır gitmemeliydim. Onu bırakamazdım. Onsuz olabilecek miydim?

“Olursun dedi içimdeki ses. Böyle daha çok üzülüyorsun. Hem kendini hem de onu üzüyorsun.”
“Üzüyor muydum onu?” “Üzüyorsam giderim.” Dedim.

Bagajdan valizi aldım. Şaşkın gözlerle bana bakıyordu. Gitme dese gitmeyecektim. Donmuş gibiydi.

Hadi ” gitme, kal de “dedim.

Demedi. Hareket de etmedi. Gözlerimden yaşlar boşaldı. Valizi adeta sürükleyerek taksiye doğru yürüdüm. Yağmur çiselemeye başladı. Avaz avaz bağırmak istiyordum.

Bir daha arkama bakamadım. Eminim arkamdan bakıyordu. Dönüp, ona koşup boynuna sarılsa mıydım? Sarılırsam bir daha ayrılamazdım ondan.

Ayrılmalıydım.

Taksinin kapısını açarken başımı hafifçe çevirdim. Otobüsün yanında durmuş öylece bana bakıyordu. Hızla taksinin kapısını kapattım.  Kapının kapanmasıyla birlikte içimden bir şeyler koptu.  Sanki kalbim yerinden çıkıp koşarak ona gidip sımsıkı sarıldı.

Taksi şoförü:

“Nereye gidiyoruz?” dedi.

“…….”

Şoför yeniden sordu:

“ Nereye gidiyoruz?”

“Maslak” dedim sesim titreyerek.

Taksinin tekeri her döndüğünde Ersin biraz daha küçülüyordu. Hala hiç kıpırdamadan bana bakıyordu. Neden hiç tepki göstermemişti. O da hazırdı belki de ayrılığa.

Taksi şoförüne dur diye bağırmak istedim.  Vazgeçtim.  Koltuğu sıkıca tutum.

Taksi köşeyi dönünce yalnızlık gülümseyerek gelip oturdu yanıma. Sımsıkı sarıldım.

Yalnızlığa:

“Memnun musun dedim artık seninleyim.

“Evet” dedi. “Beni terk etme.”

Taksi Şoförü:

“İyi misiniz?” dedi.

“Kal deseydi, kalacaktım dedim.”

Taksi şoförü:

“Kim?”

“Boş ver.”

“Gönül meselesi mi?”

“Değil” dedim.

“İsterseniz geri dönelim, sizi bekliyordur hala” dedi.

“Hayır, sen devam et.”

Şoför dikiz aynasından bana bakıyordu. Hıçkıra hıçkıra ağladığımı görüp gözlerini kaçırıyordu.

“Dönelim mi?” Dedi yeniden.

“Hayır” dedim.” Yola devam et.”

Yalnızlığım:

”Kendine gel dedi. Toparlan artık. Ben hep senin yanındayım”

“Biliyorum. Gel başımın belası” dedim.

Onsuzluğa nasıl dayanacağımı bilmeden, ben,  yalnızlığım ve şoför boş yolda mutsuzluğa doğru yol alıyorduk.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik