Reklam
Reklam
istanbul escort
Arzular Orada
Onur Sancak (Yaşam Koçu)

Arzular Orada

Bu içerik 502 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Loş ışıkların altında, sarı Arzu kısık sesiyle şarkısını söylüyordu. Kimse onu dinlemiyordu bile. Yüzündeki çizgiler her geçen gün artıyordu. Kırk yedi yaşına gelmişti.  Patronunun her gün, bu dükkan sana artık kapanıyor demesine rağmen yalvar yakar sigara dumanlarının arasında şarkısını söylüyordu.

“Arzular orada, dert oradaydı,

Bir rüya ki aşk dolu şarkılar vardı.

Uçan kuşlar martılar, yeşil saçlı bir bahar,

Gülen şen sevdalılar vardı.”

Sevda var mıydı gerçekten? Kaç defa aldatılmıştı. Kaç defa inanmıştı sevildiğine, kaç defa inancını yitirmişti. Engelli evladı olmasa,  Deli Hamza’nın ağız kokusunu çeker miydi hiç? Çarpar giderdi kapıyı yüzüne. Hem meraklısı da değildi, sarhoşların ağız kokusunu çekmeye.  Ama bu çocuk elini kolunu bağlıyordu.  Her karar verdiğinde Ege geliyordu gözünün önüne. Tüm umutları sönüyordu. Onca küfür ve hakarete rağmen sahneye çıkıyordu.

Masalarda atılan kahkahalar, onu daha da uzaklaştırıyordu buradan. Hiçbir zaman buraya ait olmamıştı.  Yıllarca bedeni buradaydı ama ruhunu hiç içeriye sokamamıştı.

Köşedeki masada, Pazarcı Memet yine oturuyordu. Yirmi beş yaşlarında, Sarı Arzu’ya deli gibi aşık olan zayıf kirli sakallı bir gençti. Arzu onun aşkını biliyor, bilmezlikten geliyordu. Akşama kadar soğukta pazarda kazandığı paraları burada harcamasını istemiyordu. Çoğu zaman yüz vermiyordu çocuğa ama Memet kaptırmıştı bir defa, gönlüne söz geçiremiyordu.  Yeri geliyor Memet’e çok kötü davranıyordu.  Tamam, bu defa gelmez diyordu. Ama ertesi gün bakıyor sahnenin köşesindeki masada yine oturmuş birasını içiyordu.

Arzu sahnede şarkısını söylüyordu.  Memet sıvası dökülmüş kapıdan içeriye girip, köşedeki masasına oturdu. Garsona bir şeyler söyledi. Arzu ona bakmamaya çalışıyordu.  Acımayla karışık seviyordu onu galiba. Kurtarabilir miydi onu buradan.  Sevda bu köhne pavyonun duvarlarını yıkabilir miydi? Bu kirli hayat sevdayla yıkanabilir miydi?  Hem ne kadar temizlenirdi ki. Bu leke hiçbir sevdayla temizlenemezdi. Anlamıyordu koca kafalı. Anlamıyordu.  Bu hayatı ne kadar temizlersen temizle ağartamazsın. Bunu anlamıyordu.

Garson Sarı Arzu’nun yanına yaklaştı.  Kulağına fısıltıyla:

“Arzu Abla, seninki yine masasına çağırıyor seni.”

“Tamam” dedi arzu.

Bacakları yorgunluktan topuklu ayaklarının üstünde titriyor, yalpalayarak yürüyordu.  Gidip suratına bir tokat atmak istedi. Kendini zor tuttu. Deli Hamza görürse kapının önüne koyardı.

Adeta kendini derisi eskimiş koltuğa bıraktı. Mehmet hayranlıkla ona baktı.

“Hoş geldin” dedi.

“Oğlum sen manyak mısın lan? Ruh hastası mısın?

“Niye böyle konuşuyorsun?”

“Lan mal, akşama kadar it gibi soğukta titreye titreye aldığın üç beş kuruşu ne diye buraya bırakıp gidiyorsun. Git sokakta bir sürü genç kız var.  Biriyle tanış. Yazık değil mi parana. Ben sana her gelişinde bir daha gelme demiyor muyum?

“Diyorsun” dedi safça.

Onun bu saflığını seviyordu. Gözünden bir damla yaş düştü.  Keşke karşıma yirmi beş yıl önce çıksaydın dedi içinden.

“Öyleyse niye geliyorsun?”

“Kalbim beni buraya getiriyor.”
“Kalbine sıçayım senin. Git başkasını bul. Benden sana yar olmaz oğlum. Burada bir şeyler ısmarladığın sürece görürsün beni. “

“Ismarlarım.”

“Lan oğlum buradaki kadın sevilir mi?”

“Sevilmez mi?”

“Sevilmez tabi. Git kendine temiz bir hayat kur.”

Garson geldi.

“Abla ne içiyorsun?” dedi.

Deli Hamza yırtık gözlerini açmış Sarı Arzu’ya bakıyordu.

“Her zamankinden.”

“Tamam abla.” Dedi ve gitti garson.

“Paran var mı?” dedi Sarı Arzu. “Masaya kadın getirmek pahalıdır koçum.”

“Bugün saat beşte kalkıp gittim pazara. Ekstra üç kamyon daha boşalttım. “

“İyi bok yedin. İt gibi çalışıp beş dakikada buraya mı vereceksin. Oğlum sende hiç akıl fikir yok mu lan. Saat beşte kalkıp, elin hamallığını yapıp, alın terini buraya mı gömeceksin.”

“Sana değer.”

“Bok değer. Benim diğer orospulardan bir farkım yok anlamıyor musun?”

“Böyle konuşma. Seninle beş dakika oturmak için dünyayı sırtımda taşırım ben.”

Sarı Arzu’nun gözünden bir damla yaş geldi. Ne güzel konuşuyordu. Kaşarlanmış olmasa inanacaktı. Kalbi taş kesilmişti yıllar içinde.  Uzun zamandır hiç duymadığı cümlelerdi bunlar. Ne kadar hasretti sevgi sözcüklerine. Bünyesi alışık değildi. Zehirlerdi yüreğini sevgi sözcükleri. Acıyordu bu gariban çocuğa. Anlamıyordu, çok toydu.

Garson masaya şişeyle şampanya getirdi.

“N’apıyorsun? Dedi Sarı arzu.” Bu ne?”

“Hamza Abi bardakla olmaz şişeyle götür dedi.”

“Başlatma Hamza abinden. Burada bir şişe şampanya adamın donunu bıraktırır. Soyar soğana çevirir.”

“Param var.” Dedi Memet.

“Kes lan sende.”

Garson şampanyayı geri götürdü. Beş dakika sonra elinde şişiyle yeniden geldi.

“Hamza Abi benim kafamın tasını attırmasın diyor.”

“Bırak lan, cezasını çeksin deyyus.”

“Doldur bakalım kadehleri koçacağım.”
“Böyle konuşma şey gibi.”

“Ne gibi?”

“Şey gibi işte.”

“ Oğlum senin gözünde perdemi var. Ulan buranın nasıl bir yer olduğunu görmüyor musun? Ben öyleyim canım.”

“Konuşma öyle. Sen benim sarı meleğimsin.”

“Ne demezsin. Sarı yaşlı melek.”

“Benim için yaş önemli değil.”

“Ulan bu yaşta benim için önemli. Sana çocuk doğuramam, beş sene sonra önüne bir tas çorba koyamam.”

“Olsun ben yaparım.”

“Hadi o zaman, yaşlı sarı meleğin şerefine içelim.”

Memet’in gözleri doldu. Sonra birden yaşlar boşaldı.”

“Ne istiyorsun benden?”

“Beni sevmeni. Benimle gelmeni.”

“Yahu senin kafa taş mı? Ben seni sevemem. Benim bakıma muhtaç engelli bir oğlum var. Ben çalışıp ona bakmak zorundayım. Buraya bir sürü borcum var.”

“Ben ona da bakarım, borcunu da öderim.”

“Sen neden temiz hikâyeni, kirletmeye çalışıyorsun?  Ben birkaç ay daha sahneye çıkabilirim. Daha sonra Deli Hamza beni tuvaletin önüne koyacak. Tuvaleti bekleyeceğim anlayacağın.  Başka bir iş yapamam. Tükendim anlamıyor musun?”

“Benimle gel.”

“Gelemem. Sana yazık edemem.”

“Asıl gelmezsen yazık edersin.”

“Senin kimin kimsen yok mu?”

“Yaşlı kör bir anam var.  Bir de köpeğim Kabadayı. Başkada kimsem yok. Köyden geleli üç yıl oldu.”

“Hem anan ister mi beni?”

“Seni anlattım ona.  Anam yüreğiyle hisseder her şeyi.  Kalbini gördüğünü, tertemiz bir kalbinin olduğun söyledi. Onu al gel dedi.”

“Valla siz ailece kafayı sıyırmışınız. Git buradan bir daha da gelme. Gelirsen de beni masana çağırma. Seni istemiyorum. ”

Sarı Arzu, hıçkırarak ağlıyordu.

“Bi dinlesen beni, anlayacaksın.”

“Dinlemek istemiyorum.”

“Seni seviyorum. Seni buradan kurtaracağım.”

“Buradan kurtulmak isteyen kim? Soruyor musun bana buradan kurtulmak istiyor musun diye?”

“Şimdi soruyorum. Buradan kurtulmak istiyor musun?2

“İstemiyorum.”

“Yalan söylüyorsun. Sende istiyorsun.”

“Bak şurada gördüğün tüm adamlar, Sarı Arzu deyince selam dururdu.  Şampanya ısmarlamak için sıraya girerlerdi. Şimdi yüzüme bile bakmıyorlar. Sen olmasan masasına çağıran bile olmaz.  Git buradan, aklımı bulandırma. İlişme bana.”

“Senden bir şey istemiyorum ki, sadece beni sev.”

“Seni sevemem anlamıyor musun?2

“Ben sensiz ölürüm.”

“Ölmezsin merak etme. Ben neler gördüm, neler duydum.”

“Ölürüm. Ben sana kara sevdalıyım.”

“Benden sana hiç bir şey olmaz anlamıyor musun? “

“Deme böyle.”

“Nasıl bakacaksın bana?”

“Daha erken giderim pazara. İki kamyon daha fazla yük boşaltırım.  Gerekirse daha çok kalırım. Yeter ki bana he de.”

Arzu hıçkırarak ağlıyordu.

“ Sus daha fazla konuşma. Ne olur git. Kirlenme burada.”

Yüreği sızladı. Kimse onun için bir şey yapmak için kılını kıpırdatmadı şimdiye kadar. Ne diyordu bu çocuk. Kafasını karıştırıyordu.

Kalktı masadan, yalpalayarak kulise doğru yürüdü. Döndü arkasına baktı. Gözyaşları içinde ona bakıyordu.

Okşan gelip koluna girdi. Buradaki tek arkadaşı Okşan’dı. Deli dolu bir kızdı. Uzun saçları, kocaman gözleri, gülümseyen yüzüyle neşe saçıyordu. 

Okşan:

“Arzu Abla, yarın gündüz buluşalım mı? Epeydir hiç çıkmıyorum. Gün ışığına hasretim.  Çok bunaldım. Şöyle normal insanlar gibi bir kafeye gidip kahve içelim. Bana fal bak. Hem de asortikler gibi güzel bir yemek yiyelim.”

“Gelemem.”

“Abla ne olursun kırma beni.”

“Senin bu isteklerin yok mu, bitmek bilmiyor.”

“Gelecen mi?”

“Tamam. “

“Bana fal da bakacan ama. Var mı şöyle yakışıklı biri beni buralardan kurtaracak.”

“Ben faldan ne anlarım. Atıyorum.”

“Olsun. Ben inanıyorum.”

Öğleden sonra, Okşan’la bir kafede buluştular. Önden bir Türk kahvesi içtiler.

Okşan:

“Abla şöyle alengerli bir şeyler yiyelim bilmediğimiz.”

“Bilmediğim şeyleri yemem ben.”

“ Her zaman aynı şeyleri yiyoruz. Bilmediğimiz şeyleri yiyelim. Sosyetikler gibi olalım.”

“Aman ne yaparsan yap.”

Menüyü istediler. Menüde daha önce duymadıkları isimler vardı. Bir tanesini seçtiler. Fettucini Alfredo. Değişik geldi onlara.

Okşan:
“Abla bunu isteyelim kız. Değişik bir şeye benziyor.

“Kız bilmediğimiz şeyleri yemeyelim.”

“Bunu yiyelim abla.”

“Aman ne istiyorsan onu yiyelim.”

Yemek gelince Okşan çığlık attı.

 “Kız bu bildiğimiz makarna abla. Şimdi biz isteye isteye, makarna mı istedik. Kebap falan olaydı bari. Ben zaten evde sürekli makarna yiyorum.”

“Bilmediğin şeyleri istersen böyle olur.”

“Ne bileyim asortik bir ismi vardı. Kebap gibi bir şey sandım. Sucuklu yumurta bari olaydı. Söyle mis gibi koka koka yerdik.”

“Ye işte zıkkımlan. Söylenip durma.”

Saatlerce güldüler.

“Kız abla, senin için gelen oğlan, kara sevdalı valla. Kız her gece geliyor. Sana yanık bu çocuk. “
“Deme öyle şeyler.”

“Sende biliyon. Ah bir de bana rastlasa böylesi.”

“Hadi gidelim Ege evde yalnız.”

“Aman kırk yılda bir çıktık abla. Şöyle endamımızı gösterelim. “
“Kız sen gençsin. Bende endam kaldı mı ki göstereyim? Hem akşam endamını pavyonda gösterirsin.”

“Bana senin ki gibi kara sevdayla bağlı kimse gelmiyor ki, hepsinin aklı fikri oynaşmakta.”

“Hadi gidelim.”

“Sen de onu seviyon mu abla?”

“Kız ne sevmesi. Sen kafayı mı yedin? Ben gidiyorum. Sen otur.”
“Tamam, tamam geliyorum.”

Ege gece hastalanmıştı. Arzu’nun eli ayağı birbirine dolaştı. Çocuk acile götürdü. Sabaha kadar hastanede sabahladı.  Deli Hamza’yı aradı. “Bi daha gelme ulan” dedi. Deli Hamza: ”Sanki çok işime yarıyon.”

Bütün gece Ege’nin başını beklemişti. Ege’nin babasını da pavyonda tanımıştı. İlk görüşte aşık olmuştu. Tüm kalbiyle inanmıştı ona. Seni bu hayattan kurtaracağım demişti. Kara gecelerden kurtulacağını düşünmüştü. Hem sevmişti de onu. Ege’ye hamile olduğunu öğrendiğinde çok sevinmişti. Kadir’e müjdeyi vermek için sabırsızlanmıştı. Ama o müjdeyi hiç verememişti. Kadir, pavyondaki Kıvırcık Sevda ile kaçmıştı. Olduğu yere yığılmıştı Arzu. Çocuğu aldırmak istemişti ama yapamamıştı. Sonra iyi ki de yapmamışım dedi. Ege onun yaşama sebebi olmuştu.

Bu gece pavyonda garip bir koku vardı. Ölüm kokusu gibi.  Tuhaftı. Midesi bulandı bu kokudan. Sahneye çıktığında, köşedeki masada Memet yine oturuyordu. Bu gece şarkısını ağlayarak söylüyordu. Arzu’nun içinde tarif edemediği bir sıkıntı vardı. Yüreğini söküp atarsa o zaman bu sıkıntıdan kurtulabilecekti.  Neydi içindeki bu sıkıntı?

Şarkısı bitince garson yine geldi.

“Abla seninki masaya çağırıyor.”

Hiçbir şey söylemeden masaya yürüdü. Memet ayağa kalktı.

“Ne istiyorsun benden?” dedi.

“Seni istiyorum. Seni seviyorum gel benimle.”

“Ben seni sevmiyorum. Vazgeç artık git evine.”

“Benim evim senin yanın.”

“Git diyorum sana. Rahat bırak beni.”

“İstemiyor musun?”

“İstemiyorum.”

“Beni hiç mi sevmiyorsun?”

“Hiç sevmiyorum.”

“Bana bir şans ver. Bak nasıl mutlu edeceğim seni.”

“Beni hiç kimse mutlu edemez.”
“Ben mutlu edeceğim söz veriyorum.”

“Benim içim ölmüş. Neyi mutlu edeceksin?”

“Gel benimle.”

“Gelemem anlamıyor musun? Sen git.”

“Sensiz gitmem.”

“Git diyorum.”

Sarı Arzu’nun gözyaşları sel olmuştu. Herkes onlara bakıyordu. Deli Hamza bağırdı.

”Kesin lan şu aşk filmini. Oturacaksan otur şunun yanına sürtük.”

“Doğru konuş dedi Memet.”

“Kes lan tüysüz. Nasıl konuşacağımı sen mi öğreteceksin?”

“Hadi şimdi git dedi Arzu, başka bir akşam gelirsin.”

Deli Hamza tüm kuvvetiyle bir tokat attı Arzu’ya.  Memet’te Deli Hamza’ya bir yumruk vurdu. Pavyonun dilsiz fedaisi Kudret tetiğe bastı tek kurşunla Memet’i yere devirdi.  Memet olduğu yere yığıldı. Her yer kan gölü oldu. Arzu, Deli Hamza’nın yüzünü tırnakladı. Yüzü boydan boya çizildi.

“Pislik” dedi. Gencecik çocuğu öldürdün.”

Deli Hamza:

“Zeki vur şu kaltağı.”

Zeki tabancasını çıkarıp Arzu’ya ateş etti. Arzu sarsıldı. İkinci kurşunla yere yığıldı.  Gülümsüyordu adeta.  Gözünün biri açık gitmişti. Elinin biri Memet’e doğru uzanmıştı. Onu korumak istemiş ama koruyamamıştı.

Deli Hamza:
“Ben gidiyorum” dedi.” Temizleyin şuraları. Hey millet, şu tüysüz Arzu’ya asıldı. O da ona tokat attı. Kavga çıktı.  Oğlan çıkardığı tabancayla Arzu’yu vurdu. Arzu’da, Zeki’nin tabancayı kaptığı gibi oğlanı vurdu.  Anlaşıldı mı?”

“Anladık”  dedi hepsi.

“Kudret, Zeki sizde kaybolun ortadan. Kamera kayıtlarını da silin.

Deli Hamza’nın yazdığı hikâye tıkır tıkır işledi.  Sarkıntılık olarak dosyaya işlendi. Herkes kör, sağır ve dilsiz olmuştu. Dosya kapandı.  Arzu’yu kimsesizler mezarlığına gömdüler. Ege’yi de çocuk esirgeme kurumundan bir yetkili alıp, yurda yerleştirdi. Memet’in öldüğünü duyan kör annesi, felç oldu. Kısa süre sonra da öldü.

Pavyonun loş ışıkları arasında Okşan, gözyaşları içinde şarkısını söylüyordu. Yüzünde yılların acısı, sesinde hüzün vardı.

“Arzular orada……”

 

 

 

 

 

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik