Reklam
Reklam
Sarı Murti
Onur Sancak (Yaşam Koçu)

Sarı Murti

Bu içerik 930 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

 

 

 

 

Güneş gecekonduların arasından yükseliyordu. Biraz sonra ahşap evlerin duvarların soluk renkleri parlayacaktı. Sıvası dökülmüş evlerin perdeleri bir bir açılmaya başlamıştı.

Sessiz sokakta bir anda gürültü kol gezer olmuştu. Bağrışmalar, tartışmalar dar sokakların arasında çınlıyordu.

Murat uzun boylu, hafif göbekli, koca burunlu, bitirim bir delikanlıydı. Ona sorarsan mahallenin en janti çocuğuydu.  Çok yakışıklı olmamasına rağmen bir karizması vardı. 

Mahallenin serserileriyle gezer, akşama kadar bakkalın önündeki elektrik direğinin dibinde beklerdi.  Murat diye sorsa birisi, kimse tanımazdı. Bütün mahalle onu Sarı Murti diye biliyordu. Taaa alt mahalleden, üst mahalleye kadar onu tanımayan yok gibiydi.

Sert görünüşünün altında kimsenin bilmediği yumuşak bir kalbi vardı. Ama bunu kimseye göstermek istemiyordu. Varsın herkes onu, serseri,  işe yaramaz, duygusuz bilsindi. İşine de geliyordu böylesi.

Zaman zaman yıkık dökük evlerin arkasına tek başına gider, avazının çıktığı kadar bağırır, küfrederdi. Ardından gözlerinden yaşlar dökülürdü.  Orada kendini özgür hissederdi. “Fidan” diye bağırırdı. “Fidannnnnn”

Bir ay çalışırsa üç ay çalışmaz, boş gezenin boş kalfasıydı. Ona sorsan, hiçbir iş yeri onun gibi bir elemanın kıymetini bilmiyordu. Onun gibi değerli birini fark etseler, el üstünde gezdirirlerdi. Her şeyi bildiğini sanır, boş boş konuşurdu. Zaman zaman çalıştığı yerdeki müdürler, onun bu kendini beğenmiş halinden, laftan başka bir icraatının olmamasından nefret ederdi.  Ertesi gün maaşına zam işine son verirlerdi.

Babası aylaklıktan belki kurtulur diye onu Kapıcı Mehmet’in kızı Gülşen ile evlendirmişti. Ama Murti’de hiçbir değişme olmadığı gibi, eve de gitmez olmuştu. Ailesinin zoruyla evlenmişti. Evlenmenin ötesinde daha fazlasını kimse benden beklemesin diyordu. Gülşen’e ısınamıyordu.

O Fidan’ı seviyordu. Fidan’ın yeşil gözlerine bakmaya doyamıyordu.  Ona bu kadar aşık olacağını tahmin bile edemezdi. Kaç defa onu unutmaya çalışmıştı ama gönlüne söz geçiremiyordu. Biliyordu Fidan’da onu seviyordu ama evli diye ona yaklaşmak istemiyordu. Fidan bir he dese, boşayacaktı Gülşen’i.

Hem çalışacaktı da. Bambaşka bir insan olacaktı. Neden kimse onu anlamak istemiyordu. Artık Fidan’sız nefes bile alamıyordu.

Bakkalın köşesinde akşama kadar oturup Fidan’ın yolunu bekliyordu. Onu beş dakika bile görmek ruhunu iyileştiriyordu.

Fidan bir kuaförde ağdacı olarak çalışıyordu. Geç saatlerde eve geliyordu. Murti’nin ona olan ilgisini biliyor, geçerken göz ucuyla bakıyor, sonra da başını çeviriyordu.

Fidan ile konuşmak istiyor,  cesaretini toplayamıyordu.  Tam yanına gidecekken bir şey onu tutuyor yollamıyordu.

Gülşen onun başka birini sevdiğini anlamıştı. Biliyordu ona dokunurken başkasını düşündüğünü.  Gidecek bir yeri olsa, bırakıp gidecekti Murti’yi ama babasının iki çocukla ona bakabilecek imkânı yoktu. Hem üvey anne de istemezdi onu. Evlenene kadar ne çok eziyet etmişti ona. Belki de apar topar evlendirilmesinin nedeni  üvey annesiydi. Evden gitsin istemişti.  Mecburen katlanıyordu. Kendini aptal gibi hissediyordu. Kim bilir kimi düşünerek yatıyordu yanına. Hem Murti’den hem de kendinden nefret ediyordu.

Gülşen’de güzel şeyler duymak istiyordu. Güzel bir tek sözcük söylese yeterdi. Evlendi evleneli bir kere canım dememişti.  Çaresizlik ne kötü şeydi. Onu sımsıkı sarmıştı. Bir türlü kurtulamıyordu. Hem Murti hem de Gülşen mutsuzdu. Kim bilir onlarla birlikte bu mutsuzluğa kim ortaktı. Kim vardı Murti’nin hayatında. Bu sorular Gülşen’i deli ediyordu. Aslında o kadına da acıyordu. Kimbilir onu ne deyip kandırmıştı. O da Murti’in yanında olmak istiyordu belki de diye düşündü..

Bir defa yüz yüze yatamamıştı Murti’yle, hep arkasını dönüp yatıyordu. Onu aylaklığına rağmen seviyordu. Neden görmüyordu onu çok sevdiğini. Neden anlamıyordu? Sabaha kadar uyumuyor, gizli gizli ağlıyordu.

Gülşen’in gizli gizli ağladığını Murti’de biliyordu. Ama elinden bir şey gelmiyordu.  Keşke Fidan’ı kalbinden söküp atabilseydi. Ama yapamıyordu. Çok denemişti Gülşen’i sevmeyi ama olmuyordu.

Fidandan başkasını gözü görmüyordu.  Kalbi başkası için atmıyordu. Fidanın yanında olmak istiyordu artık.

Mahallenin çocukları Murti’yi görünce kaçacak delik arıyorlardı. Murti gördüğüne yapıştırıyordu şaplağı.  Çocuklar küfür ediyorlardı. Murti büsbütün deliriyordu. Çocuklar önde, Murti arkada koşuyordu. Tekmeler savuruyordu. Büsbütün çıldırıyordu Murti.  Çocuklar epeyce uzaklaştıklarını anlayınca dönüp el kol hareketleri yapıyorlardı. Murti yeniden peşlerinden koşmaya başlıyordu. Nefes nefese kalıyordu. Olduğu yere çöküp çocuklara tehditler yağdırıyordu. Çocuklar şımardıkça şımarıyorlardı onun bu halini görünce.

“Siz buradan geçersiniz .”diyordu  Murti. “Nasıl olsa yakalarım ben sizi.”

Çocuklar:

“Yakala da görelim diye bağırıyorlardı.”

“Oğlum öldünüz siz. Bunu bilin” diyordu. Bu sahneler neredeyse her gün yaşanıyordu.

Murti sabah erkenden kalkmıştı.  Aynanın karşısında saçlarına jöle sürmeye başladı. Gülşen dik dik ona bakıyordu. Murti pek oralı olmamaya çalışıyordu.

Gülşen:
“Bu sabah pek telaşlısın hayırdır iş görüşmesine mi gidiyorsun?”

“Ne işi kızım ya! Dalga mı geçiyorsun?”

Gülşen:

“Nereye gidiyorsun.”

“Mahalledeyim. Nereye gideyim?”

“Kime süsleniyorsun?”

“Yahu kime süsleneyim. Kendine bakmıyorsun diyordun. Bende artık kendime bakmaya karar verdim.”

“Ne kadar inandırıcı.”

“İster inan, ister inanma. Ben gidiyorum, seninle tartışamayacağım.”

“Cehennemin dibine kadar git. Gidişin olsun da gelişin olmasın.”

“Beddua etme. Başına gelir.”

“Başıma senden daha büyük bir bela ne gelebilir acaba.”

“Beni büyük bir bela olarak mı görüyorsun?”

“Öyle değil misin?”

“Öyle miyim?”

“Öylesin.”

Madem öyle düşünüyorsun, neden benimle yaşıyorsun?”

“Sence?”

“ Ben bilmiyorum sen söyle.”

“Ne bir mesleğim var, ne de param. Çekip gidecek kadar cesaretim de yok belki de.”

“Çok ağır konuşuyorsun.”

“Senin yaptıkların yanında bu söylediklerim az bile.”

“Kalbimi kırıyorsun.”

“Senin kalbin mi var da kırılsın.”

“Ben gidiyorum. Daha fazla seninle tartışamayacağım.”

“Kaç kaç, git sevgilinin yanına.”

“Ne sevgilisi yahu. Sen şizofren misin kızım?”

“Şizofren sensin. Nefret ediyorum senden. Nefrettttt…”

Murti evden çıktığında sinirden kıpkırmızı olmuştu. Fidana aşık olduğunu anlamış mıydı Gülşen? Yoksa böyle arıza çıkarmazdı. “Anlarsa anlasın” dedi.  “Keşke anlasa. En azından Fidanla evlenirim.” Gözü hiçbir şeyi görmüyordu.

Bakkalın önünde, Recep, Burak, Serdar ve Ömer vardı. Murti’yi görünce Ömer alaycı bir şekilde “Ooo prens Murti teşrif etti.” Dedi. “Ne o saçını da ineğe mi yalattın?”

Murti:
“Bulaşma dedi.”

Serdar:
“Takılma şu çocuğa. Biliyorsun aşık o.”

Ömer:
“Ayıp oğlum, evlisin sen.”

Murti:
“Senin karını aldatman sayılmıyor herhalde.”
“Ben tereyağından kıl çeker gibi hallediyorum işi. Elime yüzüme bulaştırmıyorum. Ben kimseye aşık olmuyorum.”

Murti:
“Kes aslanım. Seni dinleyecek halde değilim.

Burak:
“Fidan abla işe gidiyor.”
Serdar:
“Koş peşinden. Fırsat bu fırsat. Şimdi söyleyemezsen bir daha söyleyemezsin.”

Murti’nin bacaklarının dermanı kesilmişti sanki. Nefes alamıyordu adeta. Peşinden koşmak istese de gidemiyordu.

Serdar:
“Kaçırıyorsun.”

Ömer:
“Ayıp oğlum ayıp, evli barklı adamsın.”

Murti bütün gücünü toplayıp, Fidan’ın peşinden koştu. Nefes nefese kalmıştı.  Ne diyeceğini bilmiyordu.

Fidan yanı başında Murti’yi görünce şaşırmıştı. Adımlarını hızlandırdı.

 Murti :

“Niye koşturuyorsun?” dedi.

Fidan.
“Ne istiyorsun?”
Murti:
“Ne istediğimi biliyorsun.”

Fidan:
“Nerden bileyim.”

“Seninle konuşmak istiyorum.”
“Ne konuşacaksın ki benimle.”

Murti:
“Ben…”

Fidan:
“Sen..”

“Ben seni seviyorum.”
“Manyak mısın be?”

“Niye öyle dedin şimdi.”

“Sen evli değil misin?”

“Evliysem n’olmuş. Sevemez miyim?”

“Sevemezsin tabi. İki kişinin günahına girmeye utanmıyor musun?”

“Nasıl konuşuyorsun Fidanım.”
“Ne Fidanımı ya. Sen kendi kendine gelin güvey olmuşsun sanırım. Benim evli barklı adamla işim olmaz.”
“Sen iste en kısa zamanda boşanayım.”
“Bana bak ben kimsenin yuvasını yıkamam. Sen ne sanıyorsun beni?”
“Sen beni sevmiyor musun?”

“Neyini seveceğim ya. Seni tanımam görmem. Hasta mısın sen?”

“Ama kalbimi kırıyorsun.”

“Haydi,  başka kapıya. Benden sana bir şey olmaz anladın mı? Benim evli barklı bir adamla işim olmaz. Hem ben yakında nişanlanacağım.”

“Nişanlanacak mısın?”

“Nişanlanacağım tabi. Bak kardeşim sen kendi kendine hayaller kurmuşsun. Benim o hayallerde yerim yok. İşsiz güçsüz, evli adamla benim işim olmaz.”

“Şaka mı yapıyorsun?”
“Ne şakası ya. Bir daha karşıma çıkma. Çıkarsan erkek arkadaşıma söylemek zorunda kalırım.”

“Söyle, söylemezsen insan değilsin.”

“Git başımdan be.”
Fidan hızlı adımlarla oradan uzaklaştı. Murti duyduklarına inanamıyordu. Bende seni seviyorum, sensiz yaşayamıyorum demesini beklerken, neler duymuştu. Yıkılmıştı adeta.

Serdar:
“Ne dedi yenge” dedi.

“Ne diyecek, benim evli bir adamla işim olmaz dedi.”

Ömer:
Akıllı kızmış. Senin bir baltaya sap olmayacağını anlamış.

Murti birden Ömer’in yakasına yapıştı. “Boğarım ulan seni.” Dedi.

Serdar ve Burak araya girdi onları ayırdı.

Murti:
“Bir daha gözüme gözükme.”

“Ne o, reddedilince hırsını benden mi çıkaracaksın?”

“Gözüme gözükme dedim o kadar.”

Murti olduğu yere çömeldi. Oysa ne kadar farklı düşünmüştü. Fidana sevgisini söyleyince, boynuna sarılacağını zannediyordu. Ne kadar ağır şeyler söylemişti ona. Neden onu deli gibi sevdiğine inanmamıştı. Neden?

Çok yalnız hissediyordu kendini. Ona yaşam sevinci veren kişi de gitmişti. Artık mutlu olması için bir nedeni yoktu. Aşk ondan uzaklaşmıştı.  Fidan haklı dedi. Haklı. Ben işe yaramazın tekiyim.  Artık işe girip düzgün bir insan olmak istiyordu. Bir iş bulması gerekiyordu. Müteahhit amcası Necdet’e gidip iş isteyecekti. En azından hayatın bir ucundan tutmalıydı. Bir kez daha fidanın karışışına çıktığı zaman ona verebileceği cevapları olmalıydı. Aşkının peşinden gitmek için mücadele edecekti.  Aşk zordu ve bu zorlukla da bıkmadan mücadele edecekti. Fidanı kazanacaktı. Bunu biliyordu. En azından karşısına çıkabilecek yüzü olacaktı.

Gözünden bir damla yaş düştü. Bir gören oldum mu diye etrafına baktı. Elinin tersiyle yaşları sildi. Elleri titriyordu. Mutlaka fidana kavuşacaktı. Bunun için ne yapılması gerekiyorsa yapacaktı.  İşe de gidecekti, para da kazanacaktı. Gülşen’i de mutsuz etmeyecekti. Ondan boşanacaktı ama mağdur etmeyecekti. Ona ve çocuklarına ayrı bir ev tutup, gül gibi bakacaktı. Artık hiç kimse sarı Murti, hiç bir işe yaramaz diyemeyeceklerdi. Kararlıydı.

Gülümseyerek:

“Seni seviyorum Fidan” dedi. ”Seni seviyorum.”

 

 

 

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik