Reklam
Reklam
istanbul escort
Saat
Tanca Gültekin (Yazar)

Saat

Bu içerik 856 kez okundu.
Reklam

Saat:03.50

 

Yer: Ankara’nın bilmediğim caddeleri.

 

Durum: Vahim

 

Kişiler: Kadın ve Çello ve kediler

 

Dolaştığım hiçbir sokakta aradığımın erenköy escort etiler escort istanbul bayan escort cevabını bulamıyorum. Deliler gibi dolaşıyorum. Gece başlarken ben de iç dünyamı da yanıma alıp Ankara caddelerinde tura başladım ama henüz bir yere varamadım. Bazen ışığı yanan bir ev görüyorum önünde durup içerideki huzuru yaşamak istiyorum, bazen bir gece kulübünün önünde durup içeride coşkuyla, hınçla bir şeylere inat, bir şeyleri unutmak için eğlenenlerin arasına karışmak istiyorum. Hiçbiri tam da işte bu dedirtmiyor bana.

 

Beysukent tarafına düşmüş yolum. Bahçeli bir villanın önündeyim. Bahçe kapısının önünden geçerken gecenin üçünde kedilerle oynayan bir adam dikkatimi çekti. Kapısında Attendo Vino yazıyor. Kimine göre yasak kimine göre sevap olan şarap, benim de helalle, haram arasında gidip gelen hayatıma çözüm olur mu acaba?

 

Dakikalar boyu kapısının önüne park etmemden rahatsız olmuş olacak ki kedilerini bırakıp yanıma geldi. Camı tıkladı. Açtım.

 

“İyi sabahlar”

 

“Size de”

 

“Arabanızda bir sıkıntı mı var?  Yapabileceğim bir şey var mı?

 

“ Sıkıntı arabada değil, bende. Yapabileceğiniz bir şey var mı?

 

“ Belki seviyorsanız bir kadeh Süryani, sevmiyorsanız dostluğun imbiğinden süzülerek gelmiş bir bardak tavşankanı olabilir size vereceklerim.”

 

“ Çay arabayı park edip geliyorum. “

 

Ne cesaretle gecenin dördünde tanımadığım bir adamın teklifine böyle düşünmeden evet cevabı verdim? Çünkü başıma gelebilecek musibetlerin hiçbirisi şu anda olduğum durumdan daha kötü görünmedi gözüme. Belki ondan, belki de hafif kilolu, bol sakallı, delici bakışlı ve de sesi sanki yüzyıllar ötesinden geze geze gelerek boğuklaşan şems görünümlü, derviş edalı bu adama yüreğimi açma isteğimden o kedilere ben de dokunmak ve bu bahçeye dertlerimi gömüp çıkmak istedim.

 

Bahçeye girdim. Çay kokusu burnuma ulaştı hemen. Kedilerin yanındaki minderinin karşısına bir yer minderi daha koyarak eliyle işaret etti. Oturdum. Kediler beni koklamak için hareketlenip etrafımda dolaşmaya başladı. Bir anne sarman ve beş bebek sarman, sarı sarı tüyleriyle bacaklarıma, dizime kollarıma sürtünüyorlar. Normalde anneler bebeklerine hiç dokundurmazlar ama bu anne benim ana olamayışımı, yüreğimdeki yarayı, bebek özlemiyle yanan kalbimi gördü ve analık içgüdüsüyle bana bebeklerini sundu. Gözümden sıcacık akan yaşlar yanaklarımı iyice yakıyor. Belki bir çocuğum olsaydı. Evliliğim de bitmezdi. Doğurabilen başka bir kadın benim dişimle tırnağımla yaptığım kuş yuvamı, ağacıma tırmanıp tek tek koyduğum çer çöpümle birlikte talan etmezdi?

 

On dakika boyunca kediler beni ben kedileri okşadık. Ben ağladım elimdeki yavru gözyaşlarımı kokladı yaladı. Anne sırtını dizime dayadı bana destek olduğunu, yavrularının benimde yavrularım olduğunu huzur veren mırıltılarla anlattı bana. “Adım Celal sen de herkes gibi Cello de ama” diyen şems olanca sessizliğiyle güç verdi kırılmış kollarıma.

 

Yarım saat hiç konuşmadık. Ben ağladım o çayını içip bahçesini seyretti.

 

“ Bir şey sormayacak mısın?”

 

“ Neden sorayım? Durumun aşikâr. Bir kadını ancak bir erkek bu hale getirebilir. Çok sevdiği ama bir o kadar da kendisini kırmış bir erkek. Ben sana bu durumunda ancak bir dost yüreği sunup  yanında olurum. Anlatmak istersen dinlerim. Akıl veremem. Sadece dinlerim. Bilmek istediklerinin cevabı zaten sende. Sorununu nasıl çözeceğini biliyorsun. Zaten cevabı bilmek seni bu kadar perişan etmiş olmalı. Sen cevabını bulduğun sorununu çözmek için bir hadi bekliyorsun. Ama bu hadi’yi ancak sen kendi kendine söyleyebilirsin. Dedi Şems. Sanki bir ortaçağ şatosundayım. Çellonun boğuk sesi kaybolduğum dehlizlerde yankılanarak geliyor.

 

“ O kadar durumu biliyormuş gibi konuşuyorsun ki…

 

“ Dediğim gibi ayrıntıları bilmeme gerek yok. Ortada bir kadın bir erkek ve kırılmış bir kalp var. Ne kadar klasik değil mi? Sadece senin başına geldiğini düşünüyorsun. Ama dünyada yaşayan, yaşamış olan, yaşayacak olan herkesin başına gelen bir durum.

 

Böyle söyleyince ne kadarda yüzeysel, sığ, anlamsız, gereksiz, boşa abartılmış gibi geliyor insana. Hele de bu adamın tok, boğuk sesi, hiç kaçırmadan direk yüreğine yüreğine ok gibi saplanan bakışları kendime getirdi beni. Açlığın, savaşların, ölümlerin, türlü kötülüklerin olduğu bu dünyada kendi derdimi dünyanın en büyük derdi gibi görmekten hafif bir utanma duysam da yine de son kurşunumu da sıkmaya karar verdim.

 

“ On dokuz yaşından beri beraberiz biz eşimle. Üniversitede okurken tanıştık. Aynı okul, aynı bölüm, ailelerimizin uzakta olmasının rahatlığıyla aynı ev, aynı arkadaşlar. On beş senedir birbirimizden ayrı bir hayatımız olmadı bizim. Ya da ben öyle zannediyormuşum. Benim olmamış ama onun son üç senedir başka bir hayatı, başka bir aşkı başka arkadaş ve akraba grubu varmış. Yeni aşkının ailesiyle bile çok yakınlarmış. Kız hamile olduğu için artık evlenmeleri gerekiyormuş. Bunu benim dışımda herkes biliyormuş. Kimse bana nasıl bir yalanın içinde yaşadığımı söylemeye cesaret edememiş. Ben resimlerimizi çekip eşle dostla paylaşırken, herkes benimle alay ediyormuş. Belki bir çocuğumuz olsaydı… ”

 

En son sözü söylediğimde artık hıçkırıklarımı tutamaz oldum. Benim rahatça ağlamam için ayağa kalktı, çay bardaklarımızı alıp içeri gitti. Uzunca bir süre gelmedi. Bu arada ben de ağlamamı bitirdim. Elinde bir çay tepsisi ve bir kutu mendille döndü.

 

Yine uzunca bir süre sustuk.

 

“ Çocuğu olsun olmasın her kadın anadır. Neye analık yapmak istiyorsan onun annesi sen olursun. Sen yüreğinden sevgi taşan bir kadınsın. Bak etrafına bunlar da senin yavruların. Çiçeğin, böceğin, kuşun, kedin sen neye emek veriyorsan onun anasısın zaten o yüzden bu konuyu kafana takma. Anne olabilmiş olsan da başına gelecekleri engelleyemezdin. Çünkü senin hayat yolculuğunda eşinle olan yol arkadaşlığın bitmiş. O senden evvel davranıp kendine mutlu olduğu başka bir yol seçmiş.  Aynı yolu benimle birlikte yürüyeceksin, diye diretmek O’nu güzel günleri unuttururcasına kaybetmene neden olur. Bu hayatta kabul etmeyi öğreneceksin. Kabul et. Kendini kendi hayat hikâyenin güzelliğine bırak. Bırak o kendi yolunda yürüsün artık. Senin hayat hikâyende onun rolü bitmiş. Hayatına girmekte ki görevi neyse onu yerine getirmiş. Sen de kendi yolunun sağında solunda bulunan, şimdiye kadar fark etmediğin güzellikleri yaşamaya çalış. Evet zor. Ama farklı bir tecrübe. Bu hayat sana binlerce seçeneğiyle sunulmuş bir mucize. Seninle olmak isteyen senin yanında yürüsün. Artık önünde bomboş bir sayfa var. Zorunlu tercihler yok. Sen ne istiyorsan o. Madem böyle bir duruma geldin, keyfini çıkar. Kendi hayat sayfanı kendin doldur. Keyifle doldur. Güzelliklerle doldur. Geriye dönüp baktığında “ ne güzel yaşamışım” diyebileceklerinle doldur. Lütfen ama lütfen sayfanı kirletenleri, seni üzenleri o sayfadan silmeyi unutma.”

 

“Silgi getireyim mi konteeess?”

 

Diye gülümseyerek bağırdı.

 

Artık gün ışımaya başlamıştı. Kedilerin hepsi etrafımızda uyuyordu. En son bağırarak söylediği söz bana kalkma vaktinin geldiğini hatırlattı.

 

Hiçbir şey demeden kalktım. Dersimi aldığımı anlamış olacak ki derviş, o da tek bir söz etmeden sırtımı sıvazladı. Bahçe kapısına kadar yürüyüp arkama baktım. Kocaman gamzesiyle sadece elini kaldırıp gülümseyerek bana veda etti. Tekrar tabelaya baktım. Bir daha gelirsem bulabileyim diye. O zaman yine gülümseyerek ve de kedileri göstererek bağırdı.

 

 “Bak bu bebekler senin. Bu bahçe senin, bu dünya senin, gökyüzü senin için var ve bu güneş şu anda sadece senin için doğuyor, sadece senin için unutma. Yaşadığın hayatın hakkını ver.  Dolu dolu, dolu dolu haydi bakalım yolun açık olsun. Sür şimdi arabanı doğan güneşe doğru. Ben buradayım yine bir gece sıcak bir çay isterse yüreğin…

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik